Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Oktay Cansın EMİRAL

[email protected]



Bookmark and Share

ULUSAL EGEMENLİK VE İSTİHBARAT SORUNSALINA LİBERAL YAKLAŞIMLAR


24.02.2015 - Bu Yazı 1894 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

   İslam dininin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'in ikinci suresi olan Bakara suresinin iki yüz sekizinci ayetinde ''Ey inananlar ! Hep birden barışa girin ,Şeytana ayak uydurmayın,o sizin apaçık düşmanınızdır ''diyerek tüm kainatı barışa çağırır ve barış ortamının yaratılmasını emreder.

İçerisinde bulunduğumuz post-modern çağda Samuel P. Hantington ABD ve SSCB arasında yaşanan soğuk savaş sonrasında dünyadaki çatışmaların medeniyetler arasında gerçekleşeceğini öngörmüş ve düşünceleri tüm dünyada büyük oranda kabul görmüştür.Buna karşılık Türkiye ve İspanya arasında '' Medeniyetler İttifakı'' projesi hayata geçirilerek küresel barışın tohumları atılmış ,gösterilen örnek siyasi yaklaşım tüm dünya tarafından takdir edilmiştir.

Barış olgusunu siyasal olarak iç barış ve dış barış olarak ayırarak konunun anlatımını genişletmek istiyorum.İç barış kavramı ;farklı etnik ve kültürel toplumsal kesimlerden oluşan ülkelerin en sık karşılaştığı sorundur.Ülkemizde de yılardır sürüp giden terör olaylarının son yirmi yıldır ne büyük acılara ve ekonomik kayıplara sebep olduğunu hepimiz biliyoruz.Dış barış kavramı ise farklı devletler arasında yaşanan çatışmaların çatışan devletler ve onların sosyal,ekonomik,jeopolitik olarak ilişkide bulundukları ülkelerin sorunudur.

İçerisinde bulunduğumuz bilgi çağında barış kavramı bireyler için ulaşılmak istendiği zaman popülerlik kazandıran bir olgu olma özelliğini aşarak acilen çözülmesi gereken küresel bir insanlık sorunu haline gelmiştir.Dünyada ergen yaşta olan veya çocuk olan her birey internet ortamında kaçınılmaz olarak savaş,vahşet,katliam ve çocuk istismarı görüntüleri ile karşılaşmakta ve bundan çok rahatsız olmaktadır.Daha çok yakın bir tarihte Suriye'nin Guta kentinde gerçekleşen kimyasal saldırı neticesinde yaşamını yitiren çocukların görüntülerini hepimiz izlemedik mi?O görüntüleri izlerken bizimde gözlerimiz o can çekişen masum yavruların gözleri gibi yuvalarından dışarıya çıkmadı mı?Onlarla birlikte içimizdeki çocukta ölmedi mi ?Ben o çocukları öldüren saldırıyı yapanın suçlu olduğu kadar içimdeki çocuğu öldüren görüntüleri izlediğim bilgisayarı satan ,interneti icat edenin de suçlu olduğunu düşünüyorum.

Bilgisayar ve internet teknolojilerini üreten ,satan ve ulusal gelirinin büyük kısmını bilişim teknolojilerinden kazanan gelişmiş sanayi toplumlarının barış ortamının yaratılmasında daha aktif ve duyarlı olmaları gerektiğini ifade etmeliyim.Aksi takdirde varlık sebepleri olan bilgisayarlar kendi yarattıkları canavarlar olarak kendilerini tehdit edecektir.Tıpkı 11 Eylül saldırıları ve Adolf Hitler'in Yahudilere yaptığı katliamlar gibi tekrar kendi yarattıkları gücün kurbanı olmak gibi bir trajedi ile karşılaşabilirler.

Dış barış kavramı farklı devletlerin birbirleri ile çatışmasızlık halinde olmalarıdır.Uluslararası ilişkilerde geliştirilen Realizm teorisi caydırıcılık ilkesine göre bina edilen ve uluslararası ortamın savaşsız olmayacağını öngören bir teoridir.Realizm teorisinin karşıtı olarak İdealizm teorisi ise farklı devletlerin arasında istendiği zaman kalıcı bir barış durumunun yaratılabileceğini ve insan aklının barış ortamını yaratmadaki yeteneğinin olduğunu savunmaktadır.

20. yüzyılda birçok devlet dış politikada Realizmi kabul etmiştir.Bu durum Realist devletlerin ekonomik güçlerini askeri alanda gelişmiş silahları ile yarıştırdıkları tarihin en çok can ve mal kaybına sebep olan ikinci dünya savaşına sebep olmuştur.Türkiye ise Atatürk'ün ''Yurtta sulh cihanda sulh'' ilkesi gereği idealist bir yaklaşım ile ikinci dünya savaşının dışında kalarak birinci dünya savaşından aldığı derin yaraları büyük oranda onarma fırsatı bulmuştur.

İç barış kavramı çeşitli etnik gruplardan,farklı milletlerden veya farklı mezheplerden oluşan homojen olmayan devletlerin yurttaşları arasındaki çatışmasızlık ortamıdır.Fransız ihtilali ile başlayan ve başta Avrupa’yı daha sonra tüm dünyayı saran ulusçuluk kavramı monarşik devletlerde egemenliğin halka geçmesini sağlayarak liberal demokrasinin temeli olmuştur.İçerisinde farklı ulusları barındıran büyük krallıklar yerlerini ulus devletlere bırakmak zorunda kalmışlardır.

19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu da başlayan ulusçuluk akımları neticesinde kendisine bağlı bulunan milletlerin ayrılıp bağımsızlığını ilan etmeleri ile Anadolu topraklarında Türk milletine dayanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile varlığını sürdürme imkanı bulabilmiştir.Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasi dehası sonucunda çeşitli milletleri bir arada tutabilmek,barış içerisinde yaşayan demokratik bir halk olarak dizayn etmek amacı ile geliştirmiş olduğu yurttaşlık odaklı milliyetçilik kavramı tüm dünyaya örnek olmuştur ve diğer çok uluslu devletlerinde milliyetçilik anlayışı haline gelmiştir.Türkiye Cumhuriyeti'nin 1982 anayasasında yurttaşlık odaklı milliyetçilik yerine ırkçılık odaklı milliyetçilik geçmiş ve bunun sonucunda çeşitli etnik kimlikler arası çatışmalar başlamıştır.

İkinci dünya savaşından sonraki dönemde liberal demokrasiler ve onun karşıtı olan komünizm merkezli soğuk savaş dönemi dünya siyasi tarihine damgasını vurmuştur.Liberalizmin savunucusu ABD ve Doğu Avrupa ile komünizmin savunucusu SSCB arasında süren soğuk savaş dönemi sonucunda komünizm ile yönetilen ülkelerin çoğu liberal demokrasiye geçiş yaparak halklarının refahlarını arttırmayı denemişlerdir.Özellikle ticari ürünlerinin çeşitliliğinin artması ve komünizmin temel prensibi olan ürün fiyatlandırmasının devlet eli ile yapılmasının zorlaşması piyasa başarısızlıklarına sebep olarak kıtlık ve sefaletin nedeni olmuştur.Bu sorunun üstesinden gelemeyen bazı komünist devletler mecburen serbest piyasa ekonomisine geçmek zorunda kalmışlardır.Komünist ülkelerin çoğunlukla piyasa ekonomisine geçmeleri ürettikleri ticari malların kalitesinde ve çeşitliliğinde artışlara sebep olarak ticari mallarına diğer toplumların ilgisinin ve talebinin artmasını sağlamıştır.Böylelikle farklı uluslar arasındaki

kültürel,ticari,ekonomik,sosyal ilişkiler artmıştır.Ulusların arasında gelişen ticari ve sosyal ilişkiler sayesinde küresel piyasalarda istikrar ihtiyacı,küresel barış öncelikli arzulanan kavramlar olarak benimsenmiş ve bunun sonucunda her türlü şiddeti sorunsallaştıran çevreci kozmopolit sivil toplum olgusunun güçlenmesini de beraberinde getirmiştir.

Liberal demokratik devletlerin yurttaşlarına tanımış olduğu özel mülkiyet hakkı,mutluluk peşinde koşma hakkı,yaşam hakkı,sınırsız zenginleşme hakkı gibi özgürlükler toplumu oluşturan bireylerin daha sonra yüceltme ile değiştirdikleri bazı erken dönem çocukluk içgüdülerinin tatmin olmasını ve doğuştan gelen saldırgan sadist içgüdülerin bastırılmasını sağlamaktadır.Bu durum ikinci dünya savaşından sonra liberal demokratik ülkelerin kendi aralarında NATO,Avrupa Topluluğu,OECD,G-7,GATT gibi birliklerin kurularak liberal ülkelerin birbirleri ile savaşmamak konusunda kararlılık göstermesinin psişik nedenleridir.Özellikle soğuk savaş sonrası uluslararası ortamda liberal devletler diğer liberal devletleri tehdit unsuru olarak görmekten büyük ölçüde vazgeçmişlerdir. 1992 yılında Avrupa'da olan liberal devletler birleşerek Avrupa Birliği'ni oluşturarak dünya siyasi ortamına süper güç olarak yerleşmiştir.Türkiye Cumhuriyeti'nin doksan yıllık liberal demokrasi kültürü olmasına rağmen gerekli siyasi irade gösterilemediği için bugün hala AB'nin dışında kalmıştır.

Birçok etnik kesimin barış içerisinde ,eşit ve özgür olarak yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekli post-modern siyasal kurumlarını yaratarak CERN gibi makro düzeyde bilimsel çalışmaların etkinliğine katkı sağlayarak veya uluslararası ortaklaşa biçimde GENOM araştırmalarını gerçekleştirerek yirmi birinci yüzyılda kozmopolit bir liberal demokrasiye vesile olacağına inanıyorum.

Ulusal egemenlik; Bir ulusun temsilcisi olan seçilmiş yöneticilerinin faaliyetlerinden ve kurumlarından oluşan devletin kendisinden başka bir kuvvetin yurt içerisinde veya yurt dışarısında kendisi hakkında politika belirleme yetkisinin olmaması demektir.

17 Aralık 2013 tarihinde yayımlanan Başbakanın kriptolu telefon görüşmelerinin kamuoyuna sızması zurnanın zırt dediği yerdir denilebilir.Daha öncesinde yaşanan bir çok başarısızlığı da burada tekrar ifade etmekte fayda görüyorum.2007 yılında Isparta yakınlarında düşürülen içerisinde Prof. Dr..Engin Arık,Arş.Gör.Özgen Berkol Doğan,Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Fatma Boydağ, Doç .Dr. İskender Hikmet ve Arş.Gör. Mustafa Fidan ‘ın içinde bulunduğu uçağın düşürülmesi ve intihar süsü verilip katledilen ve kamuoyuna açıklanmayan Aselsan mühendislerinin durumu  ve devamında Başbakan’ın telefon görüşmelerinin kamuoyuna sızdırılması,Dışişleri Bakanlığının görüşme ofisinin içerisinde bulunan yetkililerle dinlenilmesi gibi üzücü hadiseler göstermektedir ki istihbarat denilen olgunun Türkiye’de daha içselleşmemiş olduğunu ve hakkaniyetle yapılan bir meslek olmadığını gösteriyor.

İntihar eden rahmetli Aselsan mühendislerinin üzerinde çalıştığı projeyi kısaca anlatmak gerekirse Türkiye dış ülkeden alınan her uçağın içerisinde olan ve satan ülke askeri güçlerine silahı kullanımını engelleyen bir yazılım sistemi barındıran gizli mikro çip bulunmaktadır.Bu mikroçip sayesinde uçak uzaktan kumanda edilerek pilot etkisiz hale getirilir ve uçak ya düşürülür ya da kendi mevzilerine saldırabilir..Bu mikroçiplerin yazılımını çözmeyi başaran ve istediği zaman tüm ABD uçaklarını kontrol etmeyi başarabilen bir yazılım gerçekleştiren Aselsan mühendisleri öldürülerek çalışmaları bir çantada olmak üzere çalınmıştır.

Anlaşılacağı üzere ABD devleti ulusal egemenliği gereği kendisine tehdit olarak gördüğü bu kişileri Yurt içerisindeki işbirlikçi paralel güçler ile birlikte katletmekten geri durmamıştır.Özellikle Ortadoğu’nun zengin madenleri ile petrolünü sömüren ABD ve İngiliz şirketlerinin emrinde çalışan CIA ve MI 6 istihbarat örgütleri her seferinde MİT teşkilatına üstün gelmeyi başarmıştır.Türkiye’de ise istihbarat Hakan Fidan döneminden önce tamamı ile Paralel yapının emrinde idi.Paralel yapının faaliyetleri ve MİT’in başarısızlıklarından anlaşılmaktadır ki ulusal egemenliğimiz tam manası ile tesis edilememiştir.

Yeni yapılandırılacak şeffaf, hesap verebilir bir istihbarat teşkilatı olmadan ne yeni anayasa olabilir ne de bu ülke Ortadoğu’da küresel güç haline gelebilir.Tabi ki bu konuda zorluklar ve önlemeler olacaktır ancak milletin iradesi ile bu engellemelerin aşılması gerekmektedir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.3.2017
Demokrasiye dair kaygılarımız
30.5.2016
Kapitalizm çöküyor mu
06.03.2015
KUANTUM TOPLUMU VE MAKRO-LİBERALİZM
25.02.2015
DEMOKRASİ VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
24.02.2015
ULUSAL EGEMENLİK VE İSTİHBARAT SORUNSALINA LİBERAL YAKLAŞIMLAR
22.02.2015
GEZİ OLAYI VE PSİKOLOJİK SALDIRILARIN AÇILIMI
10.02.2015
İSLAM BİRLİĞİ VE MAKRO-LİBERALİZM
10.01.2015
İSLAMOFOBİ VE AVRUPA’NIN PSİKO-SOSYOLOJİSİ
05.01.2015
KÜRESEL SİVİL TOPLUM’DA ANNELİK ÖZGÜRLÜĞÜ VE MAKROLİBERALİZM
27.12.2014
Makro-liberalizmde nevrozizmden korunma hakkı
13.10.2014
LİBERALİZM’İN TÜRKÇE KARŞILIĞI OLARAK TUTUMLULUK
13.09.2014
ÇÖZÜM SÜRECİ’NİN SOSYO-PSİKOLOJİK YANSIMALARI
22.08.2014
YA RAB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI ?
20.08.2014
Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu
14.08.2014
TÜRKİYE’YE IŞİD TEHDİTİ
09.08.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi ne işe yarar ?
07.08.2014
Liberalizm ve aile kurmak
03.08.2014
MAKRO LİBERALİZMDE NÜFUS VE SOSYAL POLİTİKA
01.08.2014
Makro liberalizm ve ilerlemecilik felsefesi Kuantum ve biotıp üzerine
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive