Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

BU DA BENİM ERMENİM...


21.1.2018 - Bu Yazı 433 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Adı Dikran Yanıkyan'dı (Yanekian)... Ermeniydi... Babasından, dedesinden miras kalan mesleği devam ettiriyordu... Bakırcı ustasıydı... Aynı zamanda baytardı, belki de Tarsus'un tek baytarıydı... İster ordunun atları olsun, ister köylünün hayvanları olsun... Ermeni mi, Müslüman mı, Kürt mü bakmazdı... Hepsi Osmanlı tebaasıydı... İşlediği bakırlar Ermenilerin de, Müslümanların da, Kürtlerin de ya da ne bileyim herkesin evinin, mutfağının, hamamının birer parçasıydı...

1915'in o uğursuz cinayetlerine kadar... İttihat Terakki'nin katilleri için bu ülkenin kadim halklarına hayat hakkı tanımayan "Tehcir Kanunu"na kadar... Oğullarını bir gecede alıp kopardılar, Dikran ustadan... Beş kızı vardı... Lusaper, Verta, Makrouhi, Ossanah, Haigouhi (*)… Kızlarını, henüz tüm ayrıntılarıyla öğrenemediğimiz bir biçimde, muhtemelen Halep'e Amerikalı misyonerlere teslim ederek kurtarmıştı... Baytar ve bakırcı olarak onun bir süre daha yaşamasına izin verdiler... Bir süre sonra o da arkasında kimseyi bırakamadan sessizce yok oldu...

Kızlardan üçü ayrı düşmüş... Biri evlenip Kıbrıs'a gitmiş, diğerlerinin yolu Lübnan’a uzanmış... Kızlarından biri ise 20'li yılların başında, 19 yaşında tekrar döndü Tarsus'a... Hiç bir iz bulamadı doğduğu memleketinde... Lusaper Yanıkyan, Amerikan hastahanesinde stajyer hemşire olarak çalışmaya başladı... Aynı hastahanede teknisyen olarak çalışan Kleanthis Leontidis'le sevdalandılar birbirlerine... 1932'de evlendiler Adana'da... Doğdukları topraklardaki mutlulukları 3 sene sürdü... 1930'dan itibaren Müslüman olmayanlar için çıkarılan özel kanunlar, çevrede Müslüman olmayan vatandaşlara karşı kışkırtılan insanlar rahat vermedi onlara... Ailelerinin kaderi, onları da sürgün yollarına döktü... Kıbrıs'a, oradan İngiltere'ye, oradan Kanada'ya ve sonunda ABD'de küçük bir yerleşme merkezi olan Loma Linda'ya sürükledi sürgün hayatı onları... Ve ikisi de, çocuklarının yanında, doğdukları topraklara binlerce kilometre uzakta ve o topraklara hasret içinde yaban ellerinde toprakla buluştular... Dayım, annemin abisi Kleanthis ve onun sevgili hayat arkadaşı Lusaper...

Şimdi, 70 sene sonra bulduğum kuzenimle, Kleanthis ve Lusaper'in hayatta kalan son evladı (82 yaşında) Effie ile haberleşip, konuşup hasret gideriyoruz...

Bu da benim Ermeni hikâyem... Somut... Taş gibi gerçek... Masal değil... Ve bu kısaca hikâye, sevgili kadim dostum Selçuk Uzun'un vefakâr çalışmalarıyla hazırladığımız uzun maceranın küçücük bir parçası...

Dikran Yanıkyan’ın acılı hikâyesini, bir de, Leontidis’lerin hikâyesini beş seneden beri iğneyle kuyu kazar gibi araştıran, kadim dostum Selcuk Uzun’dan dinleyelim:

***

Tarsuslu Dikran Usta

1915 yılının Mayıs ayı…

Sabah 6´da açtığı dükkânında aldığı siparişleri yetiştirmek üzere işe koyulmuştu. Tarsus´un Bakırcılar Çarşısı´nda en iyi bakır ustası olarak nam yapmıştı. Bir kültür mozaiği olan Tarsus´ta her din ve etnik kökenden insanlar hem mesleğindeki ustalığa hem de Ermeni Cemaati içerisindeki yeri nedeniyle ile Dikran Usta´ya saygı duyarlardı. Kendini öylesine işe vermişti ki, içeriye birinin girdiğinin farkına bile varmamıştı. Bugün tüm siparişleri söz verdiği günden daha önce bitirmek istiyor, en azından öğleye kadar ziyaretçi gelmesin istiyordu. Bakır kaptan kafasını bir an kaldırınca, yanıbaşında duran Süleyman Çavuşu fark etti. “Kusura bakma Süleyman Çavuş geldiğini fark edemedim” dedi. Ayağa kalkıp selamlaşıp kucaklaştılar. Ziyaretçilerini ağırladığı bitişik odaya geçerken, hay Allah, yine beni çağırıyorlar diye içinden geçirdi. Bütün çalışma planı bozulacaktı. Sedire oturduklarında Dikran Usta, çırağı yandaki kahveye gönderip iki kahve söylerken, “ne oldu Süleyman Çavuş, hangisi hastalandı” diye sordu. Süleyman Çavuş biraz da kafası önde “hayır Dikran Usta seni çağırmaya gelmedim, hatırını sormaya geldim” dedi. Süleyman Çavuş mesai saatlerinde hatır sormaya değil, jandarmanın hastalanan bir atı için onu çağırmaya gelirdi. Ancak akşam saatlerine doğru hatır sormaya gelir, kahvelerini yudumlarken Tarsus´ta olup bitenleri konuşurlardı. Dikran Usta garipsedi bu ziyareti.

Türkmen olan Süleyman Çavuş, Tarsus´ta jandarma birliğinde görevliydi. Dikran Usta ile birbirlerini uzun zamandır tanırlardı. Dikran Usta´nın bir başka mesleği daha vardı: Askeriyenin yanısıra jandarmanın da atlarının veterineri idi. Babadan kalan bakırcılık mesleğinin yanısıra küçüklükten beri hayran olduğu atlarla haşır neşir olarak, onların sağlığına da merak duymuş, adeta kendini yetiştirmişti. Onun hayat tecrübesi, atların hissettiklerini hissedenin atlarla dost olabileceğine inandırmıştı. Atlara olan bu düşkünlüğü zamanla onu bir şekilde veteriner yapmıştı. Böylelikle askeriye ve jandarmanın veterineri olmuştu. Süleyman Çavuş ile de bu vesile ile dost olmuştu.

Süleyman çavuş, kahveler geldikten sonra Dikran Usta´dan çırağı bir süre dükkandan göndermesini ister. Çırağın gitmesiyle birlikte bu iki dost sedirde kahvelerini yudumlamaya başlarlar. Dikran Usta, bir yudum daha aldıktan sonra gözlerini Süleyman Çavuş´a diker. Hadi anlat der gibidir. Süleyman Çavuş söze nasıl başlayacağını bilemez. “Haberler kötü Dikran Usta” derken sözleri kırık dökük çıkar boğazından. “Yalvarırım kimseye anlatma, söz mü” der. Dikran Usta artık tedirgin olmaya başlamıştır. İkisi de biliyordur ki, konuştukları her zaman aralarında kalmış, hiç kimseye anlatmamışlardır. Dikran Usta, Süleyman Çavuşu rahatlatmak için kafasını bir kaç kere olur diye sallar.

“Haberler kötü” diye tekrarlar Süleyman Çavuş, “dün kumandanlığa ve kaymakamlığa gizli bir emir geldi. Konstantinopel´den. Daha doğrusu Padişah ferman yayınlamış. Telgrafta öyle yazıyordu.” “Ne fermanıymış” diye sorar Dikran Usta. Süleyman Çavuş kahvenin son yudumundan sonra şöyle bir yutkunur. “Gözünü seveyim Dikran Usta, çoluk çocuk, kardeş, bacı herkesi al git buralardan” der. “Hiç olmazsa canlarını kurtar.” Bu sözler karşısında Dikran Usta önce afallar. Süleyman Çavuş´un gözlerine bakarak “ne diyorsun sen!” diye biraz da sesini yükselterek tekrar sorar. Süleyman Çavuş, Dikran Usta´nın böyle feveran çıkışlarına alışık olmadığından, elini onun dizine dayayıp “her şeyi anlatacağım, sakin ol” der. “Padişah fermanı ve hükümet emriyle bütün Ermenileri sürmeye karar vermişler. Çok yakında da sevkiyat başlayacakmış. Kaymakamlıkta kumandan ve kazanın ileri gelenleri toplantı yapıyorlar” diye ekler.

Dikran Usta, Süleyman Çavuş´un söylediklerine önce inanmak istemez. Nasıl inansındı ki, tüm Ermenileri doğdukları topraklardan sürmek, vatanlarından sürmek! Nasıl bir iştir bu! Seferberlikten bu yana ortalık gerginleşmişti, Ermenilere önce silah vermişler daha sonra geri almaya kalkmışlardı. Özellikle çarşı esnafında öylesine dedikodular dolaşıyordu ki! Ama tüm Ermenileri sürmek! Olacak iş değildi. İnanılamazdı.

Süleyman Çavuş, suskunluğu bozmaktan çekinir. Dikran Usta´nın aklından geçenleri tahmin etmeye çalışır. Süleyman Çavuş diye söze başlar Dikran Usta. “Söylediklerine inanasım gelmiyor ama bir dost olarak beni uyardığını düşünüyorum. Ancak aklım almıyor. Biz nereye gideriz ki? Burada kaç nesil doğduk, büyüdük. Burası aynı zamanda bizim de vatanımız.” Süleyman Çavuş başı önde Dikran Usta´nın söylediklerini dinliyordur. Dikran Usta elini onun dizine koyup bir daha sorar: “Tüm Ermenileri mi?” Cevap evettir. Süleyman Çavuş yavaşça kalkar, dostuna sarılır ve kulağına “Dikran ustam, hiç olmazsa canınızı kurtarın. Çok kötü şeyler olacak” diye fısıldar. “Ben sana yardıma hazırım.”

Dikran Usta tekrar sedire oturur. Bir anda bütün çalışma şevki gidivermiştir. Süleyman Çavuş´un “tüm Ermenileri sürecekler” ve ”canınızı kurtarın” sözlerine takılmıştır. 6 yıl öncesini hatırlar. 1909 Adana olaylarını. Tarsus´a da sıçramış, canlarını Amerikan Misyonerliğine sığınarak kurtarmışlardır. Ancak birçok tanıdığını kaybetmiştir. Yıkılan çarşı ve çarşıdaki dükkânını zor bela yeniden kurmuş, işine koyulmuştur. Ortalık birkaç yıl sakin geçmiştir. Ancak Seferberlik ile her şey değişmiştir.

Süleyman Çavuş´un söylediklerine inanıp-inanmamak arasında bocalayan Dikran Usta, akşamı zor eder. Bir sepete daha önce bitirdiği bakır kapları koyup akşam saatinde kilisenin yolunu tutar. Artık Tarsus sokaklarında biraz tedirgin yürüdüğünü fark eder. Kilisenin ön kapısına değil dostu papazın oturduğu odanın kapısına yönelir.

İki kere kapıyı vurunca karşısında kapıyı açan papazın şaşkın yüzüyle karşılaşır. İçeri girmek istediğini işaret eder. Papaz ve Dikran köşedeki masaya otururlar. Elindeki sepeti kenara koyan Dikran Usta, yavaşça sandalyeye oturduktan sonra papazın soru soran yüzüyle karşılaşır. “Hayrola Dikran Usta? Akşam akşam bu ne hal! “ diyen papaza uzun uzun bakakalır. Dikran Usta da tıpkı Süleyman Çavuş gibi “Haberler kötü papaz efendi” diye başlar. “Bugün haber aldım, yakında tüm Ermenileri süreceklermiş. Padişah fermanı ve hükümet emri gelmiş.”

Dikran Usta giderek Tarsus´ta durumun gerginleştiğini fark ediyordur. Bir şeyler yapmalıdır. Tek tük de olsa olaylar başlamış, Ermeni cemaatinden önde gelenlere tehditler yağmaya başlamıştır. Dikran Usta en azından 5 kızını kurtarmanın yollarını aramaya başlar. Aklında hep Süleyman Çavuş´un sözleri vardır: “Hiç olmazsa canlarını kurtar.”

Dikran Usta daha sonra bir kere daha papaza uğrar. Olan biteni konuştuktan sonra, Dikran Usta, Papaz Efendi´den kızlarını nasıl Tarsus dışına çıkarabileceğini sorar. 1 ile 9 yaş arasında olan kızları kurtarmak istiyordur. Papaz, çocukları göndermenin birkaç yolu olduğunu söyler. Ancak bunu organize etmeleri gerektiğini söyler. “Belki yabancı misyonerler bize yardım edebilir. Haberleşmem lazım. Onun için bana birkaç gün müsaade et. Bir yolunu buluruz herhalde” der.

Dikran Usta´nın evinde huzursuz bir bekleyiş vardır. Her gün dükkâna gider, aldığı siparişleri yapar. Günleri iple çeker. Bir gün sabahtan elindeki sepette bakır kaplarla birlikte bir çocuk girer dükkâna. Dikran Usta, çocuğu kiliseden tanıyordur. Selam verdikten sonra sepetteki kapları çıkarıp Dikran Usta´nın tezgâhına koyar. “Papaz Efendi gönderdi bunları, tamir edilecekmiş. Akşam 7´ye yetişeceklermiş” der. “Papaz Efendi sizin getirmenizi istedi” diye de ekler. Kiliseden gelen çocuk Dikran Usta´nın cevabını beklemeden boş sepeti alıp hızla dükkândan çıkar.

Akşamı zor eden Dikran Usta elinde sepetle kilisenin yolunu tutar. Kapı çalındığında saatine göz atan Papaz Efendi, gelenin Dikran Usta olduğunu anlar. Kapıyı açtıktan sonra, Onu kilisenin arka tarafındaki odaya götürür. Papaz Efendi, Tarsus Amerikan Misyonu ile görüştüğünü, kızları alacaklarını ve kızların iki gün sonra sabahtan misyonerliğe götürülmesi gerektiğini söyler.

Yanıkyan ailesi akşam yemeğinde son kez bu ayrılığın sonuçlarını kestiremeden bir araya gelir. Dikran Usta ve eşi Barbara o gece uyumazlar.

Misyonerliğe hareket etmeden önce büyük iki kızın saçları sıfır numara kesilir. Küçüklere de erkek traşı yapılır. Çocuklara erkek elbisesi giydirilir. Ve bir kadın bir erkek iki kişinin refakatinde trenle Tarsus´tan Adana´ya gönderilir kızlar. Adana Amerikan Misyonerliğine kızları teslim ederler ve geri dönerler. Akşam dükkânı kapatmak üzereyken, daha önce kiliseden gelen çocuk sepetle içeri girer. “Dikran Usta, gönderdiğiniz bakır kaplar Adana´ya teslim edilmiş, hepsini çok beğenmişler” der.

Mart ayının başında pazar ayinine giden Dikran Usta, ayin sonrasında Papaz Efendi´nin işaretiyle arka odaya gider. Papaz Efendi, kızların sağ salim Halep´e vardıkları haberini verir. Dikran Usta diz çöküp dua eder. Papaz Efendi´ye nasıl teşekkür edeceğini bilemez. Papaz Efendi´nin eline sarılır sadece.

1915’de Adana, Mersin ve Tarsus Ermenileri için “tehcir” emri çıkarılır. Dikran Usta ve çok az sayıda Ermeni “tehcir”den muaf tutulur. Çünkü onlara ihtiyaç vardır. Ancak Dikran Usta´nın kardeşleri ve akrabaları bu muafiyetten yararlanamazlar.

Kısa bir süre sonra, Dikran Usta´dan da bir daha haber alınamaz…

_________

(*) Hiç birisi doğduğu topraklarda ölmedi…

-Makrouhi Yanekian (Megrian): 1910 (Tarsus) - 1994 (Vancouver, British Columbia, Canada) - eşi: Megerditch (Mıgırdıç) Megrian

-Ossanah Yanekian (Matosyan): 1912 (Tarsus) - 1996 (Londra, İngiltere) – eşi: Matios Matossian

-Haigouhi Yanekian (Inskip): 1908 (Tarsus) - 1999 (Perthshire, İskoçya) – eşi: William Glyn Inskip

-Verta Yanekian: 1914 (Tarsus) - 2000 (San Diego, California, ABD)

-Lusaper Yanekian (Leontidis): 1906 (Tarsus) -1987 (Loma Linda, California, ABD) - eşi Kleanthis Leontidis

.

Facebook Yorumları

Kod8
21.6.2018
SORULAR, TEDİRGİNLİKLER...
9.6.2018
HAYAT TRAMVAYI...
6.6.2018
HALKIN DEMOKRATİK REFLEKSLERİ...
30.5.2018
SENDİKALAR...
27.5.2018
MUHARREM İNCE VE CHP
26.5.2018
SİYASİ DESTEK...
24.5.2018
KAVRAMLAR VE İNSANLAR...
5.5.2018
ŞAPKADAN ÇIKAN ADAY...
2.5.2018
1 MAYIS VE SENDİKALAR...
25.4.2018
ADAY ARAMA SAFSATASI...
20.4.2018
ÜLKENİN ÜZERİNDE BİR HEYULA DOLAŞIYOR...
18.4.2018
TARZAN ZOR DURUMDA...
5.4.2018
ADAYLAR…
5.3.2018
YASAKLAR...
18.2.2018
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET...
12.2.2018
UZUN ZAMANDAN SONRA YENİDEN HDP...
8.2.2018
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI MI...
22.1.2018
SAVAŞ...
21.1.2018
BU DA BENİM ERMENİM...
18.1.2018
CHP'NİN FABRİKA AYARLARI
30.12.2017
BİRİKEN YILLAR...
3.12.2017
KONU AMBARGO MU SAHİDEN...
29.11.2017
AMİ'LERİN OYUNLARI BİTMEZ...
6.11.2017
ERMENİ YA DA RUM DÖLÜ...
26.10.2017
AKŞENER'İN "İYİ" PARTİSİ
19.10.2017
100. YILDÖNÜMÜ...
3.10.2017
HALKLARIN KADERİ...
15.9.2017
YİNE, YENİDEN UZLAŞMA KÜLTÜRÜ...
23.8.2017
SÖZ ÇIKTI MI, GERİ ALINMAZ...
8.6.2017
BÖLGEDE AĞIR ABİLİK...
27.4.2017
HİÇ Mİ GÜNAHINIZ YOK!!!
26.4.2017
ÇİFTE STANDART
18.4.2017
"Oldu da bitti maşallah; iyi olur inşallah!"
17.3.2017
NEYE KARAR VERECEĞİZ...
14.3.2017
SİYASET VE DİPLOMASİ OYUNLARI...
15.8.2015
SEÇİMMİŞ...
10.8.2015
DEVLETE KARŞI DEĞİL Mİ ?
4.8.2015
ÇAĞRI...
31.7.2015
EMANSİPASYON
30.7.2015
SÜREÇ BİTTİ
28.7.2015
YETKİ MESELESİ
21.7.2015
KİMİN İŞİNE YARIYOR?
15.7.2015
TAPMAK VE TAPINMAK
7.7.2015
YENİDEN YUNANİSTAN
4.7.2015
MADIMAK...
30.6.2015
HABER KİRLİLİĞİ
25.6.2015
DEVLETADAMI TAVRI
24.6.2015
HAFIZA-İ BEŞER
21.6.2015
BABALAR GÜNÜ MİZAHI...
21.6.2015
KOALİSYON TOTO...
12.6.2015
KOALİSYON...
10.6.2015
HAFIZA-İ BEŞER...
7.6.2015
NASILSINIZ...
5.6.2015
"MHP'YLE DE OLUR"MU...
3.6.2015
TERBİYENİN MÜSAADE ETTİĞİ...
29.5.2015
SORULAR...
26.5.2015
"TENCERE DİBİN KARA..."
23.5.2015
ÇÖZÜMSÜZLÜK...
21.5.2015
AKP-HDP VE UZLAŞMA...
20.5.2015
GEÇİMSİZ...
10.5.2015
ANNELER GÜNÜ...
4.5.2015
KİŞİYE TAPINMA...
1.5.2015
1 MAYIS VE TAKSİM...
28.4.2015
MEMLEKETTE
26.4.2015
WILLY BRANT’I ANARKEN...
14.4.2015
UZLAŞMA ANAYASASI...
13.4.2015
"BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ"...
12.4.2015
GELECEĞİ GEÇMİŞLE İNŞA ETMEK...
8.4.2015
CHP'YE DEfRİMCİ DESTEK
05.04.2015
MAĞDUR YARATMAK...
02.04.2015
ZEHİR HAFİYELER...
31.03.2015
"ADİL" MAHKEMELER...
29.03.2015
GEREKLİ BİR SOHBET...
12.03.2015
ÖLEN ÇOCUKLAR VE SOYTARILIKLAR...
10.03.2015
TAKDİR VE ELEŞTİRİ ÜZERİNE...
09.03.2015
ATEİZM KORKUSU...
06.03.2015
DARBE SEVİCİLER...
04.03.2015
HASSASİYETLER...
03.03.2015
CUMHURBAŞKANI'NIN GÜVENLİK TEDBİRLERİ VE SAĞLIK...
02.03.2015
KARTLAR AÇILIYOR...
28.02.2015
HDP GÜVENİLİR BİR MUHATAP MI???
28.02.2015
TÜRK TİPİ...
25.02.2015
BATI...
24.02.2015
"FAŞİZM KANUNU"...
23.02.2015
UZLAŞMA KÜLTÜRÜ...
22.02.2015
YİNE ÖLÜMLER...
19.02.2015
GÜNDEM SEÇİM…
17.02.2015
YENİDEN HEDEF...
16.02.2015
GERÇEK HEDEF…
14.02.2015
LAİK EĞİTİM…
12.02.2015
MEŞRUİYET...
29.01.2015
HAKLILIK...
28.01.2015
MİDE BULANTISI...
27.01.2015
SYRIZA'dan İNCİLER...
26.01.2015
SYRIZA
25.01.2015
SİYASET ZANAATI...
23.01.2015
GÜNAYDIN
22.01.2015
AKLANDILAR...
21.01.2015
ÇIPLAK SEVİŞMEYİN...
18.01.2015
OLMADI BU BAŞBAKAN...
14.01.2015
İnananlar – inanmayanlar…
11.01.2015
KATİLLER...
10.01.2015
CİNAYET ŞEBEKELERİ...
08.01.2015
SEÇİM BARAJI...
06.01.2015
DAĞDAKİ ÇOBAN...
04.01.2015
KAYBOLMUŞ RUHLAR...
01.01.2015
BİRİKEN YILLAR...
26.12.2014
Demokrasi ve hukuk
21.12.2014
TUTUKLAMALAR...
17.12.2014
CAMİ - CEM EVİ
16.12.2014
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ...
13.12.2014
YENİ VE ESKİ...
11.12.2014
OSMANLI ARŞİVİ...
09.12.2014
BİTMEYEN NEFRET: TARİHİ TKP..
07.12.2014
DİL KONUSU...
04.12.2014
HİNCE DÜŞÜNCELER...
27.11.2014
EŞİTLİK...
25.11.2014
DOMUZ...
23.11.2014
DENİZ GEZMİŞ...
20.11.2014
EZİKLİĞİN İFADESİ...
17.11.2014
EKONOMİ...
15.11.2014
BEBEKLERİ LEYLEKLER GETİRİR...
13.11.2014
GEYİKLER VE SİYASET...
09.11.2014
MUAYENEHANE HAKKI...
07.11.2014
AK-SARAY...
05.11.2014
HÜZÜN VE SEVİNÇ...
01.11.2014
Devletin koruyucuları: seküler güçler..
25.10.2014
BAŞKANLAR VE MEDYA...
22.10.2014
Bİ SUS YAAA...
16.10.2014
AL SANA BİR KAYA...
13.10.2014
IŞİD VE PKK...
10.10.2014
TAKSİM DAYANIŞMA...
08.10.2014
BUGÜNLÜK NOKTA...
06.10.2014
HOŞGÖRÜ...
04.10.2014
SEÇMELİ...
02.10.2014
ÇÖZÜM SÜRECİ ARTIK DEVLET POLİTİKASI...
01.10.2014
TEZKERE VE BARIŞ SÜRECİ...
30.09.2014
METİN DEMİRTAŞ...
28.09.2014
ZAVALILIK...
26.09.2014
ÇOCUKLAR VE ANA-BABALAR...
24.09.2014
POLİTİKADA KALİTE...
20.09.2014
REHİNELER...
19.09.2014
MİLLİ AYRILIKLAR...
18.09.2014
NEW YORK TIMES...
17.09.2014
YENİDEN IŞİD KONUSU...
16.09.2014
ORTAÖĞRETİM VE OKULLAR...
10.08.2014
SEÇİM GÜNÜ...
20.07.2014
LAİKLER VE SOLCULAR...
16.07.2014
CUMHURBAŞKANLIĞI...
15.07.2014
BATSIN BU DÜNYA ORHAN BABA
02.06.2014
BUGÜN...
26.05.2014
KÖLN'ÜN ÖĞRETTİKLERİ...
20.05.2014
Maliyet hesabı...
15.05.2014
TÜRKİYE'DE MADEN KAZALARI...
11.05.2014
CUMHURBAŞKANI..
04.05.2014
MUHALEFETEYKEN DE ÜLKE YÖNETİLEBİLİR…
03.05.2014
1MAYIS (?!)
18.04.2014
CHP'Lİ BELEDİYE...
02.04.2014
ÇÖPLÜKTE OY PUSULALARI...
15.11.2013
FUHUŞ...
22.08.2013
İNANDIRICILIK...
15.07.2013
FOTOĞRAF…
09.07.2013
Kolera ve veba
07.07.2013
TAYYİP ERDOĞAN’IN AĞZIYLA KONUŞMAK...
24.06.2013
AVRUPA BİRLİĞİ VE ALMANYA
17.06.2013
BİR “28 ŞUBAT“ HİKAYESİ
15.06.2013
HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
10.06.2013
68’DEN GEZİ PARKI’NA…
03.06.2013
SAAT ONİKİYEBEŞVAR!!!
02.06.2013
Devrim mi?
30.05.2013
DEMOKRATİKLEŞME
28.05.2013
27 MAYIS
26.05.2013
AVRUPA VE BİZ…
16.05.2013
Nerede hareket, orada bereket mi!?
15.05.2013
Bu suikast kimin işine yarıyor?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8