Vahap COŞKUN

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Anayasa değişikliğinin içeriği - 4


30.3.2017 - Bu Yazı 992 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anayasa değişiklik teklifinde en çok tartışılan maddelerden biri, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddedir. Tamamen yeniden kaleme alınan bu maddeye yönelik eleştirilerin, cumhurbaşkanına verilen yetkilerden bilhassa ikisi üzerinde toplandığı görülüyor.

Bunlardan birincisi, cumhurbaşkanının üst düzey kamu yöneticilerini ataması ve görevlerine son vermesidir. Öneri, üst düzey kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenleneceğini belirtiyor.
Bu düzenlemede iki soruna işaret edilebilir: Sorunlardan ilki, “üst düzey kamu yöneticileri” kavramının kimleri kapsadığının belli olmamasıdır. Mevzuatta devletin hangi makamını işgal edenlerin “üst düzey” sayılacağını, dolayısıyla bu kapsamda göreve atanmaları ve görevden alınmalarının cumhurbaşkanına bağlanacağını işaret eden bir hüküm yoktur. Muhtemelen bu, sonraki bir iş olarak düşünülmüştür. Sınırların çizilmesi de sistem değişikliğinden sonra çıkarılacak -- yasalara değil -- kararnamelere bırakılmıştır. Bunun da söz konusu sınırların belirlenmesinde Meclisi zayıflatıp cumhurbaşkanını güçlendireceği açıktır.

Diğer sorun ise, cumhurbaşkanına tanınan bu yetkide herhangi bir filtrenin öngörülmemiş olmasıdır. Başkanlık sistemlerinde, başkana kendi kadrosu ile çalışması için gerekli atama yetkisinin verilmesi doğaldır. Ancak söz konusu yetki her türlü denetimden azade değildir. Nitekim ABD’de başkanın üst düzey kamu görevlilerine ilişkin atamaları (bakanlar büyükelçiler, yüksek mahkeme üyeleri vb) Senato’nun onayına tabidir. Başkan, herhangi bir makam için aday belirlerken Senato’nun iradesini dikkate almak zorunda kalır; onay alacak bir adayı göstermeye çalışır.

Teklifte ise böyle bir onay aşaması yoktur. Cumhurbaşkanı atamalarda tek yetkili pozisyonundadır. Atamalar noktasında Meclise hiçbir denetim imkanı tanınmamıştır. Ağırlık tamamen yürütmeye verilmiş ve böylece yasamanın yürütmeyi dengelemesinin önüne bir engel daha çıkartılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

Teklifin kamu hukuku alanında radikal bir dönüşüm yaratmaya namzet en önemli yeniliği, cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi vermesidir. Kararnameler ile cumhurbaşkanına, aslî ve Meclis’ten özerk bir idari düzenleme yetkisi tanınıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yargısal denetimi de AYM’ye bırakılıyor.

Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi, beş noktada sınırlandırılmış. Buna göre:
* Kişilerin temel hak ve özgürlüklerine (ekonomik haklar müstesna) ilişkin konularda;
* Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesine hükmedilmiş konularda; ve
* Kanunla açıkça düzenlenmiş bulunan konularda... cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Ayrıca;
* Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlar arasında çelişki bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.
* TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması halinde kanun hükümleri geçerli olur.

Mevcut Anayasada, asli düzenleme yetkisi bütünüyle ve tek başına TBMM’ye aittir; yürütmeye herhangi bir asli düzenleme alanı bırakılmış değildir. Bu nedenle uygulamada (mesela özelleştirmeler konusunda) ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır. Ali Ulusoy’un belirttiği üzere, AYM ve Danıştay’ın “yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi”ni çok dar yorumlamaları, birbiriyle irtibatlı başlıca üç probleme sebebiyet vermiştir:

Bir, yürütmenin yaptığı birçok düzenleme “yasallık” ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.  İki, hemen her konunun yasayla düzenlenmesi mecburiyetinden ötürü çok uzun ve ayrıntılı yasalar yapılmıştır. Ve üç, özellikle acil karar verilmesi gereken konularda zaman ve enerji heba edilmiş, iktisadi kayıplar yaşanmıştır.

“Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması, idari suç ve ceza konulması, vergi veya benzeri mali yük getirilmesi gibi hassas konular dışında özellikle ekonomik konular gibi acil hareket edilmesi gereken hallerde Yürütmeye asli ve özerk bir düzenleme alanı bırakılması kanımızca isabetlidir ve kamu hukuku sistemimizde ciddi bir reform niteliğindedir.”[1]

Kararname yetkisinin sorunları

Hülasa, yürütmeyi etkin kılmak için cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisinin verilmesi doğru. Maddenin sınırlama gerekçeleri yerinde; teknik formülasyon iyi. Lâkin kağıt üstünde iyi duran bu sınırlamaların tatbikatta işleyip işlemeyeceğini zaman gösterecek. İki hususa dikkat çekilebilir bu noktada.

Birincisi, teklif “kararname” ile “kanun”un çatışması halinde kanun hükmünün esas alınacağını belirtiyor. Böyle bir çatışmanın tesbiti ise ancak bir mahkeme kararı ile olabilir. Yani mahkeme karar verinceye kadar kararname hükümleri uygulanır. Mahkemenin karar verme süresi uzadığı müddetçe, kararname kanun karşısında hükmünü icra eder. Dolayısıyla Mustafa Erdoğan’ın dediği gibi, bu sınırlama pratikte çok fazla değer ifade etmez.[2]

İkincisi, aynı konuda bir yasa çıktığı takdirde cumhurbaşkanlığı kararnamesinin geçersiz olacağı biçimindeki sınırlama da işlevden yoksun hale getirilebilir. Örnek olsun: 600 üyeli Meclis’te toplantı yeter sayısı 200 (üye tamsayısının üçte biri), asgari karar yeter sayısı ise 151 (üye tamsayısının dörtte birinden bir fazla)’dır.  Diyelim ki Meclis, cumhurbaşkanının bir kararnamesini hükümsüz kılmak için toplandı ve 151 vekilin oyu ile bir yasa çıkarttı. Yasanın yürürlüğe girmesi ancak cumhurbaşkanının onayı ile mümkün olabilir. Eğer cumhurbaşkanı yasayı onaylarsa problem ortadan kalkar, kararname geçersiz olur, yasanın hükümleri işlemeye başlar.

Fakat cumhurbaşkanı yasayı onaylamaz da tekrar görüşülmek üzere Meclise geri gönderirse, bu kez yasanın kabulü için 301 oy (üye tamsayısının salt çoğunluğu) gerekir. Yani mevcut halde cumhurbaşkanına tanınan “geciktirici veto,” öneride “güçleştirici veto” şeklini alıyor.   151 oy ile kabul edilip cumhurbaşkanına gönderilen bir yasa cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edildiğinde, Meclisin bu yasayı tekrar Cumhurbaşkanına gönderebilmesi için 301’a çıkması gerekiyor. Eğer cumhurbaşkanı Mecliste çoğunluğu elinde bulunduruyorsa, ona karşı 301 oya ulaşmak mümkün olmaz. Dolayısıyla Meclisin kararnameler üzerindeki denetimi de kağıt üzerinde kalır.

Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu

Yürürlükteki anayasal hüküm (madde 105), cumhurbaşkanının sadece “vatana ihanet” suçundan yargılanabileceğini belirtir. Teklifte ise suçlar arasında bir ayrım yapılmıyor; cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu bütün suçları kapsar hale geliyor. Buna göre, 301 vekilin imzasını taşıyan bir önerge ile, herhangi bir suç işlediği iddiasıyla cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması istenebilir. Soruşturma açılmasına 360 vekilin oyu ile karar verilebilir. Cumhurbaşkanı, komisyon aşamasının tamamlanmasının ardından, 400 oyla Yüce Divan’a sevk edilebilir. Yüce Divan’da seçilmeye engel bir suçtan mahkum edilen cumhurbaşkanının görevi sona erer. Görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için cumhurbaşkanı, görevi bittikten sonra da aynı şartlarda yargılanabilir.

Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunu düzenleyen madde, teklifi hazırlayanların en gözde maddelerinden biridir. Onlara göre, cumhurbaşkanının her suç için yargılanabilir hale gelmesi, hem cezai sorumluluğun kapsamını genişletiyor hem de cumhurbaşkanının yargılanmasını kolaylaştırıyor. Fakat maddeye derinlemesine bakıldığında bu tezin gerçekliğe pek tekabül etmediği fark ediliyor. Üç önemli handikapı var bu maddenin.

1. Parlamenter sistemde cumhurbaşkanın görev suçları haricindeki suçlar için yargılanmasında iki yol var: Ya bu suçlar için herhangi bir özel bir düzenleme bulunmaz, cumhurbaşkanı da sade vatandaş gibi yargılanır. Ya da cumhurbaşkanı bu tür suçlar için milletvekilleri gibi dokunulmazlığa sahip olur.  Nitekim teklifte, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar için “kişisel suçlar” ve “görev suçları” ayrımı yapılıyor; görev suçları için cumhurbaşkanına benzer bir soruşturma yöntemi düzenleniyor; göreviyle alâkalı olmayan suçlarda ise yasama dokunulmazlığı hükümlerine tabi olacağı belirtiliyor.

Fakat cumhurbaşkanı için suçlar arasında bir ayrım öngörülmüyor. Soruşturma bağlamında suçların eşdeğer tutulması, kaçınılmaz olarak hukuki bir açmaza sebep olur. Çünkü  basit bir kişisel suç ile “vatana ihanet” gibi ağır bir suç aynı düzeyde ele alındığından, cumhurbaşkanını basit bir suçtan yargılamak için dahi anayasada öngörülen yüksek nisaplara ulaşmak mecburiyeti doğar. Ayrıca cumhurbaşkanı görevini bitirdikten sonra da ancak aynı şartlarda yargılanabilir. Dolayısıyla, söylenenin aksine Cumhurbaşkanının yargılanması kolaylaştırılmıyor; fiiliyatta, cumhurbaşkanının neredeyse hiçbir suçtan yargılanmamasını mümkün kılacak bir hukuki düzen kuruluyor.

2. Madde metni, cumhurbaşkanını yargılayacak mahkemeyi de bir soruna dönüştürüyor. Diyelim ki, Cumhurbaşkanının göreviyle ilgisi olmayan bir suç işlediği iddia edildi. Meclis’te soruşturma istenmesi, soruşturma açılması ve Yüce Divan’a sevk için yeterli çoğunluklara ulaşıldı. Peki, bu durumda yargılanabilecek mi -- ve hangi mahkemede yargılanacak?

Madde hükmü, cumhurbaşkanının her türlü suçu için Anayasa Mahkemesi’ni adres gösteriyor. Dolayısıyla yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla AYM’de yapılacağı söylenebilir. Fakat burada bir başka anayasal engel ortaya çıkıyor: Anayasanın 148. maddesi, AYM’nin cumhurbaşkanını ancak görevleriyle ilgili suçlarından dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla Meclis’te usul engelleri aşılsa dahi AYM, cumhurbaşkanını diğer (basit) suçlardan yargılayamaz.

3. Bugünkü anayasanın 113. maddesine göre, TBMM kararıyla Yüce Divan’a sevk edilen bir bakanın bakanlığı düşer. Eğer başbakan Yüce Divan’a sevk edilirse, hükümet istifa etmiş sayılır. Öneride ise, ancak Yüce Divan’da seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edildiğinde cumhurbaşkanının görevinin sona ereceği hükmü bulunuyor.

Burada sorulması gereken önemli bir soru var: TBMM tarafından Yüce Divan’a gönderilmiş bir cumhurbaşkanının görevinde kalması doğru mudur? Kanımca, göreviyle bağlantılı bir suç ithamından ötürü Yüce Divan’a sevk edilmiş bir cumhurbaşkanının görevinde kalması düşünülmemelidir. Kişisel bir suçtan dolayı yapılan yargılama ise, cumhurbaşkanının görevini sürdürmesine mani olmamalıdır. Fakat madde metni hatalı bir şekilde örülmüştür. Suçlar arasında bir tefrike gidilmemiştir. Bu nedenle -- teorik olarak -- mesela vatana ihanet suçlamasıyla yargılanan birinin dahi (mahkûmiyet kararı verilinceye kadar)  görevine devam etmesine olanak verilmiştir.
4. Cumhurbaşkanına seçimlerin yenilenmesi yetkisi, cezai sorumluluk noktasında kötüye kullanılan bir araca dönüştürülebilir. Zira madde metninde, hakkında soruşturma açılmasına karar verilen bir cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesi kararı alamayacağı belirtiliyor. Yani Meclisin soruşturma kararı vermesine kadar, cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanabilir. Dolayısıyla, hakkında 301 vekilin soruşturma açılmasını istediği bir cumhurbaşkanı, Mecliste havanın aleyhine döndüğünü görür ve soruşturma kararının çıkacağını düşünürse, seçimlerin yenilenmesi yetkisini kullanıp Meclisi dağıtabilir ve yargılanmasının önüne geçebilir.

Tüm bunların düşük ihtimaller olduğu söylenebilir. Gerçek hayatta karşılaşma şansımızın yok denecek kadar az olduğu, dolayısıyla bunları çok fazla dert etmememiz gerektiği belirtilebilir. Ama anayasal düzen böyle niyetler üzerinden yürümez, yürümemelidir. Mühim bir sistem değişikliğine gidiliyorsa, istismara açık kapılar elden geldiğince kapatılmalıdır. Bu meyanda, cumhurbaşkanlığının cezai sorumluluğunu tayin eden maddede, kişisel suç ile görev suçlarının ayırt edilmesi, her bir suç türü için ayrı ve açık yargılama şartlarının tesis edilmesi gerekirdi.


[1] Ali Ulusoy; “Aralık 2016 Anayasa Teklifi Neler Getiriyor, Neler Götürüyor?”;

www.anayasa.gen.tr/ulusoy-anayasa-degisikligi.pdf (konuluş tarihi 17 Ocak 2017).

[2]  Mustafa Erdoğan; “Başkanlık Sistemi, Latin Amerika Tecrübesi ve Türkiye”; Liberal Perspektif Analiz, Sayı 3, Aralık 2016, s. 25.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
24.01.2020
‘Oyun’ üstüne oyun
16.01.2020
Diyarbekir’de Kürt ulusçuluğu (*)
13.01.2020
İktidara can simidi (*)
3.01.2020
Yeni bir felaket davetiyesi
28.12.2019
İki Ziya (3) Dinmeyen yara: Kürtler (*)
26.12.2019
Geçmiş ve “Gelecek” (*)
17.12.2019
Davutoğlu’nun “hodri meydan”ı (*)
15.12.2019
Kürtler ve yeni partiler (*)
13.12.2019
İki Ziya (1) “Başı kurşunsuz Ziya” ve “başı kurşunlu Ziya” (*)
8.12.2019
Bir iç güvenlik tehdidi (*)
2.12.2019
Sine-i millet
25.11.2019
Elde var “zaman” (*)
16.11.2019
Kemalizm yeniden şahlanırken (*)
10.11.2019
Soçi’den sonra SDG (*)
2.11.2019
Soçi’den sonra Türkiye (*)
26.10.2019
Ateşe benzin döken akıl (*)
18.10.2019
Tehlikeli yalnızlık
11.10.2019
Fırat'ın doğusuna operasyon: Belirsizlikler ihtimaller
6.10.2019
CHP’nin tarihi fırsatı (2): Avantajlar
2.10.2019
Berlin ile konuşmalar (2) Yumurtalar, omlet ve ölüm (*)
28.09.2019
CHP’nin tarihî fırsatı (1) zorluklar (*)
25.09.2019
Ölümü kutsayarak bir gelecek kurulamaz (*)
12.09.2019
Anneler, çocuklar ve siyaset (*)
9.09.2019
İmamoğlu’nun uzun yolu (*)
31.08.2019
Giyotinin altındaki kelleler (*)
28.08.2019
Güvenli bölge, süreç ihtimali ve kayyım (*)
25.08.2019
Bir siyasî intikam operasyonu (*)
21.08.2019
Güvenli bölgeden ötesi (*)
9.08.2019
Bambaşka bir AK Parti (*)
5.08.2019
23 Haziran’dan sonra CHP (*)
29.07.2019
Kürt fobisi (*)
20.07.2019
Fabrika ayarları (*)
5.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
29.06.2019
Halkla inatlaşılmaz
26.06.2019
O sandığa dokunmayacaksın!
15.06.2019
Kürdistan’a dönüş (*)
8.06.2019
Bayramlar aynı, tadı kaçan biziz (*)
4.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (2) aktörler (*)
3.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (1) genel eğilimler (*)
1.06.2019
Ayrılık rüzgârı
26.05.2019
250 sayfalık olmayan gerekçe
24.05.2019
Zemin kayıyor
19.05.2019
Kader seçiminde Kürtler
18.05.2019
Erdoğan’ın büyük kumarı
13.05.2019
Mutfakta pişen bir şey var (*)
7.05.2019
İpler koparken (*)
6.05.2019
Kendi altındaki halıyı çekmek
30.04.2019
31 Mart dersleri (*)
21.4.2019
İlk okumalar - 3 (*)
18.4.2019
İlk okumalar - 2 (*)
15.4.2019
Çuvala sığmayan mızrak
7.4.2019
İlk okumalar-1 (*)
31.3.2019
Son düzlükte (*)
25.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 3 (*)
22.3.2019
Tolstoy ve Gandhi
18.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 2 (*)
14.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 1 (*)
4.3.2019
Çözüm Kürtlerle konuşmakta
24.2.2019
Demokrasiyi zehirlemek*
17.2.2019
Aslolan hayatı savunmaktır (*)
11.2.2019
PYD’nin Esed rejimiyle müzakeresi (*)
1.2.2019
İntikamın ekşi tadı (*)
26.1.2019
Güvenli bölge için üç plan (*)
25.1.2019
Kapsayıcı siyaset ile dışlayıcı siyaset arasında CHP (1)
19.1.2019
Bir ileri, bir geri
13.1.2019
Taşlar yerinden oynarken - 3 (*)
9.1.2019
Taşlar yerinden oynarken (2)
31.12.2018
Taşlar yerinden oynarken - 1 (*)
24.12.2018
31 Mart’a giderken (*)
14.12.2018
Siyasî ayak oyunlarına hukukî kılıf
9.12.2018
Çözümden korkanlar ve çözümü bekleyenler
2.12.2018
“Akil İnsanlar”: Meşruiyete açılan kapı (*)
23.11.2018
AİHM’nin "ağır" Demirtaş kararı*
16.11.2018
Malatya (1) BİLSAM ve kayısı ezmesi
9.11.2018
Son iki yılda HDP ve Demirtaş*
3.11.2018
İttifakta çatlak
29.10.2018
Çözüm süreçlerinde medyanın sorumluluğu*
20.10.2018
Siyasete ayarlı hukuk*
2.10.2018
ABD’nin kafasındaki Suriye (*)
1.10.2018
“Terör uzantısı parti”
21.9.2018
Aman kafanız karışmasın!
21.9.2018
Soçi'nin anlamı
18.9.2018
Tahran’dan sonrası (*)
11.9.2018
İdlib'de adım adım kıyamete
1.9.2018
Karanlık geçmişi sahiplenmek (*)
28.8.2018
On Ders
21.8.2018
HDP’de çarşı karıştı (*)
15.8.2018
İki partili siyasete devam*
8.8.2018
24 Haziran (6): MHP ve İYİ Parti
31.7.2018
24 Haziran (5) HDP’nin oyu kimin oyu? (*)
20.7.2018
24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)
17.7.2018
24 Haziran (3): CHP, Kılıçdaroğlu ve İnce
10.7.2018
24 Haziran (2) Erdoğan ve AK Parti (*)
7.7.2018
Suruç (2) İktidarın ölümcül günahları
30.6.2018
24 Haziran (1) Genel manzara (*)
24.6.2018
Suruç (1) Medyanın ölümcül günahları
22.6.2018
Kaybedince sevineceğim bir iddia (*)
19.6.2018
Saadet Partisinin Kürt raporu*
14.6.2018
“Çatışmadan en fazla zararı toplum görüyor” (*)
10.6.2018
HDP ve seçim barajı meselesi
7.6.2018
Marmara’da bir ada (3) “Sokakta leşi sürünmeyen siyasetçi kalmayacak”
6.6.2018
Zihnimin rengi
1.6.2018
HDP ve kamburu
25.5.2018
Ters tepme listesi (*)
24.5.2018
Marmara’da bir ada (1) Efsanenin silik gölgesi
20.5.2018
24 Haziran’a doğru bölgede durum (*)
17.5.2018
Psikolojik üstünlük kaybı
14.5.2018
24 Haziran ve Akşener’in Yazgısı
11.5.2018
Barışın zamanı ve adresi
5.5.2018
İYİ Parti kimin için “İYİ”? *
2.5.2018
Şapkadan çıkan tavşan
24.4.2018
Etik sorgulamanın doğru adresi
20.4.2018
Göz boyama ve gözdağı
16.4.2018
Taşeron işçinin ekmeğine göz koymak
13.4.2018
Batı, Suriye’ye müdahale eder mi?
6.4.2018
ABD için dönüş vakti mi?
3.4.2018
Zeytindağı (2) “Tarihin hakkı tarihe, Cemal’in hakkı Cemal’e”
30.3.2018
ABD’de Şahinlerin Dönemi
24.3.2018
Afrin’in Ötesi
15.3.2018
Mehmet Altan kararı (*)
12.3.2018
“Paranız yoksa onurunuz var”
2.3.2018
Resmî ideolojinin gücü (4)
25.2.2018
HDP’nin Yeni Dönemi
8.2.2018
Resmî ideolojinin gücü (3)
29.1.2018
Resmî ideolojinin gücü (2)
12.1.2018
OHAL, nasıl bir hal (3) Zorunlu kıyafet
6.1.2018
Irak Kürtleri ve 2018*
3.1.2018
OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem
26.12.2017
ABD’nin denge siyaseti ve PYD (*)
17.12.2017
Kürdistan neresi?
16.12.2017
Trump'ın kuyuya attığı taş
12.12.2017
Sarraf vakasıyla yüzleşmek (*)
2.12.2017
Korku siyaseti kime yarar?
15.11.2017
Kişi kültü ve demokratik normalleşme
13.11.2017
“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”
11.11.2017
Kürdistn referandumu (7) Kürtlerin kaybı, Türkiye’nin kazancı mı?
6.11.2017
Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi
3.11.2017
Kürdistan referandumu (5) beş bin Ülkücü
20.10.2017
Kürdistan referandumu (4) beka meselesi
16.10.2017
Kürdistan referandumu (3) İkinci İsrail
10.10.2017
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
1.10.2017
“Bildiğin gibi değil”
24.9.2017
Hukuk ötesi SİHA
21.9.2017
Kürt anasını gömmesin
18.9.2017
“Ulus-devletçik”
15.9.2017
Masum olsan ne fayda?
9.9.2017
Suspus Meclis
2.9.2017
Meclisin ruhuna fatiha
26.8.2017
Rasyonel seçmen
26.8.2017
Uzun vâdeli mücadele
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
18.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
21.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
30.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
29.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
9.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
13.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
11.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
30.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
24.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
15.7.2015
Kabak tadı
9.7.2015
Gerçeğe dönüş
6.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
30.6.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
25.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
18.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
15.6.2015
Çözüm koalisyonu
11.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
8.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
16.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
11.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
3.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
23.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
14.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
7.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
02.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
23.03.2015
Barışın newrozu
20.03.2015
Barış cümleleri toplamak
15.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive