Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!


18.11.2019 - Bu Yazı 637 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Muhalif yurttaş kesimleri umutsuzluk yaşıyor. Alışılagelen her şey ters yüz oldu. Kendilerine, olup biten ne varsa tersini söyleyen bir iktidarla karşı karşıyalar ve durmaksızın horlanmaktan yorgun düşmüş haldeler. Ayakta kalma çabası içinde, başka bir dünyanın mümkün olduğunu hissetseler de buna kafa yoracak halleri yok. Hali olanların da, niyeti. 

Ancak genellikle etliye sütlüye pek karışmama yanlısı olup tepkisini sandıkta gösteren mutedil muhalif kesim, önceki dönemlerden farklı bir iktidar tavrıyla karşı karşıya bu kez ve bu yenilik, onları da dönüştürüyor gibi. 

Bizimki gibi az gelişmiş demokraside ortalama bir muhalif (iktidar seçmeni olmayan), ekonomi iyi gittiği sürece hükümetin uygulamalarıyla ve onların anti-demokratik sonuçlarıyla pek ilgilenmiyor. Çünkü az gelişmiş demokrasi, aynı zamanda ‘yurttaş olamamış yığınlar’ demek. Yurttaşlık aidiyetinden habersiz biri, kendi çıkarı zedelenmediği sürece dönüp kimin canının yandığına bakmaz. Adalet, hukuk, demokrasi gibi ‘soyut’ kavramların bir değeri yoktur. 

Hal böyleyken söz konusu ‘soyut’ kavramların, fırında satılan ekmeğin niteliğini dahi belirlediğini anlatmak gerekir; ancak aynı az gelişmişlik, anlatma potansiyeline sahip muhalif parti ve grupların kumaşını da dokuduğu için, böyle bir şey mümkün olamıyor.

Maddi sıkıntı çekmediği sürece dünya batsa umursamayacak, halihazırdaki iktidarın uygulamalarından ‘hazzetmeyen,’ fakat sinir bozukluğu dışında somut bir zarar görmemiş kesimler, belki de ilk kez iktidarın uygulamaları ve söyleminden bu ölçüde yoğun etkileniyor. 

O etkinin önemli nedenlerinden biri hiç kuşkusuz yönetenlerin dili ve hali tavrı. Bu kadar aşağılanmak, milyonlarca insanın her Allah’ın günü hakaret işitmesi, bugüne kadarki iktidarların (ve dalkavukların) akıl edemediği bir yöntemdi, siyasal İslamcılara kısmet oldu! Gel gör ki, tanıklıktan yorgun düştüğümüz bu akıl almaz üslup, o umursamaz milyonları da daha politik bireyler haline dönüştürmeye başladı. 

Örneğin, iktidarın anlamadığı (aslında muhalefetin de tam manasıyla anlamadığı!) ve anlama ihtimali olmayan Gezi eylemleri, başkaca şeylerin yanında, söz konusu üsluba duyulan büyük tepkinin de dışa vurulmasıydı. Hiçbir insan topluluğu gece gündüz horlanmaya tahammül edemez kuşkusuz. 

15 Temmuz sonrası giderek yaygınlaşan ‘terörist’ ithamları da benzer bir etki yaratıyor belli ki. Bir süre öncesine dek Türkiye’nin normali, sosyalistlerin ve Kürtler’in terörist olmasıydı! Fakat ilk kez ortalama muhalif, insan zekasını yok sayan biçimde bu ithamla karşılaşıyor. Pazarda domates satandan, bir muhalefet partisine oy veren sıradan seçmene; ekonomik gelişmeleri yorumlayan muhalif iktisatçıdan, kazancını dövize yatıran yurttaşa dek, her an, herhangi bir iktidar yandaşı, siyasetçisi ya da yazarı tarafından terörist ilan edilmek mümkün.

Hal böyleyken, artık ‘tuzu kuru’ tabiriyle tanımlanan kesimler de, yavaş yavaş tedirginlik duymaya ve sıranın kendilerine de gelme ihtimalinden ürkmeye başladılar. 

Tedirginliğin yaygınlaşmaya başladığı dönemlerde, muhaliflerin aradığı çıkış yollarından biri, yeni lider arayışı oluyor. Nitekim 2001 krizinin yaşandığı dönemde de Türkiye ahalisi peşinden gidecek birilerini arayıp bulmuştu! Tarihte örneği çok bu durumun. Günümüz muhalifi de yeni ‘lider (ler)’ özlemi içinde. Kiminle konuşsanız, oy verdikleri partilerin genel başkan ve yönetimlerinden rahatsız ve gerçek bir muhalif ‘lider’ olmayışından şikâyetçi.

Oysa aynı insanlar, ‘Gezi’ günlerinde heyecanlanmış ve park forumlarına tanık olmuştu. Gezi’nin en önemli özelliği ve hoşluğu ‘lidersiz’ oluşuydu. Hâkim bir parti, örgüt, sendika vs. yoktu ortada, olmadı, olamadı. Yatay ilişkiler, hiyerarşiyi dışlayan ağlar kurulmasını sağladı. Milyonlarca yurttaş, belki de ilk kez yurttaş olduklarının bilincine vararak bir araya gelip parklarda oturdu, konuştu, dertleşti ve sohbet etti. Gezi forumları, geleceğin yönetim biçimlerinin heyecan verici bir fragmanı, ânıydı.

Nitekim sonrasında pek çok şehirde irili ufaklı yurttaş meclisleri toplanıp sevgili Ulaş Bayraktar’ın sözcükleriyle ‘hemhal’ ve ‘hemdert’ olmaya başladı.

Peki bu durumda, bu denli gelişmiş ve gelişmekte olan iletişim teknolojisiyle yüz yüzeyken, dünya hızla değişiyorken, bilişim devrimi aklı almaz bir dönüşüme yol açıyorken, neden yeni ‘liderler’ aranır?

Neden eşitlikçi ilişki biçimleri, hiyerarşinin olmadığı ortaklaşa idare gibi çok daha insani yollar varken, bizi peşinden sürükleme hevesiyle yanıp tutuşan yeni bir lidere, liderlere ihtiyacımız olsun? 

Toplumsal ve siyasal kültür, yerleşik alışkanlıklar o kadar kolay ve hızlı değişmez kuşkusuz. Ancak eninde sonunda dönüşür. Zihinlerimizin bunu kabul edip uyum sağlaması kolay değil. Buna mukabil, yerleşik tüm alışkanlıklarımız bize işlevsiz görünecek bir zaman sonra. 

Benim, yüzlerce yıl önceki siyasal-toplumsal ilişkilerin sonucu olan temsil ilişkilerine, o ilişkilerin sonucu olan temsilcilere ve liderlere ihtiyacım yok. Sizin de yok. İnanın yok! 

Milletvekilleri olmadan ve yeni liderler bulmadan yaşayabilir, nefes alabilir ve yaşamımızın yönüne kendimiz karar verebiliriz. Hiyerarşiyi reddedebiliriz. Varılan gelişmişlik düzeyinin bize sunduğu olanaklar, bu tercihleri yapmamızı mümkün kılıyor.

Yeni liderler aramak yerine, lidersiz ve eşitlikçi yaşam imkânları üzerinde kafa yormakta büyük yarar var. Halihazırda pek çok yurttaşa çocuksu ve gülünç görünecek bu tarz öneriler, bir süre sonra günlük yaşamlarımızın ve siyasetin ana ilkeleri haline gelecek. 

Sahip olacağımız her şey, hayal ettiklerimiz ve o hayalleri gerçekleştirmek için harcadığımız emek kadar olacak. Ne az ne çok…  

Bir not: YÖK Başkanı, belli ki sorumluluktan kurtulma isteğinin sonucu olarak, buna mukabil tümüyle haklı bir biçimde, üniversitedeki tasfiyeyi ‘üniversite idarecilerinin’ yaptığını söylemiş. E biliyoruz zaten! Nesi sürpriz bunun, ilk günden bugüne aynı şeyi tekrar ediyoruz ya! O listeleri hazırlayanları, fakülte ve kampüslerdeki işbirlikçilerini, kimin kiminle hangi konuşmaları yaptığını, söylenen yalanları, diğer rektörleri arayıp “Yalnız kaldım, siz de atın” diyerek ısrar eden haysiyetsizleri vs. biliyoruz. Bu yüzden, yaklaşık üç yıl önceki bir yazımda, dönemin gereğinden fazla heyecanlı üniversite yöneticilerine, her gün Google’a girip en az bir kez ‘savcı Zekeriya Öz’ün fotoğrafına bakmalarını önermiştim. AYM’nin geçen ay verdiği (OHAL dönemi idarecilerinin cezai sorumluluğuna dair) ‘yorumlu ret’ kararının ardından, yargının kendisini daha serbest hissedeceği devrin gelmesini bekliyoruz yalnızca. Sabırla. Sabırla. Tahayyül dahi edemeyecekleri bir, sabırla. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive