Ümit KARDAŞ

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Linç fiilleri TCK'da suç olarak düzenlenmeli


3.05.2019 - Bu Yazı 253 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Linç” kelimesi, dilimize İngilizce “yargısız infaz” anlamına gelen “lynch” sözcüğünden geçmiş. Ama bu sözcük bir soyadı ve 1780 yılında Amerika’nın Virginia eyaletinde zengin bir toprak ağası olarak yaşamış olan bir adama ait. Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında milis albayı olarak görev yapmış olan Charles Lynch yasadışı olarak kurduğu mahkemelerde insanları yargısız infaza tabi tutan kişi.

Lynch, zencileri, Kızılderilileri, İngiliz yanlısı olarak düşündüğü kişileri yargılıyormuş gibi yapıp, işkenceyle eziyet ettikten sonra halkın gözü önünde asar. Zamanla yargısız infaz şekli normalleşerek “Lynch Yasaları” adını alır. Bu yasaları köle sahibi toprak sahipleri ve askerler çoğunlukla yoksullara ve zencilere uygularlar. Kitlelerin kendi başlarına uyguladıkları linçler de ceza yöntemlerini çoğunlukla göstermelik bir yargılamayla haklı çıkartılır.

Linç, 1960’ların ortalarına kadar devletin zencilere karşı uyguladığı bir politik araç oldu. Bu nedenle devletin ideolojik aygıtlarınca şartlandırılmış kitlelerin linç fiillerine nasıl yöneldikleri görüldü. Devlet politikasıyla linç arasındaki ilişki görünür hale geldi. Ancak hukukun güçlenmesi ve kurumsallaşmasıyla birlikte ABD Senatosu 2005 yılında linç kurbanlarından resmen özür dilemesini bildi.

Kitle şiddetinin, etnik kimlikler ve azınlıklar karşıtı hareketleri de kapsayacak kadar kapsamlı, kadim ve karmaşık bir yapısının olduğu açık. Ortaçağ’da Avrupa mahkemeleri ve geleneksel kan davalarının varlığını kabul ediyor ve ailelere karşılıklı öldürme hakkı veriyordu.

Tarihte linçler kapsamında görülebilecek olan örneklerden biri de Yahudilere karşı girişilen şiddet eylemleridir. Rusya İmparatorluğu’nda Yahudilere karşı işlenen bu fiiller Rusça bir kelime olan “Pogrom” sözcüğüyle ifade edilmekte.

Bu kavram, “bir kitlenin bir azınlığa fiziksel olarak saldırması, şiddet kullanarak onları öldürmesi veya vücutlarına, mallarına, ibadet yerlerine ve meskenlerine zarar vermesi veya yok etmesi” olarak tanımlanmakta. Nazi Almanyası'nda da bu anlamda Yahudilere karşı devlet destekli sokak linçleri uygulandı. Bu linçlerin sonu ise soykırıma vardı.

Linç eyleminde bulunanların fiillerinde devletin azmettiriciliği ve desteği görünmez kılınarak bu eylemlere toplumsal tepki havası verilir. Medyanın bir bölümü bu durumlarda kullanılan en önemli aparattır. Linç normalleştirilerek toplumun mağdurla değil, linçi gerçekleştirenlerle duygudaşlık içine girmesi sağlanır. Devlet-medya işbirliği içinde “toplumsal hassasiyetler” gerekçesine sığınılır.

Devletin varoluş ve beka ideolojisinin savunucuları linçi normalleştirirken, linçe uğrayanı hain, terörist, inkâr edilen yurttaş konumuna düşürürler. Linç eylemleri devletin sorunlara siyasetle çözüm bulmakta tıkandığı, istikrar, barış ve kamu düzenini hukukla sağlayamadığı zamanlarda başvurduğu bir şiddet yöntemidir. Böylece hukuk dışına çıkan devlet iktidarı meşruiyet sorunu yaşamaya başlar. Çünkü devletin şiddet tekelini kullanmaktaki meşruiyeti hukukla bağlı olmasıdır. Aksi takdirde devlet çeteleşir.

Agamben’e göre hukukun askıya alındığı istisna dönemlerinde siyasal iktidarı hukukun üstüne taşıyan unsur; onun şiddet aracına olan yakınlığıdır. Bu dönemlerde linç, istisna durumunun bir kısım insanlarca hukuk dışı olarak meşruiyetini sağlamaya yönelik bir araçtır.

Linçi bir şiddet aracı olarak kullanan, onu normalleştiren ve tepki vermeyen bir toplum medeni olmayı hak etmediği gibi toplum olma vasfını da kaybeder.

"Toplumsal hassasiyet”, “vatandaşların haklı tepkisi” olarak iktidarca ve muhalefet partilerinin bir kısmı ve medya tarafından yüceltilip teşvik edilen linç, siyasi ve sosyal hayatın şiddet üzerine inşa edildiğini göstermekte. Devlet şiddet tekelini zaman zaman kitlelere devredebileceğini bir tehdit olarak ortaya koyup linçi özendirip meşrulaştırmakta.

Zeynep Gambetti’ye göre; savaş sonrası toplum bekçiliği (vigilantism) ve toplu galeyanlar (mob violence), toplum tarafından “savaş mimiği” halinde baş gösterir ve böylece vatandaşlar, iç savaş bitmesine rağmen, şiddet kullanma pratiği ve meşruiyeti edinmiş bir şekilde, kendilerine “toplum bekçiliği” atfederler.

Bu bekçilik ve toplumsal şiddet, yine ancak devletin halkı koruculuk anlayışıyla silahlandırması, yetkilendirmesi ve açık veya kapalı olarak teşvik etmesine bağlıdır.

Gambetti, “Türkiye’de linç girişimleri halkın değil daha çok rejimin şiddetidir (establishment violence) ve şiddet, iktidara karşı değil de sivil topluma karşıdır ve düzenin temel varsayımlarına sahip çıkan bir şekilde gerçekleşmiş olduğundan bir sosyal kontrol mekanizması olarak kullanılmaktadır" demekte. (Zeynep Yılmaz-“Hukuki Açıdan Toplumsal Şiddet Olarak Türkiye’de Linç”)

23/04/2019’da yayımlanan “Linç, İmha ve Tenkil Rejimi” başlıklı yazımda özetlediğim gibi tarihimizde yaşanan ve Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi halen devam eden linçler silsilesinin hedefleri dönemlere göre değişti.

Gayrimüslimler, Aleviler, Solcular, Kürtler mağduriyete uğrarken linç geleneği eğitim ve kültür yoluyla, siyasetçi ve bürokratların düşmanlaştırıcı, ırkçı söylemleriyle bugüne kadar geldi.

Gelinen bu noktada linç eylemlerinin birçok ülkede olduğu gibi TCK’da da bağımsız bir suç olarak tanımlanması gerekmekte. Linç eylemleri temel haklardan olan “yaşama hakkı” nın, “vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı”nın ve “mülkiyet hakkı”nın ihlaline, ayrıca demokratik, hukuk güvenliğine dayalı anayasal düzenin bozulmasına neden olur. Bu nedenle linçin ayrı bir suç olması gerektiğine ilişkin zaruret birden çok hukuki menfaatin korunmasıyla ilgilidir.

Linçi gerçekleştiren kitle korunması gereken hayati önemdeki hukuki menfaatleri çiğnerken, devletin yargılama, cezalandırma ve cezayı infaz etme tekelini de yıkarak iktidarı da işledikleri suçun ortağı haline getirirler. Bu eylemleri işleyenleri cezalandırmaktan kaçınan bir iktidar hukukla bağını keserek otoritesini sorgulatır hale gelir.

TCK 76. maddede düzenlenen soykırım suçu ve 77. maddede düzenlenen insanlığa karşı suçlar linç suçunu kapsamaya uygun değildir. Linç, bir veya birden çok kişiye karşı maddede tanımlanan amacın dışında ve farklı fiillerle de gerçekleştirilebilir. Ayrıca maddede öngörüldüğü gibi linç eylemi bir planın icrası suretiyle ve sistemli bir şekilde gerçekleşmeyebilir.

Linç, sistematik biçimde değil, galeyana gelmiş ya da getirilmiş kitlelerin aniden gelişen bazen de arkasında bir tasarlamanın bulunduğu fiilleri kapsar. Bu nedenle “ani iştirak” ve “tasarlanmış iştirak” ayırımı yapılmalı.

Ani iştirak ile kast edilen herhangi bir ortamda kalabalık yığınların bir anda belli bir amaç için birleşmeleri ve şiddet eylemlerini; gerçekleştirmeleridir.Tasarlanmış iştirak ise yığınların çoğu kez sosyal medya yahut çeşitli çağrı araçları ile bir araya gelerek şiddet eylemlerine girmeleridir.

Madde, “Ortak bir amaç dahilinde, siyasi görüş, etnik kimlik, dini inanç, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, felsefi görüş ve benzeri saiklerle sistematik olmayan, aniden ortaya çıkan birden çok kişinin bir kişi veya bir topluluğa yönelik olarak hukuksuz şiddet kullanması veya kullanmakla tehdit etmesi, linç suçunu oluşturur. Hukuksuz şiddet kullanma eylemi; maddi ve manevi zararlara yol açacak biçimde, yaşam hakkına ve vücut bütünlüğüne saldırı, cana veya mala zarar verme, kişi ya da kişileri yaşadığı bölgeden göçe zorlama ve kişilerin yaşama alanına tecavüzü kapsar.” şeklinde düzenlenebilir.

Linç fiilinin ani iştirak halinde işlenmesi halinde, ölüm söz konusu değilse failler hakkında alt sınırı on yıldan başlayan bir hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülebilir.Ayrıca linç fiilinin işlendiği sırada ortaya çıkan diğer suçlardan dolayı her failin genel hükümlere göre ayrıca cezalandırılacağı belirtilebilir.

Linç suçunun tasarlanmış iştirak şeklinde işlenmesi hallerinde ise verilecek ceza belli oranda artırılır. Linç sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu suçta zamanaşımının işlemeyeceği belirtilebilir.

Linç fiilleri TCK’da suç olarak tanımlanmadığı sürece halk kitlelerinin kendilerince belirledikleri sebeplerle başka kişi ya da kişileri cezalandırma saikiyle hareket etmeleri ve bu yönde kişilerin yaşam hakkı başta olmak üzere vücut bütünlüklerine, mallarına zarar verme biçiminde seyreden eylemleri meşruiyet kazanacaktır.

Bu nedenle linç fiilleri TCK’da suç olarak düzenlenmeli ve linç suçu kapsamında eylemler gerçekleştirenlerin cezalandırılması sağlanmalı...

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.08.2019
Anayasacılık: Batı-Osmanlı Anayasa hareketleri
14.07.2019
Silah alımlarında şeffaflık: Silah mı ekmek mi?
24.06.2019
İngiltere örneği üzerinden: Türkiye'de siyasi birliği temsil krizi
1.06.2019
Dersim'den 'Tunç' eline
19.05.2019
Narsisistin ışığı nereye düşer?
17.05.2019
Hukuksuzluğun yargı etiği boyutu
3.05.2019
Linç fiilleri TCK'da suç olarak düzenlenmeli
24.4.2019
Linç, imha ve tenkil rejimi
15.4.2019
Demokrasi kültürü olmayan ülkede seçim böyle olur
31.3.2019
Çırılçıplak hayatlar ‘citizen ya da denizen”
15.3.2019
Kürtlerle birlikte cumhuriyeti demokratikleştirmek
3.3.2019
'Çok kalpli asi'
17.2.2019
Hukuksuzluğun Kafkaesk kasveti
3.2.2019
Çöküşe götüren Emevi-İttihatçı zihniyeti
18.1.2019
Abesle iştigal eden kim!
16.1.2019
Bir mahalli seçim hatırası
2.1.2019
Roboski: Vicdanın turnusol kağıdı
23.12.2018
Anneler: Plaza de Mayo'dan Galatasaray Meydanı'na
12.12.2018
Sessiz sedasız: 'Zorla kaybedilenler'
9.12.2018
Sessiz sedasız: Zorla kaybedilenler
24.11.2018
AİHM kararlarının anlamı ve bağlayıcılığı
10.11.2018
Siyasi suç örneği: Cumhurbaşkanına hakaret
28.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
26.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
13.10.2018
Devlet geleneği: Suç ve delil icadı
30.9.2018
Affın mantığı
14.9.2018
Eylül ile gelen
2.9.2018
Patent, İslam ve yaratıcılık
30.8.2018
Kaç patent başvurunuz var?
18.8.2018
Hayali para, gerçek kriz
7.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
6.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
26.7.2018
'Mış' gibi yapmanın sınırı
13.7.2018
İnsanı ele geçiren Devlet
3.7.2018
Devletin siyaseti ele geçirmesi
19.6.2018
Son çıkış
5.4.2018
Engellilere KHK engeli
30.3.2018
AİHM'in Altan-Alpay kararlarının hukuki sonuçları
24.3.2018
Guantanamo'yu hatırlamak
16.3.2018
Hakikat-Empati-Uzlaşı
9.3.2018
Ai Weiwei: Sisteme sanatla meydan okuma
2.3.2018
Zina suç olmalı mı?
23.2.2018
CHP, nasıl iktidar alternatifi olabilir?
16.2.2018
Tarihin içinden gelen CHP mirası
9.2.2018
Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet
2.2.2018
Hassas kalplerin cehennemi
27.1.2018
Tarihin bıraktığı tortu: İmparatorlukta Hristiyanlar ve Araplar
19.1.2018
Kassandra çağrısı
12.1.2018
İktidarın ve polisin meşruiyeti
4.1.2018
Kapıda bekletilen demokrasi
22.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
21.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
3.12.2017
Batılılaşma ne zaman başladı?
8.11.2017
Adil yargılanma hakkı
1.11.2017
Terezin'den Diyarbakır'a
25.10.2017
Sürekli istisna hali
18.10.2017
OHAL’de hak ve hukuk ihlalleri
11.10.2017
Rejim diyanetle laik mi?
4.10.2017
İnsanın empatiye ihtiyacı var
27.9.2017
Modernleşmenin demokrasiyle imtihanı
20.9.2017
Hüzün ve Hazan
13.9.2017
Cumhuriyet Oryantalizmi
6.9.2017
Osmanlı Oryantalizmi
30.8.2017
Faşist Daire
23.8.2017
Kapının dışında bekleyen demokrasi
16.8.2017
Güçle Sınanmak ya da Gücün Eziciliği
9.8.2017
Hayata rağmen sevebilmek
2.8.2017
Sevgi üzerine
26.7.2017
Osmanlı’dan Cumhuriyete tespitler
19.7.2017
Adalet !
12.7.2017
Devleti yeniden tanımlamak
5.7.2017
Adalet, Gözaltı, Tutuklama
21.6.2017
Adalet ve Hakim Teminatı
13.6.2017
Anadille yaşamak
7.6.2017
Türkiye'de resmi dil algısı
31.5.2017
Dünyada resmi dil algısı
24.5.2017
Bölgelere yetki devri
17.5.2017
İnsan ve hukuk işlevi
10.5.2017
Devlet ve demokrasi
2.5.2017
İdam! (3)
26.4.2017
İdam!
19.4.2017
İnsanlığını zayıflatırsam, insanlıktan çıkarım!
12.4.2017
Alaturka modelle ileri demokrasi olmaz
5.4.2017
Ceza yargılamasında mağdur: Devlet
29.3.2017
Süreç Odaklı Anayasacılık-Güney Afrika Örneği
23.3.2017
Kendini unutturan anayasa
15.3.2017
Yargılanan Gazetecilik
9.3.2017
Merkeziyetçi yapıyla alaturka başkanlık
13.6.2015
MHP- HDP uzlaşması
6.6.2015
Seçime düşen gölge!
2.6.2015
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
23.5.2015
Anayasa inşa süreci: Güney Afrika örneği
19.5.2015
İlkesizlik- hukuksuzluk sarmalı
12.5.2015
Karaca- Baransu ve tutuklama
9.5.2015
Tutuklama koruma tedbirinin uygulanışı
5.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı (2)
2.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı
28.4.2015
Klikya Ermeni Krallığı ve Zeytun
25.4.2015
Rafael Lemkin ve soykırım
21.4.2015
Yakarış
18.4.2015
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve seçim
11.4.2015
‘Özürden uzlaşmaya’
7.4.2015
Kürtler (9)
04.04.2015
Kürtler (8)
31.03.2015
Kürtler (7)
28.03.2015
Kürtler (6)
24.03.2015
Kürtler (5)
21.03.2015
Kürtler (4)
17.03.2015
Kürtler (3)
14.03.2015
Kürtler (2)
10.03.2015
Kürtler
07.03.2015
Adalet değeri ne ifade eder
03.03.2015
İnsan ve hukuk
28.02.2015
İfade özgürlüğü
17.02.2015
Osmanlı- Türk sistemi
14.02.2015
İngiliz parlamentarizmi ve Kral
10.02.2015
Parlamenter sistem ve İngiltere
07.02.2015
Başkanlık sistemi zaruri mi
03.02.2015
Türk tipi başkanlık sistemi
31.01.2015
Değişmeyen çıkmazımız
27.01.2015
Hayata rağmen sevebilmek
24.01.2015
Kötülük ‘bir’ olmada mı
20.01.2015
Yirmi Kur’a askerleri
17.01.2015
Hrant’ın ideallerini yaşatmak!
13.01.2015
Ne kadar yol aldık!
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
06.01.2015
Sevmeyi öğrenmek
03.01.2015
Göçebe düşünce ve ihlal
30.12.2014
Ademimerkeziyet
27.12.2014
Güvenlik harcamaları
23.12.2014
Polisin meşruiyeti
20.12.2014
Meşruiyet sorunu ve konsensüs
16.12.2014
Gücün gölgesinde son tango!
13.12.2014
Çingene medeniyeti
09.12.2014
İnsan hiç unutur mu!
06.12.2014
Zorunlu/ bedelli askerlik
02.12.2014
Devrimcinin özeleştirisi
29.11.2014
Modernleşme ve Tanpınar’ı anlamak
25.11.2014
Ezidiler
22.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni (2)
18.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni
15.11.2014
Yara’dan bıçağa
11.11.2014
İslami hareketlerin serüveni
08.11.2014
Kısırdöngünün şaheser örneği
04.11.2014
İslami düşüncenin serüveni
01.11.2014
Cumhuriyet- demokrasi ilişkisi
28.10.2014
Eskiyle yıkanan yeni AKP
25.10.2014
Nasıl bir barış süreci
21.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku (2)
18.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku
11.10.2014
Laikmiş gibi yapmak (2)
07.10.2014
Laikmiş gibi yapmak
04.10.2014
Bayram ve çırılçıplak hayatlar
30.09.2014
Bencil hüznümüzdü Eylül
27.09.2014
Cumhuriyet oryantalizmi
23.09.2014
Osmanlı oryantalizmi
20.09.2014
Yaşadığımız gibi düşünmek
16.09.2014
Medenileşebilecek miyiz
13.09.2014
CHP ya da yeni parti (2)
09.09.2014
CHP ya da yeni parti
06.09.2014
Değişemeyen CHP
02.09.2014
Cezaevi öğretmenleri
30.08.2014
Vicdan
26.08.2014
Erdoğan-Davutoğlu kader birliği
23.08.2014
Selimiye’den Yeşilüzümlü’ye
19.08.2014
İktidarın kötüye kullanılması
16.08.2014
Ezidi soykırımı
29.07.2014
Varlığımız, kalbimiz ve zihnimiz
26.07.2014
Şiddetin hukukla bağlantısı
22.07.2014
Gazze ve tahakkümcü barış
19.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarının ufku
12.07.2014
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
08.07.2014
Cumhuriyet sonrası Alevilik
05.07.2014
Hakikati aramak ve ifade etmek
28.06.2014
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
24.06.2014
Cumhurbaşkanının yetkileri
17.06.2014
Vicdani ret hakkı ve Türkiye
10.06.2014
Başbakan Alevilerin Ali’sini tanımlayabilir mi
24.05.2014
Soma faciasında cezai sorumluluk
17.05.2014
Soma’nın ruhu yakanızı bırakmaz
10.05.2014
Ergenekon, Balyoz ve KCK
15.04.2014
1915-2015
12.04.2014
Dikkat faşizme kayabilir!
15.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu (2)
11.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu
08.02.2014
Zihniyet ikliminde bir çıkmaz
04.02.2014
Sahici bir rejim
01.02.2014
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırın
25.01.2014
Darbe suçu- görev suçu ve izin
21.01.2014
Nasıl huzur bulacağız
18.01.2014
Siyasete çağrı: Yeniden inşa zamanı
14.01.2014
Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı
11.01.2014
Yazık oldu
07.01.2014
Balyoz davasına özel düzenleme
04.01.2014
HSYK
31.12.2013
Ne tarafa bakıyorsunuz
28.12.2013
Bekçileri kim bekleyecek
24.12.2013
Yönetmelikle CMK’ya by-pass
21.12.2013
Dekadans
19.12.2013
Eski pis işler
17.12.2013
Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi
03.12.2013
İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi
30.11.2013
İktidarın merkezde şahsileşmesi
09.11.2013
İktidar nereye koşuyor
26.10.2013
Ordu demokratikleşti mi
22.10.2013
Küçükömer’in tezleri üzerinden
19.10.2013
Nasıl bir devlet
15.10.2013
Kurban ritüeli
12.10.2013
İhtiyaçlar tanınmayı beklemez
08.10.2013
Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı
01.10.2013
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler
28.09.2013
Rejim Diyanet’le laik mi
21.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (3)
17.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (2)
14.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi
10.09.2013
Kafka’nın kafesi, Elias’ın medeniyeti
07.09.2013
Siyasi birlik için yerelde demokrasi
31.08.2013
Dünyada bir gezegen (2)
27.08.2013
Dünyada bir gezegen Türkiye
24.08.2013
Dünyada bir vesayet kurumu
17.08.2013
De facto başkanlığa doğru
13.08.2013
Sürekli istisna hâli
10.08.2013
Zorla kaybedilenler (2)
06.08.2013
Zorla kaybedilenler
03.08.2013
21 Anayasası’nda demokratik değerler
30.07.2013
Kürtler demokrasi istiyor
27.07.2013
Roboski’ye yargı engeli (2)
23.07.2013
Roboski’ye yargı engeli
18.07.2013
Ubuntu
11.07.2013
Anadiliyle yaşamak
04.07.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (2)
27.06.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)
20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
13.06.2013
Değişim siyaseti zorluyor
06.06.2013
Devlet ve demokrasi
30.05.2013
Kalıcı barışa yolculuk
25.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
16.05.2013
Açık kapıdan girmek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive