Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!


20.09.2014 - Bu Yazı 3576 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kürt sorununun içinde debelendiğimiz kutuplaşma bataklığından etkilenmemesini beklemek saflık olur elbette (‘Kürt sorunu’ dediğimiz şeyin aynı zamanda bir Türk, bir Türkiye sorunu olduğunu not etmeyi atlamayalım tabii).

Bu bağlamda Kürt siyasi hareketini ya da bu hareketin temsilcilerinden herhangi birini eleştirdiğinizde ‘barış karşıtı olmakla, Kürtleri sokağa çekmeye çalışmakla, Kürtlere akıl vermeye çalışan kibirli bir Beyaz Türk ya da Beyoğlu marjinali/Cihangir solcusu olmakla’ suçlanmanız şaşırtıcı değil. Kürt sorunu konusunda yazıp çizmiş, nerede durduğu yıllardır belli olan biri olsanız da.

Şaşırtıcı olansa barış sürecini AKP’nin günahlarını örtmek için bir kalkan gibi kullanan ‘talimat gazetecileri’ kategorisine sokamayacağınız bazı isimlerin de yukarıda saydığım suçlamaları ya da benzerlerini kullanmaya başlamaları. Bu isimlerden biri de Bas News sitesindeki yazılarıyla son dönemde siyasi tavrını netleştiren Mesut Yeğen.

Hemen belirteyim, bu yazının amacı yakın dostum, akademik çalışmalarından her zaman yararlandığım Yeğen’le‘kamusal alanda’ polemiğe girmek değil. Niyetim daha çok Kürt siyasi hareketini destekleyen başka değer verdiğim kişilere de sirayet ettiğine tanık olduğum bir tutumu Yeğen’in ‘Erdoğan’ı alkışlamak!’ başlıklı yazısından (http://basnews.com/tr/News/Details/Erdogan-i-alkislamak---Mesut-Yegen/33118) hareketle tartışmaya çalışmak.

Alkış rahatsızlığını hiç de ‘kof’ bulmuyorum

demirtas alkis

Yeğen’in söz konusu yazıdaki hedefi ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve başka siyasi karar anlarında Kürd hareketinin yanında’ olsalar da Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı yemin töreninde Erdoğan’ı alkışlamasına‘asabı bozulan memleket solcuları’.

Sadece son seçimlerde değil, akademik kariyerinin başından beri Kürt hareketinin yanında olan, yine de Demirtaş’ın alkışına, Yeğen’in biraz sivri deyimiyle ‘asabı bozulan’ solculardan biri olarak yazıda dile getirilen eleştirileri üzerime alınıyorum. Yeğen’in aksine, söz konusu rahatsızlığı hiç de‘kof’ bulmuyorum. Açayım.

Demirtaş’ı eleştirdim, eleştiriyorum

demirtas tanitim1

Yeğen’e göre rahatsızlık duyan solcular yekpare değil. Kimi Erdoğan’ı Berkin Elvan cinayeti, Roboski katliamı gibi olaylardan sorumlu tuttuğu için; kimi Erdoğan’ın meşruiyetini sorguladığı için; kimi de“mecliste olmak yeterdi, alkışa gerek yoktu” dediği için tepki göstermekte. Ben sayılan nedenlerin üçünü de son derece haklı buluyorum.

Demirtaş’ı meşruiyeti tartışmalı; gerek üslubu, gerek siyasi görüşleri, gerekse bu üslup ve görüşlerin yön verdiği politikaları sorunlu bir siyasetçiye; seçim kampanyası süresince dile getirdiği ilkelerle çatışmayı da göze alarak gereksiz bir destek verdiği için eleştirdim, eleştiriyorum.

Yeğen’in önermelerinin hepsi sorunlu

Yeğen’e göre Erdoğan’a örneğin Roboski katliamından ötürü tepki duymak anlamsız, çünkü bu katliamlar kadim bir devlet geleneğinin ürünü. Erdoğan’ın bu olaylardaki ‘dolaylı’ rolü de kendisinden önceki siyasetçilerden farklı değil. Erdoğan’ın tek farkı, çözüm sürecini başlatmış olması. Bu önermelerin hepsi sorunlu. Madde madde sıralayalım.

1. Yeğen’in verdiği örnekler, Ecevit, Demirel, Özal askeri vesayet döneminin siyasetçileri. Bu siyasetçileri vesayetle yeterince mücadele etmedikleri, Kürt sorununun çözümünü askere havale ettikleri için kınayabiliriz. Kınadık da. Peki Erdoğan kendi döneminde gerçekleşen katliamlar için neyin arkasına sığınacak? Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanı olduğu tarihten bu yana askeri vesayetten ne ölçüde söz edebiliriz?

2. Erdoğan çözüm sürecini başlattıysa, tam da bu yüzden, çözüm süreci devam ederken yaşanan katliamlardan ötürü daha fazla kınanması gerekmiyor mu?

3. Çözüm sürecini başlatan Erdoğan mı? Kürt siyasi hareketinin, daha da açık söyleyelim, sadece son dönemi 30 seneden fazla süren silahlı mücadelenin devletin çözüme yanaşmasında payı yok mu? Bunu Kürt olmayan bir akademisyen, diyelim ben, söylesem Kürt siyasi hareketinin kazanımlarını küçümsemekle suçlanmaz mıydım?

4. Özal ve Erbakan başta, geçmiş siyasetçiler de Kürt sorununu çözmeyi denemediler mi? Asker engelini geçemedikleri için başarısız oldular, evet. Ama Erdoğan bu engeli aştı! Burada ikinci maddeye geri dönüyoruz. Erdoğan’ın bu katliamların üzerine gitmemesinin bahanesi ne?

Seçimlerin meşruluğunu tartışmaya açan ‘asabi solcular’ değil Demirtaş

demirtastrt

Demirtaş’a Erdoğan’ı gayrımeşru gördükleri için tepki göstermek de yersiz, çünkü ‘formel hukukun’ askıya alınmadığı şartlarda gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri hem siyaseten, hem de hukuken meşru. Bu nokta son derece enteresan. Enteresan çünkü bu seçimlerin meşruluğunu tartışmaya açan ‘asabı bozuk solcular’ değil, bizzat Demirtaş! Yeğen’in Demirtaş’ın seçim vizyonu konuşmasını izlememiş olması mümkün değil.

Bu durumda ya Demirtaş’ın “bu seçimin adına demokratik bir seçim demedik, demeyeceğiz. Halk tarafından seçilmesi tek başına demokratik olmasına yetmiyor” şeklindeki sözleri gözünden kaçmış ya da Demirtaş da ‘asabı bozuk bir solcu’.

Bunlara yine Demirtaş’ın hazine yardımları ya da medyada partilere ayrılan zaman konusundaki eşitsizlikleri dile getirdiği sayısız açıklamayı da ekleyebiliriz tabii. Ya da ‘meşru’ cumhurbaşkanının seçim kampanyası sırasında sarfettiği HDP’nin bu mecliste yeri yok şeklindeki sözlerini.

Biz, ‘asabı bozuk solcular’, unutmadık

Demirtaş, kampanyası sırasında söylediklerini unutmuş olabilir. Fikrini değiştirmiş, seçimlerin sonucunun ‘halk iradesini’ yansıttığına kanaat getirmiş, bu iradeyi alkışlamaya karar vermiş de olabilir.

Biz,‘asabı bozuk solcular’, unutmadık. Biz Demirtaş’ı başka nedenlerin yanı sıra bu söyledikleri için de destekledik. Ve desteklediğimiz bir adayın söyledikleriyle çelişen bir tutum içinde olduğunu düşünüyorsak bunu dile getirmek en doğal hakkımız (Yeğen’in ‘desteklemeseydiniz o zaman’ ya da‘alın diyetinizi gidin’ tarzı sığ bir yaklaşımı savunmayacağını tahmin ediyorum).

Hem Demirtaş’ın ‘anlık’ alkışını – ki olayın anlık olması neyi değiştiriyor, onu da anlamış değilim; alkışın kendisi sembolik bir eylem; 30 saniye de sürse, 60 saniye de sürse sembolik anlamı değişmeyecek –‘duruma ait jestini’ eleştirmenin nesi siyasetten kaçmak?

Destekledigimiz siyasetçinin kendisiyle çelişmesine karşı çıkıyoruz

Fotoğraf: DHA

Fotoğraf: DHA

Daha genel ifade edecek olursak, söylemini, dünya görüşünü benimsediğimiz bir siyasetçinin herhangi bir eylemine tepki duymak, o eylemi eleştirmek siyaset değil mi?

Demirtaş’ı eleştiriyoruz çünkü Demirtaş’ın bu eleştirileri dikkate alacağını düşünüyoruz. Çoğulculuğu, eşitliği, özgürlüğü savunan bir siyasetçinin kendisine yönelik eleştirileri önemseyeceğine inanıyoruz ya da inanmak istiyoruz. Bu eleştirimizle bizzat siyasete müdahil oluyor, başka bir siyaset öneriyoruz. Destekledigimiz siyasetçinin kendisiyle çelişmesine karşı çıkıyor, “dün dündür, bugün bugündür” dememesi için çaba sarfediyoruz.

Birbirimizi aptal yerine koymayalım

Şu soruya da cevap bekliyoruz. Demirtaş o gün meclise gitse, tüzük gereği ayağa kalksa ama alkışlamasa çözüm süreci sekteye mi uğrayacaktı? Yeğen de çok iyi biliyor, sürecin alkışla, hatta Demirtaş’la pek ilgisi yok. Süreci yürüten irade ‘başka bir yerde’.

‘Asabı bozuk solcular’ olabiliriz, ama barışa zarar gelmesini istemediğimiz için sürecin yürütülüş biçimini, daha genel olarak Kürt siyasi hareketinin en temel sorunu olan ‘önderlik’ müessessini tartışmaya bile açmıyoruz (Kürt siyasetinin demokrasi sorunu, son DTK kongresinde Aysel Tuğluk tarafından da açıkça dile getirildi). Açmıyoruz ama senelerdir birbirini tanıyan, Kürt meselesi üzerine kafa yoran bir grup insan olarak birbirimizi aptal yerine de koymayalım. Odanın içindeki fil hakkında konuşmuyor olmamız, o fili yok saymamızı gerektirmiyor sonuçta.

Aşırı genelleme tuzağından sıkıldım

Ve son nokta. Demirtaş’ın‘anlık’ alkışına tepki duyanlar‘onları’, yani AKP’ye oy verenleri meşru görmüyor meselesi. Görmeyenler olduğu kesin, ama sevgili dostum Yeğen’in de içine düştüğünden sandığım (umarım yanılıyorumdur) bu aşırı genelleme tuzağından ben artık sıkıldım!

Erdoğan’a tepki duymak neden ona oy verenleri meşru görmemek olsun? Farklı nedenlerle bu toplumun büyük bir çoğunluğu Erdoğan’a oy vermiş olabilir. Bu seçimi kabul etmekle yükümlüyüm (seçimlerin meşruluğu meselesine tekrar girmiyorum), ama beğenmekle yükümlü değilim! Beğeniyor olsam Demirtaş’ı değil, Erdoğan’ı desteklerdim. Kaldı ki çoğunluğun oyuna sahip olmak Erdoğan’ı demokrat, Türkiye’yi de demokrasi yapmıyor. Bunu Yeğen’in de bildiğinden kuşkum yok. O halde?

Beğenmeyebilirsiniz ama ‘siyaset değil’ diyemezsiniz

O halde şu. Erdoğan’ı alkışlamamak, alkışlamak gibi sembolik bir tavır. Üstelik çözüm sürecine de en ufak bir zararı dokunmayacak bir tavır. Demirtaş’ın Erdoğan’ı alkışlamasına tepki duymak da siyasetin dışına kaçmak değil. Sadece Yeğen’inkinden, Kürt siyasi hareketini destekleyen bazı başka isimlerinkinden farklı bir siyaset. Bu siyaseti beğenmeyebilir, onaylamayabilirsiniz. Ama buna“siyaset değil” diyemezsiniz.

http://www.diken.com.tr/alkislamak-ya-da-alkislamamak-iste-butun-mesele-bu-degil/

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.04.2020
Korona ve milliyetçilik
24.03.2020
'Sakin ol champ... evdeyim'
16.03.2020
Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?
25.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
10.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
19.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive