Mustafa Öztürk

Karar



Bookmark and Share

Yorum ve hakikat


20.06.2020 - Bu Yazı 649 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Din alanında belki sadece “kelime-i tevhid” ile “kelime-i şehadet”in düz anlamlarında ittifak, bunun haricindeki diğer bütün esaslı konuların kahir ekseriyetinde ihtilaf içindeyiz.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de durum aşağı yukarı bu minvaldeyken, pek çoğumuz dinî alanda kesin doğru olarak bildiği şeyleri birer mutlak hakikat gibi dayatmak adına kimi zaman tekfir kipli sözcükleri ok gibi cümlelerin ucuna takıp olanca hınçla sağa sola fırlatmaktan da ictinap etmemekteyiz. Oysa bugün mutlak hakikat olarak bilip ölesiye savunduğumuz birçok dinî görüş ve anlayış, on beş asırlık tarihsel tecrübe içerisinde ortaya çıkmış ve kendisine siyaset, devlet ve halk katından taraftar bulduğu için bugüne kadar varlığını korumuş birer yorumdan ibarettir. Bu gerçeğe dair farkındalık oluşturacağı ve belki bundan böyle “tarihsel yorumlar” uğruna birbirimizi daha az hırpalamaya vesile olacağı ümidiyle itikadi alana dair birtakım temel kabullerle ilgili tikel örnekler vermenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. 

İslam tarihindeki ilk ve en önemli meselelerden biri olarak kabul edilen ve çok boyutlu etkileri günümüze kadar da süren mürtekib-i kebîre (büyük günah işleyen kimse) problemini ele alalım ve uzak geçmişte kim ne demiş bakalım:  Mürtekib-i kebîre tövbe etmediği takdirde dünyada ve ahirette kâfir olarak muamele görür (Hâricî yorum). Mürtekib-i kebîre günahlarından dolayı zarar görmez ve ahirette cehenneme girmez (Mürcî yorum). Mürtekib-i kebîre imandan çıkar; fakat küfre girmeyip iman ile küfür arasında bir yerde (el-menzile beyne’l-menzileteyn) bulunur (Mu’tezilî yorum). Büyük günah, insanı isyan ve fıska sevk etse dahi bu durumdaki bir mümini mutlak manada fasık ve facir olarak nitelemek mümkün değildir (Sünnî yorum). Amel imandan bir cüzdür (Hâricî, Mu’tezilî ve Şiî yorum). İmanın mahiyeti Allah’ın varlığını, birliğini ve Hz. Muhammed aracılığıyla gönderdiği vahiyleri kalben tasdik etmekten ibarettir. Dolayısıyla amel imanın bir cüz’ü değildir (Sünnî yorum).

Allah kendi zatından bağımsız olarak sübûtî nitelikli kadim sıfatlara sahip değildir (Mu’tezilî ve Şiî yorum). Allah zat itibariyle kemal vasfı taşıyan kadim sıfatlara sahiptir (Sünnî yorum). Allah dünyada görülemediği gibi ahirette de görüleyecektir (Mu’tezilî yorum). Allah ahirette müminler tarafından görülecektir (Sünnî ve Selefî yorum). Allah’ın arşa istivası, göklerin üstünde bulunan ve melekler tarafından taşınan arşa oturması manasına gelir (Kerrâmî, Haşvî-Hanbelî yorum). İstiva, keyfiyeti insan tarafından bilinemeyen bir ilâhî sıfattır (Selefî yorum). İstiva, ilâhî kudret ve iradenin bütün kâinat üzerinde sürekli olarak geçerli olduğuna ve tüm varlıkları hâkimiyeti altında bulundurduğuna işaret eden bir sıfattır (Mu’tezilî, Şiî, Mâtüridî, Eş’arî yorum).

Bütün bu örnekler, “Biz fırka-i nâciyeyi temsil eden Ehl-i Sünnet mezhebine mensubuz; Mu’tezile ve Şia gibi ehl-i bidat fırkalarını zaten hükümsüz saymaktayız” şeklindeki bir gerekçeyle kâle alınmayabilir. Bu durumda, Ehl-i Sünnet’in iki büyük kolunu temsil eden Mâtüridîlik ile Eş’arîlik arasındaki görüş ve yorum farklarına dair şu birkaç örneği idraklere sunmak faydalı olabilir. (1) Matüridî: İman ne artar ne de eksilir. Eş’arî: İman artar ve eksilir. (2) Matüridî: Peygamberlikte erkeklik şarttır. Eş’arî:

Peygamberlikte erkeklik şart değildir. (3) Maturidî: Ye’s halindeki tövbe makbuldür; fakat bu durumdaki iman muteber değildir. Eş’arî: Ye’s halindeki tövbe de iman da makbul değildir. (4) Matüridî: Allah’ın var ve bir olduğunu aklen bilmek farzdır. Eş’arî: Allah’ın var ve bir olduğunu aklen bilmek farz değildir. (5) Mâtüridî: Akıl bazı şeylerin güzel ve çirkin (hüsün ve kubuh) olduğunu bilebilir. Eş’arî: Akıl hiç bir şeyin güzel ve çirkin olduğunu bilemez. (6) Mâtürîdî: Allah çirkin bir şey yapmaz. Mesela, Allah mü’mini ebedi olarak cehennemde yakmaz, kâfiri de cennetlik kılmaz. Eş’ârî: Allah’ın fiillerinde çirkinlik diye bir şey söz konusu olamaz. Allah bir peygamberi ebedi olarak cehennemde yaksa ve bir kâfiri cennetlik kılsa dahi çirkin bir iş yapmış olmaz. (7) Mâtürîdî: Kader eşyanın ezeldeki takdiri, kaza bu kadere göre eşyanın meydana gelmesidir. Eş’ârî: Kaza takdirdir, takdirin meydana çıkması ise kaderdir.

Görüldüğü gibi iki büyük Sünnî-itikâdî mezhep de kendi aralarında birçok konuyla ilgili olarak ihtilaf etmişlerdir. Üstelik burada söz konusu olan ihtilafların pek çoğu inanç alanıyla ilgilidir. Tam bu noktada şunu sormak gerekir: Bu kadar farklı görüş ve iddia sahibi mezhepler arasında hakikati kim veya hangi mezhep temsil etmektedir? Hakikat denen şey kime ve neye göre belirlenmektedir? Herhangi bir mezhebin tek başına temellük ve temsil ettiği şeyler hakikatle özdeş midir? Yoksa her mezhep aslında birer farklı görüş ve yorumdan mı ibarettir? Kendisini itikâdî alanda Sünnî-Mâtüridî olarak tanımlayan bir müslüman Sünnî-Eş’arî mezhebine mensup bir müslümanın doğru addettiği görüş ve yorumları bâtıl sayma yetkisine sahip midir? Hâsıl-ı kelam, inanç alanıyla ilgili hemen her kesin kabulümüz dahi birer mezhepsel görüş ve yorumdan ibaret olduğuna göre bizden farklı görüşlere sahip başka müslümanları bidat ve dalâlet ehlinden saymanın âlemi nedir? İmam eş-Şâfiî’ye nispet edilen, “Benim görüşüm yanlış olması muhtemel doğrudur; muhalifimin görüşü ise doğru olması muhtemel yanlıştır” şeklindeki geniş açılı anlayışı benimseyebilmek için daha ne kadar beklememiz gerekir?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.02.2021
Din, devlet ve siyasetin ortak yaşam (Simbiyoz) ilişkisi
6.02.2021
‘İslamcı’ II. Abdülhamid ve İslamcı Muhalefet
23.01.2021
Kahrolsun mahalle kültürü!
16.01.2021
Hayat kısa, kuşlar uçuyor…
9.01.2021
Rektör, üniversite ve sâire…
2.01.2021
Bir fikir kudret ve imkânla sınanmadıkça…
26.12.2020
Musibete müşteri olmak
19.12.2020
Türküler ve oyun havaları
12.12.2020
Doğululuk ve pusuculuk
5.12.2020
Yekfî
3.10.2020
İslâmî Nazizm
29.08.2020
Felsefe ama süksesiz, fiyakasız…
9.08.2020
İslamcı zihniyetteki sığlık ve tıkanıklığın kültürel kökenleri
27.06.2020
Seksenler…
20.06.2020
Yorum ve hakikat
13.06.2020
Ahlak yetmezliği
6.06.2020
Muhafazakâr kadınların dünyasında toplumsal cinsiyet meselesi
30.05.2020
Kendimizle barışık olmamak lazım
24.05.2020
Havada provokasyon kokusu var
16.05.2020
Toplumsal kutuplaşma ve zıtlaşma
9.05.2020
Bir insan ömrünü neye vermeli?
2.05.2020
Kendimizi dinleme ve düşünmeye davet meyanında…
25.04.2020
Korona günlerinde Ramazan
18.04.2020
Dua nedir, ne değildir?
12.04.2020
Sıkıntı, sabır ve zaman
29.03.2020
İnsanlık ailesinin musibetle imtihanı
21.03.2020
Hata-kusur itirafnamesi
14.03.2020
Dünya samimiyetsiz ve sahtekâr insanların cennetidir
7.03.2020
Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde neler oluyor?
29.02.2020
Dinime dahleden bari müselman olsa
23.02.2020
Bunca ilgi ve alakaya kayıtsız kalamazdık
16.02.2020
Kıymet ‘nedret’e, kıymetsizlik ‘vefret’e tabidir
9.02.2020
Karakter aşınması ve gözün vicdanı
2.02.2020
Öyle miymiş?
27.01.2020
İyi hâl kâğıdı
19.01.2020
Diyanet, TOKİ, faiz
12.01.2020
Dinî düşünce alanında ‘laçkalaşmış’ bir kavram olarak gelenek
5.01.2020
Tefsire Adanmış Bir Ömür: İsmail Cerrahoğlu
28.12.2019
Gürültücüyüz, vesselam…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive