Oya BAYDAR

T24.Com



Bookmark and Share

'Oğlunu Arayan Köpekli Ana'


22.02.2013 - Bu Yazı 2722 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Önceki günkü haberdi: “104 yaşındaki Berfo Ana oğlunun mezarını bulamadan öldü.”

Onu 12 Eylül davası başlarken mahkeme kapısında görüp tanımıştık; oğlunu, daha doğrusu oğlunun mezarını arıyordu, “Bulmadan ölmeyeceğim”, diyordu. Ölüm haberini televizyondan aldığımda, içime yayılan acıyla karışık garip bir duyguyla ürperdim; çünkü onun hikâyesini tam dört yıl önce, Berfo Ana’yı hiç tanımadan ama yüzlerce Berfo Ana’nın varlığını -bilmekten çok sezerek- yazmıştım. Çöplüğün Generali romanımdaki Oğlunu Arayan Köpekli Ana’ydı o.

Paylaşmak istedim.

 

'Oğlunu Arayan Köpekli Ana'

 

Oğlunun ölüm haberi geldiğinden beri; yağmur yaş, fırtına, kar, kızgın güneş, çatışma, operasyon... Her Allahın günü sektirmeden sabahın köründe evden çıkardı Ana. Kafayı üşüttü zavallı, derlerdi. Konu komşu kızına, damadına kabahat bulurdu sahip çıkmadıkları, hele de ‘otur evinde’ demedikleri için. Kızı damadı, Ana’nın bağlasalar durmayacağını bilirlerdi, kendini sokaklara vurmadığı gün ölmüş olacağını da.

Tamı tamına on yıl olmuştu oğlunun ölüm haberi geleli. Azrail’in ulağı kimdi? Bilmiyordu. Kaçıncı evladıydı vurulan, öldürülen? Hatırlamıyordu.  Eğer evlat ölümüyse söz konusu olan, sayı saymayı bilsen de, bir’den sonrası çok’tur.

Ortanca oğlanın gidişi Ana’yı can evinden vurmuştu. Öldüğüne inanamıyordu. Yüreği biliyordu bilmesine de, beyni kanıt istiyordu. Oğul’un yaşadığını düşünmekten bitap düşmüştü. Yaşıyorsan analık hakkını helâl etmem sana, diye haykırıyordu yüreğinin kulaklara vurmayan sesiyle: Hayırsız bir oğlan istemem, ya bir haberini alayım analık hakkımın hesabını sormak için, ya da ölümünün kanıtını ispatını göreyim yasını tutmak için! Eğer ki ölmüşsen, başına bir taş dikeceğim bir mezarın olsun...

Bölge’nin, Karakol’un, Merkez’in kapısına geldiğinde, artık nöbetçiler kötü davranmıyordu ona. İlk zamanlar çok tartaklanmış, kapı dışına konmuş, kovalanmış, kovulmuş, küfür yemişse de artık dokunulmazlık kazanmıştı: Başka bir evrenden, belki de ölümün ülkesinden gelmiş, inlere cinlere karışmış bir ruh karşısında duyulan, saygıdan çok korkudan kaynaklanan, iyi saatte olsunlar dokunulmazlığı... “Oğlum burada mı, niye tutarsınız onu?” diye sorduğunda, kapıdaki nöbetçiler kendi işlemedikleri suçun ağırlığıyla yüklü bir sesle, “Burada yoktur Ana, buradan çıkalı yıllar olmuş,” diyorlardı. “Sağ mıydı çıkarken?” sorusuna değişmez cevap: “Sapasağlamdı,” oluyordu.

O zaman, Kayıp Oğulun Anası, ardı sıra yürüyen uyuz karabaş köpekle birlikte köprülere, göletlere, derelere, nehirlere, tarlalara, kırlara doğru giden yollara vuruyordu kendini. Yanında uyuz köpeğiyle köprülerde durup saatlerce sulara bakıyordu. Sulama kanallarına, göletlere, kuyulara eğilip karanlık suların aynasında oğlunun aksini arıyordu. Tarlalardan, ıssız kırlardan yana yürüyorlardı sonra. Köpek önden koşuyor, bazen toprağı eşeleyip bir kemik parçası, bir hayvan ölüsü çıkarıyor, bazen burnunu yollara dayayıp iz sürüyor, bazen dili bir karış dışarda bir koşu tutturuyor, uzaklaşıyor, sonra hoplaya zıplaya Ana’nın yanına geri dönüyordu.

Tarlalar ilkbaharda yeşeriyor, yaz sonunda hasat başlıyor, sonbaharda çamura bulanıyor, kış gelince karla kaplanıyordu. Doğa ve yaşam, ezeli ebedi döngüsünü tekrarlayıp duruyordu umudu ve umutsuzluğu sarmaş dolaş taşıyarak.

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış; Ana yaylalardan inen çobanların, uzak şehirlerden gelen yolcuların, çatışmaya giden askerlerin yolunu kesiyor, oğlunu soruyordu. Bilmiyoruz, diyorlardı da Ana’nın yüzündeki benzersiz keder bir daha unutmamacasına yüreklerine belleklerine kazınıyordu. Bir de yaşlı uyuz köpeğin bakışlarındaki buğulu hüzün...Yüreği kararmış, vicdanı tortu bağlamış olanlar bile, gün geliyor, olmadık bir anda, olmadık bir yerde Ana’nın ve köpeğinin, yalvaran mı, suçlayan mı anlayamadıkları bakışlarıyla karşılaşıyor, onlardan değil de kendilerinden kaçacak delik arıyorlardı.

Ona rastlayan herkes, gittiği her yerde, oğlunu arayan köpekli kadını anlatıyordu. Ana’nın ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan hikâyesi, zamanla Oğlunu Arayan Köpekli Ana efsanesine dönüştü; dar zamanları, dar mekânları aşıp masallar dünyasına karıştı.

Kış gelip günler iyiden iyiye kısaldığında -ki dağların gölgesi geceyi çabuk getirirdi- Ana, erken bastıran karanlıktan yılmaz, köpeğin koruyucu kollayıcı yoldaşlığında kuytularda koyaklarda oğlunun izini aramayı sürdürürdü. İşte günün en kısa, gecenin en uzun olduğu o gün de, alacakaranlık erkenden bastırdığında, evin yolunu tutacağına, o mevsimde, o saatte büsbütün tenhalaşan kuş uçmaz kervan geçmez tekinsiz kır yollarına attı kendini. Bu defa köpek isteksizdi; birkaç kez uzun hırkasının eteklerinden, başından doladığı eski yün ihramın uçlarından çekiştirdi yaşlı kadını, hadi eve dönelim, dercesine. Gidelim, dedi Ana, dönersek büsbütün yitiririz onu.
Yolun iki yanında yapayalnız, ıssız uzanan taşlı tarlalar ince bir kar tabakasıyla kaplıydı. Tepsiye yayılmış mercimeğin üstüne un dökülmüş gibi, diye geçirdi içinden. Mercimek çorbasını nasıl da sevdiğini hatırladı oğulun. Baharda cılız otlar, kardelenler, yonca çiçekleri biterdi bu tarlalarda. Eskiden, çok uzaklarda kalmış o bolluk ve barış günlerinde, yemyeşil buğday başakları altın sarısına döndüğünde, burçaklar yolunup tınazlandığında hasadı kutlarlardı. Şimdilerde bu topraklar ekip biçilmiyordu artık, Büyük İşletme ile Bölge buraya taşındığından beri yasaktı bu toprakları işlemek.

“Bir zamanlar, millet ekip biçmek için, hasat için, eğlenmek, nefeslenmek için akın akın gelirdi buralara Karabaş; ama işe bak, o zamanlar yol yoktu, toprak bir patika vardı sadece, o da kar yağmur olduğunda balçığa dönüşür, yol iz kalmazdı. Şimdi asfalt yol yapmışlar, ama işe bak, geçeni yok. Zırhlı araçlar geçiyor bir tek, bir de Büyük İşletme’nin tankerleri. Yine de söylenmemek gerek, işletme ile askeriye olmasaydı bu yol hiç yapılmazdı.”
Karabaş, Ana’nın söyledikleriyle ilgilenmedi. Belki de Ana içinden geçirmişti sadece, karanlıkta konuşmanın tekin olmadığını düşünerek.

Ölüsünden dirisinden haber almak için yollara düştüğü oğul, İşletme ilk kurulduğunda, kısa bir süre orada çalışmıştı. İş ağırdı ama çocuk memnundu, eli ekmek tutuyordu, işçi olduğuna gururluydu, sevdiği kızla düğün dernek hayali kuruyordu. Sonra bir yıla varmamış, oğlana bir haller gelmişti. İçine kapanmış, suskunlaşmıştı. Ana’nın “Oğlum, elalemin kızına da ayıp; kızı istedik, verici oldular, düğün hazırlıklarına başlasak,” yollu sözlerine, “Daha zamanı var ana, hele biraz kendimi toplayayım,” cevabı verir olmuştu. İşçiliğe yazıldı, eli biraz para gördü, biti kanlandı da kızı beğenmez mi oldu yoksa! Erkek gönlü bu, güvenilmez. “Kızın ailesine ayıp, kızı da rezil edersin ortada bırakırsan, namus meselesi de girer işin içine, aman oğlum, gözünü seveyim,” diye üsteledikçe, çocuk büsbütün pusuyor, “Herşey iyi olacak Ana, sabret,” demekle yetiniyordu. Vardı oğlanın bir sıkıntısı. Evlatlarından birinin yüreği daraldı mı, Ana o saat hissederdi. Göğsünün ortasına bir soğuk taş oturur, nefessiz kalırdı. Yine kuzularımdan birinin başı dertte, hangisi ola, ne ola, elim erer gücüm yeter mi derdini hafifletmeye!

Oğlanın işten çıkarıldığı gün de, o soğuk uğursuz taş -şeytan taşı- gelip yerleşmişti iki memesinin arasına. Ertesi gün oğlan servise yetişmek için sabahın köründe kalkmayınca önce hastalandı sanmış, gidip bakmıştı ki uyumuyor, gözleri öyle duvara dikili yatıp duruyor. “Geç kaldın hele, hasta neyin olma Oğul.” Gözleri hep öyle duvara dikili, “Git başımdan ana,” demişti, “artık işe gitmek yok, işten çıkardılar.”

Ha demek bundanmış sıkıntısı! “İşten çıkarılmışsan ölüm değildir ya. Dinlen bir zaman, sonra iş ararsın. Allah kimseyi aç bırakmaz, herkesin rızkını verir.”

Çocuk o zaman yüzünü anasından tarafa dönüp, “Bunca aç insan bir lokma ekmek için neden çöplükleri karıştırıyor, madem Allah herkesin rızkını veriyor da!” demişti yüzünde karanlık bir bulutla.

“Tövbe de, tövbe de. Vardır Allahın bir bildiği.”

Göğsündeki taş daha bir ağırlaşmıştı. Allah duymamıştır inşallah, duyduysan bile affet Allahım, çocuk çok efkârlı. Bu efkâr işten kovulma efkârı değil, başka bir şey. Sen her şeyi bilirsin Allahım, çocuğumun altın kalpli olduğunu, kalbinin duru sular kadar saf olduğunu bilirsin. Koru onu, bağışla onu.

Göğsündeki taş, o gün bugün terketmemişti Ana’yı, hafiflememişti bile.

Bir gece o adamlar kapıya gelip oğlanı dışarı çağırdıklarında, yine bilmiş gibi, “Dur hele abin baksın kapıya,” demişti de dinletememişti. “İşletmeden eski arkadaşlar gelmiş, ben onlarla çıkıyorum, biraz açılırım, merak etme,” deyip çıkmıştı. Telaşlı bir hali yoktu, adamları tanıyordu, arkadaşlarıydı besbelli. Belki de patronlar yumuşamış, belki yeni işçiye ihtiyaç olmuştu da, yarın sabah işinin başına dön demeye gelmişlerdi. Göğsünü dinledi, yüreğine danıştı; taş, yerinde duruyordu.

Ne o gece eve döndü ne de sonraki günlerde. Polise, jandarmaya, karakola, işletme müdürlüğüne, Bölge’ye bile sordular sordurttular. Dirisi olmasa da ölüsünden haber umdular. Yer yarılmış içine girmişti.

Sonra günler geçti, haftalar, aylar, yıllar geçti. Gidip de dönmeyenlerin ne ilki ne de sonuncusuydu; Ana da bunu biliyordu. Biliyordu ya; bilincini, belleğini kapadı. Daha önce kaybolanları, ıssız bir yolun kenarında elleri arkadan bağlı, ensesinden tek kurşunla vurulmuş bulunanları, bile isteye unuttu. Söylentilere kulaklarını, tesellilere yüreğini tıkadı. Ben bulurum oğlumu, dedi, dirisi olmasa da ölüsünü bulurum.

O gün kapıdan çıktığında uyuz bir karabaş takıldı arkasına. Hoşt, dedi, gitmedi. “Bir de seninle uğraşamam; görmeseydim iyiydi ama görünce, sevince doyurmam gerek seni, ne ki ekmek zaten az, doyuramam”, dedi. Köpek ayrılmadı peşinden, gelip ellerini yaladı. Hayvanın gözlerinde öylesine derin, yumuşak, yalvaran bir bakış vardı ki içine işledi. İstediğim ekmek değil senin kokun, senin sevgin, dermiş gibi geldi Ana’ya. Artık o mu köpeği, köpek mi onu, birbirlerini yoldaş edindiler. O gün bugün de ayrılmadılar. Oğlunu arayan meczup Ana, oğlunu arayan köpekli ana oldu dilden dile, kulaktan kulağa yayılan masalda.

Şimdi köpek arkada, Ana önde -oysa şehirden çıkıp da kır yollarına vurduklarında köpek hep önden koşturur, ara sıra durup ardına bakar, kadının geldiğini görünce yeniden koşturmaya başlardı-, çoğu bölümü kapanmış, yer yer yıkılıp harabeye dönmüş İşletme’ye doğru ıslak asfalt yolda yürürken, kaç yıl oldu, diye düşünüyordu, kaç yıl oldu bu yolları arşınlamaya başlayalı.
Akşam iniyordu, köpek ince sesler çıkararak mızıldanıyor, hadi dönelim artık, diyordu. Yaşlıydı, uyuzdu, mecalsizdi, köpek haliyle bile geceden korkuyordu. Ana aldırmadı, içindeki ses “Köpeğe kanma, yürü, Karabaş dönsün isterse, sen yürü” diyordu. “İşletmenin arkasına kadar gidecem ben,” dedi köpeğe, kesin bir sesle. Köpek yine mızıldandı, kadının hırkasının uzun eteklerini çekiştirdi ağzıyla, sonra baktı ki umut yok, her zamanki gibi Ana’nın önüne fırladı, pek istekli olmasa da, “Bari gidelim de bitsin bu iş!” dercesine koşmaya başladı.

İşletmenin şimdi kapatılıp terk edilmiş bölümünün bir zamanlar geçilmez olan kunt duvarlarının yıkıntılarının etrafından dolanıp, karlı balçık çamura bata çıka arka tarafa ulaştılar. Ana buralara daha önce de gelmişti ya, bu defa yarı karanlıkta, bildiğinden başka türlü göründü gözüne. Miskinliğini üstünden atıp birden cevvalleşmiş köpeği izledi. Ayakları ıslanmıştı, üşüyordu.
Mes-lastikleri eskiydi, delikti, korumuyordu. “Anacığım, sana ne lastik, ne takunya, ne plastik terlik dayanıyor”, diye şikâyet ediyordu kızı. Varsın söylene dursun! Daha çok yolum var, daha bitmedi, yeni lastikler alınmalı bana, diye düşündü Ana çamurlu tarlada bata çıka yürümeye çalışırken.

Köpek burnunu incecik kar örtüsüyle kaplı çamurlu toprağa dayamış, kuyruğunu bacakları arasına sıkıştırmış önden gidiyordu. Ne koku alacak ki! Dört bir yan balçık çamur, kar bütün izleri, bütün kokuları siler. İçine ilk kez korku girdi, oysa yıllardır korkuyu unuttuğunu sanmıştı. “Gel”, diye seslendi Karabaş’a, “Hadi dönelim, üşüdüm. Gel hele, yarın kasaptan kemik isterim sana, iyi adamdır, verir.” Köpek oralı olmadı. Ana durdu; gel, diye bağırdı bu defa emreden sert bir sesle. Köpek dönüp baktı, inler gibi kesik kesik havladı, yoluna devam etti. Kadın durduğu yerde öylece kaldı. İzlemezsem, dönüp gelir nasıl olsa, hep böyle yapar, biraz aksilenir, direnir, sonra koşturur yanıma. Bırakıp yalnız dönmeyi gözü yemiyordu, bekledi. Karanlık iyiden iyiye inmişti. Köpek uzaklaşmış olmalıydı ki, ne çamurda adımlarının sesi ne de kesik kesik soluğu duyuluyordu. Ana kendini ürkütücü bir yalnızlığın ortasında hissetti; etrafı dinledi, sadece sessizliği duydu. Öyle mutlak, anlatılmaz bir sessizlik ki, sanki ses geçirmez bir fanusun içindeydi.

Köpek koşarak döndü. Oh! Nihayet. Hadi gel bakalım kötü köpek seni! Hadi gel, gidiyoruz. Köpek uzun yoldaşlıkları boyunca hiç yapmadığı bir şey yaptı; Ana’ya bakıp dişlerini göstererek hırladı. Kadın korktu, bir adım geriye çekildi. Lanetli köpek, cehennemin kapısını bekleyen uğursuz hayvan... Birden o güne kadar hiç aklına gelmemiş bir soru takıldı Ana’nın kafasına. Kaç yaşında bu hayvan? On yılı aşkın böyle peşimde benim, onu bulduğumda da yaşlıydı, uyuzdu, çocuklar bu fazla yaşamaz demişlerdi ilk kez beslediklerinde. Ne kadar yaşar ki bir köpek! Köpek kılığına girmiş şeytanın ta kendisi mi yoksa? Yoksa Allahımın gücüne mi gitti kadere teslim olmamam, oğlumun canının peşine düşmem?

Hayvan gelip büyük yün örtüsünün eteğini dişledi, Ana’yı sürüklemeye başladı. Yüreği korku dolu, dizlerinin bağı çözülmüş, mes-lastiğinin teki patlayıp dağılmış; köpeği izledi. Bir yere götürmek istiyor beni, direnmemeliyim. Benim köpeğimse, iyiliktendir; şeytansa, direnmenin faydası yok.

İşletmenin kapatılmış bölümünün arkasındaydılar. Köpek yeni açıldığı besbelli büyük bir çukurun kenarında durup, bir Ana’nın yüzüne bir çukura bakıp havladı. Sus, dedi kadın fısıltıyla, sus. Sonra çukura eğilip karanlıkta görmeye çalıştı. Derince bir çukurdu, içi artık dolu değildi. Gecenin karanlığında çamura bulanmış beyaz bez parçalarını ve fosforlu bir iç ışıkla aydınlanan dağılmış tek tük kemikleri fark etti. Çukurdan, zamanla uçmuş, fazla ağır olmayan bir leş kokusu yayılıyordu. Hayvan ölülerini, kurban artıklarını gömmek için fazla büyük, fazla özenle kazılmış bir çukurdu.

Kayıp oğlunu arayan Köpekli Ana, işte o zaman unutmak istediklerinin tümünü hatırladı, duymamak için kulaklarını tıkadıklarının tümünü duydu. Yalandır dediği, inanmak istemediği tüm söylentileri bir bir geçirdi aklından. Birileri çukuru aceleyle boşaltmıştı. İçindekilerin bulunacağından kuşkulanmış, korkmuş olmalıydılar. Oğlumun bildiği, bilip de karışmak bulaşmak istemediği buydu. Konuşacağından korkmuşlardı. Sonra...

Sonrasını düşünmemek için usunu bilincini kapadı Ana. Bir tek düşünce aklının uzak köşelerinde takılıp kaldı: Yerini artık bulamam. Nereye taşıdılar hepsini, onlarca ölüyü, oğlumu, oğullarımızı?... Artık iz süremem, yorgunum, çok yorgunum.

Uyuz karabaş köpek sakinleşmiş gibiydi, çukurun başına oturmuş, içine atlamayı gözünün kesip kesmeyeceğine bakıyordu. Ana köpeğinin hemen yanına, soğuk ıslak toprağa oturdu. Hayvanın sıcaklığını bedeninde duydu. Dizlerini örtsünün altında topladı. Eski bir ihramdan bozma geniş atkısını ikisini de sarıp sarmalayacak şekilde doladı. Köpeğin ılık nefesini yüzünde hissetti. Bu gece don yapacak diye düşündü, mutlu oldu. Ağır ağır uykuya daldı. Kayıp oğlunu elinden tutup Doğunun dağlarında mağaralarında fısıldanan “Oğlunu Arayan Köpekli Ana” söylencesine karıştı.

Ertesi gün sabaha karşı, son izleri yok edip işlerini bitirmeye gelenler Ana ile köpeğini birbirlerine sarılmış buldular. Yanlarına yaklaştıklarında köpek vahşi bir kurt gibi hırlayarak yüzleri kar maskeli adamların üzerine atıldı. Biri, tek kurşunda bitirdi işini Karabaş’ın. Ana’ya kurşun gerekmedi; bedeni kaskatıydı, donmuştu. Çukurun içindeki bez parçaları ve kemiklerle birlikte Ana’yı da, Karabaş’ı da çöp kamyonunun arkasına attılar.
                                           

Çöplüğün Generali, Oya Baydar
Can Yayınları, 4. Basım. S.112-121

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.9.2018
Derin ittifakın Cumhuriyet operasyonu
6.9.2018
Şırnak ne kadar Türkiye toprağıysa İdlib o kadar Suriye toprağıdır
30.8.2018
Cumartesi Anneleri, Osman Kavala, tutuklu Kürt siyasetçiler ve diğerleri: “Bizim” ayıbımız, “onların” suçu…
22.8.2018
Onlar içerde yatarken bayram haramdır
15.8.2018
Yerli ve milli Don Kişot'un yel değirmenleriyle savaşı
3.8.2018
Bakan Soylu'ya bir soru: PKK'nın cinayeti zulmünüzü ve hukuksuzluğunuzu aklar mı?
1.8.2018
Eski yapılar yıkılmadan yeni kurulamaz
28.7.2018
Ey AKP Reisi, ey AKP'liler! Bedelli'den elde edeceğiniz kârın bin misli öneriliyor, duydunuz mu?
6.7.2018
Her “idam” dediğinizde bir çocuk daha öldürülüyor
4.7.2018
PKK'nin cinayeti, Soylu'nun rezaleti karşısında susarsak…
1.7.2018
İnce'nin yüzde 30'u, MHP'nin sürprizi, CHP'nin hâli
19.6.2018
Dikkat! Uçurumdan önceki son çıkış
13.6.2018
Kandil'de bayrağı nereye dikeceksiniz? Savaşı seçim sandığına nasıl sokacaksınız?
6.6.2018
Erdoğan haklı; eline kan bulaşan bedelini ödemeli
30.5.2018
Ne “iktidarı nasıl olsa vermez” teslimiyeti, ne “kazandık gitti” kolaycılığı
24.5.2018
Vakit, edebiyle çekip gitme vaktidir
10.5.2018
Millet, 7 Haziran'da da “Tamam” demişti, ne oldu?
4.5.2018
İttifakınızın adı “Kürtlere Geçit Yok” misâkı olsun
26.4.2018
Bir komplo teorisi: Derin devletin Erdoğan'a kumpası mı?
17.4.2018
Dünya Trump'a, Türkiye Erdoğangiller'e kaldığında…
10.4.2018
Bir lokum kaç gencin hayatına bedeldir?
24.3.2018
Fetih'te yağma haktır, işgalin sembolü bayraktır
6.3.2018
"Afrin bizim niremiz olur Abla?"
28.2.2018
Doğma çocuk! Ya ırzına geçilecek ya tabutuna bayrak örtülecek
21.2.2018
Bu kadar kin ve nefreti içinizde nasıl barındırıyorsunuz?
17.2.2018
“Korkma anne, silah sesi değil, kovaya vuruyoruz”
7.2.2018
“Yaşasın Ölüm” diye bağırmadığımız için suçluyuz
31.1.2018
“Ulan ahlâksızlar, vatan hainleri, vicdansızlar, fikir soytarıları!”
21.1.2018
Gaflet ve dalâlet yolundan dönün, yalvarıyorum
18.1.2018
Canan Kaftancıoğlu'nu, “kıçı kirli” siyasete teslim etmeyelim
10.1.2018
Boğaziçi Üniversitesi iyi ki “yerli ve milli” değil
5.1.2018
Acil bir KHK çıkarılmasını talep ediyorum
28.12.2017
Rejimin niteliksel dönüşümü gerçekleşti, demokratik hukuk devleti bitirildi
21.12.2017
Durun! Suriye’den de beter bir adım atmak üzeresiniz
13.12.2017
“Ya sayı saymayı bilmiyorsunuz ya da hiç dayak yememişsiniz”(x)
7.12.2017
Kediye işkenceye kahrolanlar! Ölüye işkenceyi de görün
28.11.2017
Kürtleri ezmek için acelesi olanlar var
22.11.2017
Bugünkü Soçi Zirvesi’nden ne çıkacak?
15.11.2017
“Amerika gitsin Rusya mı gelsin, Allahsız Gomonistler!”
14.11.2017
Ergenekon’un Avrasyacı maskeyle dönüşü
7.11.2017
Mağdura kimlik soran, zulme ortak olur
20.10.2017
Osman'a kadar uzandıysanız, korkunuz büyük demektir
17.10.2017
Demirtaş’ın Seher’inin şifrelerini ifşa ediyorum
12.10.2017
Şehit cenazeleri gelmeye başlarsa sorumluluk kimin olacak?
4.10.2017
Ayşe Öğretmen’in mahkûmiyeti hukukî ve ahlakî çöküşün aynasıdır
3.10.2017
AKP hata’dan suç’a doğru ilerliyor
28.9.2017
Kimin beka sorunu? Türkiye’nin mi, Erdoğan’ın mı?
23.9.2017
"Bunlar"a sınır ötesi harekât yetkisi vermek, Türkiye'ye kurşun sıkmaktır
18.9.2017
Üç beş kendini bilmez değil, ‘baş’tan ayağa hepiniz
3.9.2017
CHP’nin hafızasını yitirdiği çıkmaz sokak
23.8.2017
Bülent Uluer için: “Bir düğün fotoğrafı”
12.8.2017
Tekçi bağnazlığımızın aynası: Cumhuriyet vakası
1.8.2017
Yine “lotocular” kazandı Sayın Yargıç
19.7.2017
“Ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğümüzü” ihlâl suç değil miydi?
12.7.2017
Demirtaş terörist, Berberoğlu casus, Özlem ajansa 79,5 milyon nedir?
1.7.2017
“Herkes İçin Adalet” diyemezsek, “Kahrolsun Adalet” diyenlere yeniliriz
23.6.2017
Adalet için, Erdoğan-Perinçek zihniyetine karşı yürümek…
17.6.2017
Adalet yürüyüşü Edirne’ye uzanırsa neler olmaz…
6.6.2017
Şimdi ben bu haberi gazeteye nasıl koyacağım Bilge’ciğim?
25.5.2017
Şimdi ben kime hakaret etmiş olacağım?
17.5.2017
Ölmeyin çocuklar! Siz eridikçe toplum çürüyor, vicdan ölüyor
4.5.2017
Acınacak hale gelmeyiniz Sayın Erdoğan?
27.4.2017
Bu halinizle ne bekliyordunuz Beyler!
18.4.2017
Hayır kazandı, şimdi yarınlara bakalım
15.4.2017
Evet veya Hayır sadece siyasî değil ahlakî bir tercihtir
12.4.2017
16 Nisan’dan sonra 17 Nisan
1.4.2017
Hayrettin Karaman işin ruhunu açıkladı, şimdi bin 'hayır’ım var
29.3.2017
Kırmızı çizginizi yanlış çizerseniz, olacağı budur
24.3.2017
“Çocuk istismarcısı, hırsız, terörist 149 gazeteci”
16.3.2017
Hollanda krizinin ardındaki asıl neden
11.3.2017
"Hayır"lı yazılar III: “Bullshit” dış siyasete Hayır
18.8.2015
Şehit cenazelerinde boy gösterenler! Varto sokaklarında sürüklenen çıplak bedeni gördünüz mü?
11.8.2015
Lan Devlet! Bize ne yapmadın ki?
6.8.2015
Bende yalı yok, viski yok, HDP’ye oy verdim; ben neyim?
1.8.2015
Erdoğan, Davutoğlu, Bayık, Karayılan ve diğerleri! İsteseniz bu kirli savaş bir saatte biter
30.7.2015
'Sözde aydınlar' adına, hodri meydan, diyorum
28.7.2015
Çare Türkiye’nin HDP’lileşmesinde
27.7.2015
Çözüm: HDP etrafında kenetlenmek
22.7.2015
Yeter artık! Hangi teröre karşı hangi ortaklık?
13.7.2015
Erken seçimden önce HDP'ye operasyon planı
8.7.2015
Çinli sanıp Koreliyi dövmek, Roboski’de Kürt katırı öldürmek, Artvin’de doğaya ‘koymak’…
2.7.2015
Devletin bölücülük, kin ve savaş nârası
24.6.2015
HDP’ye ayar vermek yerine, destek olmak
10.6.2015
HDP bu toprakların bağrından doğan güzel bir projedir
3.6.2015
Karanlıktan önceki son çıkış: HDP
27.5.2015
HDP’ye ayar verme hakkımız yok, Kürtlerden özür borcumuz var
21.5.2015
Yahu, kim kimi asıyor? Bilelim de engel olalım
19.5.2015
İdam cezasını savunmak bile insanlık suçudur
14.5.2015
Biz orada yoktuk ama sizler tam takım oradaydınız Sayın Özkök!
8.5.2015
Kamp Armen’e reva görülen, devletin ve AKP’nin aynasıdır
6.5.2015
Tayyip Bey’in paralel partisi
29.4.2015
Cin şişeden çıkınca
23.4.2015
Soykırım kadar ağır vicdan kırımımız
13.4.2015
'330 milletvekili için kaç şehit gerek?'
11.4.2015
Bir bilmece: Bu suç duyurusu kimi hedefliyor?
06.04.2015
Berkin'in elindeki ekmek, Yasin'in elindeki kurban eti
02.04.2015
HDP Türkiye partisi olursa…
25.03.2015
Korkulan provokasyon ‘Sürecin Mimarı’ndan geldi
20.03.2015
Kozmik Oda'nın esrarı
12.03.2015
Vezir edenler rezil de ederler, zavallı Hakan Fidan
08.03.2015
Kadınlar! Kendimizi bu adamlara kullandırmayalım
05.03.2015
Demirtaş’ı yıpratma projesine dikkat!
26.02.2015
IŞİD’den türbe kaçırma opereti: Hamaset, heyecan, yalan…
19.02.2015
Bebelerden katil yaratan eril iktidar
18.02.2015
Muktedir erkekliğin tecavüzcü fıtratı
11.02.2015
Vietnam’dan Türkiye’ye: Kutsal yaratmak, kutsalı kullanmak
25.01.2015
Hrant’ın Arkadaşları, CHP ulusalcılığı, Ergenekon’la flört
15.01.2015
İslamla terör yan yana gelemez (mi?)
09.01.2015
Tayyip Erdoğan’ın AKP’ye darbesi
03.01.2015
İsteyene Noel Baba, isteyene Cübbeli Hoca
31.12.2014
2014’ün en kullanışlı jokeri: Paralel yapı
25.12.2014
Zaman'ı, Cumhuriyet'i, Odatv'yi savunmak
19.12.2014
AKP iktidarı Ergenekon’la kucaklaşırken
10.12.2014
“Halk için halka rağmen”den, “İsteseler de istemeseler de”ye...
07.12.2014
İki tane aklıselim baayan, heyecan yaparak kapıdan giriş yaptılar...
03.12.2014
İşçiler: Ya ölün, ya aç kalın! - Kadınlar: Ya ölün ya erkeğe kul olun!
26.11.2014
Aydın kötücüllüğümüzün kaynağı
18.11.2014
Dersim: Ulusal vicdanın yarası, siyasetin yüz karası...
05.11.2014
Paşa paşa darbe yapanlardan şaşa şaşa darbe yapanlara
30.10.2014
Adını Cumhur(iyet) koyduk
20.10.2014
AKP’nin Türkiye’ye ve kendine ihaneti
11.10.2014
S.O.S! Acilen, herkes bir adım geriye...
07.10.2014
Kobane düştü düşecek, aceleniz ne?
01.10.2014
Aklı ve ahlâkı “şey”inde olan adamlar
24.09.2014
Sınırlarımızı Kürtler koruyor, farkında mısınız?
11.09.2014
CHP Bekaroğlu ile sağa değil sola açılır
03.09.2014
Hoyratlaşıyoruz, kötücülleşiyoruz, çirkinleşiyoruz
27.08.2014
Şaşkın ördek kıçtan dalar
20.08.2014
Demirtaş CHP’ye başkan olduğunda...
13.08.2014
“Edepsiz” bir kadından “aşağılık” düşünceler
06.08.2014
Neden mi Demirtaş?
30.07.2014
Bayram değil; kan, zulüm, kıyım günleri
16.07.2014
Sandığa 'adam gibi, tıpış tıpış' gitmeyeceğim!
02.07.2014
Ben cumhurbaşkanı adayımı buldum, darısı başınıza
26.06.2014
Darbecilerden kahraman yaratmayı başaranlara…
11.06.2014
Keşke Gezi zekâlı bir başbakanımız olsaydı...
04.06.2014
Gezi’deki çocuklar Dağ’daki çocuklarla buluşunca...
28.05.2014
Okmeydanı analarından, Dağ’a giden çocukların analarına...
22.05.2014
Soma’da, uygulamalı Das Kapital dersleri
18.05.2014
H...S...! Fıtratınız batsın, birbirinize müstahaksınız!
15.05.2014
Acımızı da suçumuzu da ortaklaştıralım
14.05.2014
Benim cumhurbaşkanım cadı avına çıkmaz
08.05.2014
İdamı savunmak insanlık suçudur
30.04.2014
'Millî irade' kimin iradesidir?
24.04.2014
Teslim olma Türkiye! Erdoğan’a mahkûm değiliz
15.04.2014
2.Cumhuriyet'e doğru:III Hâlâ umut var mı? Nerede?
10.04.2014
2. Cumhuriyet’e doğru II: Geçiş neden bu kadar sancılı?
09.04.2014
2. Cumhuriyet’e doğru I: Seçimin ardından hasar ziyan tespiti
26.03.2014
Her koyun kendi bacağından, her seçmen kendi oyundan asılır
19.03.2014
Çözüm sürecini Kürtlerin sırtına yükleyip kurtulduk!
12.03.2014
Aklını, ahlakını, vicdanını yitirmiş muktedirler! O çocuğu öldürdünüz...
27.02.2014
Manidar pislikler, pis manidarlıklar
18.02.2014
28 Şubat’ın Fadime'sinden Kabataş'ın Zehra'sına, örtülü kadının istismarı
13.02.2014
Bir gün yargılandığınızda, umudu öldürmekten hüküm giyeceksiniz
06.02.2014
Cemaat darbeci, muhalifler hain, Erdoğan mağdur, Ergenekoncular kahraman!..
29.01.2014
Siz hangi 'paralel'de(n)siniz?
16.01.2014
Sade vatandaştan naçizane uyarılar
09.01.2014
'Peki, biz bu kadar b.ku neden yedik Ağam?'
04.01.2014
Cumhurbaşkanlığı korkuluk değildir Sayın Gül
02.01.2014
Adalete hile karışırsa suç meşrulaşır
25.12.2013
Ne Cemaat ne Hükümet, bu çürümüş devlet...
12.12.2013
Özürsüz terbiyesizler!
11.12.2013
Erdoğan’ın zindanı, ya da Kedi bir yerini görmüş...
05.12.2013
AKP ile Cemaat’in devleti ele geçirme savaşı
27.11.2013
Muhafazakâr ulema! Kadın cinayetlerinde parmak izleriniz var...
21.11.2013
Diyarbakır düğün meydanındaki hançer
13.11.2013
Anıtkabir’de 1 milyon insan
08.11.2013
Ahlakı iki bacak arasına sıkıştıranlara aşkla cevap verin
23.10.2013
Bebelerin geleceğine ipotek koymayın beyler!
16.10.2013
Kanlı bayram
09.10.2013
AKP demokrat değil, doğru; peki 'biz' ne kadar demokratız?
02.10.2013
Ne kabaq ne devrim; kazanımların kerhen tescili
25.09.2013
Demokratik muhalefet boşluğunun çaresizliği
19.09.2013
Devlet dersinde öldürülen ve öldürülecek çocuklara...
04.09.2013
Erdoğan, Obama, durun! İntihara koşuyorsunuz
31.08.2013
1 Eylül öncesinde Obama’ya, Erdoğan’a, Esad’a sesleniyorum
30.08.2013
Suriye yangınını kundaklayanlara...
22.08.2013
Gezi ve Çarşı, darbeye karşı (mı?)
16.08.2013
'Şeyinin şeyini şey ettiğimin şeyi'
08.08.2013
Ergenekon var mı?
31.07.2013
Okurlarla dertleşme: Köşe yazarının iktidarı
25.07.2013
Kürdistan Kürtlerindir
18.07.2013
Tarihin vakti çok, bizim yok
12.07.2013
Darbe karşıtlığı demokratlık için yeterli midir?
04.07.2013
“Bir yanım Taksim, bir yanım Lice”
26.06.2013
Suç duyurum bâkidir: Ayaklar ne zaman baş oldu?
20.06.2013
Bu bir ihbar mektubu: Suç duyurusunda bulunuyorum
16.06.2013
Direniş meşruiyetini ve desteklerini yitirmemeli
14.06.2013
Kurtlar Vadisi’ne sığınan Başbakan
12.06.2013
Sonun başlangıcına doğru...
05.06.2013
Karizma çizildi, büyü bozuldu
22.05.2013
İnancıma, bedenime, yaşamıma karışamazsın!
15.05.2013
Reyhanlı'ya Rağmen, 'Savaşa Hayır!'
08.05.2013
Size Bir Masal Anlatayım: Tarihin Pandora Kutusundan Çıkan Kötülükler
01.05.2013
Taraf dersleri
24.04.2013
Müşrik'in putuna saygı göstermek
10.04.2013
Korkuları yenmek için
03.04.2013
‘Ser’den değil ‘o dil’den vazgeçin
27.03.2013
Demokratikleşerek helâlleşeceğiz
20.03.2013
Ergenekon yaşıyor, savaşıyor
13.03.2013
Çözüme Birlikte Yürüyebilmek İçin
06.03.2013
Hakları taviz sayarsanız...
27.02.2013
‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’
22.02.2013
'Oğlunu Arayan Köpekli Ana'
20.02.2013
Şarap da Olsun Şurup da Örtülü de Olsun Açık da
13.02.2013
Suriye Batağından Çıkmak İçin...
06.02.2013
Birgül A.Güler ile Sırrı Sakık’ın bize tuttuğu ayna
30.01.2013
Derin devletin sığ aklı
24.01.2013
Bir Soru Sormuştum, Cevabı: Hayır (mış)
16.01.2013
Küçük Bir Test Önerisi
09.01.2013
Türkiye Barışa Hazır, Ya Siz Siyasiler?
02.01.2013
2012'nin Özeti: 'Başbakan Ne Söylüyorsa Odur!'
26.12.2012
Başbakan'ın Rektör Kulları
19.12.2012
Taraf'ın Misyonu Neydi?
12.12.2012
Bir Devlet, Üç Dava
05.12.2012
13 + 13 X 100 = 2600 Mem û Zin Örgütü
05.12.2012
Darbeleri araştırmak: Bir zihniyet sorunu
28.11.2012
Kanuni’yi Siz Nasıl Tanırsınız Tayyip Bey?
21.11.2012
'Vatan hainleri' Ülkesinin Ağulu Dili
14.11.2012
Kan tutulmasına dur deyin!
07.11.2012
Açlık grevleri şantaj ise idam tehdidi nedir?
31.10.2012
Ya siz ne yiyorsunuz Sayın Başbakan?
18.10.2012
Mecbur kalınan bir açıklama
17.10.2012
‘Yetmez ama evet’ten ‘Yetti artık hayır’a
10.10.2012
Ama’sız barışçılık, ‘ahmak barışçılar’ ve iktidar
03.10.2012
Boş Meydanlar, Boş Vicdanlar
26.09.2012
Bir Balyozdan Bir Balyoza
19.09.2012
Şeytanlar Ülkesinde Aziz Yaratmak
12.09.2012
12 Eylül’den 12 Eylül’e
05.09.2012
Paniklemiş iktidar tehlikelidir
22.08.2012
Allahu Ekber Nidalarıyla İnsan Boğazlamak
15.08.2012
AKP'nin ve PKK'nin meşruiyet yitimi
08.08.2012
Rojbin... Kürt kızım, öz kardeşim benim
01.08.2012
Pınar Selek Davası Türkiye’nin Aynasıdır
26.07.2012
Başbakan’a bir çift sözüm var: Mi Yavvv!
19.07.2012
'Mağdurum Başbakan, Bi Talimat Ver!'
12.07.2012
Genel ahlak denilen genel yalan
27.06.2012
12 Eylül’e dönüş 'yine hapishane kapılarındayız'
13.06.2012
ÖYM Sınavından Çakanlar
08.06.2012
Vicdanın isyanı: Yeni bir muhalefet için
06.06.2012
Vicdanın isyanı: Yeni bir muhalefet için
31.05.2012
Rahmimizde, kalemimizde dış mihrak arayanlara...
23.05.2012
Riya’yı bırakın! Hepiniz askercilsiniz
16.05.2012
Önce kendi şiddetimizle yüzleşelim
10.05.2012
Mahalleyi yakmak mı, yeniden kurmak mı?
02.05.2012
1 Mayıs’ın ardından Başbakan’a acil şifa dilekleriyle
26.04.2012
Bir Ses, Bir Umut
18.04.2012
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek
12.04.2012
12 Eylül Topu Şimdi Bizde
04.04.2012
Eylül Yarası
07.03.2012
Tek Tip İnsan Yetiştirmek
29.02.2012
'Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Piçiz!'
22.02.2012
Dini Bütün, Kini Bütün Bir Gençlik
16.02.2012
Cemaat, Siyaset, İktidar
25.01.2012
Bizi ayıran ırmak
18.01.2012
Hrant’tan Denktaş’a Devlet
11.01.2012
Kar Değil Kan Kokusu
04.01.2012
İnsansız, Vicdansız, Akılsız...
28.12.2011
Yüzleşmek, Ödeşmek, İyileşmek
22.12.2011
Yalan Dünya Çökerken
14.12.2011
Tarikat, Cemaat, Siyaset
08.12.2011
'Sol Geçmişte Kalmadı mı?'
01.12.2011
Türk Solu
23.11.2011
CHP Dersim’le Neden Yüzleşemez?
16.11.2011
'Molotof Atan Vurulmalı!'
06.11.2011
Altında Kaldığımız Enkaz
26.10.2011
Kardeşlik Kokusu Düşmanlık Ağusu
19.10.2011
Dini Zerdüştlük Olan...
05.10.2011
BDP’nin Güç Seçimi
30.09.2011
Şimdi Hakikat Vakti
21.09.2011
Söz Konusu Barışsa Gerisi Teferruattır
14.09.2011
Darbe,Vesayet, Zihniyet
07.09.2011
Aynı Gemideyiz, Birlikte Batıyoruz
24.08.2011
Her Şeye Rağmen BDP’yi Savunmak
18.08.2011
'Barış Eşekleri Olalım'
10.08.2011
'Hükümete Açık Mektubumdur' -Öcalan-
05.08.2011
Nereye?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8