Pelin CENGİZ

pelincengiz@gmail.com



Bookmark and Share

Hızlı büyüme geri gelmeyebilir


13.12.2012 - Bu Yazı 2783 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Hızlı büyüme geri gelmeyebilir

PROF. DR. ASAF SAVAŞ AKAT

Ekonomist ve akademisyenliğinin yanı sıra iş yaşamında da önemli görevlerde bulunan Asaf Savaş Akat, çeşitli şirketlerin yönetim kurulu üyeliklerini üstlendi. Aynı zamanda TÜSİAD üyesi de olan Akat, farklı üniversitelerde dersler verdi, çeşitli görevlerde bulundu. 1990’larda Cem Boyner’in öncülüğündeki Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı. Uzun yıllar Deniz Gökçe, Mahfi Eğilmez, Ege Cansen ve Taner Berksoy ile birlikte Ekodiyalog programını gerçekleştirdi. Daha önce rektörlüğünü üstlendiği Bilgi Üniversitesi’nin halen öğretim üyeleri arasında yer alan Akat, Vatan gazetesinde köşe yazıları yazıyor.

Küresel krizden bu yana Türkiye’nin geçirdiği süreci ve ekonomi yönetiminin aldığı kararları, bu hafta Asaf Savaş Akat ile konuştuk. Krizden büyüme açısından en kötü etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, çıkışta en iyi performanslardan birini gösterdiğini söyleyen Akat’a göre, ekonomiye ilişkin “bilmece” de burada başlıyor. Türkiye’nin krizde ilk kez modern anlamda konjonktür politikası uyguladığını belirten Akat, kimi yerlerde doğru adımlar atılırken, kimi yerlerde hatalar yapıldığına işaret ediyor. Türkiye’de ekonomik büyümenin resmî senaryodaki gibi geri dönmemesi halinde, hem siyasi hem de teknik politika yapıcıların önünde ciddi açmazlar oluşacağına dikkat çeken Akat, büyümenin tekrar yükselmeme ihtimalini, resmî senaryoya kıyasla daha yüksek ihtimal olarak görüyor. Akat’a göre, ekonominin arzulanan canlanmayı göstermemesi, hem enflasyonun hem de büyüme hızının hiç alışık olunmayan düzeylere inmesi demek. Bunun keskin bir kriz olmadığını, yine yumuşak iniş senaryosu içinde yer aldığını ama yumuşak inişin “tatsız” bir versiyonu olduğuna işaret ediyor...

2009’da krizin en sıcak dönemlerinin ardından 2010’da ve 2011’de ekonomi yönetimi bir dizi kararlar aldı. Daha sonrasında ekonomide alınan bu kararların yansımalarını gördük. Genel olarak Türkiye’nin krizde gösterdiği performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birinci gözlemim şu, Türkiye küresel krizde çok ağır bir resesyona girdi. Mali çalkantı anlamında bir teğet geçme gerçekten söz konusu oldu. Mali istikrar cephesinde işler iyi giderken, talep ve üretimde gerçekten büyük bir çökme oldu. İkincisi, bununla çelişen bir gözlem. Küresel krizden büyüme açısından en kötü etkilenen ülkelerden biri, çıkışta en parlak performanslardan birini gösterdi. Bunu, bir bilmece olarak söylüyorum. Burada bir tutarsızlık olduğu ortada. Eğer Türkiye ekonomisinin temeli kötü olduğu için 2009’da büyümesi krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olduysa, sonra nasıl büyümede rekor kırdı? Kriz sonrası rekor kıracak kadar ekonomisi sağlamsa, krizde neden bu kadar ağır bir resesyon yaşadı? Türkiye’nin hoş taraflarından biri, böyle bilmecelere açık olmasıdır. Krizde Türkiye, ekonomisinde birden fazla ilk yaşandı. Mali istikrarın olması ve ekonominin küçülmesi, bunlar daha önce başımıza gelmezdi. Türkiye’de ekonominin küçüldüğü dönemler, çok ciddi mali istikrarsızlığın da olduğu dönemlerdi. Ekonomi küçülüyorsa kurda, faizde sorun vardır, zamlar birbiri ardına gelir vs. Bildiğimiz bir manzara. İkincisi, daralma mali çalkantıyla beraber geldiği için ve mali istikrarsızlığın bir yerde sonucu olduğu için, Türkiye, ekonomi daraldığında genişletici maliye ve para politikaları uygulayamazdı, hatta tam tersi, ekonomi daralırken bütçeyi ve para politikasını sıkmak zorunda kalırdı. 2009’da ilk kez konjonktür politikası uyguladı, yani ekonomi ve talep çökünce, maliye politikası gevşetildi, Avrupa’nın ve ABD’nin resesyonlarda yaptığı gibi bütçe açığı arttırıldı. Faizler, gecikmeyle de olsa düştü. Türkiye, krizden çıkışta ilk kez aktif makro konjonktür politikaları uyguladı, büyümenin gücünü de kısmen bunlar temin etti. Fakat, gevşeyen para ve maliye politikası ile gelen toparlanmayla beraber, çok akut şekilde yeniden dış açık gündeme geldi. Dış açık patlamasındaki nedenleri iyi görmek lazım. Türkiye ekonomisi hızlı toparlanmasının getirdiği ithalat sayesinde patladı fakat dünyada resesyonun devam etmesiyle, ihracatın da artmaması nedeniyle patladı. O asimetrik durum nedeniyle de dış açık patladı. Bunun böyle sürmeyeceğini görmek için kör olmak gerekiyordu. Sürdürülür büyüme ekonominin herhangi bir yerinde makro dengesizlik yaratmayan büyüme. Böyle bir dengesizlik yaratması halinde o dengesizlik daha sonra büyümeyi sürdürmeyi imkânsız hale getiriyor. Hatta mali istikrarsızlık getiriyor, o da uzun süren bir makro dengesizliğin faturasını ödeme sürecini tetikliyor. O anlamda bir ilk daha oldu. Nasıl 2009’da yavaşlamaya karşı bir politika tepkisi verilebildiyse, 2011 başında da hızlı büyümenin aldığı biçimin yarattığı makro dengesizliğe karşı o dengesizliği engelleyici bir politika tepkisi verildi. Özellikle dış dengede bir sorun olduğu zaman siyasi iktidarlar bu sorunu çözmeye değil, gidebildiği kadar götürmeye çalışır. 2011’de ekonomi politikası, krizdeki gevşemenin telafisi şeklinde oldu. Maliye politikasında yapacak fazla bir şey yoktu, hızlı büyüme bütçe açığını hızla düşürmüştü. Kamu borcu nispeten tekrar hızlı şekilde düşmeye başlamıştı. Buna mukabil para politikasında birtakım sorunlar birikmişti.

Neydi o birtakım sorunlar?

Bir tanesi kredi hacminde olağanüstü hızlı ve sürdürülmesi olanaksız bir genişlemenin ortaya çıkması. Bunun bir nedeni de, kriz sonrası Fed ve ECB’nin mevcut yapısal sorunların çözümünü zamana yaymak için ortaya saldıkları döviz likiditesinin mali piyasalarda risk primini düşürmesi ve TL varlıklarına olan talebi arttırmasıydı. Bankalar kredi veriyor, çünkü kolay para temin ediyor. O arada dışarıdan bulunan kaynak da TL’ye değer kazandırıyor. TL’nin değer kazanması hem tüketicinin hem firmanın reel gelirini arttırdığı ve ithal malları ucuzlattığı için, onları da harcamaya ve kredi almaya teşvik ediyor. Bunların üçüne birden müdahale etmeye yönelik bir para politikası arayışı başladı. Kredinin daha yavaş artmasını ve TL’nin de bir miktar değer kaybetmesini sağlayacaksınız. Orada da önemli bir sorunla karşı karşıya kalındı, kalınıyor. Para politikası deyince herkesin aklına faiz gelir. Faiz yükselince bunlardan sadece birini yapabiliyorsun. Kredi maliyetini yükseltiyorsun, fakat aynı anda TL’yi daha cazip hale getirdiğin için TL değer kazanıyor. Dış kaynak bankaların kredilerini de arttırıyor. Bu bir yenilik gibi sunuluyor, burada yeni olan enflasyon hedeflemesidir, eskiden bu yoktu. Merkez bankalarının esas işi kredi kontrolüdür. Kredi balonunun oluşması için kâğıt paraya ihtiyaç yok. Yeni değil, tam tersi esas işine dönmesidir. Yanlış bir teorinin külfetini sırtından atmasıdır. Bir taraftan doğrudan faiz dışı araçlarla, idari yöntemlerle bankaları zapturapt altına almaktır. Bunu yapabildiği takdirde faizi düşürerek, TL’nin cazibesini azaltma imkânına sahip oluyor. Faizi artık iç talebi, kredi hacmini kontrol etmek için kullanmıyoruz.

Bu anlattıklarınızdan “bunlar denendi ve başarılı oldu” sonucu çıkarabilir miyiz?

Kredi hacmi kontrol altına alındı, TL bir miktar değer kaybetti. Bunlar büyük geminin durması gibi zaman alıyor. Düğmeye bastıktan sonra fiilen insanların kararları alıp harcamalarına yansıtması ve bunun çarpan katsayısıyla ekonomiye yansıması altı ay bir yılı buluyor. TL’nin değer kaybı ithalatı pahalandırarak, kısmen ithalatı engelleyici bir etki yaptı. TL’nin değer kaybı, döviz kazanmayan sektörlerde çalışanların reel gelirlerini düşürdü. TL’nin değer kaybı dış pazarlardaki talep zorluğuna rağmen ihracatı arttıramasa bile kârlılığı koruyarak, ihracatçı sektörlere nefes aldırarak başka pazarlara yönelmesini sağladı.

Birkaç alanı birden baskılamış oldu...

Evet. Kurun dengesizliği düzeltme etkisi oldu, paralelinde kredi hacminin daralması buna eklenince o da iç talebi düşürdü, düşen iç talep artı kur etkisi ithalatı düşürüyor. O arada iki şey oldu. Bir, TL’nin değer kazanması enflasyon üzerinde bir maliyet katkısı yarattı; iki, iç talebin gevşemesi büyümeyi aşağı çekti. Nereden bakarsak bakalım, ekonominin basit kurallarından biri bu. Geçmişte bir hata yapmışsanız ve bu hatalar bir dizi dengesizliğe yol açmışsa, bunun bedava düzeltilme yolu yoktur, mutlaka bedeli vardır. Düzeltme sürecini ne kadar zamana yayarsan, külfeti o kadar azalır. Hızlı yaparsan daha ağır bedel ödersin. Zamana yaymanın hoş tarafı, maliyeti daha hazmedilir hale getirmek. Siyaseten de bu önemli bir şey. Düzeltmeyi zamana yaymanın da taşıdığı riskler var. Zaman belirsizliklerle dolu, tahmin edilmesi güç ve tatsız durumlar çıkarsa, o arada düzeltmeni yapmadığın için bu ileride çok daha büyük bedellere yol açabilir. Hızlı düzeltmenin gelecek belirsizliklere karşı kendini koruyabilme avantajı var.

İktidar sizce hangisini tercih etmişti?

Hükümet zamana yayma tercihini kullandı. Muhafazakârlık sadece kadının saçının gözükmesi, TV’de gösterilenlere karışılması, her yere cami dikilmesinden ibaret değil. Adı üstünde muhafazakârlık, böyle ani sert değişimi sevmemektir. Statükoyu, mevcudu mümkün olduğu kadar korumak... Hükümetin ideolojik çerçevesiyle uyumlu. Bu hükümetin, bu alanda radikal karar alması şaşırtıcı olurdu. İkincisi, dış açığın çok da düşmesi hedeflenmedi. Satır aralarında görülen, ekonomi yönetiminin Türkiye’nin yüzde 5- 6 gibi bir cari işlemler açığıyla uzun vadeli potansiyel büyüme hızını yüzde 5-6’da tutabileceğini düşündüğü... Yani, öyle bir makro denge olsunki, hem yüzde 6 büyüsün, hem yüzde 5-6 açık versin. Türkiye’yi olağan sayılabilecek doğrudan yabancı sermaye girişi var. Sıcak para hariç doğrudan ve uzun vadeli proje kredisiyle geliş olacaksa gelsin, dış açığı bu düzeyde tuttuğumuz sürece sürdürülebilirlik sorunu yoktur düşüncesi var.

Buraya kadar anlattıklarınız, kendi içinde tutarlı bir ekonomi politikasına işaret ediyor. Peki, riskler neler?

Riskler ve risklere verilen tepkiler, olup bitenleri çok etkileyecek. Bir bedel ödenecek, bunu söyledik. Kur yukarı gittiği için enflasyonun da bir miktar yukarı gitmesini kabul edeceksiniz. Biraz büyüme yavaşlayacak, biraz da enflasyon yükselecek. Ama hayat birazla olmaz. Enflasyonun nereye kadar yükselmesine izin vereceksiniz? Büyümenin nereye kadar düşmesine izin vereceksiniz? Dış koşulların ve kısmen şanssızlığın etkisiyle enflasyon, konan üst sınıra çıkarsa ne yapacaksınız? “Enflasyondan fedakârlık etmem” dediğinde, büyümenin konan sınırın altına düşmesine razı olacaksınız demektir. Püf noktası, ince ayarlarda kur ve enflasyon, kur ve büyüme çelişkisidir. Büyümeden ve enflasyondan bir miktar fedakârlık olacak, o arada dış işlemler açığı istenen düzeye gelecek, onun bedeli olarak da arzulanmayan iki şey yapılacak. Enflasyon yüzde 10.5’a, işsizlik yüzde 10’a çıkacak, büyüme 2’lerde olacak... Buna tepki verecek misin vermeyecek misin?

Merkez Bankası’nın kurdaki gidişat açısından aldığı kararlar doğru muydu?

Burada birkaç hata yapıldığını düşünüyorum. Merkez Bankası, kurdaki gidişat karşısında fazla tedirgin oldu. Kurun, mevcut büyüme hızında tahammül edebildiği enflasyondaki artış üst sınırının üzerine çıktığını düşündü ve kuru baskı altına alma yolunu seçti. Bunu da kredilere getirdiği idari tahditlere faizi de ekleyerek yaptı. Bu da büyümede istenen düzeyin altına düşmenin yolunu açtı. Neden hataydı? Çünkü, mevcut kamu maliyesi yapısı ve bütçe disiplini çerçevesinde, enflasyonun gidebileceği fazla bir yer yoktu. Yüksek enflasyonun gerisinde arz kökenli etkenler vardı, biri özellikle gıda olmak üzere. Gıdada trend dışı yükselişin devam etme ihtimali çok düşüktü. Geri dönme ihtimali gelecek dönemde vardı. O döndüğünde de enflasyon gerilemeye başlayacaktı. Ama bu riskler alınmadı, gereksiz bir kur baskısı sonucu fatura da büyümeye çıktı.

Türkiye ekonomisinin tüm cazibesi hızlı büyümesidir. Büyümeyi yavaşlatma kısa dönemde düşük maliyetli durabilir. Ancak, büyümenin yavaşlamasıyla beraber iç ve dış reel oyuncular açısından, büyümenin yavaş olacağı beklentisinin harcama kararlarında etkili olması, yavaş büyümenin yavaş büyümeyi getirmesi. Bu kapitalizmin en önemli özelliklerinden biridir. Büyümenin sihirli döngüsünü kırmanın maliyeti, ekonomi yönetiminin düşündüğünden çok daha yüksek olabilir.

Maliye politikası eylülde zamlarla sıkılınca, çok sert eleştirdim. Büyümenin gevşediği bir dönemde, kamu borç oranı yavaşlayan büyümeye rağmen düşerken, maliye politikasını sıkmak çok yanlıştı. Türkiye’nin şu anda ne borç ne de faiz sorunu var. İki sorunu var: Döviz kuru ve yetersiz büyüme. Enflasyona takılırsan, hata yaparsın. Hata olduğu da ortaya çıktı. Zamlara rağmen enflasyon yılsonu için yüzde 6.3’lere geriledi. Zamlar olmasaydı, yüzde 6’nın altına inecekti. Olayların seyri, mali politikasının sıkılaştırılmasına gerek olmadığını gösteriyor.

Bundan sonrası için değerlendirmeniz ne yönde olur?

Bu, sonuç olarak siyasi bir karar, sadece teknik bir olay değil. Ekonomi yönetiminin senaryosunun satır aralarını okuduğumuzda sonucun şu olduğunu görüyoruz. Bu yıl, son çeyrekten itibaren ekonomide yavaşlama duruyor, ekonomi tekrar canlanmaya başlıyor. Senaryoya göre, bu canlanma sonucu bir miktar dış açıktaki düzelme azalıyor. Ama enflasyon cephesinde fazla bir sorun olmuyor. O arada iyi koşullar olursa, Avrupa’ya ihracat canlanırsa, bu da büyümeye katkı yapıyor. Burada benim gibi büyümeyi önemseyenlerin korkusu şu: Son çeyreğe geldik ve canlanma işareti görünmüyor. 2013’ün ilk çeyreğinde de ekonomi canlanmadığı takdirde, siyasi otoritenin haklı olarak proje sahiplerine dönüp, “şimdi ne yapacağız” diye sorması gerekiyor. Büyümenin senaryodaki gibi geri dönmemesi halinde, hem siyasi hem teknik politika yapıcıların önünde ciddi bazı açmazlar oluşacak. Bu senaryoyu, büyümenin geri gelmemesi ihtimalini mevcut resmî senaryoya kıyasla daha yüksek ihtimal olarak görüyorum. Yılın son çeyreğinde ve 2013’in ilk yarısında ekonominin arzulanan canlanmayı göstermemesi halinde, teknik ve siyasi tepkinin ne olacağını öngöremiyorum. Bu, hem enflasyonun hem de büyüme hızının alışık olmadığımız düzeylere inmesi demek. Bu yumuşak iniş senaryosunun içinde ama yumuşak inişin tatsız bir versiyonu. Politik anlamda opsiyonları vardır, onlardan hangisi nasıl kullanılacak onu o zaman tartışacağız. Ya da Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi bize gol atmış olacak. 2013’ü ilginç kılan şey şu: Resmî tahminlerin tutması, ekonomi yönetiminin planladığı gibi son çeyrekte olmasa bile, 2013’ün başından itibaren ekonominin canlanmaya başlaması ve talepteki artışın da üretimi arttıracak şekilde olması. Büyümenin hızlanması ve dış açığın çok büyümemesi. Bu, seçim öncesi ekonominin çarklarının dönmeye başlaması demek. Bu da kendi ivmesiyle yürür. Tersi olursa, ne tercih edecekler, göreceğiz. Bu da Türkiye’de ilk kez oluyor. Türkiye ilk kez iktisat politikası eliyle yavaşlama yaşıyor, sonra bu yavaşlama iktisat politikasının amaçlarını aştığı için tekrar hızlandırma yaşayacak. Bunu bir öğrenme eğrisi gibi düşünebiliriz. Elbette maliyetli; ama hep öyledir zaten.


pelincengiz@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.07.2019
Türkiye ormanı yangın çıkınca hatırlıyor, bir Ağaç Bayramı olduğunu bile bilmiyor
15.07.2019
Bakan Kurum'a soru: Karadeniz İklim Eylem Planı'ndan Karadenizlilerin haberi var mı?
7.07.2019
Sal gazları atmosfere, kavur gezegeni bir daha mı geleceğiz dünyaya
2.07.2019
Adalet yok edildi, kalkınma iflas etti: Sinop’ta kesilen 650 bin ağacın ahı tutsun
24.06.2019
Karadeniz’in derelerini borulara hapsedenlerin, Kuzey Ormanları’nı katledenlerin hiç mi suçu yok?
17.06.2019
23 Haziran'da sandığa giderken İstanbul ile ilgili hatırlamanız gerekenler
10.06.2019
Hasankeyf'te betona gömülen sizin hikayeniz, hepimizin hikayesi...
5.06.2019
İnsanlığın nefes alamaz hale getirdiği Dünya’nın Çevre Günü
27.05.2019
Üçüncü köprünün ortağı batık Astaldi'ye İtalyan Salini Impregilo talip
23.05.2019
Havada bekleme süreleri yakıt maliyetini artıracak, THY’yi zarar ettirecek
20.05.2019
Uçak inemeyen havalimanı, çatlayan nükleer inşaatı, su tutamayan Ilısu Barajı
16.05.2019
AKP’nin yangında ilk kurtaracağı sektör: Ekonominin kara deliği enerji şirketleri
12.05.2019
Her şey çok hızlı yok olacak: Ya yokoluş ya isyan
8.05.2019
Saray’ın Nükleer Düzenleme Kurulu ve KHK’lı nükleer denetimsizliğimiz
6.05.2019
Bir çağ yangını: Kapitalosen
29.04.2019
Kim yalan söylüyor? TÜGVA mı yoksa İstanbul Büyükşehir Belediyesi mi?
22.4.2019
'Victor Hugo, Notre Dame bağışçılarına teşekkür eder, aynı ilgiyi Sefiller için de bekler'
10.4.2019
Hep bu başımıza gelenler su'dan sebepler
3.4.2019
Yerel seçim sandığını yeşillendirenler
31.3.2019
'Bazı özel müşteriler hakkında yorum yapamıyoruz...'
25.3.2019
Bir beka sorunu olarak Varlık Fonu
17.3.2019
Atatürk Havalimanı'nın radar sistemi bilerek eksik bırakıldı
10.3.2019
İmamoğlu'nun 'Yürü be İstanbul'undan Yıldırım'ın yeşil vadilerine
7.3.2019
Nasıl bir kent istediğinizi hiç düşündünüz mü?
17.2.2019
AKP'nin tarımsızlık politikası tanzimden size el sallıyor
13.2.2019
Tanzim satış teferruat, tehlikenin büyüğü Hal Yasası'nda
11.2.2019
'Kendini ihbar et, mezarınla barış' affı
3.2.2019
Havasını kirlettiğin kentleri bezle temizleyebilir misin AKP?
30.1.2019
İklim değişir Akdeniz olmaz, Akdeniz'de hortum olur, fırtına olur
28.1.2019
Devrim mi görmek istiyorsunuz? O halde gençlerin iklim yürüyüşüne bakın
23.1.2019
Milyonların iklim krizi, Davos elitlerine iş fırsatı
21.1.2019
Poşet paralı olunca betoncular çevreci mi oldu?
13.1.2019
Orman morman ne varsa kesip atanları tanıyalım mı?
2.1.2019
Poşetleri paralı yaparken, ülkeyi plastik çöplüğüne çevirmek
30.12.2018
10 maddede Türkiye'nin 2018 ekoloji gündemi
23.12.2018
Bir soru: Üçüncü havalimanı hiç kullanılamayacak olabilir mi?
20.12.2018
Çiftçinin zaferi: Tabaktaki diktaya karşı birleşmek
12.12.2018
Kadınlar iklim politikalarında 'biz de varız' dedi
9.12.2018
İklim değişikliği: Çok fazla, çok yakın
5.12.2018
Sinop'ta kesilen 650 bin ağacın ahı tutsun mu?
3.12.2018
İşçi kanıyla suladık anayurdu dört baştan
26.11.2018
Élysée Sarayı'ndan Buckingham Sarayı'na iklim mücadelesi
21.11.2018
Ağacı İDO'ya sattılar, kirazları başka şirketlere dağıttılar
20.11.2018
Gezi Parkı bizim olsun, millet bahçeleri sizin
14.11.2018
Sibirya'dan Fırtına Vadisi'ne uzanan 'yavaş ölüm'
12.11.2018
Kömür milyarderi Le Monde'a ortak olursa...
7.11.2018
Sayıştay: Suç mahaline işaret etmek
5.11.2018
Suların yükselişi, insanlığın alçalışı, siyasetin haydutlaşması
31.10.2018
Üç termik santral sekiz köyü yuttu, sırada 48 köy var
29.10.2018
3. Havalimanı bütünsel bir felakettir
24.10.2018
Ne Kaşıkçı cinayeti, ne iklim krizi umurlarında
17.10.2018
Akkuyu davası Anayasa Mahkemesi'ne gidiyor
14.10.2018
Avukatları mücadeleden de tasfiye edecek değilsiniz ya!
10.10.2018
Nordhaus: İklim değişikliği ekonomisinin babası
7.10.2018
Termik santralciler zorda: Bereket Enerji'den sonra Odaş Enerji
4.10.2018
Krizdeki kağıt sektörü de gözünü ormanlara dikti
30.9.2018
Astaldi'nin batışı, mega projeler ve hırsın anatomisi
28.9.2018
İşte 2023 hedefleri: Su kıtlığı, toplu ölümler, bölgesel çatışma
24.9.2018
Direnişin ekolojik hali: ZAD, Hambach Forest, Kuzey Ormanları
17.9.2018
Ezilenin üzerine basarak havalanmak: 3. Havalimanı
12.9.2018
21. yüzyıl sömürgeciliği: Tarım arazisi gaspı
19.8.2018
Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde
13.8.2018
Bu enkazı kaldırmak
6.8.2018
100 günde 46 milyarlık 400 proje, peki hangi parayla?
2.8.2018
Yarınlar yokmuş gibi tükettik dünyayı
30.7.2018
İklim değişince sadece Akdeniz mi olur sandınız?
25.7.2018
Bankaları, şirketlerin 'enerji sevdası' çarptı
22.7.2018
Türkiye'ye akan kredi çeşmesinin başını tutanlar
18.7.2018
Seçimler geçti, kömürde ÇED yağmuru başladı
16.7.2018
Erdoğan, nükleerin her alanında artık tek yetkili
11.7.2018
Ülkeyi şirket gibi yönetmek: Lümpen kalkınması
9.7.2018
Kömürlü saadet zincirinin zayıf halkası: Bereket Enerji
1.7.2018
Astaldi, üçüncü köprüdeki hisselerini neden satıyor?
27.6.2018
Saray hükümetinde ekolojiden kim sorumlu olacak?
24.6.2018
Türk Akımı için feda edilen 25 milyon dolar ve Istrancalar
20.6.2018
Siyasetçilere bir ekolojik, bir şeffaflık çağrısı
10.6.2018
Doğa hakları siyasetin merkezine ne zaman taşınacak?
3.6.2018
Taksim Meydanı ve AKM'nin AKP'lileştirilmesi
30.5.2018
Kanal İstanbul ahlaken de yanlış bir projedir
27.5.2018
Özel sektörle elele yap işlet devret soygunu
21.5.2018
İmar affı İstanbul'a ihanetten sayılmıyor mu?
17.5.2018
Çerkezköy'de meşe ormanınına termik santral hançeri
13.5.2018
Akkuyu bilirkişi raporunda denenmemiş reaktör oyunu
9.5.2018
T A M A M
6.5.2018
İnanıyorum, Sen'le Değişir
2.5.2018
Seçime giderken 10 maddede ekonomiyle ilgili bilmeniz gerekenler
25.4.2018
Neden Nükleer Santral İstemiyoruz: Cevabı Çernobil
19.4.2018
AB'nin Türkiye'ye biçtiği rol: Transit gaz geçiş yolu
15.4.2018
Devlet, ormanlardan yeni 2B'ler yaratmaya hazırlanıyor
11.4.2018
Aradığınız yerli ve milli tarıma ulaşılamıyor
9.4.2018
Batmasınlar diye kârına şirketler, zararına 80 milyon ortak
4.4.2018
10 maddede Akkuyu hakkında bilmeniz gerekenler
2.4.2018
İstanbul'un afete eşdeğer sorunu: Asbest
1.4.2018
İstanbul'un afete eşdeğer sorunu: Asbest
28.3.2018
Yerli kömür masalı bitti, Türkiye ithal kömür cenneti oldu
25.3.2018
İklim değişikliği farkındalığı eyleme dönüşmüyor
21.3.2018
Türkiye'de orman denklemi: Rant artar orman azalır
19.3.2018
Hazır olun, dikili ağacınızı bile satacaklar
14.3.2018
Yerli ve milli rating kuruluşunun rating'ini kim ölçecek?
11.3.2018
İktidarın enerji projelerinde yeni kozu EÜAŞ
8.3.2018
Tarım kadınlaşıyor, kadının emeği yok sayılıyor
4.3.2018
Milli ve yerli şekerden Cargill'in acı şerbetine...
28.2.2018
Mega projeler kötü, peki ya onları fonlayanlar?
25.2.2018
Meclis'teki Çevre Komisyonu ne iş yapar?
21.2.2018
Dünya ağaca, Türkiye ölü termik santrallere para akıtıyor
18.2.2018
Merkez Bankası kuraklık tahminlerini izliyor mu?
14.2.2018
Sen Maçka Parkı dersin, o 'boş alan' diye bakar
11.2.2018
Vergi kıyaklı Türk Akım projesi
7.2.2018
Türkiye ile Rusya'nın kara deliği Akkuyu
4.2.2018
Başka türlü bir gıda mümkün: Direnen sofralar
31.1.2018
Soluk mavi nokta ve hiçliğimiz
28.1.2018
Yurttaşa rağmen zorbalıkla termik santral yapmak
17.1.2018
10 maddede Kanal İstanbul hakkında bilmeniz gerekenler
14.1.2018
Kuraklığa karşı eylem için neyi bekliyorsunuz?
10.1.2018
Kanal İstanbul'un ÇED dosyası muamması
7.1.2018
Tunus'tan zeytinyağı ithalatının perde arkası
3.1.2018
İran'daki isyanın ekonomi politiği
27.12.2017
Bartın'da Hattat zorbalığıyla zeytinlik kıyımı
24.12.2017
Zonguldak'ı kirlettiniz, Eskişehir'i rahat bırakın
17.12.2017
Loç'a HES yine gündemde, sarı yazma yine isyanda
13.12.2017
Devletin kayyım partisi ve icraatları
10.12.2017
İklim mücadelesinin yeni lideri Macron mu?
4.12.2017
Zarrab 'bankacılığı' ve ahbap çavuş ekonomisi
26.11.2017
Size yalan söylediler, kömürden bahsetmediler
22.11.2017
Size bir tek çevreci demeyecekler
12.11.2017
Ekonomik istikrarsızlık off-shore yatırımları artırıyor
8.11.2017
Türkiye'nin 'özel koşullarına' Almanya aracı olacak
5.11.2017
Yerli otomobil nasıl rekabet edecek
1.11.2017
Yurttaşa rağmen elektrik oyunları
29.10.2017
Çevrecinin daniskasıysanız ormanları kim kesiyor?
25.10.2017
Atamayla gelen atılarak gider
22.10.2017
Madenci ormana girmeden önceki son çıkışınız
18.10.2017
İklim değişiyor, biz değişmiyoruz
11.10.2017
Durmak yok, ÇED'siz talana devam
8.10.2017
Nagazakili Ishiguro'dan nükleer karşıtı kampanyaya
4.10.2017
Farklı ülkelerden mega proje manzaraları
1.10.2017
Torba Yasa, ormanları madenciye peşkeş çekecek
24.9.2017
Kadir Topbaş neden istifa etti
20.9.2017
Gelin Hasankeyf'e, herkes gelsin Hasankeyf’e!
13.9.2017
Bizde ağaç kesmek serbest, Komşu'da hapis
11.9.2017
İklimi değiştirip, geleceği karartan şirketleri tanıyalım
6.9.2017
Varlık Fonu'ndan Kanal İstanbul'a ne kadar para akacak?
3.9.2017
Küresel iklim değişikliği kumarı
30.8.2017
İklimin küresel barışa ve güvenliğe etkisi
28.8.2017
Sur sokakları hafızadır, hafızayı yok etmeyin
23.8.2017
Yaka yaka bitiremediniz memleketin ormanlarını
20.8.2017
Hasankeyf, hafriyat oluşturmak için dinamitleniyor
16.8.2017
Cerattepe’nin, Dersim’in, Hasankeyf’in suçu neydi?
14.8.2017
Ceratttepe geçilirse, Türkiye'de her yer geçilir
9.8.2017
İstanbul'u bekleyen tehlike
6.8.2017
Endekslere bakmak faydalıdır, zihin açar
2.8.2017
2017’yi bugün tükettik, artık 2018’den yiyoruz
30.7.2017
İklimi dünyadaki kaç milyarder kurtarabilir
26.7.2017
İnsanlık hafriyat kamyonlarının altında
23.7.2017
Giderek düşmanlaşan bir dünyada çevre mücadelesi
19.7.2017
AKP'nin kentsel iflası
17.7.2017
Bu mücadele ölümle yaşam arasında
12.7.2017
İğneada sizin eve kaç kilometre uzakta?
9.7.2017
İklim adaleti olmadan gerçek adaletten bahsedilemez
5.7.2017
İklim değişikliğiyle yüzleşmeye hazır mısın Türkiye
2.7.2017
KHK ile çiftçiliği de kaldırırlarsa şaşırmayalım
25.6.2017
Bu yasaya itirazımız var!
21.6.2017
Askerleri neden zehirliyorsunuz?
14.6.2017
Zeytinlikler için durmak yok mücadeleye devam
11.6.2017
UNESCO'ya "zeytinlikler için harekete geç" çağrısı
7.6.2017
İklim meselesi Türkiye'nin samimiyet testi
4.6.2017
Kravatlı adamlar ve Dünya Çevre Günü
3.6.2017
Trump, gezegenin ateşini yükseltecek
31.5.2017
Ölümünüz kömür tozuyla olsun ister misiniz?
28.5.2017
AKP’nin sıradaki talanı Filyos Vadisi mi
24.5.2017
Türkiye için zeytinle vedalaşma vakti
21.5.2017
Sen kuşun kurdun hakkını savunursun, o gelir seni vurur
17.5.2017
Kalkınırken öldüren AKP'nin sıfır kaza hedefi inandırıcı mı
14.5.2017
Süreç buzdolabından oda sıcaklığına getirilmeli
10.5.2017
Güneş, kömür ve nükleeri zorluyor
7.5.2017
Şu domatesi enine boyuna konuşalım mı
3.5.2017
Enerji bağımlılığına karşı kooperatif çözümü
30.4.2017
Buğday ambarına termik santral hançeri
26.4.2017
Bankwatch uyarıyor: TANAP'ı desteklemeyin
23.4.2017
Yükselen otoriteye sivil itaatsizlik ayarı
19.4.2017
Ekonomide tek eksiğimiz başkanlık mıydı
16.4.2017
Türkiye nükleercilerin açık pazarı mı?
12.4.2017
AKP için kömürü savunmak giderek zorlaşıyor
9.4.2017
Beş maddede doğa için neden Hayır denmeli
5.4.2017
Ekolojik bir anayasa olsa nasıl olurdu?
2.4.2017
Büyümüyorsak neden bu kadar enerji yatırımı?
29.3.2017
Kıskanılan Türkiye’de tek istikrar işsizlik artışında
26.3.2017
Herkes hesabını Alman usülü öderse
22.3.2017
Avrupa ile köprüleri atarken köprüler inşa etmek
20.3.2017
Yükselen popülizme karşı Yeşiller freni
15.3.2017
Toprağını denizden ödünç alanlarla toprağını ranta açanlar
8.3.2017
8 Mart hangi kadınların günü?
21.6.2015
Türkiye’nin kömürlü termik santral çıkmazı
17.6.2015
Sanayiciye paradan para kazanmak tatlı geldi
14.6.2015
Avrupa Parlamentosu’ndan Akkuyu mesajı: Vazgeçin!
10.6.2015
Sıra cinsiyetçi barajları yıkmaya geldi
7.6.2015
Sesi de görüntüsü de kirli siyaset
17.5.2015
Anlatılan senin hikâyendir
13.5.2015
Soma’daki büyük resme bakalım mı
10.5.2015
Soma’nın yasını bir yıldır birlikte tuttular
3.5.2015
Hükümetin ilk büyük yenilgisi Kıbrıs
26.4.2015
Neden nükleer enerjiye karşıyız: Cevabı Çernobil’de
22.4.2015
Ekoloji mücadelesi HDP’siz olmaz
15.4.2015
Yolsuzlukla mücadelenin 50 tonu
8.4.2015
Dünya ‘unicorn’ şirketleri biz yasakları konuşuyoruz
05.04.2015
Türkiye, nükleercilerin yeni deneme tahtası
29.03.2015
İstanbul’u sıfırlamak isteyenleri tanıyalım
26.03.2015
Hukukun üstünlüğü zedelenince hepimiz kaybettik
22.03.2015
Suyun değerini ona sahipken bilelim
15.03.2015
İyi hikâyeler yazılıyor ama burada değil…
11.03.2015
Nükleer santral çözüm değil ölüm getiriyor
08.03.2015
8 Mart hangi kadınların günü
04.03.2015
Kabaran enerji faturasına Ak Saray katkısı
01.03.2015
Erdoğan’ın ekonomiyi kontrol saplantısı
25.02.2015
Medya özgürlüğü dikensiz gül bahçesi değil
22.02.2015
HDP’siz bir Meclis’in ağır sonuçları olur
18.02.2015
Ataerkil düzen, siyasetin dili tamam da, peki ya yargıçlar
15.02.2015
Kadına şiddetin caiz olduğu ülke
11.02.2015
Fosil yakıtlara teşviki durdurun
08.02.2015
Türkiye, dünyanın çöplüğü mü
04.02.2015
Sisifos’un kayası, SYRİZA, Troyka
01.02.2015
Komşu’da yeşil/sol bir iktidar umudu
28.01.2015
Cenevre’de havuz medyasına konuşur gibi
25.01.2015
Yoksulluk da artıyor gelir eşitsizliği de
21.01.2015
SYRİZA, sonra Podemos, belki yarın HDP
18.01.2015
Davos’un gündemi değişen havalar
11.01.2015
Je suis Charlie
07.01.2015
Ahbap çavuş ekonomisi AKP’nin fıtratında var
31.12.2014
İstatistiklere bakmak faydalıdır
28.12.2014
Turnalar türkülerde kalmasın istiyorsan…
24.12.2014
Hasankeyf’i yok eden bir barış süreci olmaz
21.12.2014
Özgürlüğün bedeli sürekli tetikte olmaktır
17.12.2014
Marmara için Kadıköy’de saflar sıklaşacak
14.12.2014
100 eşyayla ya da 1000 odayla yaşamak
10.12.2014
HES’çi banka, çiftçi dostluğuna soyunursa…
07.12.2014
12 yılda iki Trakya’yı yok ettiler
03.12.2014
Nükleer santral kurma başka ihsan istemez
30.11.2014
Mor jakarandalar arasında elektrikli teller
26.11.2014
Koç 2015’te dümeni Uzakdoğu’ya kıracak
16.11.2014
Kıbrıs’ta soruna artık küresel sermaye de dâhil
10.11.2014
Kürtlerle hareket edilseydi Türkiye tarihe geçerdi
02.11.2014
Kömüre teşvik, ölüme teşvik
30.10.2014
TEMA uyarmış: Konya’da kömür çıkartmak için tüm yeraltı sularını çekmek gerek
29.10.2014
İstanbul ve yeşil (y)alanlar üzerine
19.10.2014
Zeytin karası değil bu yüz karası
05.10.2014
Tek dünya herkese yeter; yaşamasını bilene...
01.10.2014
Parayı veren suyun başını tutacak
28.09.2014
Adı konulmamış savaş hâli: Acele kamulaştırma
24.09.2014
Çatışma ve kuraklık arasında kalan insanlık
21.09.2014
İklim adaleti olmadan başka adalet olmaz
19.09.2014
Kutuplaşmanın baş mimarına 'kutuplaşmayı bitir' mesajı
14.09.2014
Türklerle Rumların yeni buluşma noktası
12.09.2014
Kasımda İstanbul’u “Yeşillendiriyoruz”
10.09.2014
İşçinin cehennemi, cennet vaat ediyor
24.08.2014
Patlarsa çıkan ses balondan fazla olur
10.08.2014
Dert etmeyin İstanbul’un Kadir Abisi var
06.08.2014
Bu karnede rakamlar yok, yeşilin tonları var
03.08.2014
Kadına yönelik imajınızı nasıl alırdınız
30.07.2014
Cumhurbaşkanının yeşil olma ihtimalini sevmek
09.07.2014
Durmak yok ÇED’den proje kaçırmaya devam
06.07.2014
Eroğlu’nun bıyıkları için son kavşaktayız
02.07.2014
Barışı konuşurken eve dönüşü de konuşalım
29.06.2014
Kastamonu'nun gör dedikleri...
25.06.2014
Sanayici üretimden uzaklaştı borca saplandı
18.06.2014
Yine seçim yine şeffaflık
15.06.2014
Futbol topunun diğer yüzü
11.06.2014
‘İki gündüz iki gece yandı Lice’
08.06.2014
Türkiye çevre koruma ağı
04.06.2014
Dünya Çevreye Gününü Gösterme Günü
01.06.2014
Sessiz katil aramızda dolaşıyor
28.05.2014
Milliyetçilik gölgesinde yeşil siyaset
25.05.2014
Acilen Soma Kanunu’na ihtiyacımız var
21.05.2014
İnsan değil kömür yerin altında kalsın
18.05.2014
İnsanlığınızın fıtratından çalmışlar
14.05.2014
Emeğin için Diren Çiftçi
11.05.2014
Nükleer tüccarları işbaşında
07.05.2014
Rant ve talanın Truva atları
04.05.2014
Basın özgürlüğünde Şanghay kriterleri
30.04.2014
Cehennemden kaçış yok
27.04.2014
Anlayın artık, halk nükleer istemiyor
13.04.2014
İklim insanı açlıkla sınayacak
05.03.2014
Türkiye’yi sıfırlama politikası
19.02.2014
‘Bizim uşaklar Kürtlerle siyaset yapıyor’
16.02.2014
Adrese teslim yasadaki oyun
09.02.2014
Turkish Pravda ya da Turkish palavra
19.01.2014
Hepimiz Gamonalıyız, direnvakeparki
15.01.2014
Her yer susuz, her yer kurak
01.01.2014
İçinden ekoloji geçen yeni yıl yazısı
25.12.2013
İktidarın can simidi: Dış mihrak
22.12.2013
Çılgın projeler askıya alınsın
15.12.2013
Ölüm üzerinden yükselen kalkınma
05.12.2013
Doğaya fırlatılan bumerang
24.11.2013
Varşova’da iklim fiyaskosu
13.11.2013
Kömürcü Polonya’da iklim zirvesi!
10.11.2013
Kadın! Doğur, çalış, güven!
03.11.2013
100 yıllık suskunluğu bozmak
27.10.2013
Beyaz fillerimiz, çılgın projelerimiz
23.10.2013
Çevre faslında kaldığımız yerden
20.10.2013
Çevre faslında yine sınıfta kaldık
16.10.2013
İnsanlığın gıda paradoksu
13.10.2013
Yerel temsilde kadının yokluğu
09.10.2013
Demokrasiyi petrollü mü alırsınız kömürlü mü
06.10.2013
‘Dört ülke, bir zirve’nin hikâyesi
29.09.2013
El birliğiyle yaktık dünyayı
25.09.2013
Hasankeyf’e son bir bakış
22.09.2013
İstanbul ve Diyarbakırlı işadamlarından ortak isyan
15.09.2013
Doğal kaynakları tüketene kredi yok
11.09.2013
Rüya bitti, gerçekleri görelim
08.09.2013
Çevreci şirket olma vizyonu
01.09.2013
Griye direnen merdivenler
28.08.2013
Kimileri ‘sıcak’ sever
25.08.2013
Suriye iç savaşının diğer yüzü: Mülteciler
21.08.2013
İklim, ikdam, inkâr
18.08.2013
Ekolojik Ayak İzi’niz kaç numara
14.08.2013
Değişen iklimi kim düzeltecek
11.08.2013
Nükleer lobiciler atakta
07.08.2013
Yunanistan’da Suriyeli bir Ermeni
24.07.2013
500 büyüğün anlattıkları
21.07.2013
Adalete ve Saygıya Çağrı
17.07.2013
Biraz ağaç biraz deniz kaç para
14.07.2013
Yanlışlar köprüsü
10.07.2013
Kalkınmanın öldüren cazibesi
07.07.2013
Ekonominin yüzde 40’ına sahip ordunun darbesi
30.06.2013
Endonezya ve Türkiye’den politikacı manzaraları
26.06.2013
Çözüme yatırım için buradayız
23.06.2013
Sivil itaatsizlik: Vicdanın siyaseti
19.06.2013
Avrupa ile kritik inatlaşma
16.06.2013
Size Aarhus’tan bahseden oldu mu
12.06.2013
Otoban kenarı çevreciliği
09.06.2013
Çevresel mücadele şimdi başlıyor
05.06.2013
Ağaçların ardındaki ‘beton’ siyaseti
30.05.2013
Ağacı kes, betonu koru
27.05.2013
Alkol yasağı: İktidar sarhoşluğu
22.05.2013
Çılgın proje Avrupalı Yeşiller’in markajında
12.05.2013
Muhafazakârlık mı dediniz
30.01.2013
AB’yi unutmak
27.01.2013
Ekonominin kaderi iklimden geçiyor
16.01.2013
İzmir’in çamuruna çözüm
13.01.2013
Esas çevre duyarsızlığı büyümenin önünde engel
02.01.2013
Öz hakiki ilerleme raporu
30.12.2012
Kıyameti beklerken...
26.12.2012
Nükleerde fasit döngü
23.12.2012
Kömür karanlığı
21.12.2012
Satranç değil bilardo zamanı
19.12.2012
Yolların yeni efendileri
13.12.2012
Hızlı büyüme geri gelmeyebilir
12.12.2012
Kaldığımız yerden kirletmeye devam
06.12.2012
Siyasette otoriterlikle büyüme olmaz
05.12.2012
Kredi notuna çevre faktörü
02.12.2012
Farklı bir gayrımenkul hikâyesi
29.11.2012
Cari açığın anahtarı hukuk devletinde
28.11.2012
İklim değişiyor, Türkiye değişmiyor
25.11.2012
Yanı başımızda bir başarı öyküsü
22.11.2012
Reform fırsatlarını kaçırdık
18.11.2012
Hasankeyf de yakında Miniatürk’te
15.11.2012
Ülke olarak bıçak sırtında değiliz
14.11.2012
Robin Hood geri döndü
11.11.2012
Bu değişim sizin mirasınız olsun
08.11.2012
En zayıf halka siyasi istikrar
07.11.2012
Katar camilerinde ekoloji vaazı
04.11.2012
Fetih, işgal, dekadans
01.11.2012
Büyüme değil yavaşlama konjonktürü var
31.10.2012
Küresel ısınma, fırtınaları katlıyor
28.10.2012
Gutenberg Galaksisi’nden son haberler
25.10.2012
Krizden Yeşiller de ders çıkardı
24.10.2012
Gangnam Style ekonomisi
21.10.2012
Beton ekonomisine çevre dengesi lazım
17.10.2012
Kentsel dönüşüm ‘Musibet’i
15.10.2012
Kentsel dönüşüme Sulukule emsal olur
15.10.2012
Türkiye’ye not artışı gelir mi
15.10.2012
Dünyanın en büyük şantiyesi
15.10.2012
Türkiye’nin suç ekonomisi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive