Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?


26.10.2020 - Bu Yazı 176 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  On ikinci yazı…

Hükümet sistemleri ve siyasal sistemin demokratikleşmesi üzerine yazı dizisine devam…

Her konuda olduğu gibi anayasa tartışmalarında da çok önemli bir eşik, öncelikle tartışılan konu ve onun sınırları hakkında ortaklaşabilmek. Her siyasi eğilimin, herhangi bir anayasal sorun hakkındaki görüşü farklı olabilir kuşkusuz; buna mukabil ‘ne üzerine konuşulduğu’ üzerinde oydaşma olmalı.

1982 Anayasası’nın uygulanmaya başladığı ilk yıllardan itibaren, muhtelif kurumlarca pek çok ‘anayasa metni’ önerildi. Bu alanda bugüne dek söylenmeyen, bilinmeyen kalmadı gibi görünüyor. Bana kalırsa bu zaman zarfında ‘kamuoyuna yönelik’ yapılmayan şeylerden biri,  tartışmaya konu olan sorunun ‘adını doğru koyarak’ anlatılmamış olması.

‘Adını doğru koymak’ gerekliliği, o adı koyacak olanların ‘referanslarından’ ayrı düşünülemez. Gündeme getiren ve tartışanın, karşı çıkar ya da savunurken baktığı, esinlendiği yer neresi? Konuşabilmek için öncelikle bir ‘yön’ gereksinimi var ve eğer toprağımızdan söz ediyorsak, Osmanlı-Türk anayasacılığının yüzü hemen her zaman Batı’ya dönük oldu. Hukuk sistemimiz ve 1839’dan 2017’ye dek anayasal adımlar, çağdaşlarını takip etti.

Demek ki tarihsel olarak anayasacılığımızın örnek aldığı ve uluslararası sözleşmeler ile hukuksal bağların da kurulduğu ‘demokratik sistemler’, her tartışmada göz önünde bulundurulması gereken bir ‘referans’ noktası.

İkinci eşik, ele alınan konunun ‘özgül niteliklerini’ göz önünde bulundurmak.

Örneğin, parlamenter sistemde yürütme organının (hükümetin) parlamento tarafından denetlenmesi konusunda bir zaaf söz konusu olduğu düşünülüyorsa, sorunu çözmek için konuyla doğrudan ilgisi olmayan başkanlık sistemini tartışmaya açmak gereksiz. Başkanlık sistemini savunmak değil, parlamenter sistemde yaşanan bir krizi bir diğer hükümet sisteminin ilke ve kurallarını gündeme getirip asıl tartışmayı boğmak, yapılmaması gereken.

Türkiye 2017’de, ABD tipi başkanlık sistemiyle de ilgisi olamayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine, parlamenter sistemde karşılaşılan sorunlar ve uygun çözümler üzerinde varılan uzlaşma nedeniyle değil, iktidar böyle bir hükümet sistemi istediği için geçti. Haliyle, bir anayasa tartışması yapılmadığı gibi, anayasa değişikliğinin varsayılan anayasal sorunlarla da bir ilgisi yoktu. Sonucunda, yeni ve tanımlaması güç sistemin çözdüğü bir kriz olmadığı gibi, var olanların katmerlenmesine yol açtı.

Şimdilerde ‘güçlendirilmiş’ parlamenter sistem gündemde. Bu kavramla ne kastedildiğini önceki yazılarda anlatmaya çalıştım. Siyasetçilerin bir kısmı ‘haklı olarak’, her ne zaman olacaksa ilk seçimden sonra kurulacak yeni meclis ve hükümetin bu işe girişmesi gerektiğini savunuyor. Daha azınlıkta görünen siyasetçiler ise hâlihazırdaki yönetimle masaya oturmaktan yana gibi. Ancak hiçbir şeyden emin olamıyoruz, çünkü bütüncül sistem tartışmaları ile günlük siyasi hedefler iç içe girmiş durumda. Buna bir de ‘açık konuşmama’ hasletini eklemek gerek!

Kişisel olarak, şu anki yönetimle bir kez daha anayasa değişikliği masasına oturmanın, tarihimizde hiç iyi anılmayan anayasa değişikliği girişimlerinden biri olarak anılacağı ve ‘oturanların’ siyasi kariyerini epeyce kısaltacağı kanısındayım. Aynı gerekçeyle: Muhtemel değişiklik önerisinin amacı, bu kez denge ve kontrol mekanizmalarının kurulmasını değil, iktidarın sistem değişikliği yoluyla ömrünü olabildiğince uzatmayı amaçlayacak. Ola ki hâlâ ‘yok canım, niyet okuyorsun!’ diyen varsa…

Asıl konuya döneyim.

Başlıktaki örneği özellikle seçtim. Anayasa/hukuk ile sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinin ve güncel siyasetin iç içe geçtiği bir konu olması bir yana, Türkiye’de uzun süre gündemde kaldı ve herkese şu ya da bu ölçüde dokunan bir yanı oldu. Bir de tabii, okuyanları sinirlendiren bir tartışma! Bir derdim de, bu ‘heyecanlı’ tartışmaların da azami sükunetle yapılabileceğini anlatabilmek.

Türban yasaklarının ve laiklik ilkesinin, farklı disiplinleri içermesi ve özgül nitelikleri bir yana, anayasa/hukuk bağlamında hiçbir zaman ‘olması gerektiği gibi’ tartışılmadığını düşünüyorum. Bunun sonucu, bunca yılın sonunda elde edilmiş olması gereken ‘yararın’ sağlanamaması oldu. Türkiye’de yıllar boyu türban mı, yoksa dini ve siyasi semboller ile ifade özgürlüğü mü tartışıldı? Onca kavgası verilen, batı hukuku ve uygulamaları bağlamında bir yurttaşın kendisini çeşitli sembollerle ifade edebilmesi hakkı mıydı? Yoksa bir inancın gerekleri mi? Neydi?

İkincisiydi. Bir dinin, bir mezhebine bağlı olanlarının bir kısmının tercih ettiği kıyafet hakkında konuşuldu, kavga edildi. Bir dinin inananlarının çoğunluğu oluşturduğu toplumda, o inancın gereklerinin toplumsal ve siyasal düzeyde gündem oluşunda anlaşılmayacak bir şey yok kuşkusuz. Sorun, yalnızca bir boyutuyla hukuku ilgilendiren tartışmanın ‘genel ilkeler’ üzerine yapılmamış olmasında. Sonuç? Türban mücadelesi verenler nihayetinde ‘başarıya’ ulaşırken, söz konusu ‘başarının’ toplumun diğer kesimleri bakımından hak ve özgürlükleri güçlendirici bir etkisi olmadı.

Burada uzun uzadıya mahkeme kararları listesi verecek değilim. AYM’nin, katıldığım ve katılmadığım kararları var. İdari yargı ve hatta AİHM, benim gibi düşünenlerin katılmadığı yorumu benimsedi vs. Sonunda mahkeme kararlarıyla değil (ki AYM’nin son yıllardaki laiklik yorumuyla, bu kez çubuğu ters yöne fazlaca büktüğünü düşünüyorum!), olması gerektiği gibi, az çok toplumsal uzlaşmayla çözüldü sorun. Zaten böyle çözülmesi gerekiyordu.

O mahkeme kararlarını yönlendiren ‘ulusalcı’ ideolojiydi. Hâkimler ve idare, dünya görüşlerini ve yetiştirilme tarzlarını laiklik/sekülerlik zannettiler ve bu zannın toplum genelinde pek bir karşılığının olmadığı kısa sürede görüldü. Bugünkü iktidar zihniyeti de bir süre sonra aynı duyguyu yaşayacak, kuşkum yok! İşin matrak yanı, şimdilerde söz konusu iki kesim (ikna odası mucidi aklı evveller ile üniversitede türban serbestliğini savunan dindar ‘erkekler’) ‘milliyetçilik’ ortak paydasında buluştu, Azerbaycan vs. konuşuyor!

Kuşkusuz türban mücadelesi veren kadınların (er kişileri umursamıyorum, onların derdi kadınların hakkı ya da insan hakkı filan değildi!) bir örnek olmadığı ortada. Bir kısmı dürüstçe temel ilkeleri, herkesin özgürlüğünü savunurken; azımsanmayacak bir kesim yalnızca kendi derdiyle meşguldü. Değişmedi bu ayrım. İkinci kümenin demokrasi gibi bir özlemi yoktu, hâlâ yok. ‘Değiştiler’ iddiasına katılmıyorum.

Yukarıda ‘sorun çözüldü’ der demez, duraksıyorum. Çünkü konunun ‘türban’ başlığıyla değil, ‘dini ve siyasi semboller/ifade özgürlüğü’ başlığı altında ele alınmasından yanayım. Yani, ‘ne üzerine konuşuyoruz?’ sorusuna dönmek gerekiyor. İki ‘başlık’ arasındaki fark, laik/seküler hukuk sistemiyle, ‘bir inancı esas alan’ düzenleme (AYM 1988’de bu girişimi haklı olarak anayasaya aykırı bulmuştu.) arasındaki ayrımı işaret ediyor.

Birinde demokrasiyi, diğerinde bir inancın gereklerini konuşmuş oluyoruz. Oysa laik/seküler sistemlerde (tarihsel nitelikte bazı istisnalar haricinde) herhangi bir inancı temel alan hukuksal düzenleme yapılamaz. İdarenin, semavi dinler ve diğer inanışlar karşısında ‘yansızlığı’ esastır. Yeryüzünde ‘laik/seküler’ olmayan bir demokrasinin bulunmadığını da bir kez daha hatırlatmak gerekiyor.

Başa döneyim: ‘Ne üzerine tartışıldığı’ hakkında bir uzlaşma yoksa, o sorun hiçbir zaman ‘olması gerektiği’ gibi çözülemiyor. Yıllarca üniversite ve kamusal alanlarda, ‘ölüme, şiddete, ırkçılığa çağrı yapmayan’ kılık kıyafetin serbest olması gerektiğini (başkalarıyla birlikte) savundum. Bu savunu, bir inancın gereklerinden değil, ‘hak ve özgürlük’ ideali ve gerekliliğinden kaynaklanıyordu. Bir ilkeden hareket ettim (kendimi değil, bu yönde düşünüp davrananları kastediyorum): ‘Batılı norm ve uygulamalar.’

Bu şart değil kuşkusuz, bir başkası diğer coğrafya, hukuk ve gelenekleri kerteriz alabilir. Ancak eğer dahil olduğumuz hukuk sistemi ve mevzuatımızdan hareket edeceksek -ki ben öyle yapıyorum-, örneğin Mısır’daki bir hüküm ya da uygulama beni çok ilgilendirmiyor. Bu arada bir örnek, bir ‘Batı’ olmadığını da söylemek gerekli. Örneğin AİHM’in ‘Şahin kararı’ da yanlıştı bence. Buna mukabil, ‘idarenin inançlar karşısındaki yansızlığı’, önemli bir ortak ilke.

Birkaç yıl önce, konuyu sevdiğim bir dindar siyasetçiyle hararetle konuşurken, “Sonuçta dinimizde bu var” deyiverdi. İşte tam da anlatmak istediğim açmaz! Bir insanın dindar olup olmaması ne beni ne idareyi ilgilendirir. Oysa bir hukuk kuralını hâkim inancın ilkeleriyle belirleme isteği herkesi ilgilendirir. Bir kez daha: “Biz ne üzerine konuşuyoruz?” Laik/seküler hukukun sınırlarını mı, herhangi bir inancın gereklerini mi? Eğer gelecekte yeni bir anayasa yapılacaksa, tartışmalarda referans noktası ne olacak? İşimize geleni batı hukuku, gelmeyeni ‘inancın’ gerekleriyle mi açıklayacağız?

Örneğin, ‘yargı’ alanındaki türban serbestliğine bakalım. Yazıyı okuyan tüm inançlılar kendisine sorsun ve lütfen dürüstçe yanıtlasın: Başka bir dinin (şimdilik siyasi sembolleri unutalım!) sembollerini (gereklerini) taşıyan hâkimin huzurunda yargılanmak isterler mi?  Çocukları ilkokula giden veliler de kendisine şu soruyu yöneltebilir: Yedi sekiz yaşındaki çocuklarını İslam dışındaki bir dinin sembolünü taşıyan öğretmene gönül rahatlığıyla emanet ederler mi?

Kaç kişi bu sorulara, ‘hiç fark etmez’ yanıtını verir?

“Canım, Ermeni hâkim mi var, soru mu bu şimdi?” Öyle mi? Neden yok? Museviler, Ermeniler hukuk okumuyor mu Türkiye’de? Sahi neden yok? Laiklik tartışmasına buradan mı başlasak? Aynı soru: Ne üzerine konuşuyoruz ve referansımız neresi? Dinlerin gerekleri mi, laik/seküler hukuk kuralları mı?

Çoğu muhalif siyasetçi, “Bu sorun çözüldü artık, uzatmayalım” derken ne kadar rahat değil mi? Hayır, ‘bu sorun’ değil, türban tercih edenlerin yalnızca türban yasağından kaynaklanan sorunu çözüldü. Çünkü konu yıllarca, İslam’dan başka bir din, Hanefilik’ten gayrı mezhep ya da siyasi görüş yokmuş, olamazmışçasına konuşuldu, tartışıldı. Türbanlıların sorununun çözülmesi iyi oldu kuşkusuz. Yıllarca bu saçmalıklara karşı çıktım. İyi hoş da, şu soruyu bir kez daha nasıl sormayayım: Herkes ne üzerine konuştu onca yıl? Hak ve özgürlükler? İnançların gerekleri?

Hadi iki soru daha: İktidarın ve tahayyül ettikleri seçmenin korkusundan laikliğe (anayasaya!) aykırı hiçbir eyleme tepki gösteremeyen ve sık aralıklarla ‘dinimizin gereklerinden’ dem vuran muhaliflere: Bir erkek yargı mensubu ‘inancı gereği’ sarık kullanmak istediğinde ne yapmak gerekir? Ya da günün birinde bir kadın hekim, erkek hasta bakmak istemezse? Kimi kadınlar erkek hekim tarafından muayene edilmeyi reddettiklerinde? Diyanet’ten görüş mü istenecek? Dinin gerekleri mi, anayasa mı? Yanıt nasıl verilecek? Aynı soru: Ne üzerine konuşulacak?

Anayasası’nın ikinci maddesinde ne yazarsa yazsın, tüm idarecilerin sabah akşam ve hemen her konuda dine, ‘imanın gereklerine’ referans verdiği Türkiye, hâlihazırda laik/seküler değil.  Çünkü, idare tüm inançlar karşısında yansız değil. Çok basit.

Şu anki durumdan hareketle yazmıyorum ben de bu satırları. Belki gelecekte başlayacak yeni bir anayasa tartışmasında, bu ve diğer konularda, ‘ne üzerine konuştuğumuz hakkında’ uzlaşabilecek miyiz? Mesele bu. Yoksa hiçbir sorunu olması gerektiği gibi tartışmayıp, sorun çözme ihtimali olmayan yeni hükümler yazacak ve bir sonraki anayasa değişikliğine dek onların nasıl ‘yok sayıldığını’ mı seyredeceğiz?

Sizce neden Türkiye, on yıllardır bıkıp usanmadan ‘yeni’ anayasa tartışıyor?

Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerine ilişkin not:  

Diyanetin başındaki erkek, bir cami açılışında “Ahirete inancı olmayandan her türlü kötülük beklenir” buyurmuş. Vallahi şeker kardeşim, benim ahiret inancı olmayan, ateist, deist çok yakınım, eşim dostum, hocam oldu. Onlardan hep yarar ve iyilik gördüm. Bana ve sayısız meslektaşıma akıllarınca en büyük kötülüğü yapmak isteyip ‘ağaç kemirmemizi’ önerenler ise sabah akşam ahiretten söz edenler arasından çıktı. Bu boş lakırdıyı bir yana bırakıp muhalefete bir kez daha; bu adamın bir ‘devlet memuru’ olduğunu, toplumun-vergi mükelleflerinin azımsanmayacak bir kısmını pervasızca ‘kötücül’ ilan ettiğini, bütçesinin bazı bakanlıklardan çok daha yüksek olduğunu ve sözlerinin anayasanın temel ilkelerini yok saydığını hatırlatayım. Hiçbir işe yaramayacağını bilerek.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
26.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
11.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
26.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen Kürt ‘kökenli’ kardeşlerimizi de kapsayacak mı?
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
14.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
7.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
25.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
22.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
26.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
13.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8


Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive