Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?


06.01.2015 - Bu Yazı 2436 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Diken’de yayımlanan ‘Otoriterleşme ve büyük resmi görmek’ başlıklı bir önceki yazımda Batı kamuoyunun (Yeni) Türkiye’ye yönelik eleştirilerine verilen tepkileri konu edinmiş, buradan hareketle, bu eleştirilere katılanlara açıkça hakaret eden Etyen Mahçupyan ve Süleymen Seyfi Öğün’ün yanı sıra, Türkiye’nin otoriterleştiğini düşünenlerin ‘kestirme’ve ‘önyargılı’ bir okuma yaptığını ileri süren ve onları yeni oryantalist bir tavır‘ sergilemekle itham eden Ali Bayramoğlu’na toplam 34 (yazıyla otuz dört!) soru yöneltmiştim.

Eleştirilerime karşılık olarak ‘Türk aydının kök hücresi’ başlıklı bir yazı kaleme alan Bayramoğlu bu soruları yanıtlamak yerine kibirli bir üslupla bana siyaset felsefesi dersi vermeyi tercih etmiş. Bunu yaparken de yazıda öne sürülen argümanları -okuduğunu anlayabilecek entelektüel donanıma sahip olduğuna göre- bilinçli olarak çarpıtmış!

Tartışma ya da polemik ahlakına sığmayan bu tutum yetmiyormuş gibi, bir de beni ‘son derece çiğ ve terbiye sınırlarını zorlayan’ bir yazı yazmakla suçlamış.

Sahte çoğulculuk ve çiğlik

Bayramoğlu, Tony Judt, Marc Bloch gibi tarihçilerden alıntılarla süslediği yazısına ‘Cemaatçi-kimlikçi geleneğin’ eleştirisiyle başlıyor ve mutlak bir doğru, tek bir iyi olamayacağının altını çizerek ‘çoğulculuğun’ önemini vurguluyor. Çoğulcu düşüncenin telaffuzunun bile ‘tek siyasi hakikate’ dayalı geleneğe buz kestireceğini ekliyor ve ‘topyekün savaş’ anlayışını yeniden üreten ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımını yerden yere vuruyor- haklı olarak.

Bu çoğulculuk tartışmasının 12 yıldır Türkiye’yi yönetenlerin nefret söyleminin sınırlarını zorlayan diline yönelik olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Hatta üzülerek ifade edeyim, siz de ‘tescilli’ bir Erdoğan karşıtısınız!

Alternatif gerçekler

Bayramoğlu’na göre siyaseti bir ‘ölüm kalım oyunu’na indirgeyenler, bugünün Türkiye’sinin entelektüelleri. Bayramoğlu’nun ‘Anlayamıyor musunuz?’ diye seslendiği 85 aydın mesela ya da o bildiriyi imzalamasa da aynı zihniyeti paylaştığından emin olduğu benim gibileri.

O halde Bayramoğlu’na kendisinin ‘anlayamadığı’ ya da bilerek görmezden geldiği bazı ‘alternatif gerçekler’i hatırlatalım.

1. Siyaseti ‘biz’ ve ‘onlar’ sarmalına sokan, kendileri gibi düşünmeyenleri açıkça ‘vatan haini’ olarak niteleyen, bizzat bu ülkeyi yönetenler olmasın?

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni yıl mesajından kısa bir alıntı: ‘Kimi zaman içimizdeki hainler, kimi zaman yurt dışındaki hasımlar, büyük bir Türkiye’nin inşa ediliyor olmasından … rahatsızlıklarını dile getireceklerdir… 2014 yılının en acı kayıplarından biri … alçakça saldırılar neticesinde yitirdiğimiz genç kardeşlerimizdi. Başta Yasin Börü olmak üzere, bu genç kardeşlerimizi de bugün bir kez daha rahmetle yadediyorum.’

Neden Yasin Börü de Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım değil?

Hem ben milliyetçi/ulusalcılar dışında (onların da aydın olma statüsü tartışılır) kendileri gibi düşünmeyenleri ‘vatan haini’olarak niteleyen bir entelektüel tanımıyorum. Bayramoğlu tanıyor mu? Aydın bildirisine imza atanlar arasında var mı öyle biri?

2. Madem çoğulculuk önemli bir değer, neden Bayramoğlu kendisi gibi düşünmeyenleri, örneğin yukarıda sözü edilen bildiriye imza atanları, Cemaat’le dirsek temasına girmekle ya da indirgemecilikle suçluyor?

Bundan birkaç yıl öncesine kadar bu isimlerle birlikte askeri vesayete karşı birlikte mücadele etmiyor muydu? Bu isimler bugün bile ulusalcılar, radikal sol ve Ergenekon, Balyoz, vb davalarda mağdur olanlar tarafından AKP’ye destek vermekle suçlanmıyor mu? Aralarından bazıları uzun süreden beri Cemaat yargısı ve polisinin hukuksuzluklara itiraz etmiyorlar mıydı?

Diyelim, Bayramoğlu haklı; bu isimlerin hepsi bir gecede her nasılsa Erdoğan karşıtı-Cemaat sevdalısı kesildi. Hani tek doğru yoktu? Belki yanılan ‘biz’ değiliz, Bayramoğlu ve Mahçupyan gibiler. Çoğulculuk, işimize gelince hatırlayacağımız bir değer mi?

3. Askeri vesayete karşı mücadele meşru, ‘mafyatik örgütlenme’Cemaat’e karşı mücadele meşru, demokrasiyi iğdiş eden, bunu yaparken askeri vesayetin MGK’dan YÖK’e tüm kurumlarını kullanan hükümete karşı mücadele meşru değil öyle mi?

Bakın, Türkiye Gazetesi 2 Ocak tarihli haberinde ne yazıyor:‘Paralel Devlet Yapılanması olarak bilinen Gülen hareketi Kırmızı Kitap’a girerek resmen ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak kabul edildi.’

Bunu eleştirene ‘yeni oryantalist’ demek ‘çiğlik’ değil, ‘yeni oryantalist’ diyene soru sormak ‘çiğlik…’ Peki.

Yeri gelmişken kısa bir parantez açalım: ‘Çiğlik’ ve ‘terbiye sınırları’nı zorlamaktan en son bahsedecek kişi, Balyoz davasına dair bulgularının çoğu doğrulanan Dani Rodrik-Pınar Doğan çiftine‘darbeci çocuğu’ diyen, Cemaat’e karşı pek de dostane duygular beslemeyen Demokratik Yargı Grubu üyelerini bir ‘‘Robespiyer’ edasıyla ellerinde ‘seyyar giyotin’ aydınların arkasında dolaşmak’la suçlayan Bayramoğlu’dur (‘Dani Rodrik, Çetin Doğan: Yeniden yargılanma‘, 01.02.2014; ‘Seyyar Giyotin‘, 14.02.2014).

Gayrı meşruluk meselesini es geçmek

Bayramoğlu’nun yazısının beni bir yanıt kaleme almaya iten bölümü ise yazımda ‘gayrı meşru meselesini es geçip meşruya takıldığım’ iddiası.

Nedense Bayramoğlu yazımın en temel paragrafını aktarmamış ya da aktarmamayı ‘seçmiş’; yazının orijinaline referans vermediği için de okuyucuyu bilinçli bir şekilde yanıltmış.

Bahsettiği paragraf şöyle: ‘Bir an için bütün bu iddia edilenlerin doğru olduğunu kabul edelim. Hatta son birkaç yıldır tanık olduklarımızın ‘meşru’ ile ‘gayrı meşru’ arasında bir iktidar mücadelesinin de ötesinde ‘gayrı meşru’ yapının bir darbe ile ‘meşru’ hükümeti devirme girişimi olduğunu varsayalım. Ve bir dizi soru soralım.’

Yani yazım Bayramoğlu’nun ve AKP cenahının iddiasını verili kabul ediyor; sorularını Cemaat’in gayrı meşru bir yapı olduğu, seçilmiş hükümeti devirme amacıyla darbe yapmayı planladığı varsayımından hareketle soruyor.

Bu bilinçli çarpıtma, Bayramoğlu’na meşruluk meselesini tartışmaktan kaçma fırsatını da veriyor. Oysa mesele net.

1. Hükümetin meşruluğunun sorgulanmasına neden olan gayrı meşru yapıyla 10 seneye yakın bir süre devam ettirdiği işbirliği.

Bayramoğlu’nun Al Jazeera Türk’te yayımlanan bir yazısında iddia ettiğine göre, ‘AK Parti’nin siyasi sorumluluğu Cemaat’in operasyonel sorumluluğuna indirgenemez. Cemaat’in ‘altın nesil’ fikri üzerinden devlet alanına yayılması … hiçbir şekildesiyasi iktidarın derinliğini bildiği, parçası ve ortağı olduğu bir proje değildir.’ (italik benim)

Bayramoğlu’na AKP’nin Cemaat yapılanmasının derinliğinden ‘hiçbir şekilde’ haberi olmadığını nasıl bildiğini sormayalım (bu bilgi pek ortalıkta konuşulmuyor olsa gerek).Peki, ülkeyi darbeci bir yapıya farkında olmadan teslim eden hükümet ehil midir?

2. Aynı yazıda Bayramoğlu bu tanımsız ama fiili işbirliği’nin‘Türkiye’nin sivilleşme, geçmişle yüzleşme sürecinde belirleyici rol oynadığını’ da iddia ediyor. Yani gayrı meşru ile meşrunun birlikteliği sivilleşmeye yol açtığı sürece kabul edilebilir. Anlaşılan meşruluk da çoğulculuk gibi sadece işimize yarayınca aklımıza gelen bir araç!

3. Ve Bayramoğlu’nun terimleriyle ‘daha da vahimi’, ‘hükümetin varlığı/meşruiyeti ile hükümetin politikaları arasında, akla 28 Şubatçı mantığı getiren bir özdeşlik’ kurmam, ‘neredeyse 1960’a değecek bir saikle, kendi bakışına dayanarak hükümetin meşru olmadığını iddia’ edebilmem.

Bayramoğlu’nun nasıl darbeci zihniyetle örtüştüğümü iddia edecek kadar kendini kaybettiğini bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Yalnız meşruluğun anlamını ‘kendi bakışıma dayandırmayacak’ kadar siyaset bilimi bilgim var.

Bayramoğlu meşruluğun sandık çoğunluğundan ibaret olduğunu ya da meşruluk ile hükümet politikaları arasında bir bağ olmadığını düşünüyorsa kendisine Tony Judt ve Marc Bloch okumaya ara verip biraz da 1788’den beri kullanımda olan, Alexis de Tocqueville’in 1835 tarihli Democracy in America kitabında popülerleştirdiği ‘çoğunluğun tahakkümü’ kavramı üzerine okuma yapmasını öneririm.

Otoriterleşme, hükümeti eleştirmek

Yazı çoktan Diken okurlarının sabrını zorlayacak uzunluğa geldi. Daha Bayramoğlu’nun ilk yazımda dile getirdiğim hükümete yönelik eleştirileri ‘sıkça ve daha derinlemesine’ yaptığı iddiası var, ki bu ayrı bir yazı, hatta akademik makale konusu. Kısaca değinip geçelim.

Ali Bayramoğlu 1 Ocak 2014 ile 1 Ocak 2015 arasında Yeni Şafak’taki köşesinde 244 yazı yazmış. Bu yazılarda siyasi iktidarın otoriterleşmesine, evet, sıkça değiniliyor. Ama bize çoğulculuk güzellemesi yapan Bayramoğlu bu konuda nedense ‘arafta bir durum’ olamayacağını söylüyor.

Bayramoğlu’na göre, “Siyasi iktidardan hoşlanmasanız da, tutturduğu yolu otoriter, verdiği kavgada kullandığı araçları ve aldığı önlemleri tehlikeli bulsanız da, bunları dile getirmek demokratik bir gereklilik olsa da, ana tablo değişmez. Türkiye’de ‘devlet ve siyaset bir baskın yemiştir.’” Mesele bu krizden ‘otoriterleşme baskısı’ artmadan nasıl çıkılacağıdır. (‘Konforlu Pozisyonlar”, 28.01.2014)

Yani AKP için otoriterleşme bir seçim değil, zorunluluk! ‘Mafyatik örgütlenme’yle mücadelenin doğal sonucu!

Cemaatçi-kimlikçi gelenekten uzak, çoğulcu Bayramoğlu’nun tek doğrusu (!) bu olabilir. Kendisine sorular yöneltmeme neden olan ilk yazının amacı da bu doğruyu dile getirme özgürlüğünü sorgulamak değil -senelerdir dile getiriyor zaten- aksini düşünenleri ‘yeni oryantalist’ ilan etmesiydi. Bana cevaben yazdığı yazıda işi beni ’28 Şubatçı mantığıyla özdeşlik kurmak’la itham etmeye kadar götürmesi aslında ortada tartışacak fazla bir şey olmadığını da gösteriyor.

‘Acı’ bir anekdot

Biraz acı ama Bayramoğlu’nun yazısını okuduğumda aklıma ilk Amerikalı yazar Henry David Thoreau’ya atfedilen bir anekdot geldi.

1846 yılında Amerika-Meksika Savaşı sürerken konan özel vergiyi emperyalist bir savaşta kullanılacağı gerekçesiyle reddeden ve bu yüzden bir gece hapis yatan Thoreau’yu hapishanede ilk ziyaret edenlerden biri arkadaşı Amerikalı felsefeci Ralph Waldo Emerson’dur.

Emerson, Thoreau’ya neden hapiste olduğunu sorar. Thoreau’nun yanıtı ibret vericidir: “Waldo, sen neden burada değilsin?”

Ya sen, Ali Bayramoğlu… Sen neden oradasın?

P.S. Bu yazıda kullandığım malzemeyi hazırlayan Ali Orhan Yılmaz’a teşekkürü borç bilirim.

http://www.diken.com.tr/ali-bayramogluna-bir-yanit-waldo-sen-neden-burada-degilsin/

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.04.2020
Korona ve milliyetçilik
24.03.2020
'Sakin ol champ... evdeyim'
16.03.2020
Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?
25.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
10.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
19.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive