Tayfun Atay

T24



Bookmark and Share

Başlangıçta tiyatro vardı!


17.11.2019 - Bu Yazı 143 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 "Başlangıçta söz vardı" inanışının maddi karşılığı mitlerdir; yani "mitologya".

Mit (efsane/söylence), bir "kutsal senaryo"dur. Ya da "kozmos"un kutsal hikayesi.

Tanrıların kökenine, yapıp ettiklerine, ahlâki öğreti ve nasihatlerine dair hikayeler, mitlerin içeriğinde yer alır. Evren, doğal ve doğaüstü dünyalar, bunların içinde insanın yeri, varoluşun anlamı, geçmişi, geleceği üzerine açıklamalar her toplum ve kültürde mitlerle kuşaktan kuşağa aktarıla gelir.

Eğer mit, kutsal senaryo ise her senaryo gibi kendisine bir sahne arayacaktır; dolayısıyla da mitologyanın "sahnelenmesi" kaçınılmaz olacaktır.

İşte orada da tiyatro bilinebilen en eski zamanlardan bu yana bir kültürel pratik olarak karşımızdadır.

O halde başlangıçta tiyatro da vardır.

Dinin tiyatrosu: Ritüel

Mitologya ve tiyatro, adeta bir elmanın iki yarısı olacak şekilde dinde buluşurlar.

Başlıca iki kesit ayırt edilir dinde: İnancın-itikadın çerçevesini belirleyen bir söylem… Ve ibadetin çerçevesini belirleyen bir pratik.

Dinsel söylemi mitler, dinsel pratiği ritler yapılandırıp şekillendirir.

Rit ya da ritüel, insanların doğaüstü, kutsal, yaratıcı sayılanlarla ilişkisinin kurulduğu, dinsel inancın hayata geçmesini sağlayan törensel-ayinsel etkinliktir. Bir başka deyişle, dinin "sahneye konması"dır.

Dolayısıyla, mitin dinin senaryosu oldu yerde ritüel de dinin tiyatrosudur.

O yüzdendir ki tiyatro (drama) dinle haşir neşir doğmuştur. Tiyatro tarihine ilişkin en eskiye giden bulgular bizi M.Ö. 3200'lerde Eski Mısır'da ayinsel çerçevede gerçekleştirilen dinsel dramalara çıkarır.

Bunun yanı sıra küçük-ölçekli, yazısız kabile toplulukları ("ilkeller") üzerine çalışan antropologlar da dinin pratikte drama ile iç içe geçmişliği üzerine zengin bir malzemeyi önümüze sermişlerdir. Kutsal sayılan mitlerin canlandırıldığı oyunlar da kutsal sayılır. "Canlandırma"ya da ancak bazı özel kişiler yetkilidir ve bu "oyuncular", canlandırdıklarını simgeleyen maskeler takarlar.

Fakat tabii ki tiyatronun başlangıcı denilince esas akla gelen, bugüne somut kalıtları Aiskhylos, Sophokles, Euripides'le ulaşmış Antik Yunan tragedyalarıdır.

Tragedya, mitologyanın ete-kemiğe bürünmesidir.

Homeros ve Hesiodos'un "kutsal senaryoları", İlyadaOdysseiaİşler ve GünlerTheogonia (Tanrıların Yaratılışı), Aiskhylos, Sophokles, Euripides tarafından "sahneye konmuştur". Tanrılar ve tanrıçaların ürkütücü, teslim alıcı, boyun eğdirici ihtişam ve erişilmezlikte tasarımlanmış dünyasını canlandırırken, insana kendi özünün kutsallıkla hâlelenmiş düşsel dışavurumlarını da görünür, duyulur, fark edilir kılma yolunda…

Ve Yunan tragedyalarında da oyuncular, özel maskeler takmış olarak sahne almışlardır.

Dünden bugüne tragedya

Demek ki başlangıçta tiyatro varsa, tiyatronun başlangıcında da tragedya var.

Performans/gösteri sanatlarının; sinemanın, dizilerin, "stand-up"ların ve dahi reklamların anavatanı-dölyatağı tiyatro, böylesine kutsallıkla, dinsel duyu ve duygu ile irtibatlı bir etkinlik olarak doğuş buldu. "Yunan Panteonu"nun erkekli dişili tüm kutsal figürlerinin, Olympos'un ölümsüz tanrı ve tanrıçalarının, ölümlü insanlar (krallar-soylular) da işin içine katılarak, kavgaları, kurnazlıkları, öfkeleri, gazapları, azapları ile korkunç, acı ve hüzünlü şekilde sahnelendiği tragedyalarda…

Bu bakımdan Antik Yunan tragedyası da dinsel bir ayin niteliği taşıyan tiyatrodur.

Ama elbette insanlık (kültürel-evrimsel bir spekülasyonla konuşmak gerekirse) nasıl büyüden dine ve bilime; diğer deyişle, bilinmeyenle ilişki kurma arzusundan (din) bilinmeyeni tüketme çabasına (bilim) doğru hem bir sefer hem de seyrüsefer (gelgitler) içinde olduysa…

Tiyatro da akan zaman içinde dinle hemhal olmuşluktan, dinle hesaplaşmayı da içerecek şekilde farklı, yeni, "seküler" yörüngelere evrildi.

"Doğaüstü"ne itaatin elle tutulur gözle görülür şekilde sahnelendiği tiyatro, tragedya dâhil olmak üzere, doğaüstüne de doğal dünyanın üstün-egemen güçlerine de isyanın dili, sesi, sahnesi haline geldi.

Bir "feminist tragedya"

Tiyatro tarihi ne bu yazının sınırlarına sığdırılabilecek ne de bizim uzmanlık alanımız olan bir konu. Sadece "tiyatrosever" bir kültürel-antropolog olarak, muhteşem bir yapıtın kışkırtıcı etkisi ile yukarıdaki düşünceleri serdetme cesareti buluyoruz.

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali açılışında izlediğimiz, Şahika Tekand imzalı "İO" bu.


Şahika Tekand, İO'da

Yunan mitolojisinin kıyısına iliştirilmiş kadın karakterlerden biri İO... Bir kral kızı o ve "üst-tanrı" Zeus'un ölümlü sevgilisi olup ondan bir çocuk da doğurmuş (Mısır kralı Epaphos). Fakat Zeus'un hem kız kardeşi hem de kıskanç mı kıskanç karısı "üst-tanrıça" Hera'nın gazabına uğrayarak inek kılığına sokulmuş ve kendisine bir de at sineği musallat edilmiş.  

Tekand, İO'yu "özne"leştirerek kotardığı ve hem yazdığı hem yönettiği hem de İO rolünde karşımızda olduğu bu başyapıtında, kadim zamanın tragedyasını içinde olduğumuz şu ahir zamana protest bir ruhla taşıyor.

Protestliğin özünde ataerkillik-karşıtı "feminist" bir motif de var, "Tanrı korkuda saklıdır" diyerek seküler-eleştirel aklı savunan bir motivasyon da var.


Gökhan Küçük, İO'da

Zeus'a "yancı" Tanrı Hermes (Gökhan Küçük) ve güç-kuvvet simgesi Kratos (Deniz Karaoğlu) ile onun kız kardeşi ve zor, zorbalık, şiddet simgesi Bia (Gizem Bilgen) karşısında "tanrısal" eril-iktidara isyan bayrağı açan İO, korku yoluyla aynı "tanrısal"a sorgusuz-sualsiz itaate sürüklenmiş insanları dehşete düşüren bir "dişil-direniş"i temsil etmekte. Kendisi gibi Zeus'a başkaldırmış, tanrısal katlardan ateşi çalıp insanlara vermiş, ama sonra hem insanların hayal kırıklığına uğrattığı hem de Zeus'a teslim olmuş Prometheus'la da (Yiğit Özşener) hesaplaşma içinde bir temsil bu.


Yiğit Özşener, İO'da

İO'nun tanrılara-tanrıçalara böylesine hırçın mı hırçın kafa tutuşu karşısında insanları, koro halinde panikle çığlık çığlığa söylenirken izliyoruz:

"Ne diyor bu çılgın, neden korkmuyor? Biz insanız, lânetlerden korkarız! Nasıl kör cesaret bu, neden korkmuyor?!.. Hangi çılgın göze alır Zeus'un öfkesini? … Çatışıyor çarpışıyor düşüncelerle korkular kafamda! Çatışıyor çarpışıyor, durduramıyorum!"


Koro - İO

Dünün tragedyasıyla bugünün trajedisini düşündürmek!

Daha fazla kopya verip bu güzel oyunu izleme arzu ve heyecanı içinde olanların şevkini kaçıracak bir haksızlığa yol açmayalım.

Sözün özü şu ki İstanbul Tiyatro Festivali, "Başlangıçta tragedya vardı" akidesine bağlı kalarak, bu kadim sanatı dijital zamanın, hız çağının ve "her ne olursa olsun ‘eğlenceli' olsun" takıntısında bir hayatın baskısını karşılamayı göze alan cesur bir açılışla günümüz insanına takdim ediyor.

Şahika Tekand, Yunan mitolojisinde kıyıya itildiği söylenebilecek bir kadın karakteri merkezileştiren, böylece "madun"un, yani aşağıda ve ezilenlerin sesi olarak nitelendirilmeyi hak eden bir "praksis"le seçkinleşiyor. Yunan tragedyasını, bugün acımasız ve gaddar bir işleyiş içindeki dünya sisteminin kurbanı "Küçük İnsan"a, onun itaat ve ataletten oluşan güncel trajedisini duyumsatma yolunda işlerliğe sokarak...

Böylece dijital kültürel akış içindeki bugünün dünyasında tiyatronun yeni-medya teknolojileri doğrultusunda edindiği yeni biçimlenme ve uygulamaları hiç yadsımaksızın içeriklenen bir Festival'de köklere selam durularak yapılan açılışı taçlandırıyor o.

Evet, dijital çağda da tiyatro tragedyayla başlıyor.

Çünkü mazisi olmayanın istikbali de olmuyor.


Deniz Karaoğlu ve Gizem Bilgen, İO'da
(İO, Festival kapsamında 30 Kasım'da Uniq Hall'de tekrar izleyiciyle buluşacak.)

Yararlanılan ve okunması önerilen kaynaklar (konu çerçevesinde önem sırasına göre):

  • Behçet Necatigil, Mitologya, Yapı Kredi Yayınları, 2017
    Sedat Veyis Örnek, 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, Gerçek Yayınevi, 1971
    Tayfun Atay, Din Hayattan Çıkar, İletişim Yayınları, 2016)
.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.12.2019
Romanları yazanlar, nutukları atanlardan daha güçlüdürler
10.12.2019
Ümmetin kurdu kendinden olur
5.12.2019
Toprak, Beton ve Kanal
3.12.2019
İrlandalı’nın Kızı
1.12.2019
Ya Alzheimer ya cinayet: Bir şaheserdir Şahsiyet!
19.11.2019
Büşra’nın 'mevlit-şov'u
17.11.2019
Başlangıçta tiyatro vardı!
14.11.2019
Doğallaştırma
10.11.2019
Fenomenlik, domestiklikten evlâdır!
7.11.2019
‘Ne kaa homofobi, o kaa İslamofobi!’
5.11.2019
AKP Katolikliği, CHP Protestanlığı ve cadılaştırılan HDP
3.11.2019
Hayatta olmayanı kurgudan beklemek ayıptır
31.10.2019
Vahşet Tanrısı, Uygarlık 'Tasma'sı
29.10.2019
Trump'ın suratından Bağdadi akıyor!
27.10.2019
Cumhurbaşkanlığı'na özel antropoloji tedrisatı: Araplık, Kürtlük, çöl, dağ, kültür
24.10.2019
Mevlânâ sizden utanırdı!
22.10.2019
Al Trump’ı vur Şevki’ye şevkle şehvetle!
20.10.2019
Savaşın pornografisi
15.10.2019
'Pınar'ınız ya IŞİD'e can suyu olursa!..
8.10.2019
Tapılacak en kutsal varlık 'Doğa'dır!
3.10.2019
Komediden rezalete, 'Etnospor-Türkiye'
1.10.2019
'Etnospor' komedisi: "Yâ Hak diye diye yunduk Yunan'dık!"
22.09.2019
'Helâl teşhir'de Türkiye'nin gururu: Modanisa
12.09.2019
Bir insanlık yenilgisi: ‘Erkeklik’
25.08.2019
'Yaratılmışların en şerefsizi': İnsan
20.08.2019
Amok koşusu
6.08.2019
Akif’in Akit’i normalleştirmesi
30.07.2019
Sen bahar toprağı gibisin Dersim, seni seviyorum!
26.07.2019
İthal ya da itlaf: Bütün mesele bu!
11.07.2019
Ümmet-i Muhabbet!
2.07.2019
Geç gelen doğruluk, doğruluk değildir
27.06.2019
AKP zarâfetle düşmesini bilecek mi?
25.06.2019
Bitmiş bir iktidarın yakın ölümü
20.06.2019
Dinbazlığı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır
17.06.2019
Binali Yıldırım: Elde var hüzün…
10.06.2019
“Yeni Türkiye”de dinî hiyerarşi ve dinbaz sıkışıklık
3.06.2019
Dinbazlığın kırılma noktası: Gezi
27.05.2019
Bir 'dinî-ortodoksi' deklarasyonu: Diyanet raporu
26.05.2019
‘Devletin Tunç-eli’ yine mi inecek Dersim üzerine?
23.05.2019
Yeni Zelanda İslam’ı!
19.05.2019
"Hasta Türk’ün gençleşmesi": 19 Mayıs
9.05.2019
Bir ‘Ümmet-i iktidar’ komedisi
22.4.2019
Cumhuriyet’i cezasıyla sevdik biz!
21.4.2019
İmamoğlu’nun işareti: Dünya dünyevî yaşanır!
18.4.2019
Ya Cumhurbaşkanı ya ‘Biz’!
15.4.2019
‘Erkeklik kabuğu’nu kıran adam: Şener Şen
14.4.2019
Etnografi ‘mızrağı’nın İslamcılık ‘çuvalı’na sığmadığı Sudan
11.4.2019
'AKP Katolisizmi', Cadılar ve Seçimler
8.4.2019
Doktorun iyisi ‘palyaço’ olur!
5.4.2019
Kürdün olduğu kadar kurdun da hakkını gözeten Fatih Başkan
2.4.2019
'Beka sorunu’nun sonucu: Balkondaki yalnızlık
31.3.2019
İslam’da ilk seçim: Halifelik
28.3.2019
Bir ‘kriko’ olarak AKP
25.3.2019
Reis’e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
22.3.2019
Hangi Erdoğan?
4.3.2019
İslamiyet’te evrim
1.3.2019
Evet, Türkistan yoksa Kürdistan da yoktur!
25.2.2019
Komünizm ve din
21.2.2019
Hukukun ‘intikam’ olduğu yer: Cumhuriyet davası
18.2.2019
Siz ‘insan’ olun, kadından imam da olur peygamber de!
14.2.2019
Bir ‘ağıt’ olarak Sevgililer Günü
11.2.2019
Dede’cim seni söylüyorum, Reis’im sen anla!
4.2.2019
Hazzı kazıyın, altından hüzün çıkar: ‘Sex Education’
3.2.2019
Gutenberg asıl şimdi ölürken…
24.1.2019
A’dan Z’ye hep ‘memuriyet’tir işimiz!
21.1.2019
Hız zehri
14.1.2019
Kamu spotlarının ‘Kamu'dan bîhaberliği!
10.1.2019
Katil, adın ‘Şöhret' olsun!
27.12.2018
Bugünün ‘Abuzer'i kim?
24.12.2018
Kim milyonlara rezil olmak ister?
20.12.2018
Murat ve Acun, papağan ve aslan: 7 farkı bulun!
17.12.2018
Kadın vaiz, imanınızı mı gevşetir?!
13.12.2018
‘Usta'ya veda!
10.12.2018
Sırrı Süreyya: 'Ferhad'dır, Kerem'dir ve Keloğlan'dır!'
6.12.2018
Tesettür 'açılımı'
3.12.2018
Yine de ‘ucuz' kurtuldu Acun!
29.11.2018
Geçin ‘helâl turizm'i, ‘helâl porno' kapıda!
26.11.2018
'BİSMİLLAH'
22.11.2018
“Mühendis olmuş, matematik bilmiyor hocam!”
19.11.2018
Çocuk, insanın babasıdır!
15.11.2018
Mısıroğlu meselesi: Galip kim, mağlup kim?
12.11.2018
Türkçe ezan kimin fikriydi?
10.11.2018
Atatürk, cesarettir
5.11.2018
Birbirimizi yaşamak
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive