Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Evde ve tek başına yaşamaya dair…


21.04.2020 - Bu Yazı 292 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Evde kalabilmenin, evet, yalnızca evde oturabiliyor olmanın büyük şansa dönüştüğü günlerdeyiz. Çıplak gözle göremediğimiz bir virüsün neden olduğu salgın, dünya çapında, yalnızca siyaseti değil, insan davranış ve ilişkilerini de etkiliyor, değiştiriyor, dönüştürüyor ister istemez. Sevdiklerimize sarılamaz hale geldik, ne acayip bir durum! Gerçi çok meraklısı olmayanlar için şikâyet edilecek bir eksiklik değil belki, ama insanın insana ‘dokunamaması’ hakikaten ürkütücü. Hele ki Türkiye gibi her düzeyde sarmaş dolaş ilişkinin lüzumsuz derecede adetten olduğu bir kültürde.

Biz şanslılar karantina koşullarında evlerimizde yaşamaya başladıktan sonra, evde kalabilenlere yönelik bir hareketlenme, dizi-film-kitap önerileri, internet üzerinden sohbetler, dersler, şikâyetler, yakınmalar vs. başladı. Çok da normal tabii. Sosyal medya ve türlü yeni teknoloji, böyle bir durumda çoğumuzdaki yalnızlık duygusunu biraz giderebiliyor demek ki. Eh, aman efendim bu ilişkiler gerçek değilmiş, insani temasın ve muhabbetin yerini tutmazmış vesaire… Doğru doğru olmasına da, belli bir yaşa gelince o temasın da gençken zannedildiği kadar sürdürülebilir olmadığını ve çoğunun fırsatını bulduğunda, hani şu bankacılık işlemlerindeki gibi ‘temassızlık’ tercih ettiğini görüyor, anlıyor insan. Diyeceğim, teknolojinin sağladığı bazı nimetler hiç yoktan iyidir!

Buna mukabil hangi şanslara sahip olunursa olunsun, eğer evde ve özellikle tek başına yaşama deneyimi yoksa kişinin, hakikaten kolay değil böyle zamanları selametle atlatmak. Daha vahim durumda olanları görüp şükretmek mümkünse de, bir aşamadan sonra kötüyü düşünmek daha iyi ve şanslı hissettirmiyor doğrusu.

Bir evde çok zaman geçirmek, tek başına ya da birileriyle, ‘öğrenilen’ bir deneyim. Evinizin büyüklüğü ve özellikleri, tek olup olmamanız, eğer tek değilseniz kişi sayısı, bir hayat arkadaşınızın varlığı ya da yokluğu, çocuk, o çocuk ya da çocukların yaşı ve cinsiyeti, komşularla ilişkinizin düzeyi, muhitinizin nitelikleri vs. evde kalma şartının çok başka şekillerde tecrübe edilmesini sağlayacaktır.

Bana kalırsa evde uzun süre tek başına yaşamanın işkenceye dönüşmemesi, ince ruhlu ve terbiye edilmiş bir ‘zanaatkâr’ duyarlılığıyla davranılmasına bağlı.

Sıkılmamak… Mesele bu. Sıkılmak ya da sıkılmamak, iki farklı kişiliğin, dünya görüşünün ve o âna dek bazı uğraşlar geliştirip geliştirmemiş olmanın sonucu. Benim çok ama çok sıkılan, sürekli sıkılan, sıkılmaktan büyük haz duyan, yaşamı çevresindeki insanlara zindan edercesine sıkılan tanıdıklarım oldu; mutlaka siz de nasiplenmişsinizdir! İnsana kendisini bu ölçüde çaresiz ve kötü hissettirebilen bir ‘kişilik’ herhalde pek nadir bulunur. Ne yapacağınızı, ne söyleyeceğinizi, nasıl davranmanız gerektiğini bilemezsiniz. “Öff çok sıkıldım,” “Ay daraldım, nefes alamıyorum,” “Canım hiçbir şey yapmak istemiyor, hiçbir şey,” “Yine mi film?” “Artık kitap istemiyorum…” Peki şeker kardeşim ne yapabilirim? Pencereden görünen ağaca tırmanmamı ister misin? Amuda mı kalkayım, nefes alabilmen için? Canın hiçbir şey yapmak istemiyorsa yapma, neden beni de bezdirmeye çalışıyorsun, tek başına sıkılmak bu kadar mı zor?! Tahammül edilmez insan türü hakikaten…

Böyle biri için karantina koşulları elbette cehennemden beter ve eğer varsa çevresinde birileri, o talihsizlere üzülmekten başka çare yok. Ola ki tek başınaysa, dokunmayın ve dert etmeyin lütfen, ne yaşarsa yaşasın, çok üzülecek başka şeylere tanık oluyoruz çevremizde! Okuduğunuz yazının konusu, ezelden beri sıkılmış olanlar değil. Ahali içindekiler, çocuklular, çok çocuklular, bebekliler, büyükleriyle aynı evi paylaşanlar da değil. Her biri ayrı ve çok uzun yazıların konusu olabilir. Hele ki bir ya da birden çok çocukla evde kapalı kalan anne babalar! Cümlesine katmerli sabır dilemeli. Zamanında kendilerine, “Kötülüklerle dolu bu dünyaya çocuk getirmek istediğinizden emin misiniz?” sorusunu yönelten çok okumuş ve ziyadesiyle bilmiş arkadaşlarına gösterdikleri tepkinin ölçüsüz olduğunu düşünüyorlar şu anda ama nafile. Netflix’te film seyretmek yerine bez değiştirmeyi tercih ettiler, yapacak bir şey yok! Şimdi uyumadan önce, kalan son güçleriyle bulaşıkları yıkayacaklar!

Konumuz evde ‘yalnız’ olanlar. Okuduğunuz satırların yazarının doktora derecesi aldığı bir alan bu! Fasılalarla çeyrek yüzyıldan fazla evde tek başına, az buz değil. Tabii, amatör köşe yazarlığından önceki mesleğimin akademisyenlik olduğu düşünülürse, tek başına yaşam koşulları konusunda hiç azımsanmaması gereken deneyim sahibi olduğumu kabul etmeniz daha da kolaylaşır. Ne ilgisi var, diyenler olur belki. Malumunuz meslek ve meslek erbabı ister istemez yaşam tarzını belirleyen etmenler. Her ne kadar, örneğin milletvekilleri kadar boş zamanı olmasa da, akademi, insanın kendine ait zamanı daha rahat planlayabildiği bir alan; haliyle bir banka çalışanı, hekim ya da inşaat işçisinden farklı olarak, yaşamı (ve diğer günlük şeyler) üzerinde düşünmek için daha çok zaman kalıyor. Özellikle sosyal bilimciler!

Akademinin konumuz bakımından ikinci önemli niteliği, yine bizim küçük sayılabilecek dünyamızı örnek alırsak, meslektaşlarımızın kahir ekseriyetinin “hiç evlenmemiş, boşanmış ve yakında boşanacaklar” kategorilerinde yar almaları. Hal böyleyken ‘yalnız yaşayanın,’ konforunu hissedip çok şey öğreneceği bir çevreden söz ediyoruz. Kareli ceketleri, incecik bıyıkları ve pembe yanaklarıyla, akademinin ‘1071-5’ kesimine dâhil değilseniz eğer; hemen her gün ve saatte yarenlik edeceğiniz birileri hazırdır çevrenizde ve bu durum yalnız yaşayanlar için bulunmaz bir nimet.

Ezcümle, uzun süre tek başına evde huzur içinde kalabilme kapasitesi, nefes aldığınız sosyal çevrenin nitelikleriyle de ilişkili. Gerisi yeteneğinize, tecrübenize, çabanıza, öğrenme/gelişme isteğinize kalmış. Cinsiyetin çok belirleyici olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Yine de evde tek başına zaman geçirme konusunda kadınlar biraz daha becerikli olabilir.

Evde kalabilmek, öncelikle hayatın her alanında ‘ölçülülük’ ilkesini benimsemiş olmayı gerektiriyor bana kalırsa. Özel ilişkilerde, kamusal ilişkilerde, iş yerinde, sevgili ve eşle, çocukla, aileyle, severken, öfkelenirken vs… Hiçbir zaman feda edilmemesi gereken bir değer, ölçülülük. Kalabalık içinde olabileceği gibi, yalnızken de pervasızlaşıp ölçüsüz bir yalnız olabilir insan ve bu sürdürülebilir bir durum değil!

Buradaki ‘ölçü’ sözcüğünün farklı bağlamları var: Örneğin, özel hayata düşkünlük, ölçülülüğü belirleyen bir talep, istek. Bizde özel hayat ile kişinin özeli hep karıştırılır. Özel hayat, diyelim ki yatak odasıdır, ‘kişinin özeli’ ise en yakınındakinin dahi sızmaması gereken bir ‘yer.’ Bir mekân, bir insan, bir duygu, bir zaman dilimi aracılığıyla dile gelebilir. Kişinin özeli, onun mutlu olduğu, hissettiği andır. Hiç kimseyle paylaşmak zorunda olmadığı, olmayacağı. Kendisinin ve diğerlerinin ‘özel’ alanı konusunda hassas davranma prensibine sahip biri, yalnız yaşama becerisi konusunda elbette daha büyük başarı sergileyebilir. Böyle bir duyguya sahip olunabileceğinin farkına varmış olmanın kendisi, başlı başına bir avantaj. Örneğin, bilmem kaç yıllık eşi için “Vallahi bizim birbirimizden hiç gizli saklımız yok, her şeyimizi biliriz,” diyen biri, yalnız yaşamak konusunda çuvallamaya hazır olmalı. Ayrıca, ne feci bir ifade, öyle değil mi? Neden birbirinizin her şeyini bilmek istersiniz, tövbeler olsun!

Ölçülülüğün bir diğer anlamı, herhangi bir yaşam tercihini abartmamak, övmemek, olduğu gibi kabullenip olağan saymak. İşin asıl zanaat kısmı burada sanırım. Bir ‘yalnız yaşayan,’ yalnızca bir yalnız yaşayandır. Yalnızlık ve şu ya da bu gerekçeyle evde kalma zorunluluğu, olsa olsa evde kalmak anlamına gelir. Başka bir şey değil. Evde tek başına kalan, eğer sağlığını koruyacaksa, evde tek başına olmanın ‘kendisini’ sevmeli. İri sözler sarf etmeden, özel anlamlar yüklemeden, ‘başına gelen’ bir şey olarak algılamadan, yaşamın herhangi bir aşaması olarak görmeli evde tek başına kalmayı. Sükûnetle karşılamalı. Her sevinci ve üzüntüyü nasıl olgunlukla, çığırtkanlık yapmadan karşılamak, buyur etmek gerekiyorsa.

Bir ‘yalnız yaşayan’ diğerlerinden farklı olarak hayatın ufak tefek ayrıntılarından zevk almayı, onlar üzerinde düşünmeyi öğrenmiş olmalı zamanında. Ben yalnız yaşam ustalarıyla da çok zaman geçirdim! İşten çıkıp evine yürürken, yolun sonlarında, yürürken uğradığı marketten aldığı brokoli ile yapacağı salatanın lezzetini düşünen ve bundan mutluluk duyan insan. Salata, yanında balık, televizyonun karşısında… Tanıdığım büyük yalnız yaşam ustalarından biri, öyle güzel anlatırdı ki şu macerayı! İşte mesele bu; başkalarına çok sıkıcı, katlanılmaz gelecek bir akşamı tüm doğallığıyla, yadırgamadan yaşamak.

Evet, bir yalnız yaşayan, kendi yalnızlığı dâhil hiçbir şeyi büyütmemeli. Efendi gibi yaşamalı. Her duygusunu mütemadiyen birileriyle paylaşmak isteyen insan, yalnız yaşam konusunda henüz çırak dahi kabul edilemez, kusura bakmasın!

Yalnız yaşarken bir de eve kapanmak zorunda kalan bir yalnız yaşayan, ancak prensiplerinden asgari tavizle zor günleri de başarıyla atlatabilir. Mesele yine ölçüyü tutturmakta.

Yalnız yaşayan, karşısındakine şu önerilerde bulunabilir, yılların birikimiyle:

“Çok mutluyum, meşgalem var.” Hayır, karantinadaki bir insan mutlu olmaz, yalana gerek yok. İnsanlar ölüyor her gün. Yakınların için endişelisin. Mutsuzsun ve bu son derece normal. Sürekli mutlu olamayız, aptal değiliz. “Her gün bir kitap okuyorum artık, çok iyi geldi.” Yapma. Gerek yok. Layıkıyla okumuyorsun muhtemelen. Madalya vermeyecekler, sakin ol. Rutin değerlidir, bir ömür inşa ettin düzenini, hemen terk etme. “Arkadaşlarım sürekli film öneriyor, belgeseller, konserler…” O kadar şeyle aynı anda ilgilenemezsin. Zaten bir insan her şeyle ilgilenmez. Her şeyi bilmez ve hiç şart değildir. Bugüne dek bazı şeylerle uğraştıysan bunun bir nedeni var. Piyano çalabilecek olsan bu saate dek çalardın zaten, başlamak için iyi bir zaman değil. “Sürekli konferans görüşmeler yapıyoruz, harika.” Değil, zorunluluktan yapıyorsun, kendini kandırma. Bir de sürekli yapma zaten. Yıllardır görmediğin insanlarla ne diye görüşüp duracaksın! “Kendimi sorguluyorum, yeniden keşfediyorum.” Sen bilirsin ama büyütme istersen, karantinaya girdiğinde Murat’tın, Rousseau olarak çıkmayacaksın! Ölçülü ol. Kendine, evine, yalnızlığına ve karantinaya ilişkin hiçbir şeyi büyütme, küçümseme, övme, yerin dibine batırma. Neysen osun. “Hayat eve sığdı vallahi.” Sığmaz. Saçmalık bu. Zorunluluktan çıkmıyorsun dışarı. Ancak ‘eve sığmayacak hayattan’ zevk alan biri, evde yalnız yaşamdan mutluluk duyar. Bunu bütün yalnız yaşam üstatları bilir! Sosyal varlıklarız. Kızdığın insanlara bile ihtiyacın var aslında. Hayatın eve sığmasın, bir süre evde oturacaksın, hepsi bu.

İnsanın kendisini ele güne mahcup etmeden eve kapatabilmesi, yıllar içinde büyük emekle oluşturulmuş yalnız yaşam prensiplerinden ve tabii ölçülülükten ödün vermemekle mümkün ancak…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive