Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Vatan size minnettar


29.12.2019 - Bu Yazı 486 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Çok heyecanlanıyorum ben böyle şeyleri görünce, yaşayınca. Çığlık atmak geliyor içimden. Akıl almaz işlerin olduğu Türkiye’de, aslında ne denli güçlü bir tarihsel birikimin, nasıl yok edilemez bir ‘itiraz’ kültürünün ‘de’ var olduğunu, o kültürün tortusunun bir yerlerde sessiz sedasız beklerken bir vesileyle ortaya çıkıverdiğini görmek, beni mutluluktan uçuruyor.

Tekel işçilerinin Ankara Sakarya’da kurdukları çadırlarda geçirdikleri o haftalar gibi… On binlerce insanın ‘Adalet Yürüyüşü’nde o sıcakta, o zorlu koşullarda inat ve dirençle ‘hak-hukuk-adalet’ deyişi gibi… Gezi döneminde düzenlenen park forumlarında yüz binlerce insanın bir araya gelip ‘dertleşmesi’ gibi… İstanbul seçimi iptal edilince ‘alın o zaman’ dercesine verilen 800 bin oy farkı gibi… Oy çuvallarının üzerinde uyuyanlar gibi…

Bunlar ‘yurttaşlık anları’, nefes alınan anlar. Vergilerimizle ‘ekmek verdiğimiz’ sayın makam arabalılara, “Sakin ol, sahip olduğun ne varsa ben izin verdiğim ve emek harcadığım için var” denilen anlar.

İstanbul’da yapılması planlanan kanal projesine karşı binlerce insanın, hazırlanan rapora karşı ‘itiraz dilekçesi’ vermek için yağmur soğuk dert etmeden kuyrukta beklemesi, yine böyle tarihi bir ‘yurttaşlık anı’. İngiltere’de yasama yetkisi, yüzyıllar önce uyruk temsilcilerinin her yıl hükümdara sunduğu dilekçelerin, zaman içinde yasa metinlerine dönüşmesiyle doğmuştu. Anlayacağınız, öyle dilekçe deyip geçmeyin sakın!

O kuyrukta bekleyen insanlar, azınlıkta mıdır çoğunluk mudur; diğer sorunlarımıza dair özgürlükçü bir çizgide mi yoksa tutucu mudurlar? Boş verelim şimdi bu soruları.

Velev ki bu satırların yazarı ya da okuyanlarla pek çok konuda farklı düşünüyorlar. Önemli olan, ellerinde şemsiye, soğuktan titreyerek o kuyrukta bekliyor olmaları. Hiçbir bireysel çıkarları olmadan. Yönetenlerin asla anlamayacakları bir durum bu. Kuyruktakiler itiraz ediyorlar. Bıkkın ama kararlılar. Şehirlerine, topraklarına, memleketlerine sahip çıkıyorlar.

Hiçbir karşı çıkışı küçümsememek gerek. Tümü, toplu bir deneyimin parçası ve yurttaşlaşma sürecinde küçük, küçüklüğü ölçüsünde mücevher değerinde. Boş verelim iri sözleri, büyük adımları. Böyle böyle oluşuyor, oluşacak yurttaşlık bilinci. Kalabalıklar, ‘deneyimleyerek’ yurttaş haklarına sahip çıkıyor. Bundan daha güzel ne olabilir!

Anlamıyorlar tabii. Üç güne kalmaz ‘feşmekan örgütü başlatmış imza kampanyasını’ diyebilirler, misal. Üç beş cümleleri var, biri bu. Anlamıyorlar. Dünyanın ve Türkiye’nin değiştiğini, insanların ne halde olduğunu, bıkkınlığın ölçüsünü, afra tafranın eninde sonunda herkese illallah dedirteceğini kavrayamıyorlar.

Diğer yandan, ‘hayırlara vesile’ bir ‘anlamama hali’ bu belki de! Bu sayede, milli eğitim tornasının neden olduğu zarar telafi ediliyordur, kim bilir. ‘Düşünmemek, sorgulamamak ve yalan yanlış bir tarih bellemek’ sac ayakları üzerine temellendirilmiş eğitim tornasından çıkan kalabalıklar, ‘yeter’ demeyi öğreniyor. Eşitlik için önce yurttaşlık bilinci gerekiyorsa eğer, ‘yeter’ sözcüğü ilk adım.

Bu rejimlerin alameti, baskı ile yaratılan ‘sessizlik’ ortamını, bir zaman sonra ‘memnuniyet’ sanmak. Ne yapsın insanlar? Yönetime katılabilmek için önlerinde yalnızca sandık seçeneği var. Onun selameti de ayrı bir konu! Demokrasi sandıktan ibaret değil ki. Hele ki geleceğin demokrasisinde sandık, muhtemelen tali araçlardan biri olarak işlev görecek.

Devir değişti, devir. 16 yaşında bir kız çocuğu dünyayı sarstı. BM’de konuşma yapıp Time’a kapak oldu. Trump, Putin gibi kabadayılar sessiz kalamayıp bir şeyler söylemek zorunda kaldı. Dünyanın sayısız şehrinde milyonlarca ‘yurttaş’ iklim protestosu gerçekleştiriyor. Ha keza, her yerde kadınlar ayakta. Her yerde ve Türkiye’de. Akıl fikir sahibi insanlar olup biteni görüyor, anlıyor ya da anlamaya çalışıyor. Yükselen yalnızca otoriterlik değil Batı’da. ‘Yeter’ diyen sıradan yurttaşın sesi de giderek daha fazla çıkıyor. Milyonlar, üç beş ahlaksız sömürgen servetini biraz daha büyütsün diye havanın suyun zehirlemesine tahammül göstermiyor.

Artık herkesin herkesten hesap sorduğu, herkesin her yere ulaşabildiği bir maceradayız. Bunun olumsuz ve olumlu yanlarını yaşayacağız yıllar içinde. ABD’deki biri benim elimdeki gazeteyi benden daha net okuyabilir, doğru ve çok ürkütücü. Buna mukabil ben de onun yalanını üç gün içinde öğrenebiliyor ve oradaki sıradan yurttaşla istediğim anda temas kurabiliyorum! Eh, bu da onlar açısından ürkütücü!

Memleketteki güncel çekişme, bilgilenme, haberdar edilme haklarıyla, höt zöt arasında geçiyor. Biri Kanal’ın muhtemel çevre zararlarını anlatırken, diğeri ‘Karadeniz her an patlayabilir’ diyor. Biri uluslararası hukuktan söz ederken, diğeri ‘Vatikan altın saklamış oraya’, diyor. Biri deprem riskine dikkat çekerken, diğeri ‘yerli ve milli değilsiniz’ diyor. Biri ‘bilimsel ve tarihsel verileri’ anlatırken, diğeri ‘çatlasanız da patlasanız da’ buyuruyor.

Ve Türkiye’de sıradan insan, nefes alma hakkına, denizine, toprağına, coğrafyasına sahip çıkıyor. O kuyruktakiler ve gönlü onlarla birlikte olanlar. Ağır da olsa, çok yavaş da olsa, hak bilinci yeşeriyor.

İnsanlara hiçbir şeyin olması gerektiği gibi anlatılmadığı, aslında çoğu zaman herhangi bir şeyin anlatılmadığı, anlatılanların ise çoklukla yalandan ibaret olduğu bir toprakta yaşıyoruz.

Buna rağmen azınlıkta olup inatla direnenler, her şeye rağmen farkında olan, itiraz edenler var. Dilekçe kuyrukları gibi muhteşem ‘yurttaşlık anlarının’, birlikteliği ve hak mücadelesini büyüteceği kanısındayım. Her tarafımız tel tel dökülürken, insani ve kurumsal çöküş yaşanırken; kayayı delen her minik ve yemyeşil yaprak çok değerli, güzel görünüyor.

Verilen dilekçeler hiç işe yaramayabilir, kibirden önünü göremez hale gelmiş olanlar o dilekçeleri zerrece umursamayabilir. Önemi yok. Önemli olan o kuyruklar.

Bıkıp usanmadan anlatmak gerek. Herkes insan muamelesi görmek ister. Herkes kendine bir şey anlatılsın, birileri onu ciddiye alıp konuşsun ister. Hele ki bu çağda, artık yurttaş katılımının asıl yol göstericisi ‘doğru bilgilendirme’ olmak zorunda.

Kanal tartışmasında muhalefet ‘sandığa’ vurgu yapmak yerine,
usanmadan bilgilendirme yolunu seçmeli, ki şu ana dek bunu çok iyi yapıyor. Doğru ve yoğun bilgilendirme yapılmadan ortaya konulacak sandık, umulmadık sonuçlar verebilir ve artık bu külhanbeyi ‘Bonapartist’ tuzaklara düşmeden siyaset mümkün olmalı.

Bir yurttaş olarak, aldığım ‘nefesi’ oylamaya sunmak istemiyorum, bu kadar basit. Yaşamımı, çocuğumun geleceğini ‘oylamak’ hiç kimsenin haddi değil. Biri çıkıp ‘köleliği’ gündeme getirse, oylama mı yapacaksınız?!

Bir kez daha: Demokrasinin içerdiği katılım yollarından yalnızca biri olan ‘sandık’ tapınmasına lüzumundan fazla iltifat etmeden, öncelik ‘doğru bilgilendirmeye’ verilmeli ve insanlara yurttaş oldukları hatırlatılmalı. Marifet ve geleceğe dönük yarar burada. Teknoloji fazlasıyla imkân tanıyor.

Bu memlekette üç gün önce haysiyetsiz birileri, vefat eden yabancı uyruklu işçiyi yol kenarına bıraktı. Bir diğeri, iki işçisine hata yaptıkları gerekçesiyle işkence yaptı. Halimiz bu. Fakat aynı toprakta, sesini duyuramayan, ne yapacağını bilmeyen, yapılması gerekeni gördüğündeyse harikalar yaratan milyonlarca dürüst insan var. Her görüşten. Kalın bir sis perdesinin arkasındalar nicedir. Ama oradalar.

On binlerce ‘yurttaş’, ellerinde dilekçe kuyruk bekliyor yağmur altında. Harika. Selam olsun o kuyruktakilere. Bu harika ‘yurttaşlık anının’ emekçilerine…

Teşekkür notu: Bir seçmen sıfatıyla, iktidarın şu aralar hedef aldığı Ömer Faruk Gergerlioğlu’na teşekkür ederim. Kendisi, milletvekilinin nasıl olması gerektiğinin en canlı ve etkileyici örneği. Sağ olsun, var olsun.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive