Vahap COŞKUN

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Barışa katlanmak


26.06.2014 - Bu Yazı 2010 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Dini, dili, ırkı ne olursa olsun, iyiler iyidir.” Hacı Bektaş-ı Veli

“Çocuklar, eğer bir kesekâğıdına bile bir şey yazarsanız, mutlaka altına bir tarih yazıp imzalayın ve bir yerlerde saklayın, yarın ne olacağınız belli olmaz. Türkiye münevverlerinin en büyük zaafıdır, kendini önemsemediği için hiçbir şeyi kayıt altına almaz, hatırat yazmaz mesela.”(s.8)

Sözlerin sahibi Şükrü Hanioğlu. “Çocuklar”dan biri de Muhsin Kızılkaya. 1980’lerin başı. Hanioğlu, Abdullah Cevdet üzerine doktora yapan genç bir akademisyen, Kızılkaya ise İstanbul SBF’de öğrenci.

Bir gün derste Hanioğlu, tarihçi için belgenin ve kaydın önemini anlatmak için sarf eder bu sözleri. Kızılkaya da alır onları kulağına küpe yapar. 2013 Nisan’ında Âkil İnsanlar Heyeti çalışmaları başladığında da, Akdeniz Bölgesi’nde çalışan bir “âkil” olarak gününe not tutar, yaşadıklarını ayrıntılarıyla kaydeder ve ortaya 83 günlük çalışmanın arka planını yansıtan “Barışa Katlanmak” başlıklı bir kitap çıkar.

Dayak yiyen çocuğun intikamı

Kitap, adını Oya Baydar’ın “Kayıp Söz” romanından aklında kalan bir ifadeden almış. Kızılkaya’nın dili çok hoş ve net; kendini okutan bir anlatımı var. Aslında ile Türkçe ile travmatik bir ilişkisi var Kızılkaya’nın. Yatılı okulda okurken kendisini ziyarete gelen annesiyle Kürtçe konuşmuş. Öğretmeni ceza olsun diye onu annesinin gözü önünde dayağa çekmiş. O gün söz vermiş kendine “Sizin dilinizi öğrenip sizden daha iyi konuşacağım” diye.  Öyle de olmuş; şimdilik arkasında bıraktığı 13 kitap ve Kürtçeden Türkçeye kazandırdığı 15 eser Kızılkaya’nın sözünü tuttuğunun bir delili.

Kitabın merkezinde Kızılkaya var. Bu da doğal; çünkü bu onun hatıratı. Zaten kitabın hemen başında bunu belirtiyor ve kitabın bu gözle okunmasını istiyor. Yaşadıklarını kendi penceresinden değerlendiriyor ama bunu yaparken de âkil heyetlere dair toplumun merak ettiği birçok hususu açıklığa kavuşturuyor. Mesela heyetlerin nasıl oluştuğunu, nasıl faaliyet gösterdiğini, çok speküle edilen ve bir itibarsızlaştırma aracı olarak kullanılan âkillerin para/maaş alma meselesini, hükümetin/devletin çalışmalara ne oranda dâhil olduğunu o güzel üslubuyla tane tane anlatıyor.

Silah yerine siyaset

Sürecin karşıtları daha baştan itibaren âkilleri “hükümetin sözcüsü” olarak ilan ettiler, toplumda öyle algılanmalarını sağlamaya çalıştılar. Oysa âkil heyetler çok farklı kesimlerden gelen kişilerden oluşuyordu ve bu onların en önemli özelliğiydi. Yedi bölgede, dokuzar kişilik gruplarda çalışan bu 63 kişinin olağan şartlarda bir araya gelmelerinin imkân ve ihtimali yoktu. Gerçekten de Kızılkaya’nın deyimiyle “dışarıda bir yerlerde karşılaşsa belki de birbirlerine selam vermeyecek kadar bir sürü aykırı, karşıt görüş sahibi insandan” müteşekkildi her bir grup.

Kendi çalıştığım İç Anadolu Heyeti’nden biliyorum. Her birimizin siyasi görüşü, politik tutum alışı, sosyal çevresi, üslubu farklıydı. Değişik sosyal çevrelerden geliyorduk, farklı yaşam tarzlarına sahiptik. Çalışmalar esnasında bize gelen sorulara birbirlerinden oldukça uzak cevaplar, bazen aramızda tartışıyorduk.  Ancak aramızdaki bütün bu farklılıklara rağmen bizi bir arada tutan silahın yerine siyaseti koymaktı. Sürecin gayesi akan kanı dindirmekti. Ölümün yerine hayatı geçirmek ve problemlerin siyasetle çözülmesini sağlayacak bir ortam yaratmaktı. Böylesine bir sürece, okyanusta damla misali olsa da, katkıda bulunmak ertelenemez bir sorumluluktu. Ve âkil” adı verilen o 63 kişi farklılıklarını muhafaza ederek bu sorumluluğu yerine getirmeye çalıştılar.

Bölünme korkusu

Kızılkaya, sürece karşı çıkanların karşıtlıklarını iki nedene dayandırdığını belirtiyor: İlki, bölünme korkusudur. Sürecin ilerlemesi halinde ülkenin bütünlüğünü koruyamayacağını ve nihayetinde bölüneceğini düşünüyorlar. Kızılkaya’ya göre bunun tarihsel bir sebebi var.

“Otuz yıldan beri savaşta bölünmeyen memleket barış masasında mı bölünecek? Aslında bu soru derin bir travmaya işaret eder. Toplumun bilinçaltında bu sorunun başka bir cevabı var aslında. Türkler tarih boyunca ne kaybetmişlerse, savaş meydanlarında değil, barış masalarında kaybetmişler. Bunun yarattığı travmanın etkileri bugün de sürüyordur belki. Belki de barışa olan direnç bu yüzdendir.” (s. 53-54) 

İç Anadolu’da çalışırken biz de en çok “bölünme” içerikli sorularla karşılaşıyorduk. Şöyle bir gözlemim vardı: Bölünme daha ziyade okumuş-yazmışların bir korkusuydu. İşinde gücünde olan, kendisi ve çocukları için daha iyi bir hayat için çalışan esnaf, tüccar, işçi, sıradan vatandaş bölünme sözlerine çok fazla itibar etmiyordu. Onlar hayatın içinden gerekçelerle süreci meşrulaştırıyorlardı. “Savaş bitsin, savaşa harcanan paralarla fabrika kurulsun, çoluk-çocuğumuz iş bulsun”, “Silaha verdiğimiz parayla okul hastane yapalım, çocuklarımız daha iyi eğitim ve sağlık hizmeti alsın”, “Televizyonu açtığımda artık evladını kaybetmiş bir ananın ağlamasını görmek istemiyorum”, “Telefon her çaldığında oğlumun ölüm haberini almak istemiyorum” diyorlardı.

Buna mukabil toplumun okuyan kesimleri bazen komplolara sarılarak, bazen tarihi referans vererek sürecin karşısında duruyorlardı. Onlara göre süreç, Sevr’in hortlatılmasıydı, emperyalizmin yeni bir oyunuydu, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir sonucuydu. En sert protestolarla üniversitelerde karşılaştık. Halk toplantılarında da şiddetli harareti yüksek tartışmalar oluyordu ama bizim konuşmamızı engellemiyorlardı. Fakat bazı üniversitelerde öğrencilerin ve akademisyenlerin konuşmaya bile tahammülleri yoktu.

Dediğim gibi benim ki sadece basit bir gözlemdi. Âkil heyet çalışmaları bittikten bir bilimsel toplantıya katıldım. Orada sunulan bir tebliğ, barış sürecine ilişkin Sivas’ta yapılan bir alan araştırmasına ilişkindi. Araştırmacının ulaştığı sonuçlar, benim gözlemimi teyit eder nitelikteydi; okuma-yazma düzeyi yükseldikçe barış sürecine karşıtlık artıyordu.

Pazarlık

Kızılkaya’nın dikkati çektiği ikinci neden ise, sürecin bir pazarlığa indirgenmesiydi. “Ne verildi de, PKK silah kullanmaktan vazgeçti?” Kızılkaya, bu konuda da ülkenin doğusunda ve batısında iki farklı bakışın olduğunu söylüyor:

“Büyük çoğunluğu ülkenin doğusunda yaşayan ve BDP’ye oy veren, PKK’ya sempatiyle bakan politize olmuş Kürtler ‘Devlet bize ne verdi ki şimdi silahları bırakıyoruz?’ diye sorarken, ülkenin Batısında yaşayan, diğer siyasi partilere oy veren, büyük çoğunluğu kendisini Türk hisseden ahali de ‘Devlet Öcalan’a ne verdi ki şimdi silah bırakıyor?’ sorusunu soruyor.” (s. 66)  

Yani süreci pazarlık olarak gören iki taraf var ve her iki taraf da bu pazarlıktan hoşnut değil. Bir taraf çok şey “verildiği”, diğer taraf ise hiçbir şey verilmediği için şikâyetçi. Elbette 30 yıl süren ve onbinlerce insanın hayatına mal olan bir çatışmadan sonra bu soruların sorulması normal. Her bölgede bu soruya muhatap oldu âkiller. Kendi adıma buna üç cevap veriyordum: Bir, siyasette pazarlık kendi başına kötü bir şey değildir. Silahların nasıl bırakılacağı, silah bırakmaktan sonraki sürecin nasıl işleyeceği konusunda taraflar arasında görüşmelerin yapılması gerekir. Bu, sorun değil, olması gerekendir. İki, temel hakların tanınması barışın zeminini oluşturur ve bu haklar bir pazarlık meselesine indirgenmemelidir. Ve üç, Kürtlerin haklarının tanınması, Türkler için bir kayıp anlamına gelmez.

Edi ile Büdü

Kızılkaya, sağdan-soldan sürece karşı çıkan basın organlarının ya da kalemlerin tavrına dair örneklere de yer vermiş. Mesela Özgür Gündem’de Kızılkaya ve Yılmaz Erdoğan’ı“Hakkârili Edi ile Büdü de listede” diyerek tahkir eden bir yazı yayınlanmış. (s. 40)Sözcü’nün haberi ise ibretlik. Olay şöyle: Akdeniz Heyeti, Isparta’da bir köye gitmiş. Ziyaret sonrası köyden ayrılırken de köyün çocuklarına arkasında Türk bayrağı olan yap-bozlu bir Türkiye haritası hediye edilmiş. Heyet üyeleri ve çocuklar birlikte fotoğraf çektirmişler.

“Gelin görün ki ertesi gün Sözcü gazetesinin birinci sayfasında çocuklarla çektirdiğimiz o fotoğraf yayınlandı ve altında şöyle bir başlık vardı:

‘Çocuklardan akillere ders… Köylü çocukları akillere Türk bayraklı harita hediye etti.’

Kendi hediyemizi çocuklar bize hediye etmişti. 

Gazetecilikte en yüz kızartıcı suç, yalan haber yapmaktır. Ama bunlardaki yüz, yüz değil, yüznumara!” (s.117)

Nusayrilerin yıldızları

Kitapta hoş anekdotlar da var. İki tanesini çok sevdim. Biri, Mustafa Sarıgül’ü tanımamıza birebir. Kızılkaya, entelektüel ve sanatçıların uğrak yeri olan ve kendisinin de sıklıkla gittiği Şişli’deki organik pazarda Sarıgül ile karşılaşmasını anlatıyor:

“Pazar yerini Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül tahsisi etmiş. Yıllar önce kendisini gördüm orada. Kızım henüz iki yaşında kucağımdaydı, bir anda çıktı karşıma ve çocuğu benden alarak havaya kaldırdı. Pazarcı esnafına dönerek ‘İşte bu bile Deniz Baykal’a karşıdır’ dedi. O zaman Deniz Baykal’a karşı olmak modaydı, çocuk neye uğradığını şaşırdı. Sanırım sözlüğünde ‘deniz’ kelimesi yoktu henüz.” (s. 31)

Diğer anekdot ise Nusayrilere ilişkin. Kızılkaya, bundan 14 yıl önce Antakya’ya ilk geldiğinde kaleme almış şu satırları:

“Burada iki yerde arıyor yıldızları Nusayriler. Kafasını kaldıran göktekilere dikiyor gözlerini, aynı gözler yere indiğinde topraktakileri arıyor. İnanışlarına göre kâmil insan yıldızlaşır, yere iner. Onun için göktekiler kolay, herkes görebilir onları. Zor olan yerdeki yıldızları görebilmektir; çünkü herkese görünmez onlar. Buldun mu da yitirmek istemezsin; sofrandaki muhabbete eş, kırbandaki meye ortak olurlar.” (s. 77)

Âkiller, süreç karşıtları tarafından üç boyunca türlü şekillerde aşağılandılar, lanetlediler, itibarsızlaştırmak istendiler. Kızılkaya’nın onlara cevabı, benim de kabulümdür:

“Çalışmalarımız sırasında bin bir hakaret, bin bir küfür işittik.

Kendi namıma hepsi kabulümdür. Bu süreç nedeniyle uzun bir süreden beri tek bir genç insanımızın kanı dökülmüyorsa, varsın bize hakaret etsinler.

Ucunda ölüm yok ya!

Evet, hiçbir şeyin ucunda ölüm olmasın artık.” (s.11)

Muhsin Kızılkaya; Barışa Katlanmak: Bir “Âkil”in 83 Günü, Alfa Yayınları, İstanbul, 2014.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.12.2019
Bir iç güvenlik tehdidi (*)
2.12.2019
Sine-i millet
25.11.2019
Elde var “zaman” (*)
16.11.2019
Kemalizm yeniden şahlanırken (*)
10.11.2019
Soçi’den sonra SDG (*)
2.11.2019
Soçi’den sonra Türkiye (*)
26.10.2019
Ateşe benzin döken akıl (*)
18.10.2019
Tehlikeli yalnızlık
11.10.2019
Fırat'ın doğusuna operasyon: Belirsizlikler ihtimaller
6.10.2019
CHP’nin tarihi fırsatı (2): Avantajlar
2.10.2019
Berlin ile konuşmalar (2) Yumurtalar, omlet ve ölüm (*)
28.09.2019
CHP’nin tarihî fırsatı (1) zorluklar (*)
25.09.2019
Ölümü kutsayarak bir gelecek kurulamaz (*)
12.09.2019
Anneler, çocuklar ve siyaset (*)
9.09.2019
İmamoğlu’nun uzun yolu (*)
31.08.2019
Giyotinin altındaki kelleler (*)
28.08.2019
Güvenli bölge, süreç ihtimali ve kayyım (*)
25.08.2019
Bir siyasî intikam operasyonu (*)
21.08.2019
Güvenli bölgeden ötesi (*)
9.08.2019
Bambaşka bir AK Parti (*)
5.08.2019
23 Haziran’dan sonra CHP (*)
29.07.2019
Kürt fobisi (*)
20.07.2019
Fabrika ayarları (*)
5.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
29.06.2019
Halkla inatlaşılmaz
26.06.2019
O sandığa dokunmayacaksın!
15.06.2019
Kürdistan’a dönüş (*)
8.06.2019
Bayramlar aynı, tadı kaçan biziz (*)
4.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (2) aktörler (*)
3.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (1) genel eğilimler (*)
1.06.2019
Ayrılık rüzgârı
26.05.2019
250 sayfalık olmayan gerekçe
24.05.2019
Zemin kayıyor
19.05.2019
Kader seçiminde Kürtler
18.05.2019
Erdoğan’ın büyük kumarı
13.05.2019
Mutfakta pişen bir şey var (*)
7.05.2019
İpler koparken (*)
6.05.2019
Kendi altındaki halıyı çekmek
30.04.2019
31 Mart dersleri (*)
21.4.2019
İlk okumalar - 3 (*)
18.4.2019
İlk okumalar - 2 (*)
15.4.2019
Çuvala sığmayan mızrak
7.4.2019
İlk okumalar-1 (*)
31.3.2019
Son düzlükte (*)
25.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 3 (*)
22.3.2019
Tolstoy ve Gandhi
18.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 2 (*)
14.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 1 (*)
4.3.2019
Çözüm Kürtlerle konuşmakta
24.2.2019
Demokrasiyi zehirlemek*
17.2.2019
Aslolan hayatı savunmaktır (*)
11.2.2019
PYD’nin Esed rejimiyle müzakeresi (*)
1.2.2019
İntikamın ekşi tadı (*)
26.1.2019
Güvenli bölge için üç plan (*)
25.1.2019
Kapsayıcı siyaset ile dışlayıcı siyaset arasında CHP (1)
19.1.2019
Bir ileri, bir geri
13.1.2019
Taşlar yerinden oynarken - 3 (*)
9.1.2019
Taşlar yerinden oynarken (2)
31.12.2018
Taşlar yerinden oynarken - 1 (*)
24.12.2018
31 Mart’a giderken (*)
14.12.2018
Siyasî ayak oyunlarına hukukî kılıf
9.12.2018
Çözümden korkanlar ve çözümü bekleyenler
2.12.2018
“Akil İnsanlar”: Meşruiyete açılan kapı (*)
23.11.2018
AİHM’nin "ağır" Demirtaş kararı*
16.11.2018
Malatya (1) BİLSAM ve kayısı ezmesi
9.11.2018
Son iki yılda HDP ve Demirtaş*
3.11.2018
İttifakta çatlak
29.10.2018
Çözüm süreçlerinde medyanın sorumluluğu*
20.10.2018
Siyasete ayarlı hukuk*
2.10.2018
ABD’nin kafasındaki Suriye (*)
1.10.2018
“Terör uzantısı parti”
21.9.2018
Aman kafanız karışmasın!
21.9.2018
Soçi'nin anlamı
18.9.2018
Tahran’dan sonrası (*)
11.9.2018
İdlib'de adım adım kıyamete
1.9.2018
Karanlık geçmişi sahiplenmek (*)
28.8.2018
On Ders
21.8.2018
HDP’de çarşı karıştı (*)
15.8.2018
İki partili siyasete devam*
8.8.2018
24 Haziran (6): MHP ve İYİ Parti
31.7.2018
24 Haziran (5) HDP’nin oyu kimin oyu? (*)
20.7.2018
24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)
17.7.2018
24 Haziran (3): CHP, Kılıçdaroğlu ve İnce
10.7.2018
24 Haziran (2) Erdoğan ve AK Parti (*)
7.7.2018
Suruç (2) İktidarın ölümcül günahları
30.6.2018
24 Haziran (1) Genel manzara (*)
24.6.2018
Suruç (1) Medyanın ölümcül günahları
22.6.2018
Kaybedince sevineceğim bir iddia (*)
19.6.2018
Saadet Partisinin Kürt raporu*
14.6.2018
“Çatışmadan en fazla zararı toplum görüyor” (*)
10.6.2018
HDP ve seçim barajı meselesi
7.6.2018
Marmara’da bir ada (3) “Sokakta leşi sürünmeyen siyasetçi kalmayacak”
6.6.2018
Zihnimin rengi
1.6.2018
HDP ve kamburu
25.5.2018
Ters tepme listesi (*)
24.5.2018
Marmara’da bir ada (1) Efsanenin silik gölgesi
20.5.2018
24 Haziran’a doğru bölgede durum (*)
17.5.2018
Psikolojik üstünlük kaybı
14.5.2018
24 Haziran ve Akşener’in Yazgısı
11.5.2018
Barışın zamanı ve adresi
5.5.2018
İYİ Parti kimin için “İYİ”? *
2.5.2018
Şapkadan çıkan tavşan
24.4.2018
Etik sorgulamanın doğru adresi
20.4.2018
Göz boyama ve gözdağı
16.4.2018
Taşeron işçinin ekmeğine göz koymak
13.4.2018
Batı, Suriye’ye müdahale eder mi?
6.4.2018
ABD için dönüş vakti mi?
3.4.2018
Zeytindağı (2) “Tarihin hakkı tarihe, Cemal’in hakkı Cemal’e”
30.3.2018
ABD’de Şahinlerin Dönemi
24.3.2018
Afrin’in Ötesi
15.3.2018
Mehmet Altan kararı (*)
12.3.2018
“Paranız yoksa onurunuz var”
2.3.2018
Resmî ideolojinin gücü (4)
25.2.2018
HDP’nin Yeni Dönemi
8.2.2018
Resmî ideolojinin gücü (3)
29.1.2018
Resmî ideolojinin gücü (2)
12.1.2018
OHAL, nasıl bir hal (3) Zorunlu kıyafet
6.1.2018
Irak Kürtleri ve 2018*
3.1.2018
OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem
26.12.2017
ABD’nin denge siyaseti ve PYD (*)
17.12.2017
Kürdistan neresi?
16.12.2017
Trump'ın kuyuya attığı taş
12.12.2017
Sarraf vakasıyla yüzleşmek (*)
2.12.2017
Korku siyaseti kime yarar?
15.11.2017
Kişi kültü ve demokratik normalleşme
13.11.2017
“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”
11.11.2017
Kürdistn referandumu (7) Kürtlerin kaybı, Türkiye’nin kazancı mı?
6.11.2017
Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi
3.11.2017
Kürdistan referandumu (5) beş bin Ülkücü
20.10.2017
Kürdistan referandumu (4) beka meselesi
16.10.2017
Kürdistan referandumu (3) İkinci İsrail
10.10.2017
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
1.10.2017
“Bildiğin gibi değil”
24.9.2017
Hukuk ötesi SİHA
21.9.2017
Kürt anasını gömmesin
18.9.2017
“Ulus-devletçik”
15.9.2017
Masum olsan ne fayda?
9.9.2017
Suspus Meclis
2.9.2017
Meclisin ruhuna fatiha
26.8.2017
Rasyonel seçmen
26.8.2017
Uzun vâdeli mücadele
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
18.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
21.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
30.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
29.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
9.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
13.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
11.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
30.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
24.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
15.7.2015
Kabak tadı
9.7.2015
Gerçeğe dönüş
6.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
30.6.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
25.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
18.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
15.6.2015
Çözüm koalisyonu
11.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
8.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
16.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
11.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
3.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
23.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
14.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
7.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
02.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
23.03.2015
Barışın newrozu
20.03.2015
Barış cümleleri toplamak
15.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive