Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Oya BAYDAR

T24.Com



Bookmark and Share

Okurlarla dertleşme: Köşe yazarının iktidarı


31.07.2013 - Bu Yazı 2430 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Kişinin, bulunduğu yerden çevreye seslenme ayrıcalığına sahip olduğu her konum küçük çaplı da olsa bir iktidar odağı yaratır. Konferanslarda, panellerde, miting meydanlarında konuşmacılar daha yüksek bir yerden, kürsülerden hitap ederler dinleyenlere. Her kürsü, öğretmeninki de hâkiminki de bir çeşit iktidardır. İktidarı, başkalarına şu veya bu şekilde hükmetme, ayrıcalıklı bir konumdan söz söyleme, bulunduğu yerden aldığı güçle başkalarını düşünsel olarak etkileme şeklinde, en geniş anlamıyla tanımlarsak köşe yazarlığının da kendi çapında bir iktidar konumu olduğunu söyleyebiliriz. Köşeler kürsüdür ve oradan ahkâm kesilir; tıpkı şu anda benim de yaptığım gibi... Köşeler, yazılan yere gör ne kadar geniş çevrelere sesleniyorsa, ne kadar fazla okuru varsa, köşe yazarının iktidarı o kadar pekişir. Ülkeye hakim olan erk odaklarına, diyelim siyasal iktidara, hükümete, devlete, orduya, askere, vb. dayanan  arkadan pompalı köşecileri kastetmiyorum, onların durumu biraz farklı (ve çok vahim). Bir çeşit okurlarla dertleşme olarak kabul edebileceğiniz bu satırlar; irili ufaklı, etkili etkisiz, büyük tirajlı az tirajlı gazetelerde, ya da bencileyin internet sitelerinde, etine göre budu köşeler edinmiş yazarlarla ve de onlardan biri olarak kendimle ilgili.

Okur köşe yazarından ne bekler?

Bildiğim kadarıyla bizdeki anlamı ve içeriğiyle köşe yazarlığı, en azından Batı basınında pek yok. Uzmanı oldukları konularda değerlendirmeler yapan ünlü yorumcular, kendi görüşlerini topluma duyurmak için ara sıra yazan siyasiler, kanaat önderleri, başında bulundukları yayın adına görüş bildiren genel yayın yönetmenleri var; ünlü medya röportajcıları, önemli savaş veya diplomasi muhabirleri, sanat-edebiyat eleştirmenleri, sosyete-moda habercileri, mizahçılar, vb. var tabii; ama dar veya geniş köşelerde her konuda kalem oynatan (günümüzde bilgisayar klavyesini tuşlayan demek daha doğru olacak) pek yok. Konuyu bilenlere sordum, onlar da yok dediler.

Bizdeki türden  köşe yazarlığının toplumsal bir ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünüyorum. Kendisine sunulanı sorgulama, didikleme, eleştirme, kendi fikrini özgürce geliştirme, hem erk odaklarına hem de gereğinde kendi mahallesinin statükosuna karşı cesaretle ve azimle savunma alışkanlığı düşünsel-kültürel geleneğimizde kök salmış değil. Dinî ya da seküler otoritelere biat, “büyüklerimize” teslimiyet, tarikat, cemaat bağlarının düşünce tembelliği yaratan konforu, resmî ideolojilerin taşıyıcısı eğitim sisteminin koşullandırması, bir cepheye asker yazılmanın sağladığı güvenlik, eleştiriye değil ezbere yatkınlık ahkâmcı, yani hüküm kuran köşe yazarlığına olanak sağlıyor sanırım.

Okur çoğunluğu kendi düşünsel konumunun, kendi siyasi-ideolojik tercihinin önemli saydığı tanınmış köşe yazarının kaleminden doğrulanmasını ister, böylece kendi fikirleri, kendi duruşu doğrulanmış olur. En beğendiğimiz yazarlar, itiraf edelim ki kendi doğrularımızı, tavrımızı, tercihlerimizi bizden daha iyi ve daha geniş çevrelere yansıtanlardır. Köşe yazarımız, beklentimizin aksine bir şey yazarsa, pişmiş düşünce aşımıza soğuk su katarsa nasıl da şaşkınlıktan kızgınlığa, oradan da o yazarı redde, hakarete, hatta küfre varır tepkiler! (Nereden mi çıkarıyorum? Sık sık muhatap olduğum ve başka yazarların da muhatap olduklarını en azından okur yorumlarından izlediğim tepkilerden).

Her konuda cepheleşmenin derin, karşıtlıkların sert olduğu; diyalog ve uzlaşmanın teslimiyet, uzlaşmaz çelişki anlayışına dayalı çatışmacılığın sıkı devrimcilik sayıldığı; hem dinî hem de laik/seküler eğitimin dogmalar üzerine kurulduğu, demokrasi kültürünün iki adım ileri bir adım geri temposunda geliştiği ülkemizde köşe yazarı, kendi taraftarlarınca bir çeşit otorite haline gelir/getirilir, öteki taraftakilerce siyasî hasım kabul edilir. O noktadan itibaren de yazarın yazdıkları değil kişiliği üzerinden konuşulmaya başlanır, kimliği, kişiliği yıpratılmaya çalışılır. Eleştiri, düzeltme, farklı bir bakış açısı getirmek yerine, “bu namussuz adam”, “bu satılmış”, “bu dönek”, vb. türünden hakaretler bile doğal sayılır.

İktidar köşeciyi de bozar

Her köşe -benim t24’teki minik köşem de- kendi çapında bir iktidar odağıdır demiştim yazının başında. Köşeye yerleştikçe iktidara da alışılır. Ve sadece siyasal ya da ekonomik iktidar değil her türlü iktidar insanı yavaş yavaş kemirir, değiştirir, önlem alınmazsa da giderek bozar. Sesiniz fark etmeden daha yüksek çıkar, mutlak doğrular yoktur diye yazarsınız ama, hele de her an kendinizle, kendi egonuzla mücadele içinde değilseniz, sadece öneri veya soru veya bilgi aktarımı olması gereken yazılarda mutlak hükümler artar. Okurun size atfettiği iktidarı, kendi mahallenizin güvenini yitirmekten çekindiğiniz için sorgulayıcı olmaktan, ezber bozmaktan kaçınma eğilimi belirebilir.

İşin bir başka yanı köşe iktidarının kaybının yol açabileceği psikolojidir.  Hepimiz, bütün insanlar; kabul görme, tanınma, yazarsak okunma, okunursak beğenilme isteği taşırız. Genelleştirmeyim ama özellikle önemli köşelerde yazan ve de özellikle genç yazarlar köşe iktidarının kaybını ağır yaşarlar. Kaybın telafisini aceleci savrulmalarda, dilin-düşüncenin sertleşmesinde, ya da tam aksine küskün suskunluklarda arayabilirler. Bencileyin yaşlı, artık yazmaktan usanmış, sık sık “yazıyorsun, yazıyorsun da ne oluyor, neye yarıyor” bezginliğine kapılan, “Benden çok daha iyi yazanlar varken niye devam ediyorum?” sorusunu soran, özellikle de iktidarın insanı bozduğu düşüncesini kafasına takmış olanlar, köşelerini daha az önemser, daha  kolay terk ederler. Yine de, en azından sohbetlerde “ben yazmıştım” demekten, yazıyı diğerleri üzerinde üstünlük sağlayan bir iktidar aracı olarak görmekten kolay kolay kurtaramayız kendimizi. Bütün zaaflarımızla insanız işte...

Internet çıktı, karizmalar çizildi  

Aslında, okurun atfettiği köşeci iktidarı, pek zavallı bir iktidardır. İşgal edilen köşeyle kâimdir, geçicidir, kırılgandır, gazete/medya patronunun iki dudağı arasındadır. En önemlisi de, internet gazeteciliği, interaktif basın, sosyal medya yaygınlaştıkça karizmalar çizilmeye, köşe yazarlığının eski pırıltısı, cazibesi, iktidar kibri törpülenmeye başlamıştır. Okurlar, -hatta yazıyı okumaya bile gerek görmeden yazara özel veya siyasî nedenlerden gıcık olanlar- cevap, eleştiri, sorgulama, itiraz haklarını hem de hiç gecikmeden, hatta düşünüp hazmetme zamanına bile ihtiyaç duymadan, ânında kullanabilmektedirler.

Yukarda anlatmaya çalıştığım kültürel bagajımız: yapıcı eleştiri, diyalog alışkanlığı zaafımız, doğrunun tekeli bende demeden hatalarımızı alçakgönüllülükle kabul etmekte zorlanmamız, hatayı günahla karıştırmamız, burnumuzdan kıl aldırmamayı tutarlılık saymamız, vb. yüzünden, internet katılımcısı yeni okur, köşe yazarının iktidar alanına tecavüz eder gibi algılanabilir. Bana sorarsanız, bazen hakaret sınırlarını zorlasa bile, geleceğin katılımcı ve demokratik medya ortamı, bu deneyimlerin ışığında şekillenecektir. Başka bir deyişle, uzmanlıkları ve habercilikleri öne çıkan yazarlar bir yana, benim gibi “ahkâmcı”ların iktidar odakları olma algılarının törpülenip eşit tartışmacı, eşit fikir üreticisi olmaya evrilmelerinin zamanı gelmiştir. Başka bir deyişle, köşe iktidarlarının sonuna doğru yaklaşılmaktadır.

Bir de okur cephesi var

Çuvaldızı kendimize batırdım, şimdi iğneyi okura batırabilir miyim? Üşenmezseniz yazıların altındaki okur yorumlarına bir göz atın. Sadece t24’tekilere değil diğer gazetelerin internet sitelerine de. Oralarda, yazarın metnine, yazıdaki düşüncelere eleştiri değil, yazarı ezme, hırpalama, zaman zaman da kişilik yıpratması ve hakarete rastlayacaksınız sık sık.

Köşe yazarının iktidar konumu gibi bu türden tepkiler de eski alışkanlıklarımızın, bir yüzyıl öncesinde kalmış okur- yazar ilişkisinin, çatışkı zihniyetinin uzantıları bence. Kişiyi ezmeye, bertaraf etmeye çalışmadan, hakaret etmeden de söyleyebiliriz düşüncelerimizi. Yanlış bulduğumuzu kendi doğrumuzla tashih edebiliriz, ya da tartışabiliriz. Okur olarak bunu başarabilirsek, yazar da kendine dönüp kendi doğrusunu sorgular, okura hak da verebilir. Mesela ben bunu sıkcana yaparım, eleştirilerden yararlanırım, şu veya bu biçimde düzeltmeye çalışırım, eleştirileri doğru bulmasam da üzerinde düşünürüm. Ama saldırıyla, hakaretle karşılaşınca iletişim ağları kopar. Size nasıl küfredildiğini okumak için yanıp tutuşmazsınız, sadece öfkelenirsiniz, katılaşırsınız, biraz da umutsuzluğa kapılırsınız. Mesela, son zamanlarda en çok okunan, çoğu pek olumlu çok sayıda tepki alan (772 yorum) bir yazıma, bir yorumcu (!) kişiliğimle ilgili tümü de yanlış ve kendi kafasından doğmuş uydurma karalamaları sıraladıktan sonra, adımın baş harfiyle oynayarak “Bu O.....,” diye tepki vermişti. Beni hiç tanımadığı, başka bir yazımı okumadığı, sadece belli çevrelerden adımı o çevrelerin değerlendirmeleriyle duyduğu belliydi. Küfretmek ihtiyacındaydı ve kendi siyasî-kültürel birikimi çerçevesinde en ağır saydığı küfrü: “orospu”yu seçmişti. Böylece, benim hak edilmemiş köşe yazarlığı iktidarımı tekmeleyerek kendini rahatlatma, hem kendisine hem de çevresine “delikanlılığını” ispat etme çabası içindeydi sanırım.

Bir ân, ama sadece bir ân canım sıkıldı, sonra insanın nasıl bu kadar kötücül, saldırgan, öfke dolu olabileceğini, bunu kışkırtmak için bilmeden de olsa ne yaptığımı düşündüm. Bu uzun bir konu, bitirmek için sadece şunu söyleyeyim: İktidarı kullanan -bu yazı çerçevesinde köşe yazarı- iktidarın kemirici etkisini sorgulayıp, tartışmaya açık sorular ve tartışılabilir cevaplar üreten, kendi doğrularına tabii ki sahip çıkan ama bunların mutlaklığından kuşku duyan eşit katılımcılığa doğru evrilebilirse; okur ise yazarın kimliğine, kişiliğine saldırarak değil; fikirlerini, bilgilerini, yazdıklarını eşit değerde sorularla, eleştirilerle açabilir, zenginleştirebilir, değiştirebilirse, yeni dünyanın katılımcı-demokratik yeni okur yazar ilişkisi oluşabilecek. Okurla yazar arasında birbirini tüketen değil zenginleştiren bir iletişim kurulabilecek. 

.

Facebook Yorumları

reklam
13.6.2018
Kandil'de bayrağı nereye dikeceksiniz? Savaşı seçim sandığına nasıl sokacaksınız?
6.6.2018
Erdoğan haklı; eline kan bulaşan bedelini ödemeli
30.5.2018
Ne “iktidarı nasıl olsa vermez” teslimiyeti, ne “kazandık gitti” kolaycılığı
24.5.2018
Vakit, edebiyle çekip gitme vaktidir
10.5.2018
Millet, 7 Haziran'da da “Tamam” demişti, ne oldu?
4.5.2018
İttifakınızın adı “Kürtlere Geçit Yok” misâkı olsun
26.4.2018
Bir komplo teorisi: Derin devletin Erdoğan'a kumpası mı?
17.4.2018
Dünya Trump'a, Türkiye Erdoğangiller'e kaldığında…
10.4.2018
Bir lokum kaç gencin hayatına bedeldir?
24.3.2018
Fetih'te yağma haktır, işgalin sembolü bayraktır
6.3.2018
"Afrin bizim niremiz olur Abla?"
28.2.2018
Doğma çocuk! Ya ırzına geçilecek ya tabutuna bayrak örtülecek
21.2.2018
Bu kadar kin ve nefreti içinizde nasıl barındırıyorsunuz?
17.2.2018
“Korkma anne, silah sesi değil, kovaya vuruyoruz”
7.2.2018
“Yaşasın Ölüm” diye bağırmadığımız için suçluyuz
31.1.2018
“Ulan ahlâksızlar, vatan hainleri, vicdansızlar, fikir soytarıları!”
21.1.2018
Gaflet ve dalâlet yolundan dönün, yalvarıyorum
18.1.2018
Canan Kaftancıoğlu'nu, “kıçı kirli” siyasete teslim etmeyelim
10.1.2018
Boğaziçi Üniversitesi iyi ki “yerli ve milli” değil
5.1.2018
Acil bir KHK çıkarılmasını talep ediyorum
28.12.2017
Rejimin niteliksel dönüşümü gerçekleşti, demokratik hukuk devleti bitirildi
21.12.2017
Durun! Suriye’den de beter bir adım atmak üzeresiniz
13.12.2017
“Ya sayı saymayı bilmiyorsunuz ya da hiç dayak yememişsiniz”(x)
7.12.2017
Kediye işkenceye kahrolanlar! Ölüye işkenceyi de görün
28.11.2017
Kürtleri ezmek için acelesi olanlar var
22.11.2017
Bugünkü Soçi Zirvesi’nden ne çıkacak?
15.11.2017
“Amerika gitsin Rusya mı gelsin, Allahsız Gomonistler!”
14.11.2017
Ergenekon’un Avrasyacı maskeyle dönüşü
7.11.2017
Mağdura kimlik soran, zulme ortak olur
20.10.2017
Osman'a kadar uzandıysanız, korkunuz büyük demektir
17.10.2017
Demirtaş’ın Seher’inin şifrelerini ifşa ediyorum
12.10.2017
Şehit cenazeleri gelmeye başlarsa sorumluluk kimin olacak?
4.10.2017
Ayşe Öğretmen’in mahkûmiyeti hukukî ve ahlakî çöküşün aynasıdır
3.10.2017
AKP hata’dan suç’a doğru ilerliyor
28.9.2017
Kimin beka sorunu? Türkiye’nin mi, Erdoğan’ın mı?
23.9.2017
"Bunlar"a sınır ötesi harekât yetkisi vermek, Türkiye'ye kurşun sıkmaktır
18.9.2017
Üç beş kendini bilmez değil, ‘baş’tan ayağa hepiniz
3.9.2017
CHP’nin hafızasını yitirdiği çıkmaz sokak
23.8.2017
Bülent Uluer için: “Bir düğün fotoğrafı”
12.8.2017
Tekçi bağnazlığımızın aynası: Cumhuriyet vakası
1.8.2017
Yine “lotocular” kazandı Sayın Yargıç
19.7.2017
“Ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğümüzü” ihlâl suç değil miydi?
12.7.2017
Demirtaş terörist, Berberoğlu casus, Özlem ajansa 79,5 milyon nedir?
1.7.2017
“Herkes İçin Adalet” diyemezsek, “Kahrolsun Adalet” diyenlere yeniliriz
23.6.2017
Adalet için, Erdoğan-Perinçek zihniyetine karşı yürümek…
17.6.2017
Adalet yürüyüşü Edirne’ye uzanırsa neler olmaz…
6.6.2017
Şimdi ben bu haberi gazeteye nasıl koyacağım Bilge’ciğim?
25.5.2017
Şimdi ben kime hakaret etmiş olacağım?
17.5.2017
Ölmeyin çocuklar! Siz eridikçe toplum çürüyor, vicdan ölüyor
4.5.2017
Acınacak hale gelmeyiniz Sayın Erdoğan?
27.4.2017
Bu halinizle ne bekliyordunuz Beyler!
18.4.2017
Hayır kazandı, şimdi yarınlara bakalım
15.4.2017
Evet veya Hayır sadece siyasî değil ahlakî bir tercihtir
12.4.2017
16 Nisan’dan sonra 17 Nisan
1.4.2017
Hayrettin Karaman işin ruhunu açıkladı, şimdi bin 'hayır’ım var
29.3.2017
Kırmızı çizginizi yanlış çizerseniz, olacağı budur
24.3.2017
“Çocuk istismarcısı, hırsız, terörist 149 gazeteci”
16.3.2017
Hollanda krizinin ardındaki asıl neden
11.3.2017
"Hayır"lı yazılar III: “Bullshit” dış siyasete Hayır
18.8.2015
Şehit cenazelerinde boy gösterenler! Varto sokaklarında sürüklenen çıplak bedeni gördünüz mü?
11.8.2015
Lan Devlet! Bize ne yapmadın ki?
6.8.2015
Bende yalı yok, viski yok, HDP’ye oy verdim; ben neyim?
1.8.2015
Erdoğan, Davutoğlu, Bayık, Karayılan ve diğerleri! İsteseniz bu kirli savaş bir saatte biter
30.7.2015
'Sözde aydınlar' adına, hodri meydan, diyorum
28.7.2015
Çare Türkiye’nin HDP’lileşmesinde
27.7.2015
Çözüm: HDP etrafında kenetlenmek
22.7.2015
Yeter artık! Hangi teröre karşı hangi ortaklık?
13.7.2015
Erken seçimden önce HDP'ye operasyon planı
8.7.2015
Çinli sanıp Koreliyi dövmek, Roboski’de Kürt katırı öldürmek, Artvin’de doğaya ‘koymak’…
2.7.2015
Devletin bölücülük, kin ve savaş nârası
24.6.2015
HDP’ye ayar vermek yerine, destek olmak
10.6.2015
HDP bu toprakların bağrından doğan güzel bir projedir
3.6.2015
Karanlıktan önceki son çıkış: HDP
27.5.2015
HDP’ye ayar verme hakkımız yok, Kürtlerden özür borcumuz var
21.5.2015
Yahu, kim kimi asıyor? Bilelim de engel olalım
19.5.2015
İdam cezasını savunmak bile insanlık suçudur
14.5.2015
Biz orada yoktuk ama sizler tam takım oradaydınız Sayın Özkök!
8.5.2015
Kamp Armen’e reva görülen, devletin ve AKP’nin aynasıdır
6.5.2015
Tayyip Bey’in paralel partisi
29.4.2015
Cin şişeden çıkınca
23.4.2015
Soykırım kadar ağır vicdan kırımımız
13.4.2015
'330 milletvekili için kaç şehit gerek?'
11.4.2015
Bir bilmece: Bu suç duyurusu kimi hedefliyor?
06.04.2015
Berkin'in elindeki ekmek, Yasin'in elindeki kurban eti
02.04.2015
HDP Türkiye partisi olursa…
25.03.2015
Korkulan provokasyon ‘Sürecin Mimarı’ndan geldi
20.03.2015
Kozmik Oda'nın esrarı
12.03.2015
Vezir edenler rezil de ederler, zavallı Hakan Fidan
08.03.2015
Kadınlar! Kendimizi bu adamlara kullandırmayalım
05.03.2015
Demirtaş’ı yıpratma projesine dikkat!
26.02.2015
IŞİD’den türbe kaçırma opereti: Hamaset, heyecan, yalan…
19.02.2015
Bebelerden katil yaratan eril iktidar
18.02.2015
Muktedir erkekliğin tecavüzcü fıtratı
11.02.2015
Vietnam’dan Türkiye’ye: Kutsal yaratmak, kutsalı kullanmak
25.01.2015
Hrant’ın Arkadaşları, CHP ulusalcılığı, Ergenekon’la flört
15.01.2015
İslamla terör yan yana gelemez (mi?)
09.01.2015
Tayyip Erdoğan’ın AKP’ye darbesi
03.01.2015
İsteyene Noel Baba, isteyene Cübbeli Hoca
31.12.2014
2014’ün en kullanışlı jokeri: Paralel yapı
25.12.2014
Zaman'ı, Cumhuriyet'i, Odatv'yi savunmak
19.12.2014
AKP iktidarı Ergenekon’la kucaklaşırken
10.12.2014
“Halk için halka rağmen”den, “İsteseler de istemeseler de”ye...
07.12.2014
İki tane aklıselim baayan, heyecan yaparak kapıdan giriş yaptılar...
03.12.2014
İşçiler: Ya ölün, ya aç kalın! - Kadınlar: Ya ölün ya erkeğe kul olun!
26.11.2014
Aydın kötücüllüğümüzün kaynağı
18.11.2014
Dersim: Ulusal vicdanın yarası, siyasetin yüz karası...
05.11.2014
Paşa paşa darbe yapanlardan şaşa şaşa darbe yapanlara
30.10.2014
Adını Cumhur(iyet) koyduk
20.10.2014
AKP’nin Türkiye’ye ve kendine ihaneti
11.10.2014
S.O.S! Acilen, herkes bir adım geriye...
07.10.2014
Kobane düştü düşecek, aceleniz ne?
01.10.2014
Aklı ve ahlâkı “şey”inde olan adamlar
24.09.2014
Sınırlarımızı Kürtler koruyor, farkında mısınız?
11.09.2014
CHP Bekaroğlu ile sağa değil sola açılır
03.09.2014
Hoyratlaşıyoruz, kötücülleşiyoruz, çirkinleşiyoruz
27.08.2014
Şaşkın ördek kıçtan dalar
20.08.2014
Demirtaş CHP’ye başkan olduğunda...
13.08.2014
“Edepsiz” bir kadından “aşağılık” düşünceler
06.08.2014
Neden mi Demirtaş?
30.07.2014
Bayram değil; kan, zulüm, kıyım günleri
16.07.2014
Sandığa 'adam gibi, tıpış tıpış' gitmeyeceğim!
02.07.2014
Ben cumhurbaşkanı adayımı buldum, darısı başınıza
26.06.2014
Darbecilerden kahraman yaratmayı başaranlara…
11.06.2014
Keşke Gezi zekâlı bir başbakanımız olsaydı...
04.06.2014
Gezi’deki çocuklar Dağ’daki çocuklarla buluşunca...
28.05.2014
Okmeydanı analarından, Dağ’a giden çocukların analarına...
22.05.2014
Soma’da, uygulamalı Das Kapital dersleri
18.05.2014
H...S...! Fıtratınız batsın, birbirinize müstahaksınız!
15.05.2014
Acımızı da suçumuzu da ortaklaştıralım
14.05.2014
Benim cumhurbaşkanım cadı avına çıkmaz
08.05.2014
İdamı savunmak insanlık suçudur
30.04.2014
'Millî irade' kimin iradesidir?
24.04.2014
Teslim olma Türkiye! Erdoğan’a mahkûm değiliz
15.04.2014
2.Cumhuriyet'e doğru:III Hâlâ umut var mı? Nerede?
10.04.2014
2. Cumhuriyet’e doğru II: Geçiş neden bu kadar sancılı?
09.04.2014
2. Cumhuriyet’e doğru I: Seçimin ardından hasar ziyan tespiti
26.03.2014
Her koyun kendi bacağından, her seçmen kendi oyundan asılır
19.03.2014
Çözüm sürecini Kürtlerin sırtına yükleyip kurtulduk!
12.03.2014
Aklını, ahlakını, vicdanını yitirmiş muktedirler! O çocuğu öldürdünüz...
27.02.2014
Manidar pislikler, pis manidarlıklar
18.02.2014
28 Şubat’ın Fadime'sinden Kabataş'ın Zehra'sına, örtülü kadının istismarı
13.02.2014
Bir gün yargılandığınızda, umudu öldürmekten hüküm giyeceksiniz
06.02.2014
Cemaat darbeci, muhalifler hain, Erdoğan mağdur, Ergenekoncular kahraman!..
29.01.2014
Siz hangi 'paralel'de(n)siniz?
16.01.2014
Sade vatandaştan naçizane uyarılar
09.01.2014
'Peki, biz bu kadar b.ku neden yedik Ağam?'
04.01.2014
Cumhurbaşkanlığı korkuluk değildir Sayın Gül
02.01.2014
Adalete hile karışırsa suç meşrulaşır
25.12.2013
Ne Cemaat ne Hükümet, bu çürümüş devlet...
12.12.2013
Özürsüz terbiyesizler!
11.12.2013
Erdoğan’ın zindanı, ya da Kedi bir yerini görmüş...
05.12.2013
AKP ile Cemaat’in devleti ele geçirme savaşı
27.11.2013
Muhafazakâr ulema! Kadın cinayetlerinde parmak izleriniz var...
21.11.2013
Diyarbakır düğün meydanındaki hançer
13.11.2013
Anıtkabir’de 1 milyon insan
08.11.2013
Ahlakı iki bacak arasına sıkıştıranlara aşkla cevap verin
23.10.2013
Bebelerin geleceğine ipotek koymayın beyler!
16.10.2013
Kanlı bayram
09.10.2013
AKP demokrat değil, doğru; peki 'biz' ne kadar demokratız?
02.10.2013
Ne kabaq ne devrim; kazanımların kerhen tescili
25.09.2013
Demokratik muhalefet boşluğunun çaresizliği
19.09.2013
Devlet dersinde öldürülen ve öldürülecek çocuklara...
04.09.2013
Erdoğan, Obama, durun! İntihara koşuyorsunuz
31.08.2013
1 Eylül öncesinde Obama’ya, Erdoğan’a, Esad’a sesleniyorum
30.08.2013
Suriye yangınını kundaklayanlara...
22.08.2013
Gezi ve Çarşı, darbeye karşı (mı?)
16.08.2013
'Şeyinin şeyini şey ettiğimin şeyi'
08.08.2013
Ergenekon var mı?
31.07.2013
Okurlarla dertleşme: Köşe yazarının iktidarı
25.07.2013
Kürdistan Kürtlerindir
18.07.2013
Tarihin vakti çok, bizim yok
12.07.2013
Darbe karşıtlığı demokratlık için yeterli midir?
04.07.2013
“Bir yanım Taksim, bir yanım Lice”
26.06.2013
Suç duyurum bâkidir: Ayaklar ne zaman baş oldu?
20.06.2013
Bu bir ihbar mektubu: Suç duyurusunda bulunuyorum
16.06.2013
Direniş meşruiyetini ve desteklerini yitirmemeli
14.06.2013
Kurtlar Vadisi’ne sığınan Başbakan
12.06.2013
Sonun başlangıcına doğru...
05.06.2013
Karizma çizildi, büyü bozuldu
22.05.2013
İnancıma, bedenime, yaşamıma karışamazsın!
15.05.2013
Reyhanlı'ya Rağmen, 'Savaşa Hayır!'
08.05.2013
Size Bir Masal Anlatayım: Tarihin Pandora Kutusundan Çıkan Kötülükler
01.05.2013
Taraf dersleri
24.04.2013
Müşrik'in putuna saygı göstermek
10.04.2013
Korkuları yenmek için
03.04.2013
‘Ser’den değil ‘o dil’den vazgeçin
27.03.2013
Demokratikleşerek helâlleşeceğiz
20.03.2013
Ergenekon yaşıyor, savaşıyor
13.03.2013
Çözüme Birlikte Yürüyebilmek İçin
06.03.2013
Hakları taviz sayarsanız...
27.02.2013
‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’
22.02.2013
'Oğlunu Arayan Köpekli Ana'
20.02.2013
Şarap da Olsun Şurup da Örtülü de Olsun Açık da
13.02.2013
Suriye Batağından Çıkmak İçin...
06.02.2013
Birgül A.Güler ile Sırrı Sakık’ın bize tuttuğu ayna
30.01.2013
Derin devletin sığ aklı
24.01.2013
Bir Soru Sormuştum, Cevabı: Hayır (mış)
16.01.2013
Küçük Bir Test Önerisi
09.01.2013
Türkiye Barışa Hazır, Ya Siz Siyasiler?
02.01.2013
2012'nin Özeti: 'Başbakan Ne Söylüyorsa Odur!'
26.12.2012
Başbakan'ın Rektör Kulları
19.12.2012
Taraf'ın Misyonu Neydi?
12.12.2012
Bir Devlet, Üç Dava
05.12.2012
13 + 13 X 100 = 2600 Mem û Zin Örgütü
05.12.2012
Darbeleri araştırmak: Bir zihniyet sorunu
28.11.2012
Kanuni’yi Siz Nasıl Tanırsınız Tayyip Bey?
21.11.2012
'Vatan hainleri' Ülkesinin Ağulu Dili
14.11.2012
Kan tutulmasına dur deyin!
07.11.2012
Açlık grevleri şantaj ise idam tehdidi nedir?
31.10.2012
Ya siz ne yiyorsunuz Sayın Başbakan?
18.10.2012
Mecbur kalınan bir açıklama
17.10.2012
‘Yetmez ama evet’ten ‘Yetti artık hayır’a
10.10.2012
Ama’sız barışçılık, ‘ahmak barışçılar’ ve iktidar
03.10.2012
Boş Meydanlar, Boş Vicdanlar
26.09.2012
Bir Balyozdan Bir Balyoza
19.09.2012
Şeytanlar Ülkesinde Aziz Yaratmak
12.09.2012
12 Eylül’den 12 Eylül’e
05.09.2012
Paniklemiş iktidar tehlikelidir
22.08.2012
Allahu Ekber Nidalarıyla İnsan Boğazlamak
15.08.2012
AKP'nin ve PKK'nin meşruiyet yitimi
08.08.2012
Rojbin... Kürt kızım, öz kardeşim benim
01.08.2012
Pınar Selek Davası Türkiye’nin Aynasıdır
26.07.2012
Başbakan’a bir çift sözüm var: Mi Yavvv!
19.07.2012
'Mağdurum Başbakan, Bi Talimat Ver!'
12.07.2012
Genel ahlak denilen genel yalan
27.06.2012
12 Eylül’e dönüş 'yine hapishane kapılarındayız'
13.06.2012
ÖYM Sınavından Çakanlar
08.06.2012
Vicdanın isyanı: Yeni bir muhalefet için
06.06.2012
Vicdanın isyanı: Yeni bir muhalefet için
31.05.2012
Rahmimizde, kalemimizde dış mihrak arayanlara...
23.05.2012
Riya’yı bırakın! Hepiniz askercilsiniz
16.05.2012
Önce kendi şiddetimizle yüzleşelim
10.05.2012
Mahalleyi yakmak mı, yeniden kurmak mı?
02.05.2012
1 Mayıs’ın ardından Başbakan’a acil şifa dilekleriyle
26.04.2012
Bir Ses, Bir Umut
18.04.2012
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek
12.04.2012
12 Eylül Topu Şimdi Bizde
04.04.2012
Eylül Yarası
07.03.2012
Tek Tip İnsan Yetiştirmek
29.02.2012
'Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Piçiz!'
22.02.2012
Dini Bütün, Kini Bütün Bir Gençlik
16.02.2012
Cemaat, Siyaset, İktidar
25.01.2012
Bizi ayıran ırmak
18.01.2012
Hrant’tan Denktaş’a Devlet
11.01.2012
Kar Değil Kan Kokusu
04.01.2012
İnsansız, Vicdansız, Akılsız...
28.12.2011
Yüzleşmek, Ödeşmek, İyileşmek
22.12.2011
Yalan Dünya Çökerken
14.12.2011
Tarikat, Cemaat, Siyaset
08.12.2011
'Sol Geçmişte Kalmadı mı?'
01.12.2011
Türk Solu
23.11.2011
CHP Dersim’le Neden Yüzleşemez?
16.11.2011
'Molotof Atan Vurulmalı!'
06.11.2011
Altında Kaldığımız Enkaz
26.10.2011
Kardeşlik Kokusu Düşmanlık Ağusu
19.10.2011
Dini Zerdüştlük Olan...
05.10.2011
BDP’nin Güç Seçimi
30.09.2011
Şimdi Hakikat Vakti
21.09.2011
Söz Konusu Barışsa Gerisi Teferruattır
14.09.2011
Darbe,Vesayet, Zihniyet
07.09.2011
Aynı Gemideyiz, Birlikte Batıyoruz
24.08.2011
Her Şeye Rağmen BDP’yi Savunmak
18.08.2011
'Barış Eşekleri Olalım'
10.08.2011
'Hükümete Açık Mektubumdur' -Öcalan-
05.08.2011
Nereye?
1 0
ulvi yücel 31.07.2013 - 10:26:19
Okur neyi okur, biraz da kendini okur. Yani bizler hangi tür yazıları okuma eğilimindeyiz genellikle, kendi siyasi ya da kültürel angajmanımıza uygun, sahip olduğumuz değerleri ya da fikirleri destekleyen, onaylayan ve bizlerin mevcut duruşunu haklı çıkartan yazıları değil mi! Bu yanlış mı? Değil tabii ki. Herkesin olduğu gibi bizim de beğenme, destekleme ve tercih etme hakkımız var. Peki mevcut tercihlerimizi daha ziyade ne zaman gözden geçiririz o zaman. Göründüğü kadarıyla bazı bireysel ve toplumsal derin kırılma anlarında. İşte o zamana kadar herkes kendinin haklı olduğunu ispat etme peşinde olur. O gün geldiğinde ise, sahip olduğumuz düşünceler, hayatla, önümüzde duran gerçeklikle sınanır. Bu durumda bazılarımız durumunu kabul eder, sezsizce çekilir köşesine, bazılarımız yanlışını görür ve yüksek sesle bunları ikrar eder. Bazılarımız da geçmiş hayatını anlamsızlaştıran bu durumu görse de inkara yeltenir ve inatla mevcut pozisyonunu savunur. velhasıl bunlar insanlık halleridir, her daim yaşanır durur.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,61
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı