Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!


31.12.2014 - Bu Yazı 2306 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Her ne kadar “umurumuzda değil” deseler de, bundan birkaç yıl öncesine kadar Batı tarafından ‘model’ ülke olarak pazarlanan Türkiye’nin imajının yerlerde sürünmesi, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin adlarının Putin, Orban gibi otokratlarla anılmaya başlaması AKP yanlısı medyada yazanların asabını iyice bozmuşa benziyor.

Ahmaklar ve ‘Yeni Oryantalistler’

Bu bağlamda kimileri AKP’nin otoriterleştiği tezinin Batı’da‘psikolojik ihtiyaçlar nedeniyle artık bir varsayıma dönüşmüş’ olduğunu öne sürer, iktidarı eleştirenlerin  kendilerini‘toplu bir ahmaklık ritüeline’ kaptırdığını iddia ederken, kimileri de ‘Batılı siyasal çevreler’ ile ‘entelektüeller’ arasında ‘hastalıklı boyutları olan’ bir ilişkinin yaşanmakta olduğunu’savunuyor. Buna göre Türkiye’nin ‘dünya kamuoyunun gözünde basit bir polis devleti haline getirildiğini’ (elbette kimler tarafından olduğu belirtilmeden), ‘büyüyen Türkiye’nin iç siyasette ve bölgesel gelişmelerde inisyatif kazanmasının’istenmediğini öğreniyoruz.

En çok da Batı’nın ve onun kuyruğuna takılanların şekil hatalarına odaklanıp esası kaçırdıkları, büyük resmi göremedikleri tezi dillendiriliyor. 17-25 Aralık’tan bu yana yaşananların siyasi iktidarın muhalefeti bastırmasından ibaret olmadığı, asıl meselenin ‘meşru’ ile ‘gayrı meşru’ arasındaki bir kavga olduğu iddia ediliyor. ‘Gayrı meşruya’ yönelik hamlelerin özgürlüğe müdahale olarak algılanmasının ‘kestirme’ ve ‘önyargılı’ bir okuma olduğu öne sürülüyor.

Daha da ötesi, ‘yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, çoğulculuk’gibi değerlerin arkalarında yatan dinamikler dikkate alınmadan savunulmasının ‘global bir klişe’, hatta ‘yeni oryantalist bir tavır’ olduğu iddia ediliyor. ‘Gayrı meşru’ yapıya karşı hamlelerin bir otoriterleşme dalgası olarak lanse edilmekten vazgeçilmesi çağrıları yapılıyor.

Hangi büyük resim?

Bir an için bütün bu iddia edilenlerin tümünün doğru olduğunu kabul edelim. Hatta son birkaç yıldır tanık olduklarımızın ‘meşru’ile ‘gayrı meşru’ arasında bir iktidar mücadelesinin de ötesinde‘gayrı meşru’ yapının bir darbe ile ‘meşru’ hükümeti devirme girişimi olduğunu varsayalım. Ve bir dizi soru soralım.

‘Meşru’ iktidar ile ‘gayrı meşru’ darbeci yapı 10 sene boyunca bu ülkeyi birlikte idare etmedi mi? Ülkenin tüm kurumlarına sızdığı söylenen ‘gayrı meşru’ doku altın çağını AKP döneminde yaşamadı mı? Bizzat dönemin Başbakanı tarafından ifade edildiği gibi, ‘ne istedilerse verilmedi mi’?

Yoksa ülkeyi yönetenlerin hukuk dışı işlemlerden haberdar olmadığını mı düşünmeliyiz? Sıkça söylendiği gibi‘kandırıldığına’ mı inanmalıyız? ‘Gayrı meşru’ dokunun bünyeyi sarmasına göz yuman, bunu teşvik eden siyasetçilerin sorumluluklarını görmezden mi gelmeliyiz? Bu işbirliğinin ‘kimi sanık hakkı ihlalleri, kitlesel gözaltı furyaları ve soruşturma gizliliğinin yerlerde sürünmesi dışında … Türkiye’nin sivilleşme sürecinde hafife alınmayacak bir rol’ oynadığını mı düşünmeliyiz? Bunu savunmak da iktidar tarafından‘kandırılmak’ olmaz mı?

Peki kendi celladıyla suç ortaklığı yapan ‘meşru’ iktidar hala meşru mudur? Ve cellat kendi boynunu vurmaktan vazgeçer, biat ederse bu işbirliğine kaldığı yerden devam edecek midir?

Demokrasi ve hukukun ırzına geçmek

Yolsuzlukları ‘bahane ederek’ seçilmiş hükümeti devirmeye çalışan bu ‘gayrı meşru’ yapının darbe girişimini boşa çıkarmanın en kestirme yolu bu iddiaların geçersizliğini kanıtlamak, yolsuzluğa bulaşanları yargılamak mıdır, hukuku askıya almak, soruşturmaların üzerini kapatmak mıdır?

AKP’yi eleştirenleri ahmaklıkla, oryantalistlikle suçlayanlar uçaklarına bindikleri siyasetçilere “kasetler montaj demiştiniz, öyle olmadığı bilimsel raporlarla kanıtlandı; bu konuda ne düşünüyorsunuz” diye sormuş mudur?

“Yolsuzluk soruşturmasında ele geçirilen paralar faiziyle birlikte suçlananlara iade edildi, bu nasıl iş” diyebilmiş midir? Yolsuzlukla suçlanan bakanların neden hala 

Her otoriterleşme, otoriterleşme değildir!

Darbeci ‘gayrı meşru’ yapıya karşı girişimleri otoriterleşme olarak tanımlamayalım, peki. Ve ‘yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, çoğulculuk’ gibi değerlerin arkalarında yatan dinamiklere bakalım.

İki örnek.

Gezi olayları. Diyelim çadırları ‘gayrı meşru’ yapı yaktı. Hükümetin de basireti bağlandı, aşırı tepki verdi. Aradan geçen 1.5 sene bu basiretin çözülmesine yetmedi mi peki? Neden Gezi’de öldürülenlerin davaları hala sürüyor?

Cumhurbaşkanı’na hakaret edilince ‘en kahraman Rıdvan’kesilen savcılar – üstelik paralellerden temizlenmiş Türk yargısı – neden bu ölüm ve yaralanmaların hesabını hala sormadı? Onun yerine Gezi’ye katılanlar birer birer yargılanmaya başladı? Çarşı grubunu darbeye kalkışmak suçlamasıyla mahkemeye vermek nasıl bir ‘dinamiğin’ ürünüdür?

Soma. 300 kişinin öldüğü bir maden kazasından sonra tek bir bakan istifa etti mi? Bırakın bakanı herhangi bir siyasetçi, sorumluluk üstlendi mi? Yerde yatan protestocuya attığı tekmeyle 2014 yılının fotoğrafları arasına giren Yusuf Yerkel hala siyasilere gezilerinde eşlik etmiyor mu? Tüm bunlar, sizin terimlerinizle konuşalım, darbeye elverişli bir ortam yaratmıyor mu?

‘Fena halde yanılan’ aydınlar

Yerimiz dar. Kobani’den barış sürecindeki ayak sürümelere, MİT ve polise olağanüstü yetkiler veren yeni yasalardan, maliyeti bile belli olmayan kaçak AK Saray’a, işini kaybeden gazetecilere, internet yasaklarına, artık gündelik bir hal alan belli bir yaşam biçimini topluma dayatma çabalarına girmiyorum bile.

Ama şunu çok merak ediyorum. Büyüyen Türkiye’nin imajını onu Batı’ya şikayet eden, ‘fena halde yanılan’ entelektüeller mi bozdu, yas tutan madenci yakınlarını bile tokatlamaya yeltenen, 14 yaşındaki çocuğunu yeni gömmüş bir anneyi meydanlarda yuhalatan, kürtajı Roboski’ye, vatana ihanete denk tutan Erdoğan mı?

Bunlar da büyük resmin parçası değil mi? Haydi biz ahmağız, kafasını Erdoğan’a takmış, Batılı ‘dostlarından’ yardım dilenen hastalıklı oryantalistleriz, büyük resmi göremiyoruz. Siz görüyor musunuz?

Yukarıdaki sorulardan bir tanesini – bakın hepsini demiyorum, bir tanesini – lafı eğip bükmeden, Erdoğan’ın gözlerinin içine baka baka ona sorabilir misiniz? Sordunuz diyelim, sorduktan sonra hala havuz medyasında yazmaya devam edebilir, Cumhurbaşkanının gezilerine katılabilir misiniz?

Bu soruları başınıza bir şey gelmeden soramadığınız bir rejim demokratik midir peki? Buna demokrasi diyorsanız o halde yıllarca askeri vesayete karşı neden mücadele ettiniz?

Diyelim siz ‘Ben vesayete vesayet demem, vesayet askeri olmadıkça’ düsturuna inananlardansınız. Eksileriyle artılarıyla Yeni Türkiye’nin eskisinden iyi olduğunu düşünüyorsunuz. Şu‘paralleller’ bir temizlensin, seçimler hayırlısıyla atlatılsın, eksikler de tamamlanır diyen ‘acilciler’densiniz.

Doğruyu gören bir siz misiniz peki? Sizin gibi düşünmeyenlere, sizin soramadığınız soruları soranlara – üstelik çoğunu kişisel olarak da tanıyorsunuz – neye dayanarak ‘ahmak’ ya da ‘yeni oryantalist’ diyorsunuz? Birilerinin size “gözünüzü cemaat nefreti bürümüş” demesinden ya da sizi ‘yandaşlıkla’suçlamasından ne farkı var bunun?

Hem o ‘ahmak’ ya da ‘yeni oryantalist’ dediklerinizin Türkiye’nin otoriterleştiğini görmek için Batı’ya ihtiyacı mı var sanıyorsunuz? Batı önemsiz diyen de sizsiniz üstelik. Okumayın Batı basınını. Okumayın o ahmakları. Kendi doğrularınızla‘alaturka demokrasinizin’ yağında kavrulun.

Zaman kimin yanıldığını göstermeyecek mi sonunda?

http://www.diken.com.tr/otoriterlesme-ve-buyuk-resmi-gormek/

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.04.2020
Korona ve milliyetçilik
24.03.2020
'Sakin ol champ... evdeyim'
16.03.2020
Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?
25.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
10.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
19.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive