Vahap COŞKUN

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak


28.05.2014 - Bu Yazı 2074 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de Kemalist rejimin vesayetçi karakterine ilişkin olarak iki görüş vardır. İlkine göre, Kemalist kadro, halk üzerindeki vesayeti geçici bir süre için öngörmüştür. Vakti geldiğinde vesayet sona erecek, demokratik bir rejime geçilecektir. İkincisine göre ise, Kemalist rejimde vesayet geçici bir süre için ihdas edilmiş değildir. Aksine Kemalistlerin gayesi, vesayeti daim kılmak ve yönetimi her zaman halk adına doğru kararlar vereceği düşünülen kişi, parti ve kurumların eline vermektir.

İlk görüşün sahipleri -ki aralarında Tarık Zafer Tunaya, Ergun Özbudun, Bülend Daver, Metin Heper, Faroz Ahmed gibi isimler bulunur- Kemalizmin esas hedefinin liberal bir demokrasiyi kurmak olduğunu söylerler. Ama halkın içinde bulunduğu koşullar buna imkân tanımaz. Halk ekonomik, sosyal ve siyasal olarak demokratik bir yönetime hazır değildir; kendisi için menfaatinin nerede olduğunu bilmez. Bu sebeple bir süre ona “vasilik etmek” gerekir. Bilgi ve erdem sahibi olanlar, halkı -onun yararına- yönlendirmeli, eğitmeli ve yetiştirmelidir. Halk, “geri”dir; onun “ilerletilmesi” gerekir. Demokrasiye uyum gösterecek düzeye geldikten sonra, rejim demokrasiye kendiliğinden geçecektir. Nitekim II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan da budur.

Fakat ikinci görüşün sahipleri, bu yaklaşımın isabetli olmadığını belirtirler. Mesela Levent Köker, “demokrasiye geçiş” hedefinin tek parti yönetimini meşrulaştıran bir işlev gördüğünü ama Kemalizmin gerçekte böyle bir hedefinin olmadığını belirtir.

İki zihniyetin mücadelesi

Devletin kuruluş aşamasında iki fikir çarpışır: Bir tarafta halkın kendi kendisini yönetmesi gerektiğini savunanlar, diğer tarafta ise halkın kendileri tarafından yönetilmesini isteyenler vardır. İki fikir arasındaki mücadele halkın kendini yönetmeye ehil olmadığını savunanlar tarafından kazanılır. Böylece çeyrek asır boyunca hüküm sürecek tek-parti rejimi kurulur. Tek parti yönetimi hızlı bir şekilde programını uygulamaya geçirir; ekonomik, sosyal ve siyasal alanda tasarımladığı “yeni toplum”u kurmak için zora başvurur ve ülke içindeki bütün farklı sesleri susturur.[1]

Bu rejim, 1945’ten sonra çok-partili bir siyasi düzen geçiş yapar. Ama bu geçişte Kemalist kadronun “artık demokrasinin zamanı geldi” düşüncesinden çok iç ve dış koşullar etkili olur. Kemalistler halkın yeterince olgunlaştığı kanaatinde değillerdir. Keza demokrasi hasretiyle yanıp tutuştukları da söylenmez. Lakin hem içteki huzursuzluk, hem de dışta dünyanın aldığı hal ve oluşan yeni denge, Kemalist rejimi bir tercihte bulunma zorunluluğuna iter. [2] İç ve dış şartların zorlamasının neticesinde Türkiye seçimini Batı’dan yana yapar ve bunun bir sonucu olarak da çok-partili bir yaşama geçilir.

Huzursuz demokrasi

1950’de ilk serbest seçimler yapılır. Halkın tek partiden sıdkı sıyrılmıştır. CHP’ye duyulan rahatsızlık sandıkta ifadesini bulur, DP ezici bir zafer kazanır. Yeni Meclis, Celal Bayar’ı cumhurbaşkanı seçer, halk arasında büyük bir popülariteye sahi olan Adnan Menderes ise başbakan olur.

Yeni parlamento ve hükümet, eskisinden nitelik olarak çok farklıdır. DP milletvekillerinin ağırlıklı bir kısmının bürokratik ve askeri bir geçmişi yoktur. DP grubu, çoğu ticaretle uğraşan, genç ve seçildikleri bölgelerle sıkı irtibatları olan kişilerden oluşmuştur. Türkiye’nin seçkinleri parlamentoda azınlığa düşmüş, iktidara seçkinlerin hep küçümseyerek baktıkları toplumsal grupların temsilciliğini üstelenen bir parti gelmiştir.

Menderes Hükümeti, kırsal kesimin durumunu iyileştirmeyi hedefleyen bir politika izler. Tarımda modernleşmeye hız verir, çiftçilerin çıkarlarına öncelik verir, karayolları ağıyla memleketi ilk kez gerçek anlamda birbirine bağlar, köyleri dışarıya açar. Uygulanan politika meyvesini 1954 seçimlerinde verir, halkın DP’ye verdiği destek büyür ve genişler.

İktidarın değişimi ve zaman içinde DP’nin gücünün tahkimi, gerilimi kaçınılmaz kılar. Gerilim DP’yi de yanlışlara sevk eder, bazı anti-demokratik uygulamalara imza atmasına neden olur. Bilhassa yaşanan birtakım ekonomik sorunlar nedeniyle DP’nin oylarının bir miktar gerilediği 1957 seçimlerinden sonra muhalefet yoğunlaşır. Öteden beri DP’den hazzetmeyen bürokrasi ve ordu içinde DP’ye karşı hareketlenmeler artar, aydınlar ve üniversite camiası da buna destek verir. DP vesayeti sarsmış, sistemde bir gedik açmıştır. Sarsıntının giderilmesi, gediğin kapatılması lazımdır. Asker bu görevi üstlenir, 27 Mayıs’ta darbe yapar, halkın doğrudan seçtiği ilk sivil hükümet olan DP’yi alaşağı ederek yönetime el koyar. Böylece huzursuz da olsa 10 yıldır devam eden demokrasi macerası noktalanır.

Darbeye sevinenler ve üzülenler

Darbe, sadece Ankara ve İstanbul’da sevinçle karşılanır. Bu iki kentte özellikle öğrenciler ve aydınlar darbeyi selamlar ve bayram ilan ederler. Ne var ki ülkenin diğer kentleri bu sevince ortak olmaz. Özellikle “merkez”in dışında, darbecilere rahatsız verecek boyutta derin bir sessizlik vardır. Darbe; “kardeş kanının akmasını önlemek”, “demokrasiyi kurtarmak” ve “Atatürk inkılaplarını korumak ve devletin onuru ve prestijini yeniden tesis etmek” gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılır.[3] Hukuk profesörleri, darbenin haklılığına dair fetvalar verirler.

Ancak bunlar toplum vicdanında makes bulmaz. Darbenin idam sehpasına yolladığı Menderes’e ve arkadaşlarına duydukları sevgilerinde bir eksilme olmaz. Darbecilerin tüm o cerbezeli sözlerine prim vermez, darbenin kendisine karşı yapıldığını anlar. “Hasoların Memoların iktidarı” diye aşağılananın ve “düşükler, kuyruklar” olarak tanımlananın aslında kendisi olduğunu bilir ve 27 Mayıs’ın iktidarı kendisinden alıp belli bir zümrenin eline vermek ve vesayeti sürekli kılmak için yapıldığı gerçeğini hafızasına nakşeder.

Gerçekten de 27 Mayıs, vesayeti kurumsallaştırır ve sürekli hale getirir. Vesayet, Cumhuriyetin kuruluşundan beri rejimin bünyesine hâkim olan esas niteliktir. Bununla birlikte, İnsel’inde dikkat çektiği gibi, vesayetin kurumsallaşma düzeyi bakımından 1960 öncesi ile sonrası arasında bir ayrım yapılmalıdır:

“Bu vesayetin Ulu Önder’in ve Milli Şef’in şahıslarıyla ilgili olmaktan çıkarak kurumsal olarak açıklığa kavuşması 1960 askerî darbesinden sonra gerçekleşti. 1960 öncesi daha çok fiili vesayet rejimi, 1960 sonrası ise kurumsal vesayet rejimi olarak kabaca ikiye ayrılabilir.”[4]

Yoldan çıkan halka karşı ordu

27 Mayıs’tan sonra kurulan düzenin başat iki özelliği var: Bir, bu sistem halka ve halkın oyuna duyulan güvensizlik duygusu üzerine inşa edilir. Bunun için de hem 1961 ve 1982 Anayasalarına demokrasiye aykırı nitelikleri bariz vesayet mekanizmaları yerleştirilir. İki, halkın yoldan çıkmasına karşı bir önlem olarak ordu sistemin içinde özerk ve imtiyazlı bir pozisyona getirilir. Silahlı kuvvetlere temsili demokrasinin esaslarıyla bağdaşmayan bazı önemli ayrıcalıklar sunulur. Böylece kurum olarak ordu, seçilmiş organların izleyecekleri politikalar üzerinde -sivil yönetime geçişten sonra da- etkili bir hale getirilir.[5]

Ordu, Cumhuriyetin kurucusu ve Cumhuriyet değerlerinin taşıyıcısıdır; eğer bu değerlerin tehlikeye düştüğüne kanaat getirdiğinde sistemi düzeltmek için harekete geçmekten imtina etmeyecektir.

Doğrusu ordu, kendisine biçilen -veya kendisine biçtiği- bu misyonu layıkıyla yerine getirdi. 1960’dan sonra 1971’de, 1980’de, 1997’de ve 2007’de bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak sisteme müdahale etti. Kendi kendisini idare etme yeteneğinden mahrum olduğunu düşündüğü Türkiye halkını hizaya soktu. Böylelikle vesayet, tek parti dönemiyle sınırlı kalmadı, kalıcı bir rejim tipine dönüştü. [6]

Ancak son 10 yılda bu vesayet sistemini zayıflatan iki önemli gelişme yaşandı. Biri, 2007’de hükümetin, ordunun verdiği muhtıraya karşı dik durmasıydı. Böylece vesayetçi güçlerin cumhurbaşkanlığı üzerinden mevzi kazanmalarının önüne geçildi. Diğeri ise 2010 referandumuydu. Halk, verdiği oylarla vesayeti bir nebze geriletti. Fakat vesayet sistemi tümüyle ortadan kalkmadı. Anayasası ve birçok temel yasasıyla bu vesayet düzeni halen ayakta duruyor. Ülkenin demokratikleşmesi için bu rejimden tümüyle kurtulması gerekiyor.

27 Mayısçı muhalefet

Bu noktada muhalefete dair de bir-iki söz söylenmeli. Demokratik olma iddiasındaki bir muhalefet, 27 Mayıs’a ilkesel olarak karşı durur, durmalıdır. Zira her askerî darbe, demokrasinin çanına ot tıkarken halkın ekmeğine de el koyar.

Ancak gelin görün ki bugün bile bazı çevreler -ki bunların anamuhalfet partisi içinde de uzantıları var- “27 Mayıs ruhunu” hep canlı tutmaya çalışıyorlar. Eylem ve söylemleriyle 27 Mayıs öncesi muhalefetin ayak izlerini takip ediyorlar. Merkez sağdan gelen tüm liderlere (dün Özal’a, bugün Erdoğan’a) sürekli “Menderes’in sonunu” hatırlatıyorlar. Lafa gelince son derece demokratlar ama demokratik sözcüklerin cilasını kazıyınca yeni bir 27 Mayıs’a umut bağladıkları net biçimde açığa çıkıyor.

Bugün Türkiye’de bir askerî darbe olsa, bu grupların karşı tavır almak şöyle dursun, darbe savunuculuğuna gönüllü yazılacakları, daha siyaseten doğrucu olan bazılarının ise ona mazeret üreteceği belli.

Yani 27 Mayıs’ı bütünüyle bitirmek o kadar kolay değil. 27 Mayıs’tan çıkmak için yapılması gereken yığınla iş ve alınması gereken çok mesafe var.

Ve 27 Mayıslardan 12 Eylüllerden utanç duymayan bir zihniyet sorunumuz var ve bu ülkedeki can sıkıcı siyasi ahlak sorunumuza işaret ediyor.

Bu zihniyet ve ahlaktan kurtulmak zorundayız. Ne kadar çabuk olursak, bizim için o kadar iyi.


[1] Vesayet kavramı açısından Kemalizm-Demokrasi ilişkisinin geniş bir değerlendirmesi için bakınız: Levent Köker; Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi, İletişim Yayınları, s. 211-231.

[2] SSCB, 1945’te süresi dolan Dostluk Antlaşması’nı yenilemeyeceğini Türkiye’ye bildirir ve anlaşmanın yenilenmesi için bazı şartlar öne sürer. Bunlar,  1878-1918 arasında Rusya’ya ait olan yerlerin SSCB iadesiyle iki ülke arasındaki sınırın düzeltilmesi ve İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı bölgesinde Karadeniz’in korunması için müşterek bir Türk-Rus savunma gücünün kurulmasıdır. Türkiye, bu istekler karşısında kendini tehdit altında hisseder. Ayrıca SSCB’nin Doğu Avrupa’da uyguladığı politika karşısında endişeye düşen Batı Avrupa ülkeleri ve ABD, Türkiye’nin Batı Bloku içinde yer almasını ister. Türkiye’nin çok partili siyasi düzene geçişini tetikleyen iç ve dış sebepler için bakınız: Erik Jan Zürcher; Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, s. 299-317.

[3] 27 Mayıs’ı meşrulaştırmak için ileri sürülen argümanlar ve daha sonraki siyasal gelişmeler için bakınız: Kemal Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Timaş Yayınları, s. 111. vd.

[4] Ahmet İnsel; Vesayet Rejiminin Sonu ve Sonrası, Birikim, Sayı 251-252, Mart-Nisan 2010,

http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=389&dyid=5753

[5] Serap YAZICI; Yeni Bir Anayasa Hazırlığı ve Türkiye: Seçkincilikten Toplum Sözleşmesine; Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009, İstanbul, s. 34–35.  

[6] Levent Köker; Sivil Vesayet Kavramının Anlamsızlığı, Zaman, 14.01.2010.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.10.2019
Tehlikeli yalnızlık
11.10.2019
Fırat'ın doğusuna operasyon: Belirsizlikler ihtimaller
6.10.2019
CHP’nin tarihi fırsatı (2): Avantajlar
2.10.2019
Berlin ile konuşmalar (2) Yumurtalar, omlet ve ölüm (*)
28.09.2019
CHP’nin tarihî fırsatı (1) zorluklar (*)
25.09.2019
Ölümü kutsayarak bir gelecek kurulamaz (*)
12.09.2019
Anneler, çocuklar ve siyaset (*)
9.09.2019
İmamoğlu’nun uzun yolu (*)
31.08.2019
Giyotinin altındaki kelleler (*)
28.08.2019
Güvenli bölge, süreç ihtimali ve kayyım (*)
25.08.2019
Bir siyasî intikam operasyonu (*)
21.08.2019
Güvenli bölgeden ötesi (*)
9.08.2019
Bambaşka bir AK Parti (*)
5.08.2019
23 Haziran’dan sonra CHP (*)
29.07.2019
Kürt fobisi (*)
20.07.2019
Fabrika ayarları (*)
5.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
29.06.2019
Halkla inatlaşılmaz
26.06.2019
O sandığa dokunmayacaksın!
15.06.2019
Kürdistan’a dönüş (*)
8.06.2019
Bayramlar aynı, tadı kaçan biziz (*)
4.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (2) aktörler (*)
3.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (1) genel eğilimler (*)
1.06.2019
Ayrılık rüzgârı
26.05.2019
250 sayfalık olmayan gerekçe
24.05.2019
Zemin kayıyor
19.05.2019
Kader seçiminde Kürtler
18.05.2019
Erdoğan’ın büyük kumarı
13.05.2019
Mutfakta pişen bir şey var (*)
7.05.2019
İpler koparken (*)
6.05.2019
Kendi altındaki halıyı çekmek
30.04.2019
31 Mart dersleri (*)
21.4.2019
İlk okumalar - 3 (*)
18.4.2019
İlk okumalar - 2 (*)
15.4.2019
Çuvala sığmayan mızrak
7.4.2019
İlk okumalar-1 (*)
31.3.2019
Son düzlükte (*)
25.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 3 (*)
22.3.2019
Tolstoy ve Gandhi
18.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 2 (*)
14.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 1 (*)
4.3.2019
Çözüm Kürtlerle konuşmakta
24.2.2019
Demokrasiyi zehirlemek*
17.2.2019
Aslolan hayatı savunmaktır (*)
11.2.2019
PYD’nin Esed rejimiyle müzakeresi (*)
1.2.2019
İntikamın ekşi tadı (*)
26.1.2019
Güvenli bölge için üç plan (*)
25.1.2019
Kapsayıcı siyaset ile dışlayıcı siyaset arasında CHP (1)
19.1.2019
Bir ileri, bir geri
13.1.2019
Taşlar yerinden oynarken - 3 (*)
9.1.2019
Taşlar yerinden oynarken (2)
31.12.2018
Taşlar yerinden oynarken - 1 (*)
24.12.2018
31 Mart’a giderken (*)
14.12.2018
Siyasî ayak oyunlarına hukukî kılıf
9.12.2018
Çözümden korkanlar ve çözümü bekleyenler
2.12.2018
“Akil İnsanlar”: Meşruiyete açılan kapı (*)
23.11.2018
AİHM’nin "ağır" Demirtaş kararı*
16.11.2018
Malatya (1) BİLSAM ve kayısı ezmesi
9.11.2018
Son iki yılda HDP ve Demirtaş*
3.11.2018
İttifakta çatlak
29.10.2018
Çözüm süreçlerinde medyanın sorumluluğu*
20.10.2018
Siyasete ayarlı hukuk*
2.10.2018
ABD’nin kafasındaki Suriye (*)
1.10.2018
“Terör uzantısı parti”
21.9.2018
Aman kafanız karışmasın!
21.9.2018
Soçi'nin anlamı
18.9.2018
Tahran’dan sonrası (*)
11.9.2018
İdlib'de adım adım kıyamete
1.9.2018
Karanlık geçmişi sahiplenmek (*)
28.8.2018
On Ders
21.8.2018
HDP’de çarşı karıştı (*)
15.8.2018
İki partili siyasete devam*
8.8.2018
24 Haziran (6): MHP ve İYİ Parti
31.7.2018
24 Haziran (5) HDP’nin oyu kimin oyu? (*)
20.7.2018
24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)
17.7.2018
24 Haziran (3): CHP, Kılıçdaroğlu ve İnce
10.7.2018
24 Haziran (2) Erdoğan ve AK Parti (*)
7.7.2018
Suruç (2) İktidarın ölümcül günahları
30.6.2018
24 Haziran (1) Genel manzara (*)
24.6.2018
Suruç (1) Medyanın ölümcül günahları
22.6.2018
Kaybedince sevineceğim bir iddia (*)
19.6.2018
Saadet Partisinin Kürt raporu*
14.6.2018
“Çatışmadan en fazla zararı toplum görüyor” (*)
10.6.2018
HDP ve seçim barajı meselesi
7.6.2018
Marmara’da bir ada (3) “Sokakta leşi sürünmeyen siyasetçi kalmayacak”
6.6.2018
Zihnimin rengi
1.6.2018
HDP ve kamburu
25.5.2018
Ters tepme listesi (*)
24.5.2018
Marmara’da bir ada (1) Efsanenin silik gölgesi
20.5.2018
24 Haziran’a doğru bölgede durum (*)
17.5.2018
Psikolojik üstünlük kaybı
14.5.2018
24 Haziran ve Akşener’in Yazgısı
11.5.2018
Barışın zamanı ve adresi
5.5.2018
İYİ Parti kimin için “İYİ”? *
2.5.2018
Şapkadan çıkan tavşan
24.4.2018
Etik sorgulamanın doğru adresi
20.4.2018
Göz boyama ve gözdağı
16.4.2018
Taşeron işçinin ekmeğine göz koymak
13.4.2018
Batı, Suriye’ye müdahale eder mi?
6.4.2018
ABD için dönüş vakti mi?
3.4.2018
Zeytindağı (2) “Tarihin hakkı tarihe, Cemal’in hakkı Cemal’e”
30.3.2018
ABD’de Şahinlerin Dönemi
24.3.2018
Afrin’in Ötesi
15.3.2018
Mehmet Altan kararı (*)
12.3.2018
“Paranız yoksa onurunuz var”
2.3.2018
Resmî ideolojinin gücü (4)
25.2.2018
HDP’nin Yeni Dönemi
8.2.2018
Resmî ideolojinin gücü (3)
29.1.2018
Resmî ideolojinin gücü (2)
12.1.2018
OHAL, nasıl bir hal (3) Zorunlu kıyafet
6.1.2018
Irak Kürtleri ve 2018*
3.1.2018
OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem
26.12.2017
ABD’nin denge siyaseti ve PYD (*)
17.12.2017
Kürdistan neresi?
16.12.2017
Trump'ın kuyuya attığı taş
12.12.2017
Sarraf vakasıyla yüzleşmek (*)
2.12.2017
Korku siyaseti kime yarar?
15.11.2017
Kişi kültü ve demokratik normalleşme
13.11.2017
“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”
11.11.2017
Kürdistn referandumu (7) Kürtlerin kaybı, Türkiye’nin kazancı mı?
6.11.2017
Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi
3.11.2017
Kürdistan referandumu (5) beş bin Ülkücü
20.10.2017
Kürdistan referandumu (4) beka meselesi
16.10.2017
Kürdistan referandumu (3) İkinci İsrail
10.10.2017
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
1.10.2017
“Bildiğin gibi değil”
24.9.2017
Hukuk ötesi SİHA
21.9.2017
Kürt anasını gömmesin
18.9.2017
“Ulus-devletçik”
15.9.2017
Masum olsan ne fayda?
9.9.2017
Suspus Meclis
2.9.2017
Meclisin ruhuna fatiha
26.8.2017
Rasyonel seçmen
26.8.2017
Uzun vâdeli mücadele
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
18.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
21.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
30.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
29.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
9.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
13.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
11.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
30.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
24.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
15.7.2015
Kabak tadı
9.7.2015
Gerçeğe dönüş
6.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
30.6.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
25.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
18.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
15.6.2015
Çözüm koalisyonu
11.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
8.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
16.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
11.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
3.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
23.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
14.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
7.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
02.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
23.03.2015
Barışın newrozu
20.03.2015
Barış cümleleri toplamak
15.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive