Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…


9.04.2020 - Bu Yazı 203 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Ücretli izin ve infazda adalet! Ücretli izin ve infazda adalet! Ücretli izin ve infazda adalet! Ücretli izin ve infazda adalet!

Aslında böyle bir virüs filan yok, kandırmaca… Bakmak lazım Yahudiler ölüyor mu mesela… Bizim genimiz sağlam, etkilenmeyiz merak etmeyin… Amerikalılar üretiyor bu virüsleri, sonra… Tabii kardeşim, boşuna mı Çin’de çıktı, ticareti şey yapıyorlar… Abi teyzemin oğlu söyledi, telefon vericilerinden… Bizim komşunun kuzeni bir hastanenin halkla ilişkilerinde, aşı bulunmuş da saklıyorlarmış… Bak tedavi yöntemini ecnebiler bulmazsa ne olayım, safız biz saf… 5G neden olmuş diyor eniştem… Uzaylılar yaymış… Yok lan ne uzaylısı, arkasından yine İngilizler çıkmazsa adam değilim… Mutasyon filan diyorlar ama hâşâ, ne mutasyonu… Küresel baronların nüfus politikası diyor bacanak… Bacanağın Sirkeci’de ciğer lokantası var, turist filan, her şeyi birinci ağızdan duyuyor… Yine aşıya muhtaç edecekler insanları… Aşı işinde büyük servet dönüyor… Yemezler hacı… 

Kuşkusuz komplo teorileri her yerde popüler, Türkiye’ye özgü değil. Büyük kalabalıkları belli gelir aralığında ve yoksunluklar içinde mutlu mesut yaşadıklarına inandırmanın en elverişli araçlarından biri. Konforlu, huzur veren yöntemlerden.

Yine de bir ölçü meselesi kuşkusuz. Memleketimizde hastalık düzeyine varmış komploculuk, diyelim ki demokratik bir ülkede pek kimseye zararı dokunmayabilecek ‘kararında’ komploculuktan başka bir şeylere hizmet ediyor. 

Komplo teorilerine iman etmek ile düşünce önündeki engeller ve ‘düşünce suçu’ ya da ‘siyasal suçlar’ olarak bilinen saçmalık arasındaki ilişkiyi görmek gerekli. Şu günlerde çokça konuşmak zorunda kaldığımız fiiller.

Türkiye, -bininci kez söylenecek olsa da- milli eğitim sistemini ‘düşündürmemek’, ‘sorgulamamak’ üzerine inşa etmiş bir ülke. Ezelden beri böyle, bugünün sorunu değil. Hiçbir tarihsel günahıyla hesaplaşmamanın başlıca yolu, yöntemi bu. Hesaplaşmak, hatta (bambaşka bir durum olsa da) dindar kesimin terminolojisiyle ‘helalleşmek’ için, öncelikle ortada hesabı verilmesi gereken bazı eylemlerin olduğunu kabul etmek gerekir. 

Bu eylemlerin müsebbibi yurttaştan çok devlettir çoğu zaman. Payı olan insanlar, teşvik edildikleri, fırsat buldukları, menfaat gördükleri için pay sahibi oluvermiştir. 

Nasıl ki bizler, sıradan insanlar, konuşulmasını istemediğiniz bir ayıbımızın öncelikle duyulmamasını istersek… Aynı davranış devletler açısından da geçerli. Hal böyleyken kuşkusuz en tehlikelisi, sorgulayan, kafası karışık, canını sıkmayı göze almış, rahatını kaçıran ve diğerlerinin de kaçmasını talep eden yurttaş tipi. 

Özen ve ciddiyetle oluşturulmuş farklı görüşlerden haberdar olup gelişmeleri ‘kahramanlık’ ve ‘ihanet’ dışında başkaca kavramlarla da ele alabilmek, makbul davranış kabul edilmez genellikle. Dünyayı ve ülkeyi kişisel ve toplumsal rahatlık sağlayan ‘genel kabullerle’ yorumlamak avantaj sağlar.  

Ve yaygın komplo teorileri bir kez genel kabul olunca… Önünde okuyacak mebzul miktar kaynak, bilgiye ulaşma imkânı varken ve eski zamanlardan farklı olarak ‘bir tıkla’ tümüne ulaşmak mümkünken; telefon iletişim grubundaki muhasebeci arkadaşın, örneğin bir salgın hastalık konusundaki keskin yorumlarını ciddiye alarak dolaşıma sokmak, ancak söz konusu konfor arayışıyla açıklanabilir!

Komplo teorisi sevenler için bir salgın durumunda pozitif bilim yok, karanlık dehlizlerde kimyasal silah yapan gaddar batılı var. Toplumsal olayların ve anlaşmazlıkların tarihsel nedenleri yok, insanları tahrik eden yabancı vakıflar, kişiler ve yerli işbirlikçileri var. İklim krizi yok, bizdeki bor madenini kıskanan ve rüzgâr enerjisi pazarlayan çok uluslu şirketler var. Uluslararası ilişkiler yok, dört tarafımız düşmanla çevrili. Kapitalizm yok, ama her nasılsa emperyalizm var. Sömürü yok, masum işçi ve köylüyü tahrik eden dış mihraklar var…

Ezcümle, insan aklını fikrini ve sabrını hakikaten çok zorlayan komplo severlik, sevenlerini ‘düşünme, bilme, sorgulama’ zahmetinden kurtarma niteliğine sahip. Yargıya varmayı kolaylaştıran, hemen hiçbir şey bilinmeyen bir durum karşısında, her şeyi bir çırpıda çözmeyi ve aynı zamanda bir sohbete katılmayı, sosyalleşmeyi, ciddiye alınma ihtimalini mümkün kılan bir olgu, araç. Bu yanıyla kuşkusuz büyüleyici. Ve tabii uçucu. Bir saat sonra, bir diğer komplo teorisini ciddiye alıp öncekini hemen unutmanın önünde engel yok. Hesap soracak olan da!  

Bilgi ve düşünceyi değersizleştiren bu iklimin ve ürünü olan kültürel-siyasal birikimin sonuçlarından biri de, muhalif düşünceleri ifade edenlere yönelik akıl almaz suçlamalar ve mahkeme kararları karşısındaki ‘genel’ kayıtsızlık. Hatta, düşünme eyleminden hazzetmemek.

Muhtelif salgın hastalıkların ABD’deki Musevilerin ‘oyunu’ olduğunu düşünen birinin, bir insanın yazdığı yazıyla, yaptığı haberle ya da bir basın açıklamasında dile getirdikleriyle terörist olabileceği (terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt üyesi olarak…!!!) iddiasını kabullenmesi kolaylıkla mümkün oluyor. Birbirine çok yakın düşünme biçimleri bunlar. 

Virüsü laboratuvarda üretip Çin’in bir bölgesine salmışlar… Bir yazar subliminal mesaj yoluyla darbe… İki yargıyı da makul kabul etmek, sağlıklı kanaat oluşturmak için gerekli hasletlere sahip olmamakla mümkün. Ve ikisi de, düzgün muhakemenin sonucu olan düşünceden ölesiye korkan muktedirlerin çok ama çok hoşlanacağı türden yargılar.

Sınırları uluslararası hukukça, sözleşmelerle belirlenmiş düşünce ve ifade özgürlüğünü, söz konusu makul sınırlar ‘dışında’ dizginlemeye çalışmak, olsa olsa karnından konuşan ve korkuyla yaşayan sahtekâr bir toplum ortalaması yaratır. Düşüncelerini dile getirmekten çekinen bir insan kadar alçalmaya müsait biri var mıdır? Bireysel korkuların varacağı yer, riyakâr ve tehlikeli insan kalabalığıdır.

Şiddete, savaşa, ırkçılığa vb. davet etmeyen, bu suçlara doğrudan ilişkisi kurulamayacak düşünce, yasaklanamaz ve tehdit kabul edilemez. Hukuka aykırılığı bir yana, saçmadır. İnsan, saçma sapan yaptırımlar uygulandığında da düşünmeyi sürdürür. Korksa da, cezalandırılsa da düşünme faaliyeti devam eder. Herhangi bir TCK ya da TMK hükmüyle zihinsel faaliyeti engellemek mümkün mü? Tarih boyunca hiç olmadı, bundan böyle de olmayacak.  

Şiddetle bağı olmayan düşünceden suç yaratılması, konjonktürel intikam duygularını tatmin etmek dışında işlev görmez. Bir günün düşünce suçlusu, başka bir günün kahramanıdır. Bir ülkede 25 yıl cezaevinde tutulan insan, günü gelir ırkçılık karşıtlığının sembolü devlet başkanı olur ve tüm dünyanın saygısını kazanır, başkentlere heykeli dikilir. Bir başka ülkede şiir okuduğu için ifade hürriyeti ihlal edilip cezaevine gönderilen siyasetçi, “Muhtar bile olamaz” diyenlere inat cumhurbaşkanı seçilir. 

Hal böyleyken, AİHM tarafından da mahkûm edilmiş çok tartışmalı yasa hükümlerine ve ileri derecede bağımsız yargının yorumuna bakıp şiddetle bağı olmayan ‘düşünceyi’ mahkûmiyette ısrar etmek, her zaman olduğu gibi, bir süre sonra ısrar edenleri mahcup edecek. Her zaman olduğu gibi.

Salgın hastalık sırasında yazarları, gazetecileri cezaevine kapatmak, ipe sapa gelmeyecekleri bırakırken onları tutmaktaki izan dışı ısrar. Bir kadının yüzüne asit atan ya da bir çocuğu taciz eden herif serbest kalacakken, siyasetçileri ve yazarları cezaevlerindeki salgın riskiyle baş başa bırakmak…  

Bir süredir kampanya yapılıyor infazda ‘adalet’, ‘eşitlik’ için. Hiç olmaması gereken mahkûmiyetlerin infazından söz ediyoruz. Hiç olmaması gereken mahkûmiyetler. 

Ne yazık ki kamuoyu genelinin pek umursadığını sanmıyorum söz konusu talebi. ‘Düşünce’ ve ‘suç’ sözcüklerinin yan yana getiriliyor oluşuyla meşgul olmuyor büyük çoğunluk. Düşünmek ve haliyle ‘düşünce özgürlüğü’ Türkiye halkının ihtiyaç listesinde çok sonlarda ne yazık ki. İnsanlar ekmek derdinde ve o derde ‘özgürlük’ olmadan çare bulunamayacağı anlatılamadı şu ana dek.  

Gündemdeki teklifi (çok büyük olasılıkla) kabul edecek olan iktidar bloku ise nicedir kendi milletini seçmiş durumda. Muhalefet “Allah bir” dese karşı çıkıyorlar. Daha dün, ‘sağlıkta şiddet yasasına’ dair öneriyi reddettiler. Şu koşullarda. Şu koşullarda. Şu koşullarda. 

Üstelik itirazı yöneltenlerin infazda eşitlik talep ettikleri mahkûmlar ‘solun’ farklı renklerinden. Haliyle iktidarın ‘muteber halk’ tanımı içinde dahi değiller. Sağ görüşlüler de ‘düşünce suçlusu’ olmuyor genellikle!

Dolayısıyla, yanılmayı dilemekle birlikte umutlu olamıyorum infazda adaletin sağlanacağı konusunda. Başka pek çok hayati konuda olamadığım gibi. 

Türkiye vasatının ‘düşünce ve ifade’ özgürlükleri konusunda ciddiye alınabilir bir kaygısı yok. Hiç olmadı. Kendisiyle ve kendi dışındaki evrenle kurduğu sağlıksız ilişki nedeniyle olsa gerek, düşünce ve ifade hiçbir zaman öncelikli değer kabul edilmedi. Özgürlük, bir azınlığın, sürekli sorun çıkardığı varsayılan ve düşmanlık beslenen bir azınlığın, şımarıkça kaygısı olarak düşünüldü.

Bir yandan bilmediğimiz konularda komplo teorilerine sığınıp, diğer yandan açıkça söyleyemediklerimizi fısıldayarak, dedikodusunu yaparak, karnımızdan konuşmayı hiç sorun etmeyerek… Samimiyetsizliğimizle barışık… Yaşıyoruz işte.

Seyretmeniz dileğiyle: Gündemdeki yasa tasarısının anayasaya aykırılığı ve ayrımcı niteliği, İnsan Hakları Okulu’nun bu kaydındaki kadar iyi anlatılabilirdi ancak. İhmal etmeyiniz.

Okuma önerisi: Fikret İlkiz’in ayrıntılı bir değerlendirmesini ve daha genel bir itiraz yazısını buraya bırakıyorum.

Ücretli izin ve infazda adalet! Ücretli izin ve infazda adalet! Ücretli izin ve infazda adalet!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive