Serdar Adem İŞLER

sademisler@hotmail.com



Bookmark and Share

Özal ölüm labirentinde


15.12.2012 - Bu Yazı 2376 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hem de gün gibi ortada ama meselenin o kısmıyla ilgilenen yok. Belki de ilgilenmek istenmiyor. Çünkü eğer meseleyi bu yönüyle incelemeye çalışılsa; her ne kadar on dokuz yıldan sonra ipucu kategorisinde değerlendirilebilecek tanıkların sayısında azalma olsa bile yine de net bir sonuca ulaşılacağı kanaatindeyim.

            Rahmetli hastalandığında ya da kriz geçirdiğinde Çankaya Köşkü’nde ambulansın olmadığını biliyoruz. Neticede beş bin yıllık devlet kültürünün bir sonucu olan ve zamanın altmış milyonluk ülkesi Türkiye’de sağlık ekibinin devletin zirvesindeki cumhurbaşkanının her nerede olursa olsun yanında bulunması gerekmez miydi? Hem de tam teçhizatlı olarak…

Kaldı ki son günlerinde Orta Asya gezisi sonunda kendisini yakından gören Sayın Mesut Yılmaz görünüş itibariyle çok hasta olduğunu fark ettiğini dolayısıyla ölümüne çok üzülmekle beraber sürpriz olmadığını belirtmektedir. Bu tür ifadeler zamanın yüksek düzeyli devlet adamları ve bürokratlar tarafından defalarca ortaya konmuştur.

Dolayısıyla tekrar otopsi yapmak yerine bu izin üzerine gidilse ve bu ihmalin sorumluları ortaya çıkarılsa olayın perde arkasındaki sır aydınlanmış olacak. Ama nedense kimse bu adımı atmadı ya da atamadı.

            Bu noktada Devlet Denetleme Kurulu’nun cumhurbaşkanlığı emri ile başlattığı çalışma sonucu 04.06.2012 tarihli raporunda aynen şu ifade yer almaktadır:

            Ölüm günü olan 17 Nisan 1993 tarihinden çalışmanın yapıldığı tarihe kadar 19 yıl gibi uzun bir surenin geçmiş olması nedeniyle, bilgisine başvurulan kişilerin olayları tam olarak hatırlamakta güçlük çektikleri görülmüştür.

Bilgilerine başvurulan ve beyanları tespit edilen kişilerin kendilerine ve bir başkasına sorumluluk gelebileceği endişesinden hareketle bazı bilgileri“hatırla(ya)mıyorum” gerekçesiyle paylaşmaktan imtina ettikleri müşahede edilmiştir. ‘

Bilgisine danışılan kişilerin birinci paragraftaki bu tür bahaneleri kesinlikle inandırıcı gelmediği gibi samimiyet ve ciddiyetten uzak olduğu da gün gibi ortadadır. Bu kadar önemli bir olayı unutmak mümkün mü? Unuttuğunu söyleyen kişileri gizli kamera ile izleme imkânımız olsa, bu kişilerin kendi öz çıkarlarını semiren ideoloji ve inançlarına tarihin derinliklerinde rivayete dayalı sanal deliller ararken hafızalarının gayet açık ve net bir şekilde işlediği ortaya çıkacaktır.

İkinci paragraftaki bahane korkunun apaçık bir ifadesidir. Korku gizlenen ve bastırılan gerçeklerin olduğunun endirekt ifadesidir. Bir şeyler saklanıyor ve bu durumun ifşası durumunda başta kendileri olmak üzere çıkarlarını kotarmaya alet ettikleri ve Mutlak Hakikat olarak kendilerine ve çevrelerine yutturdukları ideolojik sistemlerinin alabora olacağını bilmekteler. Korkularının ve suskunluklarının sebebi bu olabilir ancak.

‘ Merhum Cumhurbaşkanının vefatının üzerinden uzun bir zaman geçmiş ve konuya ilişkin belgelerin arşiv mevzuatı gereği saklama yükümlülüğünün sona ermiş olması nedeniyle talep edilen bir kısım bilgi ve belgeye imha edilmiş oldukları için erişilememiştir.’

Bu tür önemli konularda arşiv saklama süresinin kısa tutulması, meselenin sürüncemeye bırakılmak istenmesinden başka ne anlama gelir? Böyle bir durumun meydana gelmiş olması, olayın üzerinin kapatılmaya çalışıldığı izlenimi oluşturmaktadır. En gereksiz sansasyonel sanatçı ya da sporcuların hatıraları çok daha uzun süre saklanırken; adı şüpheli bir ölümle anılan bir cumhurbaşkanı ile ilgili arşivin imha edilmesi Rahmetli Özal’ın öldürülmüş olma ihtimalini kuvvetle muhtemele yükseltmektedir.

Hele ki cumhurbaşkanlığı arşivinde hiçbir belge ve dokümanın olmadığının bildirilmesi olayda enteresan bir gücün varlığını hissettirmektedir. Öyle güçlü Ergenekonik bir el olmalı ki; Rahmetli’nin ölümünden sonra bile en ufak bir riske fırsat vermeyecek şekilde canlı cansız bütün ispat ve deliller bertaraf edebilmiştir.

 Ve bu Ergenekonik elin bugün dahi tamamen bertaraf edildiğine inanmıyorum. Hatta tamamen yok edileceğine hiç inanmıyorum. En iyimser ifadeyle Anadolu’daki mevcut Seküler Ergenekonik Güç bertaraf edilse bile Ergenekonsuz bir evrensel denge olamayacağı için yerini Ortodoks Emevi Ergenekonik Güce devredecektir. Ve tabi formatın değişmesiyle birlikte bundan sonraki kurbanların da ideolojik görünümleri de değişecektir.

Özal’ın en yakınlarından konuyla ilgili olması muhtemel belge ve bilginin ilk zamanlarda vereceklerini beyan etmelerine rağmen şu ana kadar yargıya ulaşmamış olması kendilerinin art niyetlerinden şüphelenemeyeceğimize göre tehdit edildikleri ya da yanıltıldıkları kanaati uyandırmaktadır.

( Yazımı kaleme aldığım sırada Adli Tıp açıklama yapmaya başladı. Adli Tıp Kurumu aylardır yaptığı araştırmalarının neticesinde Özal’ın zehirlendiğine dair herhangi bir bulguya rastlanmadığını açıkladı.)

Bir diğer husus Çankaya’da daha önce ciddi bir kalp ameliyatı olmuş ve kronik rahatsızlığı olan bir cumhurbaşkanı ikamet etmektedir. Dolayısıyla daha önceki dönemlerde olmasa bile Yaverlik ya da Genel Sekreterlik tarafından 7/24 esasına dayanan sağlık personeli görevlendirilebilir ve tam teşekküllü bir ambulans hazır bekletilebilirdi. Hiç olmasa Genel Sekreter ve Başyaver, Özal’ın son zamanlarda dikkat çeken yorgun ve bitkin duruşunu okuyabilirlerdi.

Rahmetli Özal’ın sabah saatlerinde köşkte spor yaparken ya da yatakta rahatsızlandığı şeklinde ve rahatsızlığını müteakip hastaneye ulaştırılıncaya kadar geçen süre içerisinde yapılan müdahaleler ve bunların sıralaması hakkında gerek köşk personelinin beyanlarının kendi aralarındaki tutarsızlığı ve gerekse Özal ailesinin ifadeleriyle ayrıca örtüşmemesi kafaları iyice karıştırmaktadır.

Sayın Özal’ın rahatsızlandığı anda araca mı ambulansa mı götürüldüğü, götürülürken sedyeyle mi taşındığı, yoksa koluna girilmek suretiyle mi intikal ettirildiği ayrıca ilk anda müdahale edilip edilmediği noktasında birbiriyle çelişkili ifadelerin bulunması akıl sahiplerini çileden çıkaracak niteliktedir.

17 Nisan 1993 sabahı Merhum Cumhurbaşkanının güne başlaması ile araca/ambulansa konulması arasında yaşanan sürecin zaman aralığının,

Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı saatin,

Rahatsızlanma sonrası ilk kim tarafından görüldüğünün,

Sabah birden fazla rahatsızlık geçirip geçirmediğinin,

Köşkte kendisine müdahale edilip edilmediğinin,

Rahatsızlanma sebebi ve şeklinin,

Rahatsızlandığı yer ve bulunduğu konumun,

Kimlere ne zaman haber verildiğinin,

Ambulansa ne şekilde götürüldüğünün,

17 Nisan 1993 tarihine ilişkin günlük programının kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olamamıştır.

Bunun üzerine söylenecek söz var mı? Deli olmamak işten bile değil. Çankaya Köşkü’nün bu kadar belirsizliğe mahkûm olması hayra alamet olabilir mi dersiniz?

Merhum Cumhurbaşkanını hastaneye götüren aracın garajdan çıkış saatinin Garaj Kayıt Defterinde 10.45 olarak yazılması, nöbetçi yaver tarafından düzenlenen Nöbet Kayıt Defterinde (ceride) aracın çağrılma saatinin 10.55 olarak belirtilmesi, bilgisine başvurulan Köşk personeli tarafından aracın GATA’ya hareket saatinin 10.00 ila 11.00 aralığında farklı saatler olarak ifade

edilmesi; Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde acılan hasta dosyasındaki belgelerde Merhumun hastaneye giriş saatinin 11.15 olarak kaydedilmesi, nöbetçi yaver tarafından düzenlenen ceridede bu saatin 11.20 olarak yazılması, hastanede yapılan kan gazı tetkikinin çıktısında kayıtlı olan saatin ise 10.50 olması, bilgisine başvurulan kişiler tarafından Hacettepe Üniversitesi Hastanesine varış zamanının 10.17 ila 11.15 arasında farklı saatler olarak beyan edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlanması üzerine Köşk’ten GATA’ya hareket ve Hacettepe Üniversitesi Hastanesine varış saatlerinin kesin olarak tespit edilmesi mümkün olamamıştır.

            Bunun üzerine söylenecek söz bulamıyorum.

            Merhum cumhurbaşkanına ait saç tellerinin herhangi bir analize tabi tutulmamış olması ve kan örneğinin Adli Tıp Kurumu’nda akla ziyan bir şekilde kaybolması ya da kırılması şüphe çeken diğer unsurlar arasında yer almaktadır.

            Neticede merhum Özal zehirlenmemiş de olabilir. Yani ölümü doğal bir sürecin sonucu da olabilir. Ancak bu kadar çok şüphenin bir olay üzerinde bulunması hayra alamet değil. Benim anlatmak istediğim mesele bu.

            Eğer otopsi zamanında yapılmış olsaydı; ölümüne engel olunamayan Sayın Özal’ın en azından ölüm sebebi belli olabilirdi.   

            Doğrusu 19 yıl sonra yapılan otopsi de kimseyi memnun etmedi. Adli Tıp Kurumu bu şüphe ve tereddütleri gidermek zorundadır. Haddizatında Adli Tıp Kurumu’nun varlık sebebi ve kuruluş amacı bunu iktiza etmektedir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
15.06.2019
Balkan Savaşları Öncesinde de Asker Terhis Edilmişti
23.05.2019
Liselere Ders Yükünü Kim Getirmişti?
11.05.2019
Çamlıca Camisinin Semeresini Göreceğiz
8.4.2019
İstanbul’u Kazanıncaya Kadar Sayacak mıyız?
2.4.2019
Sandıklar Neden Yavaş Açılıyor?
25.3.2019
Hazreti Ömer Aday Olsa
4.3.2019
Tanzim Satışlar Sınırlı Süreli Olacakmış…
28.1.2019
EMPERYALİST AMERİKA DURDURULMALI
15.1.2019
PARA NELERE KADİR
6.1.2019
Poşet Tepkileri Çok Komik
5.1.2019
PAPA’YA MI SORAYIM
21.12.2018
ENFLASYON KARŞISINDA EZİLME MASALI
16.12.2018
TREN KAZASI
12.12.2018
3600 REDDEDİLDİGÖZÜMÜZ AYDIN
30.8.2018
AVM’LERDE MAAŞLAR EKSİK ÖDENİYOR
21.8.2018
Algı Irmağının İki Yakasında Operasyon
4.8.2018
Etüt Merkezleri Denetlenebilir mi?
31.7.2018
İslam Dünyası Hazır Değil
10.6.2018
Şehitlik Güzel Değil mi?
7.6.2018
Ben, Ben Değilim ki…
3.6.2018
Kabul Olmayan Dualar Hakkında
28.5.2018
DolarDuasına Çıksanıza
7.5.2018
Ötenazi Meselesi
19.3.2018
Afrin Fatihi Şanlı Ordumuza
14.3.2018
CİA’NIN SARIKLI FESLİ SOYTARILARI
11.3.2018
AMERİKA YIKILIRSA TÜRKİYE LİDER
5.3.2018
AMERİKA’NIN ELİNDEKİ KAN
6.1.2018
İkinci Evlenmek Mümkün mü?
25.12.2017
TRUMP YAN BASTI
13.12.2017
İSRAİL VE MÜTTEFİKLERİ
2.12.2017
ÖZEL OKUL AÇMAZI
28.11.2017
LİSELERE GEÇİŞ SINAVI KEŞMEKEŞİ
23.11.2017
ÖĞRETMEN PERFORMANS DEĞERLENDİRME SİSTEMİ
11.5.2015
Şeytan Taşlamadan Önce
10.03.2015
Yaşlanınca Değişen Değer Yargıları
05.09.2013
Kim, yasal silah kullanıyor ki?
21.06.2013
NATO üyeliğimizi tartışabiliriz
12.05.2013
REYHANLI’DA SURİYE POLİTİKASININ İFLASI
14.03.2013
GÜNEŞİN BATTIĞI BİR DÜNYADA
16.02.2013
DANS EDEREK ŞİDDETE HAYIR
31.01.2013
Darbe derken subayları bitirdik
23.01.2013
GALATASAYAR ÜNİVERSİTESİ YANIYOR
18.01.2013
KADININ SELAMETİ EVLİLİKTEN SAKINMAKTA
13.01.2013
GAM GAM STEİN
09.01.2013
İSTANBULDA KAR TATİLİ ŞAKASI
08.01.2013
İMRALI HAKKINDA ABARRTLI TEPKİLER
02.01.2013
KAFA YORMAYACAKSAK KAFAYA NE GEREK
15.12.2012
Özal ölüm labirentinde
10.12.2012
ASYA VE AFRİKA’YA SERVET DAĞITIRKEN
24.11.2012
Gazze eski Gazze geğil
19.11.2012
Gazzeye ideolojik bakış
11.11.2012
ON YEDİ ŞEHİT
08.11.2012
PKK Eş Şebabp gibi
06.11.2012
Kandıra Cezaevi'nde şaşırtan firar
05.11.2012
CİNNET BABA
30.10.2012
Yasakçılık içimize işlemiş
28.10.2012
İNSANLAR NEDEN BU KADAR İLKEL?
24.10.2012
Uzaydaki hayat formları hakkında
23.10.2012
AYDINLIK ÇAĞIN YENİ SEMBOLÜ
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8
Emlak8.Net