Ümit KIVANÇ

Gazete Duvar



Bookmark and Share

T24 hata yapsa da egomuzu şişirsek


1.11.2019 - Bu Yazı 956 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aslı Erdoğan’a karşı söylemediği sözler üzerinden girişilen lincin unutulmasına çeyrek var. Bu feci hadisenin yarattığı onca hasar da, önceki benzerleri gibi, çöp toplama saatine doğru mağaza önlerine dizilen koliler misali, ortadan kayboluverecek. Aslı’ya bir daha geçmiş olsun diyor ve meselenin onunla ilgili -feci ve basit- kısmını kapatıyorum. Feci, çünkü manevî tahribat olduğu gibi kalacak. Basit, çünkü o sözleri söylemedi.


Olmayanı “haberleştirme” faslı biraz daha karışık. Cemiyetimiz bakımından olmazsa olmaz kişilik-benlik meseleleri, komplekslerden yapılma tozlu klasör raflarıyla ayağı aksak gardrop gibi üzerimize yıkılıyor.

T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, “Aslı Erdoğan asparagası” diye nitelediği olaydan ötürü sitesine yapılan eleştirileri, geleceğe dönük kalıcı iz bırakacak bir yazıyla karşıladı: “Aslı Erdoğan haberleri ve T24 üzerine: Biraz da siz kafesinizi parçalayıp gerçeğinize kavuşun abiler”. (Yazıda “abiler/ablalar”.) Altbaşlık da şöyleydi: “Neden, sürekli ne olmamız gerektiğini buyururken ne olduğumuzla ilgilenmiyorsunuz?” Akın, isim belirtmeden hedef aldığı bir gruba, mealen şöyle dedi: Hatamızı arıyor, erdemimizi takdir etmiyorsunuz, tavrınız kompleksten, egonuz çöplük, kendinize bakın.

“Kafes”ten mi başlasak? Akın’ın “fildişi kule”, “salon”, “masabaşı” gibi motiflerdense niçin “kafes”i tercih ettiğini anlayamadığım için, gerektiği halde bunu yapamıyorum. Kanarya vs. demek istemiş olamaz; vahşi hayvan çağrışımı da burada anlam ifade etmiyor; o halde geçiyorum. Yaşadıkları “kafes”ten “sosyal medya mesaisi” yapan “buyurgan” birtakım “abiler/ablalar” hakkında Akın’ın söyledikleri, T24’e herhangi bir eleştirel niyetle yaklaşacak olanlara uyarı mahiyetinde.
 
Asparagas ve özür
 
T24 genel yayın yönetmeni, sitesinin “Aslı Erdoğan asparagası”nın “odağına yerleştirildiğini” düşünüyor. Bu asparagas, “T24’ün de eklenmekten kendisini esirgeyemediği”“amasız mamasız hatalı olduğu” bir olay, Akın’a göre.

İlkin, bahis konusu hadise, bir insanın, söylemediği sözden ötürü bir daha ülkesine dönemeyecek, dönse belki -Orhan Pamuk örneğindeki gibi- korumasız dolaşamayacak, dolaşırsa öldürülebilecek oluşuna yolaçılması, yalnız gazetecilik içi mutfak kazası muamelesi yapılarak “asparagas” denip geçilecek şeyden ibaret midir?

Doğan Akın muhtemelen bu hafifsemeden ötürü, neden “defalarca” özür dilemelerinin beklendiğini anlayamıyor ve gösterilen bütün tepkilerde, bizzat tepki sahiplerinin bünyesinde olduğu gibi, bu beklentinin gerisinde de, aslında acınacak haldeki, egosu şişkin birilerinin komplekslerini, T24’e karşı “hevesle” sürdürdükleri düşmanlığı teşhis ediyor. Abartılı mı göründü? Değil maalesef. Aşağıda göreceksiniz.

Kaldı ki, “defalarca” özür beklentisinin, biri psikolojik-manevî, öbürü tamamen teknik-pratik iki sebebi var. Sosyal medya devrinde, böyle bir konuda, sadece yanlış yaptığını düşünmekle yetinmeyen, aynı zamanda bir insana kötülük etmiş olmaktan ötürü üzülen sıkılan gazeteci, elbette bir özür tweet’ini saat başı ya da iki saatte bir paylaşır. Mesajın görülmesini garantilemek için -sahiden bunu önemsiyorsan- yapacağın asgarî iş, bu. (“E koyduk oraya işte, 24 saat de tuttuk”, ne yazık ki “köhnemiş gazetecilik” zamanında kaldı.) Şu anda, bütün özürler-tekzipler faslından sonra bile, Aslı Erdoğan’ın o sözleri ettiğini öğrenip bilenmiş, söylemediğinden habersiz kaç kişi vardır? Öte yandan bu bir samimiyet ölçüsüdür. Kendi hatandan önce, o insanı düşürdüğün durumu gözettiğinin, duyduğun sorumluluk ve üzüntünün ifadesidir. Hiçbir yayın organı böyle davrandığında bir şey kaybetmez. Belki burnundan bir-iki kıl düşer, o kadar. Belli ki T24’ün kılına dokunmamalı kimse.

Doğan Akın, üzerlerine düşeni yaptıkları halde, kafesteki buyurgan mahlûkatın T24’ü “bu fahiş hatanın yaratıcısı, tek faili gibi hedef aldıklarını” ileri sürerken, kendilerine yöneltilen eleştirilerde geçen bazı motifleri sıralıyor. Hepsini buraya alıp yazıyı uzatmayayım, nasılsa Akın’ın yazdıkları bir tık mesafede.

Sayıp döktükleri arasında beni doğrudan hedef alan, yanlış hatırlamıyorsam, “defalarca özür dilemezse olmazmış” kısmı. Evet, bunu dedim, sebebini de az yukarıda açıkladım. Sosyal medyadan dile getirdim mi, bilmiyorum, baştan bu haberin sorgusuz sualsiz verilişine yolaçan “heves”i de sorun ettiğimi söylemeliyim. T24’ün şu “kendini esirgeyemediği” şeyi. Buna burada girmeyeceğim; yazı zaten yeterince uzun.

(Araya şunu da katayım: Akın’ın “sosyal medya mesaisindeki” diyerek küçümsediği “buyurucu”insanların bir kısmının çoğu zaman karşılaştığımız tavır ve tepkileri benim için de sorun. Ancak madem Akın iyi veya kötü niyetli herkesi aynı kafese sokmuş, kendimi de orada kabul ediyor, ayrım yapmıyorum.)
 
Kıymetbilmezlik öyküsü
 
Gelelim Akın’ın T24 odağa yerleştirildi” iddiasına. Doğru mu bu? Tabiî ki hayır. Sadece, bu haber sitesini kendine daha yakın bulan ve bu olayda en azından onun böyle davranmayacağını varsayan, -Akın’ın şimdiki tutumuna bakılırsa en acısı-, umut eden, ona güvenen birileri, duydukları infiali pekiştiren bu beklenmedik “kendini esirgeyememe” halini bir nevi itimada ihanet gibi gördüler ve tepkileri daha büyük oldu. Zaten T24 yerleştirilemezdi, o sırada odak doluydu; orada Aslı vardı. Orayı boş görmesi gazeteci için ne acı!

Öte yandan, Aslı Erdoğan’a değer veren insanların Sabah’a mı kızıp bozulmasını bekliyor Doğan Akın? Yoksa Yeni Şafak böyle yaptı diye mi üzülmelilerdi? Peki Akın, “odağa yerleştirmek” derken, hem doğru dürüst gazetecilik ve medya eleştirisine önem veren hem de T24’ü kaçınılmaz şekilde yakınında gören insanların attığı birkaç tweet’i mi kastediyor yoksa? Ne entipüften odaktır bu?

Akın neden “ne olduğumuzla ilgilenmiyorsunuz?” diye soruyor. Onlara başkalarından çok kızılmasının aslında nasıl bir “ilgi” olduğunu idrak edemiyor demek. Bu ilgiyi zaman içinde nasıl aşındırdıkları, kendilerine duyulan güveni nasıl sallantıya soktukları konusuna da girerdik, ihtiyaç duysaydı. Ancak anlıyoruz ki, yaklaşmak tehlikeli. Aşağılama ve hakaretin dozu yıldırıcı.

Akın diyor ki: “aynı hatayı yapan onlarca mecra arasında ilk adımda sadece T24’ün açık bir özür dilediği bir yalan rüzgârı” (vurgu benim -ük)… Akın T24’ü kimlerle kıyaslayıp takdir etmemizi istiyor? HürriyetA Haber? Kimlerdir bu “onlarca mecra”Habertürk? Star? Türkiye’de hâlihazırda gazetecilik ilkesi çiğnedin diye hesap sorduğumuzda gülünç olmayacağımız kaç gazete, kaç site var? T24 ciddîye alınacaklar arasında en eski ve tecrübelilerinden. Kiminle kıyaslanmak ve hangi ölçülere göre değerlendirilmek istiyor bu sitenin genel yayın yönetmeni? T24’ün bugüne kadarki pratiğinde gözlediğimiz yalpalamalara ve elbette kimi zaman asla hata filan değil bal gibi tercih olduğu açıkça görülen “kendini esirgeyememe” hallerine bakınca, burada gayet ciddî mesele olduğunu görüyoruz. Bunların uluorta mevzu edilmeyişi, memleket gündeminin her dakika artan ağırlığı kadar, T24’ün bir nevi esirgenmesinin de sonucu. T24’ü eleştirenler de her gün bu siteden kimbilir kaç haber paylaşıyor, ona dolaylı hizmet yapıyor. Mânâsı var elbet. Akın’ın bunu göremeyişi nedendir? Tezahürat mı yeterli değil?
 
Hevesle bekliyor, fırsat arıyorlar!
 
Akın’ın salvosuna devam: “bir kez daha hevesle sadece T24’ü hedefe oturtarak slogan da atan abilerimizden/ablalarımızdan söz ediyorum”. Yani birileri var, abiler/ablalar; bunlar fırsat çıksa da T24’ü hedefe oturtsak diye bekliyorlar, fırsat çıkınca saldırıyor, bunu hevesle ve tekrar tekrar yapıyorlar. Peki kafeste yaşayan bu mahlûklar bu fenalıkları niye yapıyorlar? Çünkü içleri kötü. Anlayacağız.

“Aranan fırsat bulunmuştur” pozisyonuna bu defa nasıl gelinmiş? Cevabı şu “kendini esirgeyememe”kavramından hareketle arayalım. Kendini tutamama, bir şeye kapılma filan da diyebiliriz herhalde. Yani nasıl olmuş? Aslı Erdoğan’ın o lafları ettiğine dair haber gelmiş, T24’te birileri, bu laflar işitilince birilerinin Aslı’yı linç etmek için seferber olacağını, birilerinin onlara karşılık vermeye kalkışacağını, sosyal medyada gürültü kopacağını, bundan çok ama çok tık geleceğini -“bir kez daha hevesle”- düşünmüş ve fakat, “acaba o kadın böyle laf eder mi?” diye düşünmemiş, Aslı’yı “esirgemeye” yönelik herhangi bir kaygı duymamış. Bu durumda sitenin kendini nelerden “esirgeyemediği”ni kurcalarsak ne tür gazetecilik erdemlerine ulaşacağız?

Doğan Akın’a bakılırsa, “bu sözleri sorgulamadan, kontrol etmeden, teyit etmeye çalışmadan yayımlama”tutumunun dayanağı, “kaynak gazeteye güven”. Akın, “Güven zaaf da yaratır, T24 de bu zaafa düştü mü, evet,” diyor. Ve “Aslı Erdoğan’a ulaşıp sormadan yayın yapmakta hatalı” olduklarını, yazarı “sosyal medya, gazete sütunları ve köşeleri ve bazı ekranlarda bir linç girişimi karşısında bırakan bu yalan ‘haber’in yayılmasına katkı verenler arasında yeraldıklarını” kabul ediyor, “Amasız fakatsız, yüzde 100 hatalıyız, nokta,” diyor. Zaaf “güven” diye tarif edilip bu nokta konduğunda, “kendini esirgeyememe”ye sebep olan asıl zaaf da adı anılmaksızın, karanlıkta bırakılmış oluyor. Haydi, ev ödevi olsun: Nedir sizce bu asıl zaaf? Tüyo olarak da Taraf gazetesinin “20 Soru”sundan “En büyük kusurunuz?”a verilen “insanlara güvenmek” yollu cevapları hatırlatayım.

Akın, T24’ün üzerine düşeni eksiksiz yaptığını anlatıyor: özür dilemelerini, Aslı Erdoğan’ın yalanlamasını ve özrü manşetten yayımlamalarını, “bu özrü ayrıca yaklaşık 1,5 milyon sosyal medya takipçiyle paylaşmış” olmalarını sıralıyor: T24, köhnemiş gazeteciliğin ne ‘inkâr’ yoluna saptı ne de özrünü köşe bucak sakladı. Aslı Erdoğan’ın yalanlamasını duyuran haberinin başlığına çektiği özrü 24 saatten fazla manşetinde tuttu.”

Doğan Akın bunları niye üzerlerine düşen görev, yükümlülük, borç gibi değil de övünülecek şeyler gibi sunuyor? Türkiye gibi ahlâksızlığın norm olduğu yerde üstüne düşeni yapmak bile erdem sanılabilir, bunu hepimiz anlarız. Ancak burada da yayın yönetmeninin, yönettiği siteye insanların ne gözle baktığını, ona neler atfettiklerini, ondan neler beklediklerini kavramamış olduğunu görüyoruz. Ya da belki bu da bir çeşit “kendini esirgeyememe” hali, bilemiyorum. Zaten önemli olan da yaşadığımızın psikolojik boyutu değil. İktidar propaganda aygıtının parçası olmayan, doğru dürüst gazetecilik yapması beklenen, kendisi de bu iddiadaki bir haber sitesine yön veren/verecek yaklaşım.

Ve buna göre, kafes ahalisi hakkında “konuşulması gereken mesele” var. Akın, bu fena insanların, T24’ün hatasını düzeltip özür dilediğini tepkilerine “eklemediğini” belirtirken, “ekleyemedi[ler]” diye ayrıca vurguluyor. Ve geçiyor, birbirinden farklı kaygılara, saiklere, hayat tavrına sahip birçok insanın ipliğini topluca pazara çıkarmaya: “…T24’ün bu hatadan sonraki çabasını görmezden gelirseniz, mesele sadece bu ‘asparagas’ zinciri olmaz, siz de olursunuz. Gerçeği porsiyonlara ayırıp, -nedendir bilmiyorum- işinize gelmeyen taraflarını saklarsanız, size dair bir meseleyi de konuşmaya başlarız.”

“Nedendir bilmiyorum” dediğine bakmayın, kesin biliyor. Aşağıda.
 
Acıklı haller…
 
Bu tehditten sonra söylenenleri buraya tıklayarak okumanızı rica ediyorum. Akın’ın kafestekiler hakkında anlattıklarına geçiyorum.

İlki: “Sosyal medya kalabalığı için mesai yapan, bazıları sosyal medyada acıklı bir kariyere de başlayan abiler ve ablalar” ki, bunlar, T24’ün hatasının üzerine atlarken iyi yanlarını görmezden geliyor. Bu sonuncusu pekâlâ haklı isyan sayılabilecekken ve bunun haklı olduğu durumlar da mutlaka yaşanmışken, araya sızan “sosyal medyada acıklı kariyer” gibi sözler, söyleyenin neden aşağılamadan medet umduğuna dair sorular yaratıyor.

Sözkonusu abiler/ablalar, idraksiz ve tutucu kalabalıkların alkışı uğruna, karanlıklar imparatorluğunda mevki peşindedirler, Doğan Akın’a göre: “Alkışı peşinde kara sevdaya düşülen o kalabalıklar, insanları/kurumları paçalarından çekerek geriye doğru eşitleme kültürünün de karanlığıdır. Neden o karanlığın sakinleri, hatta sahipleri arasına katılıyorsunuz?”

Abiler/ablalar, herkesi kötü kılıp kendilerini iyi ilan edeceklerdir: “Gazeteciliğin berbat mazisiyle özdeşleştirerek T24’ü de bütün o kötülüklerle ‘geriye doğru’ eşitlediğinizde daha iyi mi hissedeceksiniz? Hep sandığınız gibi ‘herkes kötü, siz iyi’ mi olacaksınız?” Benimki şu durumda yetmeyeceği için uygun yerden iyi niyet de ithal ederek düşünüyorum ki, genel yayın yönetmeni, sitesinin samimi okurlarda güvensizlik, şüphe ve hayal kırıklığı yaratan, kimisini hata saymakta zorlandığımız, yalnız gazeteciliğin “berbat mazisini” çağrıştırmakla kalmayan, internet yayıncılığı ahlâkı ve âdabına uymayan işlerini hata bile saymıyor. Ömrünün azımsanmayacak kısmını medya eleştirisine adamış biri olarak diyebilirim ki, bunları hakkınca konu etmeyişim, -Akın bu ifadeyi beğenecektir- edemeyişim, sadece değil ama hatırı sayılır ölçüde, T24 gibi bir mecrayı koruma-kollama kaygısındandır. Buna bir sebep de, dürüst-yapıcı medya eleştirisi kapsamında gerekeni söyleyecek birilerinin orada, mutfakta da bulunduğunu sanmam.

Tam da burada, Doğan Akın’ın T24’e yüklenen ama onun iyi yanlarını görmeyenleri tarifine devam etmeliyim ki, uğradığım derin hayal kırıklığını size bir nebze olsun izah edebileyim.

Akın’a göre mâlûm abiler/ablaların zihinleri “sadece kendileriyle dolmuş”. Bu yüzden, T24’ün “sahici, saklanmamış, apaçık gazetecilik özrüne” orada yer açamıyorlar. Yani: Bizim özürümüz böyle türlü sıfatlarla bezenecek kadar değerliydi, özür diledik diye bizi neden övmediniz?

Bu tuhaflığın arkasına Akın gayet doğru bir söz ekliyor: “Neden, yanlışı eleştirmenin yanına doğruluk çabasını teşvik etmeyi de, hiç olmazsa iliştiremiyorsunuz?” İşte buna bütün kalbimle katılıyorum. Kültürümüzdeki en önemli eksiklerden birine dokunuyor ve bütünüyle doğru. Sadece iki pürüz var. İlki: Eleştiriye karşı tavrınız, insanların sizi teşvik etme arzusunu teşvik eder ya da iptal eder. Yalnız Doğan Akın’ın şu yazısındaki aşağılama-hakaret dozunun bile gereğinde teşvike dönüşebilecek yakından eleştiriyi çok uzaklara savuracağı sanırım ortadadır. İkinci olarak, Aslı Erdoğan olayında T24’e gösterilen şeyin adı eleştiri değil tepkidir. Bildiğin tepki. Yanına tepki gösterdiğinin iyi tarafını da katmak genellikle mümkün olmaz.
 
Aziz olmaya çalışanlar adına!
 
Tepkinin kaynağına yaklaşmak için, Akın’ın bir sonraki ağır itham ve hakareti uygun bir zemin sunuyor: “Neden, gazetecilik için sözüm ona doğruları temsil eden makamlardan konuşurken, karşınızda kim olursa olsun ayırt etmeden, hep çürümüş gazeteciliğin kastedilmiş hatalarıyla aziz olmaya çalışıyorsunuz?” Acaba “gazetecilik için sözüm ona doğruları temsil eden makamlardan konuşan” kimler var ortalıkta? Kimler bu “buyurgan görüşler tebliğ eden” ve “aziz olmaya çalışan”lar?

Tam “benim gibi, medya konusunda ahkâm kesen birileri bunlar herhalde” diyeceğim, Doğan Akın peşine öyle bir laf ekliyor ki, şüpheye düşüyorum: “Karşısında alıştığınız düzeni kuramadığınız T24’ün, ezberlerinize uymayan hasletleri size neden acı veriyor?” Acaba hangi ağır kompleksli kişiler Akın’ın yönettiği haber sitesinin karşısında nasıl bir düzen kurmaya çalışmış da kuramayıp acılar çekmekteler? Başka yerden yazı-haber aktardığınızda bunu kendi malınızmış gibi sunamazsınız, mutlaka link vermek zorundasınız, diyerek, internet yayıncılığı ahlâk ve âdâbını hatırlatmaya kalkanlar mı meselâ? Değildir herhalde; bilmediğim birşeyler olmalı.

Akın, “aziz olmaya çalışanlar”a darbe üstüne darbe indiriyor: “Neden, hep tepki gösterdiğiniz gazeteciliğin gerçeği çarpıtma yollarında siz de kaybolup, haklı olabilecek eleştirilerinizi sıradağlar gibi uzanan egolarınızın çöplüğüne atıyorsunuz?”

Diyor ki, sizin egolarınız çöplüktür. Çarpıtma yollarına sapmanıza da bunlar sebep oluyor. Ya da belki, egomuzun çöplüğü diye ayrı bölme var; müsebbip bu. İlk okuyuşta gördüğünüze inanmayabilirsiniz diye izaha çalıştım, beceremedim. Dahası da var. Bahsettiği fena kimseler, T24’te “köhnemiş gazeteciliğin hastalıklarını arıyor” ve bulduklarını sanınca “sevinçten kanatlanıp alkış peşinde uçuyorlar”, çünkü kendileri “iyi” olabilmek için mutlaka başkalarında “kötü” arıyorlar. Bunlar, “mesleğimize dair sürekli ahlâkçı bir dille ahlâksızlık yapanlar”! Doğan Akın, bunlara “pabuç bırakmayacaklarını” ilave ediyor: “Köhnemiş medya düzeni âdetâ işlerine gelen ‘medya elitleri’nden korkmayız.”

Şahsî aşağılama ve hakaret seviyesi, yazının sonunda, şimdiye kadar sitesine yapılmış hiçbir haklı eleştirinin ulaşamadığı yerlere yükseliyor, bu yükseklikten psikolojik tahlilin derinliklerine dalınıyor, ruh ve davranış bozukluğu teşhisleri ayrıntılandırılıyor: “Elbette zekânızı da, mesleğinizdeki tecrübeleri de, ama iyileştiremediğiniz için artık varlığını unuttuğunuz yaralarınızı da biliyoruz. Biraz da siz kapasitenizi bir yumruk gibi kendi boğazınıza düğümleyen egolarınızla yüzleşseniz… Biraz da siz kafeslerinizi parçalayıp kendi gerçeğinize kavuşsanız… Biraz da siz, kişiliğinizin tanımak istemediğiniz yanlarına sürüklenmeye cesaret etseniz… Bu kendinize de, mesleğimize de iyi gelecek.” Her kimden bahsediliyorsa, bunların tanımak istemedikleri yanlarını Doğan Akın biliyor.

T24 önemli bir mecra. Kurumlaşma yolunda önemli adımlar da atıyorlar. Genel yayın yönetmeninin kabullenmesi zor anlaşılan, ama birçok insan, buna seviniyoruz. Yani yazık.

Türkiye’deyiz, “böyle terbiyesizlik görmedim” diyecek halimiz imkânımız yok. Fakat birisi başkaları hakkında bütün bunları sayar döker, kendi hakkında “ezberlerinizi bozan hasletlerim var” derse ne düşüneceğimizi bilecek kadar hayat tecrübemiz var. Yazık. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.09.2020
İhtimali sevmek
14.09.2020
Yanlış teşhis, tehlikeli akrabalık
9.09.2020
“İktidar beyin hasarına yolaçıyor”
8.09.2020
Eski rejim, yeni rejim
1.09.2020
Solcuların gözünden Belarus - 2
30.08.2020
Solcuların gözünden Belarus - 1
29.08.2020
Aman! Boy abdestini ihmal etmesin…
27.08.2020
Siyaset, gerçekler, Abdullah Gül-2
25.08.2020
Siyaset, gerçekler, Abdullah Gül - 1
19.08.2020
Belarus’ta yaşananlar
29.07.2020
Sanal kişiliklerimiz…
27.07.2020
Kılıca kazılı, bombaya yazılı
20.07.2020
Siyasetsiz siyaset/2: Dar alanda muhalefet
16.07.2020
“Siyasetsiz siyaset” bahsine giriş: HDP’siz muhalefet
7.07.2020
Diz çök, boynunu uzat
23.06.2020
Hayvan sevgisi, insan nefreti
17.06.2020
Kıymetli heykeller
16.06.2020
Zalimlik, şuursuzluk, affetme - 3
15.06.2020
Zalimlik, şuursuzluk, affetme - 2
14.06.2020
Zalimlik, şuursuzluk, affetme - 1
6.06.2020
Peki, sen kimi kandırıyorsun, adamım?
4.06.2020
Haklı infial yanlışın mazereti olmamalı
29.05.2020
Bir devrin, iddialarından vazgeçmesi!?
27.05.2020
Sistem ve alternatif üzerine düşünürken
19.05.2020
“Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?”
19.05.2020
Cefa ile baş etme ve bilinmezler konusu
13.05.2020
Işıldayan gülümsemeler ve karanlık sorular
7.05.2020
Selam vermeyen tanıdık
1.05.2020
Gazetecilik için ölüm-kalım dönemi
24.04.2020
Af Örgütü’nün “idamlar-infazlar” raporu
22.04.2020
Muhalefet için muhaliflik şart
17.04.2020
'Bugün' nasıl bir gün?
12.04.2020
Topluca köklü değişim mecburiyeti
10.04.2020
Vebal
8.04.2020
Medeniyet iflası: Sophie’nin seçimi
31.03.2020
Salgın hikâyeleri
22.03.2020
Muktedirin ruh hali, yurttaşın duyguları
20.03.2020
Sınırlar: Göçmen aşamaz, virüs geçer
16.03.2020
Nasıl bir dünyaya döneceğiz?
12.03.2020
Haber, hakikat, sosyal medya
8.03.2020
Moskova bilançosu: 'Yeni İdlib'
3.03.2020
İktidarın alternatifi var mı? Yok!
1.03.2020
Bütün bunlar ne uğruna?
25.02.2020
Babacan dayı kötü adama dönüşmesin mi!
23.02.2020
Çıkmaz yaratma politikası
18.02.2020
O kadarı!..
9.02.2020
Doktor Li öldü
8.02.2020
Umut nereden bulunacak?
6.02.2020
Altından kalkılamaz sahiden
1.02.2020
Çuvaldız, alternatif, Kızılay
28.01.2020
Prens milyarderi hack’ledi
26.01.2020
Eşitsizlik haksızlık dünyasında yeni ideal
22.01.2020
Suriye’den Libya’ya trajedi sevkiyatı
20.01.2020
Arkamı döndüm, halt etmişim
16.01.2020
Hangi ipler hangi kazıklara bağlı?
8.01.2020
Tekinsizlik ilkesi
28.12.2019
Colani’ye göre Türkiye 'işgalci' değil
24.12.2019
Mustafa Kemal, Libya, Osmanlı, biz...
22.12.2019
Hitler Üzerine Notlar - 3 / Taktik gaddarlık
19.12.2019
Amanın, yine dışarıdan saldırıyorlar!
18.12.2019
Hitler Üzerine Notlar - 2 / Tek-adamlığın iki kuralı
13.12.2019
Hitler Üzerine Notlar’ı okuyoruz / Giriş
6.12.2019
Oyun hamurunun ahlâkı
27.11.2019
Adam duayen, parti muayyen
21.11.2019
Ey Türk İslâmcısı!
18.11.2019
Zilletin dipsiz gölü
8.11.2019
Antalya Hatırası
6.11.2019
'Yeter artık!' isyanları
1.11.2019
T24 hata yapsa da egomuzu şişirsek
30.10.2019
Bağdadi operasyonu ve tuhaflıklar
22.10.2019
İD ne olacak, ne yapacak?
19.10.2019
Tek sonuç ateşkes, istikamet Moskova
18.10.2019
Severiz de kovarız da
13.10.2019
'Mevcut delil durumu' - 3
11.10.2019
'Mevcut delil durumu' - 2
10.10.2019
'Mevcut delil durumu' - 1
9.09.2019
Sınır çizmeye karşı sınırı taşıma
26.08.2019
Wexner’s Secret
26.08.2019
Kirli çamaşır defilesi
6.08.2019
Bayülgen, Altun’lar, ilgili yerdeki boncuklar
1.08.2019
Biat etmeyen ‘akademi’ midir?
28.07.2019
SETA’cılar, Davutoğlu ekolü ve ayıp şeyler
14.07.2019
S-400 bayramı kutlu olsun
7.07.2019
S-400 muamması: 'Yok artık!' ihtimali
5.07.2019
“MGK’nın sivil şekli” - Cemil Çiçek forever
5.07.2019
Kıymetlendirme destanı 4 - Ağırlık
3.07.2019
Kıymetlendirme destanı 3 - Sui generis
2.07.2019
Kıymetlendirme destanı 2 - Hicap ve töhmet
29.06.2019
Kıymetlendirme destanı 1 - Melanet
20.06.2019
Asya mı Ortadoğu mu Avrupa mı Afrika mı?
19.06.2019
Tarihî akşamın ufkunda
12.06.2019
5G: Yeni sivil mücadele alanı
11.06.2019
Sahibini çarpan fırça yaparız!
8.06.2019
Alkolik evsizin haysiyeti
5.06.2019
Yeni denklemin güzel potansiyeli
28.05.2019
Ayartma, bağlanma, kirletme
22.05.2019
Narsisistin aynalar âlemi
10.05.2019
Seçimin katli “Allah’ın lütfu” mu?
2.05.2019
“Vilayet Türkiye”
24.4.2019
Yurttaşlık bilgisiyle hazır olay analizi
22.4.2019
Seçimlerin kritik siyasî sonuçları
18.4.2019
Mücadele düşmanı: İyimserlik polisi
15.4.2019
Çoğulcu demokrasi ve derin korkular
12.4.2019
Mikro Türkiye: Rabia Naz felaketi
31.3.2019
Siyaseti bitmiş iktidar
18.3.2019
Katliam denklemleri
15.3.2019
Açmazdaki iktidar, meçhul muhalefet
12.3.2019
'Ezanı protesto' henüz icat edilmedi
4.3.2019
Mesihler cirit atıyor
26.2.2019
Biz ihtimalini seviyoruz…
17.2.2019
Bakanlık tarafından ivedilikle!
11.2.2019
Erdoğan’ın Sivas’ta anlattıkları
8.2.2019
Brezilya: Paramiliter-mafyozo kapitalizm?
1.2.2019
Kabristanda kelepçe
30.1.2019
Kendi kuyusunu kazan kitleler
28.1.2019
Anti-emperyalist Mugabe’nin milyon doları
22.1.2019
Büşra, Kübra, Merve, takın onu tekrar çabuk!
18.1.2019
Deve gibi, fil gibi bir sıkıntı
10.1.2019
Çaycıya çerçeve boyatan müze müdürü ve…
4.1.2019
Emine Hanım’ın korkunç suçu
26.12.2018
Cevap buluyor muyuz “sorular”a?
24.12.2018
Muhalefet ve çaresizlik: Böyleyken böyle
20.12.2018
Yeniden düşünsek mi bazı şeyleri?
10.12.2018
Düşünen konuşmaz, o olur
8.12.2018
Hukuk diye bir şeyi sevme mecburiyeti
4.12.2018
Ateş Altında - gazetecilik tartışmasına devam
27.11.2018
Toplumsal patoloji
24.11.2018
Yeniden ekmek gibi ihtiyaca dönüşmek…
11.11.2018
ABD seçimleri ve 'bizimkiler'
7.11.2018
Bir ismin sergüzeşti: Ceylin
3.11.2018
Kaşıkçı cinayetinde gelinen nokta
31.10.2018
Trump’ta 'bir baba bulmuş' - 2
30.10.2018
Trump’ta 'bir baba bulmuş' - 1
29.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 4: Akıllı saat?
24.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 3: Tavırlar
23.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi / 2: Kokular
22.10.2018
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi 1: O gün
19.10.2018
İçeride tiranlık, dışarıda Vahşi Batı
10.10.2018
Şımarık zengin çocuğunu kızdırdılar
9.10.2018
Bildiğimiz devlet neye dönüşüyor?
8.10.2018
Aynadaki aksine bir bak, göreceksin ne geçmiş ne istikbal durur yerinde
30.9.2018
Bazı AKP’liler kavrayamamış, ya biz?
9.9.2018
Üçlü zirve: Makas açılıyor
3.9.2018
İdlib savaşı başlıyor
30.8.2018
Kabil’in soyu
26.8.2018
Yönetenlerin yasayı takmadığı yeni dönem
24.8.2018
Bayram yürüyüşü
21.8.2018
Muhalefet ve bazı sinir bozucu olgular
9.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 10
8.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 9
7.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 8
6.8.2018
Ona vuramıyor musun, vur bize!
5.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 7
4.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 6
3.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 5
2.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 4
1.8.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 3
31.7.2018
Adnan Oktar operasyonu ve sorular - 2
30.7.2018
Adnan Oktar Operasyonu ve sorular - 1
28.7.2018
Osman’a mektup - 'Ruhumu asla!'
22.7.2018
Firavunun laneti, Timur’un laneti ve öbürleri
6.7.2018
Koltuklara yerleşilirken
4.7.2018
Tarih nasıl yazılır, insan nasıl bozulur?
26.6.2018
Hayal kırıklığı, azim, haysiyet
23.6.2018
Seçim ve yeniden kuruluş
14.6.2018
'Beklenen heyecan' doğmadı, diyor Bay Selvi
9.6.2018
Ne yüzle aday oluyorsun, Selahattin?
30.5.2018
'Girişimci'
27.5.2018
Durduk yerde işgüzarlık yapanlar dışlandı
16.5.2018
Siyasî vaziyetlere bakalım…
10.5.2018
'İyi' Parti iyi mi kötü mü?
26.4.2018
Suriye artık tam anlamıyla iç mesele
20.4.2018
Muktedir dinbaz ortamları
6.4.2018
Distopya yarışında Çin önde
30.3.2018
Günümüzün Marksizmi nerede?
10.3.2018
Neden orada kalmadılar?
4.3.2018
Sıvasız evler, bayraklar
27.2.2018
Cihatçılar arası savaşta da taraf olmaya doğru
16.2.2018
Sırtlanlar hakkında temel bilgiler
11.2.2018
TSK İdlib içlerinde
31.1.2018
29-30 Ocak: Dün gece neler oldu?
30.1.2018
Hainlik
18.1.2018
Sana bakmadık, Dilek, büyük işlerle meşgûldük
15.1.2018
İdlib skandalı: Bir gece ansızın kusabiliriz
8.1.2018
Selahattin Demirtaş’ın ayrılışı
29.12.2017
Bir 'sezon finali' dökümü
20.12.2017
Ümmete muhabbet bir başka
18.12.2017
Meydandaki büyük sütun
8.12.2017
Gemi...
22.11.2017
Zarrab’ı beklerken; 3,9710
19.11.2017
Rakka’da ne oldu?
31.10.2017
'Milli irade' için salâ okunuyor
24.10.2017
Belediye başkanları ve 'Lider rejimi'
11.10.2017
Arabayı yıkatın, tozlanmış
1.10.2017
Vanderbilt tragedyası
27.9.2017
Zamk Destanı
22.8.2017
İçsavaşın şartları
14.8.2017
ABD-Kuzey Kore: Olmaz demeyelim
3.8.2017
Cumhuriyet davası: Varolmayan bir dava
1.8.2017
Turhan’ın bir lirası
28.7.2017
Cumhuriyet davasında şu ana kadar
8.7.2017
Efrin-Ankara, ABD-Rusya
30.6.2017
Sinemasız şehirler
21.6.2017
Acaba Fikri Bey’ler nasıl birileri?
15.6.2017
'Değerler'
7.6.2017
Suudîler, Katar'lar, niye böyle yapıyorsunuz?
3.6.2017
ÇıkarınYoksaSanaNe kültürü
26.5.2017
Tekme, diyorum; kargo, diyorum
12.5.2017
Turuncu saçlı biriyle resim çektireceksin, bi ferahlama gelecek bööle…
4.5.2017
Kimini zulüm uçuruyor, kimini hırs
19.4.2017
Karşı şeridi tıkamayacaksın
31.3.2017
Küçük adamlar büyük hırslar 2: 450 bin dolardan 180 derece çıkınca ne kalır?
26.3.2017
Olay Diyarbakır’da geçmektedir…
21.8.2015
Erdoğan'la aynı cephedesin, TC_Aysun
18.8.2015
Ey millet-i hakime, haberler fena
13.8.2015
Tekzip yiyen Sultan Murad medeniyeti
11.8.2015
Memnun muyuz millet?
6.8.2015
Askerin ne düşündüğünü yeniden sorarken...
4.8.2015
Öldürmek yetmiyor, cenazelere zulmedelim
2.8.2015
Onlar gülmeyecekse ne için uğraşıyoruz?
30.7.2015
Kafka, Samsa, böcek, biz
28.7.2015
Darbe ve toplumsal desteği
23.7.2015
Bataklık insanları
21.7.2015
Devletten şüphelenmeyen bizden değildir
17.7.2015
AKP ve Modern Sünniliğin temsilciliği
14.7.2015
Türk basını: Bir devlet kurumu
13.7.2015
Büyük Suriye meselesi veya Faris'in küçük öyküsü
10.7.2015
Siz de geçip bi bu taraftan bakın hele
30.6.2015
Kürtler ve TC'nin iki büyük handikapı
23.6.2015
Acı hakikatleri köşeyazarınızdan öğrenin
18.6.2015
Şeyh Said Seriyyeleri
16.6.2015
İzin verme Diyarbakır, artık vuramasınlar sana
11.6.2015
Telafi sınavı: '90'lar reloaded
10.6.2015
Karanlık günde aydınlık yüzler
9.6.2015
Savaştan buraya insanlık macerası
5.6.2015
İçim rahat, teşekkür ederim
4.6.2015
Zehirli karanlıkta temiz kalınmaz
2.6.2015
Siz gidin, biz onları oyalarız!
2.6.2015
Bir tedavi yolu bulduk, bırakmayalım
28.5.2015
"Kürtler nerede?" - "Yine cenazedeyiz."
26.5.2015
İşçiler diye birileri vardı, hatırladık mı?
22.5.2015
30'a 40'a bakmayın derim ben şahsen
20.5.2015
Saldırdıkları, çoğulcu-demokratik istikbalimiz
17.5.2015
İffetli kadına bu yapılır mı?
14.5.2015
Bir söz, bir tekme
12.5.2015
Hayır ölmedi, bünyemizde yaşıyor
7.5.2015
"Seçime giderken" araştırması - Bazı tesbitler
5.5.2015
Diyanet'ten tokat gibi cevap!
5.5.2015
Aşağılık davranış - aşağılık insan
3.5.2015
Zalimler için kaderin fotoğrafı
30.4.2015
Kıbrıs meselesi kimindir, niye muhalefetin değildir?
28.4.2015
Cumartesi gecesi ateşi
23.4.2015
Kötü haber, müesses nizam: HDP kalıcı
22.4.2015
Fair play'in Türkçesi var mıdır?
17.4.2015
Devletin belgeleri - bizim belgelerimiz
14.4.2015
Papa'ya yakışmamış, ama size yakışıyor
10.4.2015
Küstahlığı seviyoruz, pişkinliğe tapıyoruz
7.4.2015
"Güvenilir kaynak"tan Yemen tesbitleri
02.04.2015
Acep ne iştir, anlayacağız
01.04.2015
Yemenli'nin gözünde
31.03.2015
Ey yaprak, ne oluyor öyle kıpır kıpır!
26.03.2015
Kürdün katırı
24.03.2015
Yeni kamplaşma bildik eski formülle mi olacak?
21.03.2015
Ben beceriksizlik yaptım diye hakikat değişmeyecek
20.03.2015
Bir yanda aziz millet, öbür yanda BOP'lar moplar
18.03.2015
TC klasiği: İnsandan ömür çalmak
17.03.2015
Zulmün bu kadarı fazla, zulmün bu kadarına ortak olmak fazla!
14.03.2015
Ölüm de yalnızlık da durduramıyor şımarıklığı
13.03.2015
Ya o güzide kuruma şey olursa?!..
10.03.2015
Tavır "duruş" oldu, siyaset kimlik gösterme
06.03.2015
Kaba sensin, taş da sana düşsün
05.03.2015
Meclis'in de yarısı kadın olmalı
04.03.2015
Güle güle Yaşar Abi
03.03.2015
Çocuklarının geleceğinden endişe duyabilmek...
26.02.2015
Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim..?
25.02.2015
Davutoğlu rekora koşuyor: Binbir gaf birarada
21.02.2015
Cemaat'ten özeleştiri ve yeni Kürt politikası
20.02.2015
Medeniyet olayı patladı, fena yenildiniz, hoca
17.02.2015
Kadın-erkek, din, tesettür - bazı sorular
15.02.2015
Tecavüzün cezası
14.02.2015
Özgecan'ı öldürdüler
13.02.2015
Putin mi zayıf Batı mı? - ilginç bir görüşme
12.02.2015
Kalbiniz yok, beyniniz cılk
11.02.2015
Kendini onaylama, hayat amacı olamaz ki!
09.02.2015
Akif Bey, Matmazel'e karşı
07.02.2015
Eski Mısır'da Mevlevi etkisi!
06.02.2015
Yüzleşme, affetme-affedilme ve ukde
04.02.2015
Banka meselesi de bir başka tuhaflık değil mi?
03.02.2015
Agos nedir, ne işe yarar?
29.01.2015
İktisatçılarla liberallerin Syriza telaşı
27.01.2015
Hrant'ın Arkadaşları kadar taş düşsün kafanıza
22.01.2015
Cehennem varolsun, başka şey istemiyorum
20.01.2015
19 Ocak ve 2015 - Utanç verici işler
13.01.2015
12 Ocak 2014, saat 03:30
12.01.2015
Hayat Bumedyen hakkında öğrenebildiklerim
09.01.2015
Katliamı savunmak, katliam savunmaktır
07.01.2015
Geerdink'in başına gelen, bizim içimizden dökülen
06.01.2015
Pan-İslâmcı'nın Macera Kılavuzu
31.12.2014
"İyi seneler" diyebilmek güzel olurdu
29.12.2014
Roboski neyin adı?
16.12.2014
Cemaat hakkında üç yazı
11.12.2014
Cinayeti Cemaat'e yıkma tezgâhı
06.12.2014
Osmanlıca, AKP'den çok daha önemli konu
02.12.2014
Türkiye'den Kobani'ye saldıran IŞİD'e hükümet yardım etti mi?
01.12.2014
Esnafı milis yapmaya daha önce de kalkmıştı
28.11.2014
Onları niye savunamayız?
20.11.2014
Amerika'ya damga vuran Müslümanlar meselesi
19.11.2014
Al o "keşfi", turşusunu kur
04.11.2014
Ermenek katliamının kısa hikâyesi
02.11.2014
Ürünün neyse sen de osun
01.11.2014
Sabahın ilk saatleri...
30.10.2014
İtibar mitibar problemleri
29.10.2014
Belki de sahiden kader bağları..?
28.10.2014
Ermenek kazası - Bilebildiklerimiz
27.10.2014
Kobanê'ye ilişkin yeni kirli planlar
20.10.2014
Savaş izlemek - Kaş yapayım derken göz çıkarmak
13.10.2014
Veli Paşa göreve - yüzde elli seninle!
10.10.2014
Misafirler ve delikanlılar
08.10.2014
Biden meselesi bundan ibaret işte
06.10.2014
Biden özür diledi - yani?
04.10.2014
Bêrivan ölmedi, Kobanê'de bile değildi, ama ne çare...
02.10.2014
Çözülme süreci
01.10.2014
Çözüm sürecine yasal dayanak - tam da şu anda!?
30.09.2014
Sınır kapısında ne oluyor? - Geceyarısı esrarı
29.09.2014
Şşş, baksana, bunlar sahiden gazeteci mi?
29.09.2014
Öbür büyük mesele: Türklerin geleceği
26.09.2014
Türkiye'ye "aracı" konumu mu? - Bir işaret
25.09.2014
Rehineler meselesinde yeni sorular
22.09.2014
Bir tahmin: Türkiye'ye
20.09.2014
Diren Kobanê ...kim..? seninle?
19.09.2014
Zirvenin karanlığı
17.09.2014
Koton'un özür borcu var, hem de çok
16.09.2014
Karar ver, cevap ver bu katiller Müslüman mı
13.09.2014
Kötülüğün minik masum halleri
12.09.2014
Toplantıda var, imzası yok - flaş diye buna derim
11.09.2014
Zizek de İslâm'ın gerçekliğinden bîhaber, anlaşılan
08.09.2014
Bu Kürt takıntısıyla yeriniz bellidir
05.09.2014
Sophie'nin seçimi - 2014!
04.09.2014
Sahih adın ne, Etyen?
01.09.2014
Öz'ün masal dünyasında saklı hakikat
01.09.2014
Gri Hat'ta gazetecilik
18.08.2014
Demokrasi Yılmaz Özdil'i kapsar mı?
12.08.2014
Önümüzdeki maçlara nasıl hazırlanmalı?
09.08.2014
"İslâm Devleti" için yeni evre: ABD'ye karşı
08.08.2014
Hakikat aramanın lüzumuna dair bir açıklama
07.08.2014
Af edersiniz - Etmeyiz!
05.08.2014
Cinayeti gördüysen, "cinayeti gördüm" diyeceksin
04.08.2014
Niçin Demirtaş'ı seçmeli?
30.07.2014
Başbakan Hrant Dink suikastı için
29.07.2014
"Hepsi Rumların, s.ktir olun gidin diyecekler!"
28.07.2014
Cemaat ile aynı dünyada mı yaşıyoruz?
24.07.2014
Faşizm macerasına doğru -
21.07.2014
Haaretz'de Gazzeli'nin açık mektubu
17.07.2014
"Kürtler Gezi'de vardı-yoktu" meselesi
15.07.2014
Ramazan'da Suriyeli katletmek orucu bozar mı?
13.07.2014
Ne hoş insanlarla paylaşıyoruz ortamı
11.07.2014
O ekmek bir çarpacak ki sizi!
10.07.2014
Ekmel Bey'in elinde Türksolu
07.07.2014
Erkan'a karşı Sakarya'nın kurtuluşu
03.07.2014
Evde Yoklar
30.06.2014
Cemaat dışarıdan nasıl görünüyor?
27.06.2014
Kazım için bir film...
19.06.2014
Radikal ve benim Radikal maceram
14.06.2014
IŞİD Karaman'ı ne zaman alır?
11.06.2014
Ekonominin unsurları/2 - Bireysel Girişimci
10.06.2014
Tacizciyi kollayan Diyanet güya açıklama yapmış
09.06.2014
TÜBİTAK raporu - Bir hezimet daha
08.06.2014
Sosyal medya fenomeni olarak Şırnak kazası
06.06.2014
Çocuklarmış - haydi oradan, alçaklar!
05.06.2014
Günlerden gün, gecelerden gece...
03.06.2014
Sokağa dehşet salma projesi
30.05.2014
İslâm bilirkişisinden tahakküm manifestosu
28.05.2014
Sen kimsin de Allah senin için madencileri öldürecek?
25.05.2014
Silah milah diyen, aslında ne diyor?
23.05.2014
Eskisini deprem halletti, yenisinin hakkından maden faciası gelecek
21.05.2014
Alman'ın gazetecisi bi Karagül değil
19.05.2014
Cehenneme yürüyüş
16.05.2014
Soma kazasında öğrenebildiklerimiz
15.05.2014
Madencilik diye bir şey...
11.05.2014
İslâmcının sıçrattığı, dine leke sürmez mi?
05.05.2014
Türk basını, hakikat, iktidar
03.05.2014
Kötülük de kendini böyle gösteriyor işte
27.04.2014
Türk solu ve 24 Nisan: ÖDP örneği
25.04.2014
Devletin 24 Nisan açıklaması üzerine
23.04.2014
Yılmazer'i izliyorum, gözlerim açık
22.04.2014
Korku filmi böyle korkunç değildir
18.04.2014
Bir gazeteci olarak hayatım / Marquez
16.04.2014
"Utanılacak hal"in sözlük anlamı
13.04.2014
Hepsi bizim olabilirdi,
10.04.2014
Seymour Hersh ve My Lai katliamı
04.04.2014
CHP, sen nesin?
03.04.2014
Her şey de kapkara değil
02.04.2014
İyilik kazanamadı çünkü aday değildi
22.03.2014
Şey noktasında da sıkıntı var
19.03.2014
Bizim geçmişimize bir şey olmaz, sizin geleceğinize oldu bile
27.02.2014
"Çürütecek ayrıntı", bizzat çürük
21.02.2014
Adım adım, didik didik Kabataş olayı
18.02.2014
Kabataş meselesi/3 - Serbest uçuş halleri
17.02.2014
Kabataş meselesi/2 - Sis, pus, hamaset arasından...
15.02.2014
Kabataş meselesi - Yangında ilk okunacak
09.02.2014
Karagöz'den Pinokyo'ya TV tartışmaları
02.02.2014
Sopranos'un yerlisi neden olmaz?
28.01.2014
Vatan hainleri listemin küçük macerası
26.01.2014
Galiba Haşhaşi de benim Yezid de
20.01.2014
Hrant'a gelince kavgayı keserler
09.01.2014
Kim yaptı, belliymiş işte...
30.12.2013
Derin muhafazakâr toplum mühendisliği
20.12.2013
Oğlan yakalandığı için biz de yakalanmış sayıldık…
05.05.2012
Hoşçakalın
28.04.2012
Yorulmayın Bülent Bey, yasaklayın gitsin
21.04.2012
Bir arkadaşım meseleyi şöyle anlatabiliyordu
07.04.2012
12 Eylül’ü ne yüzle yargılayacağız
31.03.2012
Avrupalılar’dan hiç farkımız yok vallahi
24.03.2012
Milleti hâkime kibri, aklı da ezip geçiyor
17.03.2012
Ben piçim de, siz nesiniz?
10.03.2012
Bizde iyimserlik de anca felaketten çıkar
25.02.2012
Valla biz demiyoruz, devlet kendi söylüyor
18.02.2012
‘Gülen hareketi’nin meşruiyet sorunu
11.02.2012
Hem Cemaat’e hem Ergenekon’a çalışıyoruz
04.02.2012
Liberalin de raconu var sanıyorduk
28.01.2012
Ankara’nın dehlizi, içine çekti sizi
21.01.2012
Riyanın Allah’ı
14.01.2012
Saraykapı’dan Uludere’ye
07.01.2012
Demirel gelsin; orijinali varken niye yani?
31.12.2011
Beddua
24.12.2011
Sarkozy de kim oluyor, biz kendimize bakalım
10.12.2011
Sabaha da bişeyciğimiz kalmaz valla
03.12.2011
Dersim örtüsünün altından neler çıkar
26.11.2011
Koz vermeyelim poz verelim
19.11.2011
Van’da felâket ötesi vaziyet
13.11.2011
Bazılarımız da deprem yardımıyla ilgilense
05.11.2011
Ah, bi anlayabilsem size de anlatırdım
29.10.2011
Cenab-ı Hak’kın olan bitene katkısı var mı
22.10.2011
Demokrasiye veda sürecinin başında
15.10.2011
Maneviyat önderleri ve Fatih’in Heron’ları
08.10.2011
Bu sefer de konumuz ‘izansızlık’ olsun
01.10.2011
Siyasî tavır olarak ‘terbiyesizlik’
24.09.2011
Cevaplar buldum sorulara
17.09.2011
Başbakan meşgûl, katilleri unutuverdi
10.09.2011
Gazete kâğıdı ve zoraki ambulans
03.09.2011
Yüceliğin direk veya insan olarak tezahürleri
27.08.2011
Muhayyeltürkî serisinden...
20.08.2011
Hazırlop özgürlüğün dayanılmaz kofluğu
13.08.2011
‘Piyasalar’ derken?
06.08.2011
Hızlandırılmış kurs istiyorum
30.07.2011
Müsamerenin yeni temsilinden önce
23.07.2011
Bu meselede aciz kaldım, susuyorum
16.07.2011
Yoksa... yoksa... her şey yalan mıydı
09.07.2011
Olmuyor Ali Bulaç, artık çok geç
02.07.2011
Alçaklık tarihinde önemli bir gün
01.07.2011
83 14’e göndermese herşey hallolacaktı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive