Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!


9.02.2020 - Bu Yazı 455 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  ‘Muhalefet ne yapıyor’ sorusunu, muhtemelen bu yazıyı okuyan herkes günde birkaç kez soruyordur kendine. En iyi niyetli yorumla, anayasası askıya alınmış bir ülkede anayasal çerçevede kalarak iktidarın seçimle gidebileceğini göstermeye, bunu başarmaya çalışıyor, diyelim. 

Buna mukabil, bir kez koşulların ‘olağan’ olmadığını kabul edip propagandayı bu iddia üzerine kurduktan sonra, muhalefetin de ‘sıradan olmayan’ yollarla yapılması gerekmez mi? Barışçıl yöntem ve araçlardan bir an olsun şaşmadan, iktidarın ezberini bozacak eylemler. 

Örneğin, bir karayolunda yirmi beş gün yürümek böyle bir hamleydi. Basit, iddialı, barışçıl, inatçı ve ses getiren. Siyasetin, artık hemen hiçbir işlevi kalmamış parlamento duvarları arasına sıkıştırmadan yapılması.  

Fakat bu tür hareketlenmeleri nadir yaratabiliyorlar. Sanırım bunun temel nedeni (siyasetçilerimizin genellikle sıkıcı insanlar oldukları gerçeğini bir yana bırakırsak!), oy kaybı korkusu. Oy kaybından çekinmenin diğer ayağı ise, hiç kuşkusuz ‘muhalif seçmenden’ oy alma çabası. Malum, ‘yolsuzluğa israf diyelim’ taktiği!

İktidar bloğundan oy almak için çok çeşitli yöntemler denendi ve deneniyor. Kuşkusuz devam edecek. Haliyle, muhalefetin ‘seçmeni ürkütmeme’ niyeti, muhtemelen bundan sonra da baskın davranış/siyaset biçimi olur. Ancak başlıca amaç muhafazakârların ‘canını sıkmamak’ olduğunda, bunun doğal sonuçlarından birinin ‘iktidarın çizdiği sınırlar içinde sıkışıp kalmak’ olması çok  muhtemel.

Sonuçta, şöyle bir manzarayla karşı karşıyayız: Anayasanın temel ilkelerini umursamayan ve herhangi bir denetleme mekanizmasına yan gözle dahi bakmayacağı çok açık bir iktidar karşısında; askıya alınmış hukuk sınırları içinde, iktidar seçmeninden oy devşirmeye çalışan ve bunu hayli muhafazakâr yöntemlerle yapmakta ısrarcı bir muhalefet!

Söz konusu tercihin beklenebilir sonuçlarından biri, çoğu zaman ‘hareketsiz’ kalmak oluyor ne yazık ki. ‘Hareket’ ile kastım, sosyal medya eleştirileri, TBMM salı grup toplantıları, hiç kimsenin ciddiye almadığı soru önergeleri, genel kurul salonunda gece geç vakitte çekilip medya ile paylaşılan ‘çalışkan vekil’ fotoğrafları ya da bir felaket yaşandığında yapılan toplu ziyaretler değil. Bunlar, bir milletvekilinin yeniden seçilebilmek ve vekil avantajlarından yararlanmaya devam etmek için gerekli olan ‘zorunlu hareketler’ kategorisinde zaten.

Mesele, dönüştürücü ve sarsıcı işlevi olan ‘dönüştürme’ anları. Siyaset anları. Yurttaşlık anları. Karayolunda yürümek böyle bir andı. Seçim ittifakı açıklaması böyle bir andı. Eşlerin birlikte tiyatro izlemeleri böyle bir andı. Dilekçe kuyruğu böyle bir andı. Muhalif dindarlar ile ‘karşılaşmalar’ böyle anlardan.

Yoksa, kıpırdanma/siyaset ile kastım, dokunulmazlıkların kaldırılması için hokkabazlık yapmak, başka ülkenin topraklarına asker gönderilmesini ‘içi yana yana’ onaylamak, mütemadiyen ‘başsağlığı ve yakınlarına sabır’ dilemek, iktidar mensuplarının akıl fikir almaz açıklamalarına anlamsız polemiklerle karşılık vermek ya da eline koskoca bayrağı alıp sahneye koşmak değil. 

Klişe seviciliğinin ve eksikliği yüz yıldır hiç hissedilmeyen ‘milliyetçiliğe bir kez daha’ hitap etmeye hevesli yöntemlerin nasıl bir değeri olabilir ki? Siyasetçiler bu yollarla neyi değiştirebilir? Hiçbir dönüşüme neden olmayacaksa, neden siyaset yapıyorlar? Hakikaten bu kadar mı sıkıcı bir hayatları var? 

Bana kalırsa muhalif siyasetçiler, bu toplumun ve seçmenlerinin ne halde olduğunun henüz ‘tam olarak’ farkında değil. Sorunun devasalığını layıkıyla göremiyorlar belli ki. Sokaktaki insanın, dolmuştaki yolcunun, tezgah arakasındaki esnafın, okuldaki öğrencinin ne konuştuğunu, evde oturanların, işsizlerin haleti ruhiyesini hissetmekte zorlanıyorlar. Korunaklı bir yaşamları var ve çevreleri onları sevip takdir edenlerle sarmalanmış durumda. Bu insanların bir süre sonra gerçeklikle aralarına mesafe girmemesi çok güç. 

Derin bir mutsuzluk, her yerde. Şaşkınlık, öfke, çaresizlik hissi… Hayatta kalma ve kuyruğu dik tutma çabasının bitip tükenmemesi, olup bitene ilgisizliğe, duyarsızlığı da savurabiliyor insanları. Yarın işsiz kalabilir, evinize gelirken trafik kazasında ölebilir, çöken bir binanın altında kalabilir, evinizin önünde bekçi tarafından sorguya çekilebilir, bir anda gözaltına alınabilir, hain/terörist ilan edilebilir; üstelik bunları dile getirmekten, kaygılarınızı anlatmaktan dahi çekiniyor, korkuyor olabilirsiniz. 

Hal böyleyken, buradaki prestijli işini bırakıp yurt dışında garsonluk yapmak isteyenleri de anlamak mümkün oluyor doğrusu. Genci, orta yaşlısı, fırsatını bulan kaçmak istiyor artık ülkeden.

İktidar bloğu, uzun süredir kendi milletini seçti ve onun yerli-milli fertlerini bir arada tutma idealini, kalan yüzde 50’yi yok sayarak gerçekleştirme peşinde. Milyonlarca insan her gün küçük görülüp horlanıyor ki, tanık olunan ölçüsüzlük hakikaten akıl alır gibi değil. 

Horlananlar, memleketin kültürel ve maddi sermayesinin ‘çoğunluğunu’ temsil ediyor. Ben yurttaş olarak bu akşam, yarın sabahtan itibaren yönetenler tarafından bir vesileyle aşağılanacağımı, gün içinde birkaç kez en hafifinden ‘geri zekâlı’ muamelesi göreceğimi bilerek uyuyacağım. 

Durum buyken muhalefetten gelen her ‘canlılık belirtisi’ seçmenlerini heyecanlandırıyor tabii. Binlerce yurttaşın dilekçe kuyruğunda, yağmur altında saatlerce beklemesinin nedeni de buydu. Yeter ki bir şey yapılsın, yeter ki biraz nefes alınabilsin, yeter ki kendisini insan ve yurttaş gibi hissedebilsin…

Bakın şimdi, minik bir ‘TV kanalı boykotu’ çağrısı dahi nasıl heyecan veriyor herkese. Bir kanalın takipçisi şu kadar düşermiş, bu kadar yükselirmiş; bir önemi yok bunların. Önemli olan, yurttaşın kendi iradesiyle bir şeyleri değiştirebileceğinin giderek daha fazla farkına varabilmesi. Üç beş ay AVM’ye gitmese sistemi altüst edebilecek potansiyele sahip ve her Allah’ın günü hakaret işiten insanlardan söz ediyoruz. 

Pek az da olsa demokrasi görebileceksek eğer bir gün, ortalama yurttaşın ‘benim irademle gerçekleşiyor her şey’ diyebilmesi, gücünü idrak edebilmesi sayesinde olacak.

Dolayısıyla, şu koşullarda hayli naif görünen bir boykot çağrısını hiç azımsamamak gerek. 

Tabii, şu soruları da hatırlatarak… Bugüne dek hangi beklentiyle çıktınız o kanala? Kürt siyasetçiler bir gün olsun davet edilmiyorken, neden rahatsızlık duymadınız? Tek derdiniz CNN Türk mü, diğerlerinden memnun musunuz? Kanalların çoğunu protesto etmeyi düşünmez misiniz? Ederseniz ne kaybedersiniz? Hiç kimsenin o programlardaki soytarıları ciddiye almadığının farkında değil misiniz? Protesto öneriniz bir TV kanalıyla mı sınırı olacak? Neden hâlâ olağanüstü koşulların gerektirdiği olağan dışı davranışları sergilemekte bu denli çekingensiniz? Boykotu, hiçbir etkinizin kalmadığı, varlığınızla yokluğunuzun belli olmadığı parlamento için de düşünür müsünüz?

Çok soru var. Tabii, ana muhalefet yönetimi bu soruların çoğuna ‘Hayır’ yanıtını verecektir. Abartmayacaklarından (!) kuşkum yok. Çünkü protestonun fazlası muhafazakârı ürkütür! Her neyse…

Yine de bir TV kanalına yönelik tepki önemli ve simgesel değeri var. Muhalefetin, yanlışlıkla morga kaldırılmış ve aslında hayatta olduğu, son anda parmağını kıpırdatınca anlaşılan insanları çağrıştıran bir yanı olsa da, şunca yılın ve rezaletin ardından hiç olmazsa bir şeyi protesto etmeyi akıl edebilmiş olması yine de sevindirici.

Boykotun süresi ve sonucunun pek önemi yok bana kalırsa; sabah akşam horlanan, sövülen, ödediği vergi ‘israf’ nedeniyle heba edilen, çoluk çocuğunun geleceği karartılan ve akıllarıyla dalga geçilen milyonlarca insanın deneyimlediği, eğitici-dönüştürücü işlevi olan her ‘yurttaşlık anı’ önemli… 

Bir haber verme ve dayanışma isteği: Kamu üniversitelerinde geriye kalan aklı başında kim var kim yok temizleme çalışması kapsamında olsa gerek, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde anayasa hukukçusu Bülent Yücel’in dersi de elinden alınmış. Meslektaşımız, 12 yıldır muhtemelen çok iyi bir anayasa hukuku dersi veriyordu ki cezasız bırakmamışlar. Bu rejim açısından son derece doğal, o kurumun öğrencileri açsısından berbat bir gelişme.

Yazı önerisi: Çiğdem Toker’in ‘İkinci Pist’ başlıklı yazısını buraya bırakıyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive