Ümit KIVANÇ

Gazete Duvar



Bookmark and Share

Sokağa dehşet salma projesi


03.06.2014 - Bu Yazı 3209 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 "AKParti Dışilişkiler" (@AKDisiliskiler) diye bir hesaptan atılmış, AKP Genel Başkan Yardımcısı, akademisyen Yasin Aktay tarafından RT'lenmiş (aktarılmış) bir twitte şöyle deniyor (cümle düşüklüğüne takılmıyoruz):

Muhalefet gezi olaylarıyla ne yapmak istediklerini bilmiyorlar. Bir ağaçtan medet ummak düşüncesi putperestliktir.

İlk bakışta sıradan görünse de, bu epeyce önemli bir tanımlama-konumlandırma. Başbakanın "bunlar ateist, bunlar terörist"iyle biraraya getirildiğinde, "millet"in karşısındaki "düşman"ı tarife yarıyor. Bu "millet", biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan'a göre AKP seçmen kitlesiyle özdeş.

İmanlı insanlar, sapkın, tehlikeli ve tam da İslâm peygamberinin mücadele ettiği şeyi (putperestlik) temsil eden, imhası giderek kutsal vazife halini almaya başlayan bir düşmanla karşı karşıya. Bu teröristlerin suçu vandallık, yakıp yıkmak olabilir; bu ateistlerin suçu başörtülü bacıma saldırmak, camiye pabuçla girmek olabilir; bunları döversin, birkaçının gözlerini çıkarırsın, birkaçını öldürürsün, olur. Ama karşında milyonlarca putperest varsa, olanca fetih ruhunla onlara karşı ayağa kalkman, sopayı, palayı, ne bulursan eline alman ve gereğini yapman kaçınılmazdır.

Nitekim, başbakan, polisin 31 Mayıs günü çıkacağı vahşet düzeyini "A'dan Z'ye gereği yapılacak" diye dile getirdi. "Gereği"! Basit bir 'otoriter yönetim-isyancı kitle' denklemiyle karşı karşıya değiliz. "Putperestler"e şüphesiz herhangi bir merhamet gösterilmeyecektir.
 

Devlette meşruiyet zemininin değişmesi


Nitekim 31 Mayıs akşam saatlerinde, polisin hakikaten A'dan Z'ye her şeyi gözünü kırpmadan yaptığı ve "Gezi'cilerin" Taksim'i "alamayacağı" ortaya çıktığında, sanal âlemin İslâmcı militanlarınca, doludizgin sevincin eşlik ettiği bir "galibiyet-mağlubiyet" teması pompalanmaya başlandı: "yenildiler", "mağlubiyetin acısı", vesaire. Yerlerde sürüklenen, coplanan, tekmelenen, kan içindeki insanlar filan, yine hiçbirinin vicdanında en ufak kıpırtı yaratmamıştı. Üstüne üstlük, "mağlup oldular" haykırışları... Bu belli ki, sanal âlemle sınırlı bir muhabbet değildi. Ayasofya'da sabah namazıyla başlayıp Mavi Marmara "etkinliğiyle" devam eden gün boyunca sonucu merak ve heyecanla beklenmiş bir "karşılaşma" vardı ortada. "Gezi'ciler yenilmiş"! Kime? Polise. Bu sevinç çığlıkları, "Daha da vursaydınız", "elinize sağlık", "bunların hakkı kurşun" gibi yaratıcı tavsiyeler, önerilerle desteklendi. Anlamı kabaca şu: İktidar partisi seçmeninin militan kısmı, polisi kendi vurucu gücü olarak görüyor, bağrına basıyordu. AKP propaganda makinesi de polisi artık böyle takdim ediyor.
 


Zamanında MHP'liler kendilerini polisin yanında görürlerdi, "devlete yardım" peşindeydiler. Orada başka türlü bir ilişki vardı. "Polis bizim vurucu gücümüz" demezlerdi. Hâşâ! Polis "devlet"ti; "milliyetçiler" de devletin yardımcısı. Şimdi, polis sanki AKP'nin şiddet yetkisine sahip paramiliter örgütü gibi algılanıyor. MHP'nin "polis"i gücünü ve uyguladığı şiddetin meşruiyetini "devlet" olmaktan alıyordu; AKP'nin "polis"i gücünü "çoğunluk" olmaktan, "sandık"tan alıyor. Çünkü AKP ve özellikle lideri,kendisinin de uymak zorunda olduğu "kanun" diye bir şey, "devlet"e varlık zemini kazandıran "anayasa" diye bir şey bırakmadı ortada. Polis, kanunen görevi olarak tanımlanmış bir eylemi yaptığında cezalandırılabiliyor; neyi yapıp neyi yapamayacağı, hükümeti de aşan bir "devlet" çemberi içerisinde, yerleşmiş kurallara, teamüllere göre belirlenmiyor.

Yanlış anlaşılmasın, bunlarla, nesnel ve denetlenebilir bir yasal zemin ve çerçeveyi -"hukuk"- kastetmiyorum; bizde öyle bir şey neredeyse hiç olmadı. Hükümetin anlık hesaplarına göre mıncıklanmayan bir işleyişten bahsediyorum sadece. Bu kalmadı. Başbakan emriyle, bakan talimatıyla yapılamayacak işler, verilemeyecek kararlar, artık iki dudak arasında. Polis dahil, devletin pek çok biriminin varlığı, işleyişi, doğrudan "lider"in tasarrufunda. Bunlar, hükümetin keyfî uygulamaları diye eleştirilecek hata ve pürüzler değil, basbayağı yeni bir rejime ait göstergeler.
 

Polisin "lider"e bağımlı hale gelişi


Polisin varoluş zemini ve işlev tanımı değişiyor. 17 Aralık ertesinde ortaya çıkan ses kayıtlarında, "sen yap, biz gereken yasayı çıkarırız", "kırın girin, savcı yapmıyorsa onu da alın!" türü keyfî zorbalıklara vali, müdür falan seviyesindeki "devlet" görevlilerinin nasıl çaktırmadan direnmeye çalıştığını görmüştük. 25 Aralık'tan sonra Emniyet'in hallaç pamuğu gibi atılması, bir sürü müdürün, amirin ve binlerce polisin oradan oraya sürülmesi, bu tür dirençlerin manası olmadığını cümle âleme -en başta devletin, makamını korumak isteyen tecrübeli memurlarına- gösterdi.

Eski, "nesnel" zemin, yani normal bir demokratik ülkede hukuk diye adlandırılacak, bizde "devletin çıkarı" diye tanımlanan hükümet-üstü zemin, yerini hükümetin çıkarına bırakıyor. Somutlarsak, başbakanın tercihine, talimatına. Bu durumda, hiçbir zaman mevcut kısıtlı yasal sınırlar içerisinde bile hareket etmeyen polis için hayatî önem taşıyan koruyucu zırh ihtiyacı onu kaçınılmaz olarak "lider"e bağımlı kılıyor. Lider, polise, rahatça eylemesini, eyleminin en üstteki liderin sorumluluğunda olduğunu, meşruiyetini de "millet"ten aldığını söylüyor. "Emri ben verdim"i çok yüzeysel yorumluyoruz; derindir.

Bu, polisin onsuz edemeyeceği koruma kalkanının da "çoğunluk" hesabına bağlanması demek. Artık her türlü meşruiyet çoğunluk hesabından türetiliyor. Bu başlı başına, demokrasi ve hukuk kavramlarının inkârı. Ve Tayyip Erdoğan burada kendisini Özal'a, Menderes'e bağlayan bir çizgi görmekte haksız değil; Türk sağı demokrasiden her zaman sadece bunu anladı. Erdoğan'ın farkı, bir anlamda harbiliği: madem böyle; biçimsel sınırlamalara, mış gibi yapmalara, sırf görüntü olsun diye kurgulanmış mekanizmalara ne gerek var! Dediğim olur, biter... Böylece, seçilmiş hükümetin devlet bürokrasisine hakimiyeti gibi bir meşru şemsiyenin gölgesinde, devlet mekanizması partinin, AKP için konuşuyorsak "lider"in komutası altına giriyor. "Lider"in tartışılamazlığı şüphesiz bu sürece ayrı bir renk katıyor, siyahlı kahverengili.
 


Polisin bu yeni duruma uyum sağlamakta olduğuna dair pek çok emare var. Polis her zaman halka devletin gücünü göstermek üzere gaddarlıklar yapar; bu yeni bir şey değil. Ancak polisin güncel halinde tavrında hem rutini aşan bir isteklilik ve özgüven hem de başbakanın üslûbuyla paralellik var. Ona güvenceyi şüphesiz "lider" veriyor. "Destan yazdılar"dan, "nasıl sabrediyorlar"a gelinene kadar kaç kişi öldü, öldürenlerin cezasız kalması için devletin yine bütün organizasyonuyla seferber olacağı anlaşıldı, bu zaten müthiş ferah bir ortam yarattı polis için. Ordu Roboski'yle, polis Gezi cinayetleriyle, hükümete tabiyetin kendilerini güvende tutacağını anladılar. 17-25 Aralık ertesi tasfiyelerle birlikte bir süre kendi istikbaline dair kaygılar duymuş olabilecek polis aygıtı, hükümetin, sadece kendisine gönlünce asıp kesebileceği bir oyun alanı açmakla kalmayıp, onu partiyle bütünleştirme hesapları yaptığını görüp yönünü buna göre çizdi.

Eskiye göre önemli fark, polisin bütün gaddarlığıyla üzerinde tepinebileceği grupların epey çeşitlendirilmiş olması. Ordu hegemonyasında yaşanırken, polisin tam kapasite zulmü, "vatan hainleri"ne karşı vücut bulabiliyordu. Yerlerde sürüklenecek, coplanacak, işkence edilecek olanlarda "devlete karşı" olma şartı aranıyordu! Partiler arası meselelerde polis, olağan asayiş hizmetleri dışında belirleyici bir rol oynamıyordu. Oysa şimdi polisi, kendisine muhalefet etmeye yeltenen herkese karşı neredeyse en tabiî hakkıymış gibi ortaya süren ve "gelsinler de görsünler" türü konuşmalarıyla ilaveten kışkırtıp ateşleyen bir başbakan var.

Zaten yere düşmüş ve yakalanmak üzere olan göstericiyi tekmelemek üzere beş-on polisin büyük iştiha ve hırsla başına üşüştüğünü, göstericileri kuytuya çekip hayata dair bütün hınçlarını insanlardan çıkardıklarını biz eskiden de çok gördük. Şu anda göz çıkarma, kol kırma vakaları gırla gittiğinden, birçoklarımıza tuhaf ve inanılmaz görünebilir, ama gözaltı sonrası işkence ve şiddet, eskiden daha da beter ve yaygındı. Gazeteci Metin Göktepe'yi, ortada hiçbir şey yokken, sırf gıcıklıktan döverek öldürebilmişlerdi. Örnekler çok çok çoktur.

Dolayısıyla polisin "muhalif gösterici"ye kini, hıncı, acımasızlığı yeni değil. Birtakım amirler, şefler, eğitmenler, polisi bir şekilde istim üstünde tutmak ve karşısındakinin yurttaş değil düşman olduğunu zihnine mütemadiyen yeniden kazımak için onyıllardır uğraşırlar. Uzun zaman önce, Nuriye Akman'ın henüz öğrenci olan müstakbel polislerle bir röportajı yayımlanmıştı; polisin Beyazıt'ta öğrenci gösterilerinde kullandığı aşırı şiddetin her nasılsa medyada konu edilmesinin ardından. Orada Akman polis adaylarına, "Peki sizin oğlunuz kızınız gösteriye katılsa?" diye sormuş ve üç aşağı beş yukarı şu cevabı almıştı: "Benim çocuğum öyle sapıklık yapmaz!" (Akman'ın röportajını ne yazık ki bulamadım, link veremiyorum, ama bu aktardığım kısmı hiç unutmuyorum.) Şimdi de polis eğitmenlerinin "Gezi'ciler" için ateist, terörist, belki putperest dediklerini tahmin edebiliriz. Günün yeniliği bu acımasız robotlaştırma, saldırganlaştırma operasyonlarında değil. Yukarıda izah etmeye çalıştığım, meşruiyet zemininin yer değiştirmesinde. Koca devlet mekanizmasının uzuvlarının, bir parti devletinin aygıtları olmaya doğru gittiği yerde, polis de kurum olarak kaderini devlete hakim olan partiden, liderden ayıramaz. Huşunetle üzerine saldırmak için artık "vatan haini" gerekmiyor, "muhalif" yeterli. Polisin sebepsiz ve dayanaksız şiddetini meşru göstermeye yarayan, "onlar da emir kulu" bahaneleri bu yüzden artık geçerli değil.
 

İktidar partisinin sokak gücü olarak polis


31 Mayıs'ı benzer başka günlerden ayırt etmeye elbette başbakanın provokasyonu ve polisin vahşeti yetmiyor, çünkü bunların tek örneği o gün yaşananlar değil. Ama bir süredir blucinleri, dağınık kıyafetleri, uzamış sakalları, kimisinin atkuyruklu saçları, mutlaka sırt çantaları, güya numaralı ama çantaların içine saklanmış kaskları, çantalara sokulmuş ama sapı dışarı taşan coplarıyla gördüğümüz sivil polis grupları, 31 Mayıs'ta ilk defa bu kadar öne çıktılar. Üniformasız olmaları, grup halinde saldırdıklarında onları devletin güvenlik kuvvetinden çok linççi bir güruha benzetiyor. Muhtemelen bu şekilde korkutucu etkilerinin artacağı varsayılarak oluşturulmuş ekipler bunlar. Özel bir nefret ve saldırganlık eğitiminden geçirildikleri anlaşılıyor.
 


Çevik kuvvet gibi topluca hareket etmediklerinden, bir "birlik" gibi algılanmadıklarından, her zaman aralarına resmen polis olmayan birilerinin -meselâ bu iş için "spora" gönderilecek partili genç adamların vs.- karıştırılması-katılması mümkün. Bunlar "gereğini" yaptıktan sonra bir daha asla bulunamayacak şekilde ortadan toz olabilirler. Coplu sırt çantalı siviller, partinin paramiliter kuvveti gibi hareket edebilir, sonra buharlaşabilirler. Ayrıca, köşebaşlarına beşer-onar yerleştirilen Çevik Kuvvet polislerinin, gelen geçene kendiliklerinden bulaşmaları çoğu zaman beklenir bir hal değilken, kabadayı tavırlı kirli sakallılar, sivilliklerinin verdiği hareket serbestliğiyle, ufak çaplı dehşet çemberleri yaratabiliyorlar, görüldüğü üzre. Tayyip Erdoğan'ın Putinvarî rejiminde üniformalı polisi açıkça ortaya sürüp töhmet altında bırakmaksızın muhalif gösterileri dehşet saçarak bastırabilecek ilave bir birim oluşturulmuş sanki. Bunların, sadece coplarını teşhir ede ede gruplar halinde ortalıkta dolaşmasının nasıl bir terörize edici etkisi olduğu, herhangi bir olayın yaşanmadığı 1 Haziran günü Beyoğlu'nda apaçık görüldü. 

Gerçi bunların, İstanbul'un eski emniyet müdürü Hüseyin Çapkın zamanında, 2009'da, "kapkaç, dolandırıcılık, yankesicilik, işyerlerinden hırsızlık gibi konularla mücadele etmek için" kurulmuş "Güven Timleri" olduğu söylendi. Ancak "görev yaparken tamamen suçüstüne yönelik olarak çalışacakları" ilân edilmiş bu timlerin kuruluş amacı ve görev tanımında, toplumsal hareketlerde, gösterilerde insan avlamak, sokak, cadde ve semtlere dehşet saçmak gibi şeyler yok. Aksine, "suçlu polisi görmeden suçluyu görmeleri" amaçlanmış, görünmez-tanınmaz olmaları gerekiyor. Hep beraber dolaşmaları, birörnek sırt çantalarından copların dışarı uzanması, küfretmeleri, saldırmaları, yapılan şu tanımların tam aksi bir durumu gösteriyor. İran'ın Besic'leri benzetmesi hiç isabetsiz değil. Burada bir dehşet projesi var.

BU YAZI http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/ ALINMIŞTIR

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.09.2019
Sınır çizmeye karşı sınırı taşıma
26.08.2019
Wexner’s Secret
26.08.2019
Kirli çamaşır defilesi
6.08.2019
Bayülgen, Altun’lar, ilgili yerdeki boncuklar
1.08.2019
Biat etmeyen ‘akademi’ midir?
28.07.2019
SETA’cılar, Davutoğlu ekolü ve ayıp şeyler
14.07.2019
S-400 bayramı kutlu olsun
7.07.2019
S-400 muamması: 'Yok artık!' ihtimali
5.07.2019
“MGK’nın sivil şekli” - Cemil Çiçek forever
5.07.2019
Kıymetlendirme destanı 4 - Ağırlık
3.07.2019
Kıymetlendirme destanı 3 - Sui generis
2.07.2019
Kıymetlendirme destanı 2 - Hicap ve töhmet
29.06.2019
Kıymetlendirme destanı 1 - Melanet
20.06.2019
Asya mı Ortadoğu mu Avrupa mı Afrika mı?
19.06.2019
Tarihî akşamın ufkunda
12.06.2019
5G: Yeni sivil mücadele alanı
11.06.2019
Sahibini çarpan fırça yaparız!
8.06.2019
Alkolik evsizin haysiyeti
5.06.2019
Yeni denklemin güzel potansiyeli
28.05.2019
Ayartma, bağlanma, kirletme
22.05.2019
Narsisistin aynalar âlemi
10.05.2019
Seçimin katli “Allah’ın lütfu” mu?
2.05.2019
“Vilayet Türkiye”
24.4.2019
Yurttaşlık bilgisiyle hazır olay analizi
22.4.2019
Seçimlerin kritik siyasî sonuçları
18.4.2019
Mücadele düşmanı: İyimserlik polisi
15.4.2019
Çoğulcu demokrasi ve derin korkular
12.4.2019
Mikro Türkiye: Rabia Naz felaketi
31.3.2019
Siyaseti bitmiş iktidar
18.3.2019
Katliam denklemleri
15.3.2019
Açmazdaki iktidar, meçhul muhalefet
12.3.2019
'Ezanı protesto' henüz icat edilmedi
4.3.2019
Mesihler cirit atıyor
26.2.2019
Biz ihtimalini seviyoruz…
17.2.2019
Bakanlık tarafından ivedilikle!
11.2.2019
Erdoğan’ın Sivas’ta anlattıkları
8.2.2019
Brezilya: Paramiliter-mafyozo kapitalizm?
1.2.2019
Kabristanda kelepçe
30.1.2019
Kendi kuyusunu kazan kitleler
28.1.2019
Anti-emperyalist Mugabe’nin milyon doları
22.1.2019
Büşra, Kübra, Merve, takın onu tekrar çabuk!
18.1.2019
Deve gibi, fil gibi bir sıkıntı
10.1.2019
Çaycıya çerçeve boyatan müze müdürü ve…
4.1.2019
Emine Hanım’ın korkunç suçu
26.12.2018
Cevap buluyor muyuz “sorular”a?
24.12.2018
Muhalefet ve çaresizlik: Böyleyken böyle
20.12.2018
Yeniden düşünsek mi bazı şeyleri?
10.12.2018
Düşünen konuşmaz, o olur
8.12.2018
Hukuk diye bir şeyi sevme mecburiyeti
4.12.2018
Ateş Altında - gazetecilik tartışmasına devam
27.11.2018
Toplumsal patoloji
24.11.2018
Yeniden ekmek gibi ihtiyaca dönüşmek…
11.11.2018
ABD seçimleri ve 'bizimkiler'
7.11.2018
Bir ismin sergüzeşti: Ceylin
3.11.2018
Kaşıkçı cinayetinde gelinen nokta
31.10.2018
Trump’ta 'bir baba bulmuş' - 2
30.10.2018
Trump’ta 'bir baba bulmuş' - 1
29.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 4: Akıllı saat?
24.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 3: Tavırlar
23.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 2: Kokular
22.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi 1: O gün
19.10.2018
İçeride tiranlık, dışarıda Vahşi Batı
10.10.2018
Şımarık zengin çocuğunu kızdırdılar
9.10.2018
Bildiğimiz devlet neye dönüşüyor?
8.10.2018
Aynadaki aksine bir bak, göreceksin ne geçmiş ne istikbal durur yerinde
30.9.2018
Bazı AKP’liler kavrayamamış, ya biz?
9.9.2018
Üçlü zirve: Makas açılıyor
3.9.2018
İdlib savaşı başlıyor
30.8.2018
Kabil’in soyu
26.8.2018
Yönetenlerin yasayı takmadığı yeni dönem
24.8.2018
Bayram yürüyüşü
21.8.2018
Muhalefet ve bazı sinir bozucu olgular
9.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 10
8.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 9
7.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 8
6.8.2018
Ona vuramıyor musun, vur bize!
5.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 7
4.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 6
3.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 5
2.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 4
1.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 3
31.7.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 2
30.7.2018
Adnan Oktar Operasyonu ve sorular - 1
28.7.2018
Osman’a mektup - 'Ruhumu asla!'
22.7.2018
Firavunun laneti, Timur’un laneti ve öbürleri
6.7.2018
Koltuklara yerleşilirken
4.7.2018
Tarih nasıl yazılır, insan nasıl bozulur?
26.6.2018
Hayal kırıklığı, azim, haysiyet
23.6.2018
Seçim ve yeniden kuruluş
14.6.2018
'Beklenen heyecan' doğmadı, diyor Bay Selvi
9.6.2018
Ne yüzle aday oluyorsun, Selahattin?
30.5.2018
'Girişimci'
27.5.2018
Durduk yerde işgüzarlık yapanlar dışlandı
16.5.2018
Siyasî vaziyetlere bakalım…
10.5.2018
'İyi' Parti iyi mi kötü mü?
26.4.2018
Suriye artık tam anlamıyla iç mesele
20.4.2018
Muktedir dinbaz ortamları
6.4.2018
Distopya yarışında Çin önde
30.3.2018
Günümüzün Marksizmi nerede?
10.3.2018
Neden orada kalmadılar?
4.3.2018
Sıvasız evler, bayraklar
27.2.2018
Cihatçılar arası savaşta da taraf olmaya doğru
16.2.2018
Sırtlanlar hakkında temel bilgiler
11.2.2018
TSK İdlib içlerinde
31.1.2018
29-30 Ocak: Dün gece neler oldu?
30.1.2018
Hainlik
18.1.2018
Sana bakmadık, Dilek, büyük işlerle meşgûldük
15.1.2018
İdlib skandalı: Bir gece ansızın kusabiliriz
8.1.2018
Selahattin Demirtaş’ın ayrılışı
29.12.2017
Bir 'sezon finali' dökümü
20.12.2017
Ümmete muhabbet bir başka
18.12.2017
Meydandaki büyük sütun
8.12.2017
Gemi...
22.11.2017
Zarrab’ı beklerken; 3,9710
19.11.2017
Rakka’da ne oldu?
31.10.2017
'Milli irade' için salâ okunuyor
24.10.2017
Belediye başkanları ve 'Lider rejimi'
11.10.2017
Arabayı yıkatın, tozlanmış
1.10.2017
Vanderbilt tragedyası
27.9.2017
Zamk Destanı
22.8.2017
İçsavaşın şartları
14.8.2017
ABD-Kuzey Kore: Olmaz demeyelim
3.8.2017
Cumhuriyet davası: Varolmayan bir dava
1.8.2017
Turhan’ın bir lirası
28.7.2017
Cumhuriyet davasında şu ana kadar
8.7.2017
Efrin-Ankara, ABD-Rusya
30.6.2017
Sinemasız şehirler
21.6.2017
Acaba Fikri Bey’ler nasıl birileri?
15.6.2017
'Değerler'
7.6.2017
Suudîler, Katar'lar, niye böyle yapıyorsunuz?
3.6.2017
ÇıkarınYoksaSanaNe kültürü
26.5.2017
Tekme, diyorum; kargo, diyorum
12.5.2017
Turuncu saçlı biriyle resim çektireceksin, bi ferahlama gelecek bööle…
4.5.2017
Kimini zulüm uçuruyor, kimini hırs
19.4.2017
Karşı şeridi tıkamayacaksın
31.3.2017
Küçük adamlar büyük hırslar 2: 450 bin dolardan 180 derece çıkınca ne kalır?
26.3.2017
Olay Diyarbakır’da geçmektedir…
21.8.2015
Erdoğan'la aynı cephedesin, TC_Aysun
18.8.2015
Ey millet-i hakime, haberler fena
13.8.2015
Tekzip yiyen Sultan Murad medeniyeti
11.8.2015
Memnun muyuz millet?
6.8.2015
Askerin ne düşündüğünü yeniden sorarken...
4.8.2015
Öldürmek yetmiyor, cenazelere zulmedelim
2.8.2015
Onlar gülmeyecekse ne için uğraşıyoruz?
30.7.2015
Kafka, Samsa, böcek, biz
28.7.2015
Darbe ve toplumsal desteği
23.7.2015
Bataklık insanları
21.7.2015
Devletten şüphelenmeyen bizden değildir
17.7.2015
AKP ve Modern Sünniliğin temsilciliği
14.7.2015
Türk basını: Bir devlet kurumu
13.7.2015
Büyük Suriye meselesi veya Faris'in küçük öyküsü
10.7.2015
Siz de geçip bi bu taraftan bakın hele
30.6.2015
Kürtler ve TC'nin iki büyük handikapı
23.6.2015
Acı hakikatleri köşeyazarınızdan öğrenin
18.6.2015
Şeyh Said Seriyyeleri
16.6.2015
İzin verme Diyarbakır, artık vuramasınlar sana
11.6.2015
Telafi sınavı: '90'lar reloaded
10.6.2015
Karanlık günde aydınlık yüzler
9.6.2015
Savaştan buraya insanlık macerası
5.6.2015
İçim rahat, teşekkür ederim
4.6.2015
Zehirli karanlıkta temiz kalınmaz
2.6.2015
Siz gidin, biz onları oyalarız!
2.6.2015
Bir tedavi yolu bulduk, bırakmayalım
28.5.2015
"Kürtler nerede?" - "Yine cenazedeyiz."
26.5.2015
İşçiler diye birileri vardı, hatırladık mı?
22.5.2015
30'a 40'a bakmayın derim ben şahsen
20.5.2015
Saldırdıkları, çoğulcu-demokratik istikbalimiz
17.5.2015
İffetli kadına bu yapılır mı?
14.5.2015
Bir söz, bir tekme
12.5.2015
Hayır ölmedi, bünyemizde yaşıyor
7.5.2015
"Seçime giderken" araştırması - Bazı tesbitler
5.5.2015
Diyanet'ten tokat gibi cevap!
5.5.2015
Aşağılık davranış - aşağılık insan
3.5.2015
Zalimler için kaderin fotoğrafı
30.4.2015
Kıbrıs meselesi kimindir, niye muhalefetin değildir?
28.4.2015
Cumartesi gecesi ateşi
23.4.2015
Kötü haber, müesses nizam: HDP kalıcı
22.4.2015
Fair play'in Türkçesi var mıdır?
17.4.2015
Devletin belgeleri - bizim belgelerimiz
14.4.2015
Papa'ya yakışmamış, ama size yakışıyor
10.4.2015
Küstahlığı seviyoruz, pişkinliğe tapıyoruz
7.4.2015
"Güvenilir kaynak"tan Yemen tesbitleri
02.04.2015
Acep ne iştir, anlayacağız
01.04.2015
Yemenli'nin gözünde
31.03.2015
Ey yaprak, ne oluyor öyle kıpır kıpır!
26.03.2015
Kürdün katırı
24.03.2015
Yeni kamplaşma bildik eski formülle mi olacak?
21.03.2015
Ben beceriksizlik yaptım diye hakikat değişmeyecek
20.03.2015
Bir yanda aziz millet, öbür yanda BOP'lar moplar
18.03.2015
TC klasiği: İnsandan ömür çalmak
17.03.2015
Zulmün bu kadarı fazla, zulmün bu kadarına ortak olmak fazla!
14.03.2015
Ölüm de yalnızlık da durduramıyor şımarıklığı
13.03.2015
Ya o güzide kuruma şey olursa?!..
10.03.2015
Tavır "duruş" oldu, siyaset kimlik gösterme
06.03.2015
Kaba sensin, taş da sana düşsün
05.03.2015
Meclis'in de yarısı kadın olmalı
04.03.2015
Güle güle Yaşar Abi
03.03.2015
Çocuklarının geleceğinden endişe duyabilmek...
26.02.2015
Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim..?
25.02.2015
Davutoğlu rekora koşuyor: Binbir gaf birarada
21.02.2015
Cemaat'ten özeleştiri ve yeni Kürt politikası
20.02.2015
Medeniyet olayı patladı, fena yenildiniz, hoca
17.02.2015
Kadın-erkek, din, tesettür - bazı sorular
15.02.2015
Tecavüzün cezası
14.02.2015
Özgecan'ı öldürdüler
13.02.2015
Putin mi zayıf Batı mı? - ilginç bir görüşme
12.02.2015
Kalbiniz yok, beyniniz cılk
11.02.2015
Kendini onaylama, hayat amacı olamaz ki!
09.02.2015
Akif Bey, Matmazel'e karşı
07.02.2015
Eski Mısır'da Mevlevi etkisi!
06.02.2015
Yüzleşme, affetme-affedilme ve ukde
04.02.2015
Banka meselesi de bir başka tuhaflık değil mi?
03.02.2015
Agos nedir, ne işe yarar?
29.01.2015
İktisatçılarla liberallerin Syriza telaşı
27.01.2015
Hrant'ın Arkadaşları kadar taş düşsün kafanıza
22.01.2015
Cehennem varolsun, başka şey istemiyorum
20.01.2015
19 Ocak ve 2015 - Utanç verici işler
13.01.2015
12 Ocak 2014, saat 03:30
12.01.2015
Hayat Bumedyen hakkında öğrenebildiklerim
09.01.2015
Katliamı savunmak, katliam savunmaktır
07.01.2015
Geerdink'in başına gelen, bizim içimizden dökülen
06.01.2015
Pan-İslâmcı'nın Macera Kılavuzu
31.12.2014
"İyi seneler" diyebilmek güzel olurdu
29.12.2014
Roboski neyin adı?
16.12.2014
Cemaat hakkında üç yazı
11.12.2014
Cinayeti Cemaat'e yıkma tezgâhı
06.12.2014
Osmanlıca, AKP'den çok daha önemli konu
02.12.2014
Türkiye'den Kobani'ye saldıran IŞİD'e hükümet yardım etti mi?
01.12.2014
Esnafı milis yapmaya daha önce de kalkmıştı
28.11.2014
Onları niye savunamayız?
20.11.2014
Amerika'ya damga vuran Müslümanlar meselesi
19.11.2014
Al o "keşfi", turşusunu kur
04.11.2014
Ermenek katliamının kısa hikâyesi
02.11.2014
Ürünün neyse sen de osun
01.11.2014
Sabahın ilk saatleri...
30.10.2014
İtibar mitibar problemleri
29.10.2014
Belki de sahiden kader bağları..?
28.10.2014
Ermenek kazası - Bilebildiklerimiz
27.10.2014
Kobanê'ye ilişkin yeni kirli planlar
20.10.2014
Savaş izlemek - Kaş yapayım derken göz çıkarmak
13.10.2014
Veli Paşa göreve - yüzde elli seninle!
10.10.2014
Misafirler ve delikanlılar
08.10.2014
Biden meselesi bundan ibaret işte
06.10.2014
Biden özür diledi - yani?
04.10.2014
Bêrivan ölmedi, Kobanê'de bile değildi, ama ne çare...
02.10.2014
Çözülme süreci
01.10.2014
Çözüm sürecine yasal dayanak - tam da şu anda!?
30.09.2014
Sınır kapısında ne oluyor? - Geceyarısı esrarı
29.09.2014
Şşş, baksana, bunlar sahiden gazeteci mi?
29.09.2014
Öbür büyük mesele: Türklerin geleceği
26.09.2014
Türkiye'ye "aracı" konumu mu? - Bir işaret
25.09.2014
Rehineler meselesinde yeni sorular
22.09.2014
Bir tahmin: Türkiye'ye
20.09.2014
Diren Kobanê ...kim..? seninle?
19.09.2014
Zirvenin karanlığı
17.09.2014
Koton'un özür borcu var, hem de çok
16.09.2014
Karar ver, cevap ver bu katiller Müslüman mı
13.09.2014
Kötülüğün minik masum halleri
12.09.2014
Toplantıda var, imzası yok - flaş diye buna derim
11.09.2014
Zizek de İslâm'ın gerçekliğinden bîhaber, anlaşılan
08.09.2014
Bu Kürt takıntısıyla yeriniz bellidir
05.09.2014
Sophie'nin seçimi - 2014!
04.09.2014
Sahih adın ne, Etyen?
01.09.2014
Öz'ün masal dünyasında saklı hakikat
01.09.2014
Gri Hat'ta gazetecilik
18.08.2014
Demokrasi Yılmaz Özdil'i kapsar mı?
12.08.2014
Önümüzdeki maçlara nasıl hazırlanmalı?
09.08.2014
"İslâm Devleti" için yeni evre: ABD'ye karşı
08.08.2014
Hakikat aramanın lüzumuna dair bir açıklama
07.08.2014
Af edersiniz - Etmeyiz!
05.08.2014
Cinayeti gördüysen, "cinayeti gördüm" diyeceksin
04.08.2014
Niçin Demirtaş'ı seçmeli?
30.07.2014
Başbakan Hrant Dink suikastı için
29.07.2014
"Hepsi Rumların, s.ktir olun gidin diyecekler!"
28.07.2014
Cemaat ile aynı dünyada mı yaşıyoruz?
24.07.2014
Faşizm macerasına doğru -
21.07.2014
Haaretz'de Gazzeli'nin açık mektubu
17.07.2014
"Kürtler Gezi'de vardı-yoktu" meselesi
15.07.2014
Ramazan'da Suriyeli katletmek orucu bozar mı?
13.07.2014
Ne hoş insanlarla paylaşıyoruz ortamı
11.07.2014
O ekmek bir çarpacak ki sizi!
10.07.2014
Ekmel Bey'in elinde Türksolu
07.07.2014
Erkan'a karşı Sakarya'nın kurtuluşu
03.07.2014
Evde Yoklar
30.06.2014
Cemaat dışarıdan nasıl görünüyor?
27.06.2014
Kazım için bir film...
19.06.2014
Radikal ve benim Radikal maceram
14.06.2014
IŞİD Karaman'ı ne zaman alır?
11.06.2014
Ekonominin unsurları/2 - Bireysel Girişimci
10.06.2014
Tacizciyi kollayan Diyanet güya açıklama yapmış
09.06.2014
TÜBİTAK raporu - Bir hezimet daha
08.06.2014
Sosyal medya fenomeni olarak Şırnak kazası
06.06.2014
Çocuklarmış - haydi oradan, alçaklar!
05.06.2014
Günlerden gün, gecelerden gece...
03.06.2014
Sokağa dehşet salma projesi
30.05.2014
İslâm bilirkişisinden tahakküm manifestosu
28.05.2014
Sen kimsin de Allah senin için madencileri öldürecek?
25.05.2014
Silah milah diyen, aslında ne diyor?
23.05.2014
Eskisini deprem halletti, yenisinin hakkından maden faciası gelecek
21.05.2014
Alman'ın gazetecisi bi Karagül değil
19.05.2014
Cehenneme yürüyüş
16.05.2014
Soma kazasında öğrenebildiklerimiz
15.05.2014
Madencilik diye bir şey...
11.05.2014
İslâmcının sıçrattığı, dine leke sürmez mi?
05.05.2014
Türk basını, hakikat, iktidar
03.05.2014
Kötülük de kendini böyle gösteriyor işte
27.04.2014
Türk solu ve 24 Nisan: ÖDP örneği
25.04.2014
Devletin 24 Nisan açıklaması üzerine
23.04.2014
Yılmazer'i izliyorum, gözlerim açık
22.04.2014
Korku filmi böyle korkunç değildir
18.04.2014
Bir gazeteci olarak hayatım / Marquez
16.04.2014
"Utanılacak hal"in sözlük anlamı
13.04.2014
Hepsi bizim olabilirdi,
10.04.2014
Seymour Hersh ve My Lai katliamı
04.04.2014
CHP, sen nesin?
03.04.2014
Her şey de kapkara değil
02.04.2014
İyilik kazanamadı çünkü aday değildi
22.03.2014
Şey noktasında da sıkıntı var
19.03.2014
Bizim geçmişimize bir şey olmaz, sizin geleceğinize oldu bile
27.02.2014
"Çürütecek ayrıntı", bizzat çürük
21.02.2014
Adım adım, didik didik Kabataş olayı
18.02.2014
Kabataş meselesi/3 - Serbest uçuş halleri
17.02.2014
Kabataş meselesi/2 - Sis, pus, hamaset arasından...
15.02.2014
Kabataş meselesi - Yangında ilk okunacak
09.02.2014
Karagöz'den Pinokyo'ya TV tartışmaları
02.02.2014
Sopranos'un yerlisi neden olmaz?
28.01.2014
Vatan hainleri listemin küçük macerası
26.01.2014
Galiba Haşhaşi de benim Yezid de
20.01.2014
Hrant'a gelince kavgayı keserler
09.01.2014
Kim yaptı, belliymiş işte...
30.12.2013
Derin muhafazakâr toplum mühendisliği
20.12.2013
Oğlan yakalandığı için biz de yakalanmış sayıldık…
05.05.2012
Hoşçakalın
28.04.2012
Yorulmayın Bülent Bey, yasaklayın gitsin
21.04.2012
Bir arkadaşım meseleyi şöyle anlatabiliyordu
07.04.2012
12 Eylül’ü ne yüzle yargılayacağız
31.03.2012
Avrupalılar’dan hiç farkımız yok vallahi
24.03.2012
Milleti hâkime kibri, aklı da ezip geçiyor
17.03.2012
Ben piçim de, siz nesiniz?
10.03.2012
Bizde iyimserlik de anca felaketten çıkar
25.02.2012
Valla biz demiyoruz, devlet kendi söylüyor
18.02.2012
‘Gülen hareketi’nin meşruiyet sorunu
11.02.2012
Hem Cemaat’e hem Ergenekon’a çalışıyoruz
04.02.2012
Liberalin de raconu var sanıyorduk
28.01.2012
Ankara’nın dehlizi, içine çekti sizi
21.01.2012
Riyanın Allah’ı
14.01.2012
Saraykapı’dan Uludere’ye
07.01.2012
Demirel gelsin; orijinali varken niye yani?
31.12.2011
Beddua
24.12.2011
Sarkozy de kim oluyor, biz kendimize bakalım
10.12.2011
Sabaha da bişeyciğimiz kalmaz valla
03.12.2011
Dersim örtüsünün altından neler çıkar
26.11.2011
Koz vermeyelim poz verelim
19.11.2011
Van’da felâket ötesi vaziyet
13.11.2011
Bazılarımız da deprem yardımıyla ilgilense
05.11.2011
Ah, bi anlayabilsem size de anlatırdım
29.10.2011
Cenab-ı Hak’kın olan bitene katkısı var mı
22.10.2011
Demokrasiye veda sürecinin başında
15.10.2011
Maneviyat önderleri ve Fatih’in Heron’ları
08.10.2011
Bu sefer de konumuz ‘izansızlık’ olsun
01.10.2011
Siyasî tavır olarak ‘terbiyesizlik’
24.09.2011
Cevaplar buldum sorulara
17.09.2011
Başbakan meşgûl, katilleri unutuverdi
10.09.2011
Gazete kâğıdı ve zoraki ambulans
03.09.2011
Yüceliğin direk veya insan olarak tezahürleri
27.08.2011
Muhayyeltürkî serisinden...
20.08.2011
Hazırlop özgürlüğün dayanılmaz kofluğu
13.08.2011
‘Piyasalar’ derken?
06.08.2011
Hızlandırılmış kurs istiyorum
30.07.2011
Müsamerenin yeni temsilinden önce
23.07.2011
Bu meselede aciz kaldım, susuyorum
16.07.2011
Yoksa... yoksa... her şey yalan mıydı
09.07.2011
Olmuyor Ali Bulaç, artık çok geç
02.07.2011
Alçaklık tarihinde önemli bir gün
01.07.2011
83 14’e göndermese herşey hallolacaktı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive