Vahap COŞKUN

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Neden hayır?


16.4.2017 - Bu Yazı 1387 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugüne kadar iki halk oylamasında oy kullandım. 2007 yılındaki referandumun konusu, cumhurbaşkanını seçme yetkisinin Meclisten alınıp halka verilmesini öngören anayasa değişikliğiydi. AKP, müesses nizamın 367 rezaletini aşmak ve bir daha böylesine hukuki görünümlü hukuk-dışılıklara kapıyı tamamen kapatmak için doğrudan halkı yetkilendirme yolunu seçmişti. Aslında sonucu önceden belli bir referandumdu;halkın direkt söz sahibi olma fırsatını tepmeyeceği açıktı. Öyle de oldu; halk yüzde 69 ile teklifi onadı. 

2010 yılında yapılan referandum daha geniş kapsamlı bir anayasa tadilini içeriyordu. 1982 Anayasasının 27 maddesi değiştirilmekteydi. 12 Eylül darbesinin sorumlularına karşı yargı yolu açılıyor, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınıyor, YAŞ kararları yargı denetimine açılıyor, askeri yargının alanı daraltılıyor, AYM ve HSYK’nın yapısı yenileniyordu. Toplumda üç eğilim vardı: AKP “evet”i, CHP ve MHP “hayır”ı, HDP ise “boykot”u savunuyordu. Canlı ve heyecanlı bir kampanyanın ardından halk yüzde 58 ile anayasa değişikliğine vize verdi. 

Her iki halk oylamasında da gönül rahatlığı ile “evet” oyu verdim. Özellikle 2010’da “yetmez ama evet” sloganıyla yürütülen kampanyaya canla başla katkı sunmaya çalıştım. (Bir bahsi diğer, ama adı geçmişken değineyim: Şimdilerde kimileri “yetmez ama evet”i günah keçisi yapmak istiyor ve neredeyse memleketin başına gelen her türlü fenalığı o kampanyadan biliyor. Kesinlikle katılmıyorum; “yetmez ama evet” doğru bir tavırdı; hem o gün hem de bugün için.) 

16 Nisan’da yine bir anayasa değişikliğini oylayacağız. Serbestiyet’te birçok yazar, nedenleriyle birlikte kendi renklerini açıkladı. Ben de bu yazıda kendi tercihimi ve dayanaklarını belirteceğim. Oyum bu kez “hayır olacak. Gerekçelerimi birkaç noktada özetleyebilirim.

Kötü bir başkanlık kopyası

(1) Diğer hükümet sistemlerine olduğu gibi başkanlığa da kategorik bir karşı duruşum yok. Hattâ Türkiye için iyi organize edilmiş bir başkanlığı, parlamentarizme tercih edebilirim. Başkanlığın sağlıklı bir şekilde işlemesi için üç önemli şarttan bahsedilebilir. Bunlar: temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması; denge ve denetleme mekanizmalarına yer verilmesi; adem-i merkeziyetçi bir yönetim modelinin kabul edilmesidir. 

16 Nisan’da halka sunulacak olan teklif bu bağlamda irdelendiğinde, yüreklere su serpen bir tablonun olmadığı açıktır. Zira teklifte temel hakları genişleten bir düzenleme bulunmuyor. Denge ve denetleme mekanizmaları ihmal ediliyor. Merkezden yerele herhangi bir yetki devredilmiyor. Teklif, orijinal başkanlık sisteminden ciddi şekilde sapıyor. 

Elbette “ABD başkanlık sistemi mot à mot uygulanacak” diye bir kural yok. Ayrıca bu mümkün de değil; her ülke kendi şartlarını gözetir ve benimsediği hükümet sisteminde buna uygun rötuşlar yapabilir. Ama bir sistem bu denli özünden koparılamaz. Türkiye’nin bu denli kötü bir başkanlık kopyasını hak etmediği kanısındayım. 

(2) Anayasa değişiklik teklifinin hukuki-teknik yanına ilişkin görüşlerimi beş yazıda dile getirmeye çalıştım. (Serbestiyet,25-26-27-28 Mart ve 2 Nisan) Eleştirilerimi ve önerilerimi tekrarlayacak değilim, ama temelde şunu söyleyebilirim: Değişiklik metni birçok açmaz barındırıyor; yasama, yürütme ve yargı arasındaki mesafeyi silikleştiriyor; kuvvetleri ayırması gerekirken kuvvetleri tek elde birleştirme gayesi taşıyor. Demokratik denetim mekanizmalarını çok güçsüz bırakıyor. Yasama ve yargının, yürütmeyi kontrol etmesinin önüne çeşitli engeller koyuyor. 

Sistem bir şahsa güven üzerine bina ediliyor. 1982 Anayasasının kanun koyucusu, nasıl ki hep Evren ve Evren tarzı kişilerin başta olacağı beklentisiyle hareket etmişse, mevcut teklifin hazırlayıcıları da hep Erdoğan ve Erdoğan tarzı kişilerin iktidara oturacakları düşüncesiyle kalemealınmış. Bu, iki açıdan yanlış. Bir, yakın tarih böylesi beklentilerin çok da gerçekçi olmadığını gösteriyor. Ve iki, kişi bazlı modellerin demokratikleşmeden ziyade otoriterleşmeye hizmet etme ihtimali çok daha yüksek. 

İdam ve kalıcı 1982 Anayasası

(3) AKP-MHP’nin anayasa değişikliği vesilesiyle girdikleri ittifak, Türkiye’nin geleceği bağlamında iki önemli soruntaşıyor. Birincisi, son derece sert bir milliyetçi söyleme yaslanan bu ittifak, genelde bir demokratikleşme ve özgürlük perspektifini yansıtmadığı gibi, özelde Kürt meselesinin çözümü noktasında da bir umut vermiyor. Teklifi savunma sadedinde söylenenlere bakıldığında, bu rahatlıkla tespit edilebilir. Mesela Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin idama dair sözleri işin vahametini çok çıplak bir şekilde ortaya koyuyor. Bilhassa Erdoğan idamı kampanyanın en önemli vaatlerinden biri yaptı. Hükümetin bütün uzak durma ve bulaşmama çabasına karşın Erdoğan idam mevzuunu öyle bir noktaya getirdi ki, artık kendisi için bile geri dönüşü zor bir yola girdi.

İkincisi, mezkûr ittifak, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yeni ve demokratik bir anayasayı çok güçleştiriyor. Zira Erdoğan’ı anayasa değişimi konusunda motive eden, başkanlıktı. MHP’nin ise anayasa konusundaki temel talepleri ilk dört maddeye dokunulmaması, anadilde eğitime geçit verilmemesi, vatandaşlığın etnik tanımından vazgeçilmemesi ve herhangi bir adem-i merkeziyetçi reformun yapılmamasıydı. 

Referanduma gidecek metin, her iki ortağın da isteklerini karşılıyor. Kabul edildiği takdirde AKP ve MHP yeni bir anayasa defterini kapatır, anayasayı değiştirme yönünde bir irade göstermezler. Belki anayasal krizler bir değişikliği tetikleyebilir, ama her hâlükârda 1982 Anayasası daha uzunca bir süre varlığını idame ettirir. Bu da Türkiye için hayırlı bir netice doğurmaz. 

Mevcudu savunmak 

(4) Mer’i sistem birçok probleme sebebiyet veriyor. Benim açımdan ne savunulabilir bir tarafı var, ne de sürdürülebilir bir tarafı. Dolayısıyla değişmesinden ancak memnuniyet duyarım. Fakat bu değişimin de müspet bir seyir izlemesi icap eder. Oysa getirilen öneri gerek hukuki ve gerek siyasi yönlerden işleri daha da kötüleştirebilecek bir potansiyel taşıyor. Bu itibarla, benim için, bu anayasa değişimine karşı durmak mevcudu savunmak anlamına gelmiyor. Tam aksine, gerçek bir değişimin önünü açık tutmayı imliyor. 

(5) Hepimiz akıl izan sahibi insanlarız. Sandık başına gideceğiz ve hükümet sisteminin ne olacağına karar vermek için oylarımızı kullanacağız. Burada önemli olan, tek tek bireyler olarak bizim ne düşündüğümüzdür. Artıları ve eksileri tartıp bir karara varmamızdır. 

2007’de ve 2010’da “evet” derken sadece aklıma ve vicdanıma müracaat ettim. Kimin evet, kimin hayır dediğiyle ilgilenmedim. Siyasi fikriyatımı şekillendiren ilkelere uygun gördüğümü destekledim, yanlış bulduğumu eleştirdim. 

16 Nisan’daki kararımı belirleyen de budur. Dolayısıyla -- bazılarının yaptığı gibi -- başkalarının tavrı üzerinden bir rota tayin etmenin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Zira siyasi alanda aktörlerin ittifak ilişkileri ve tutumları konjonktüre ve çıkarlara bağlı olarak sürekli bir değişim gösterir. Misal;“evet” cephesinin ortakları olan AKP ve MHP arasında kısa bir süre öncesine kadar büyük bir çekişme vardı. Hattâ bugün Erdoğan’ın en büyük destekçisi olan Bahçeli, daha dün sayılabilecek bir tarihte Erdoğan’a “Ver Bilal’i al iktidarı”diye sesleniyordu. Ya da şimdilerde Erdoğan’ın çok sert eleştirilerine muhatap olan AB, 2010’a kadar hem içte hem dışta Erdoğan’ın en mühim dayanak noktalarından biriydi.

Netice-i kelam, siyasette öyle mutlak kalıcı pozisyonlar yoktur; bugün birbirlerine karşı düşman postuna bürünenler yarın can ciğer kuzu sarması olabilirler. O nedenle ona buna bakıp bir yola girenler yanılabilir. “Filankesler ‘hayır’ diyor, o halde biz ‘evet’ diyelim” ya da “Falankesler ‘evet’ diyor, o halde biz ‘hayır’ diyelim” tavrı, doğru bir ölçüt olamaz. Doğru ölçüt, insanın kendi muhakemesidir. 

Cennet ya da cehennem 

16 Nisan akşam saatlerinde sonucu almış olacağız. Halkın iradesi ister “evet”, ister “hayır” olarak tecelli etsin, iki hususu her daim aklımızda tutmalıyız. 

Birincisi, kampanya süresince evet ve hayır taraftarları 16 Nisan’a gereğinden fazla bir anlam yüklediler. Evetçilere göre kendi tercihlerinin galip gelmesi halinde terörün beli kırılacak, vesayet odakları dağıtılacak, ekonomi uçacak, dünyaya ders verilecekti. Tersi durumda ise terör azacak, ekonomi kırılganlaşacak, vesayet odakları gaza basacak, ülke dışarıdan manipülasyonlara açık hale gelecekti. 

Keza hayırcılara göre de, “evet” kazandığında memleket tek adama esaret haline girecek, bütün demokratik kazanımlar ortadan kalkacak, azgın bir diktatörlük kurulacaktı. Ama hayır çıktığında herkes kazanacak, demokratik bir hamle yapılacaktı. 

Her iki tavır da son derce abartılı; halk oylamasında varılacak sonuca göre Türkiye “cennete” ya da “cehenneme” dönecek değil. Bir anayasa değişikliğine bu kadar büyük sonuçlar bağlanamaz. Tanel Demirel’in haklı olarak işaret ettiği gibi: 

“Anayasalar ve genel olarak kurumsal yapılar demokratik oyunu oynayan aktörlerin davranışlarını belirlemezler. Bazı eylemleri teşvik edip bazı maliyetleri artırarak aktörlerin manevra alanlarını sınırladıkları için etkileri dolaylı ve ikincildir. Anayasaların nasıl yorumlanacağı siyasi güç dengelerine göre şekillenecektir. Demokrasinin akıbetini belirleyen asli unsurlar yerel ve uluslararası sosyal ve siyasi dinamiklerle varlıklarını demokratik rejime borçlu olan siyasi aktörlerin yaptıkları ve yap(a)madıklarıdır.”

Yani hem evetçilerin hem de hayırcıların “cennet” ve “cehennem” senaryolarına fazla itibar etmemek lazım. Hangi sonuç çıkarsa çıksın 17 Nisan’dan itibaren hayat da, sistem tartışması da, anayasal arayışlar da devam edecek. 

Meşru siyasal pozisyonlar

İkincisi ve daha önemlisi, hem “evet” hem de “hayır” meşru siyasal pozisyonlardır. Bir anayasa değişikliği mevzubahis olduğunda bireyler farklı öngörülerde bulunurlar. Herkes geleceğin nasıl biçimleneceğini tahmin eder. Ancak kimse hakikatin sırrına vakıf değil. Geleceğin anahtarını elinde tutan biri de yok. Ne tahminlerimizin tutacağının bir garantisi var,ne de bir tahminin diğerine karşı kategorik bir üstünlüğü. Dolayısıyla bireylerin değişik öngörü ve beklentilerden hareketle “evet” veya “hayır”a gönül indirmeleri hem doğal hem de meşrudur. 

Keza insanların öncelikleri de birbirinden ayrıdır. Birininhayati değer biçtiği bir husus diğeri için önem sıralamasında altlarda kalabilir. Tabiatıyla herkes önceliğine bağlı olarak bir siyasi konum alır ve “evet” ya da “hayır”ı tercih eder. Her iki tercih de meşrudur. 

Nihayetinde bu bir yarıştır; günün sonunda bir tercih diğerine galebe çalar, “karar”a dönüşür. Bir taraf kazanır diğer taraf kaybeder. İster kazanan ister kaybeden tarafta olsun bütün siyasi ve toplumsal aktörlere düşen, halkın seçimle şekillenen iradesine saygı duymaktır. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
5.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
29.06.2019
Halkla inatlaşılmaz
26.06.2019
O sandığa dokunmayacaksın!
15.06.2019
Kürdistan’a dönüş (*)
8.06.2019
Bayramlar aynı, tadı kaçan biziz (*)
4.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (2) aktörler (*)
3.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (1) genel eğilimler (*)
1.06.2019
Ayrılık rüzgârı
26.05.2019
250 sayfalık olmayan gerekçe
24.05.2019
Zemin kayıyor
19.05.2019
Kader seçiminde Kürtler
18.05.2019
Erdoğan’ın büyük kumarı
13.05.2019
Mutfakta pişen bir şey var (*)
7.05.2019
İpler koparken (*)
6.05.2019
Kendi altındaki halıyı çekmek
30.04.2019
31 Mart dersleri (*)
21.4.2019
İlk okumalar - 3 (*)
18.4.2019
İlk okumalar - 2 (*)
15.4.2019
Çuvala sığmayan mızrak
7.4.2019
İlk okumalar-1 (*)
31.3.2019
Son düzlükte (*)
25.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 3 (*)
22.3.2019
Tolstoy ve Gandhi
18.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 2 (*)
14.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 1 (*)
4.3.2019
Çözüm Kürtlerle konuşmakta
24.2.2019
Demokrasiyi zehirlemek*
17.2.2019
Aslolan hayatı savunmaktır (*)
11.2.2019
PYD’nin Esed rejimiyle müzakeresi (*)
1.2.2019
İntikamın ekşi tadı (*)
26.1.2019
Güvenli bölge için üç plan (*)
25.1.2019
Kapsayıcı siyaset ile dışlayıcı siyaset arasında CHP (1)
19.1.2019
Bir ileri, bir geri
13.1.2019
Taşlar yerinden oynarken - 3 (*)
9.1.2019
Taşlar yerinden oynarken (2)
31.12.2018
Taşlar yerinden oynarken - 1 (*)
24.12.2018
31 Mart’a giderken (*)
14.12.2018
Siyasî ayak oyunlarına hukukî kılıf
9.12.2018
Çözümden korkanlar ve çözümü bekleyenler
2.12.2018
“Akil İnsanlar”: Meşruiyete açılan kapı (*)
23.11.2018
AİHM’nin "ağır" Demirtaş kararı*
16.11.2018
Malatya (1) BİLSAM ve kayısı ezmesi
9.11.2018
Son iki yılda HDP ve Demirtaş*
3.11.2018
İttifakta çatlak
29.10.2018
Çözüm süreçlerinde medyanın sorumluluğu*
20.10.2018
Siyasete ayarlı hukuk*
2.10.2018
ABD’nin kafasındaki Suriye (*)
1.10.2018
“Terör uzantısı parti”
21.9.2018
Aman kafanız karışmasın!
21.9.2018
Soçi'nin anlamı
18.9.2018
Tahran’dan sonrası (*)
11.9.2018
İdlib'de adım adım kıyamete
1.9.2018
Karanlık geçmişi sahiplenmek (*)
28.8.2018
On Ders
21.8.2018
HDP’de çarşı karıştı (*)
15.8.2018
İki partili siyasete devam*
8.8.2018
24 Haziran (6): MHP ve İYİ Parti
31.7.2018
24 Haziran (5) HDP’nin oyu kimin oyu? (*)
20.7.2018
24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)
17.7.2018
24 Haziran (3): CHP, Kılıçdaroğlu ve İnce
10.7.2018
24 Haziran (2) Erdoğan ve AK Parti (*)
7.7.2018
Suruç (2) İktidarın ölümcül günahları
30.6.2018
24 Haziran (1) Genel manzara (*)
24.6.2018
Suruç (1) Medyanın ölümcül günahları
22.6.2018
Kaybedince sevineceğim bir iddia (*)
19.6.2018
Saadet Partisinin Kürt raporu*
14.6.2018
“Çatışmadan en fazla zararı toplum görüyor” (*)
10.6.2018
HDP ve seçim barajı meselesi
7.6.2018
Marmara’da bir ada (3) “Sokakta leşi sürünmeyen siyasetçi kalmayacak”
6.6.2018
Zihnimin rengi
1.6.2018
HDP ve kamburu
25.5.2018
Ters tepme listesi (*)
24.5.2018
Marmara’da bir ada (1) Efsanenin silik gölgesi
20.5.2018
24 Haziran’a doğru bölgede durum (*)
17.5.2018
Psikolojik üstünlük kaybı
14.5.2018
24 Haziran ve Akşener’in Yazgısı
11.5.2018
Barışın zamanı ve adresi
5.5.2018
İYİ Parti kimin için “İYİ”? *
2.5.2018
Şapkadan çıkan tavşan
24.4.2018
Etik sorgulamanın doğru adresi
20.4.2018
Göz boyama ve gözdağı
16.4.2018
Taşeron işçinin ekmeğine göz koymak
13.4.2018
Batı, Suriye’ye müdahale eder mi?
6.4.2018
ABD için dönüş vakti mi?
3.4.2018
Zeytindağı (2) “Tarihin hakkı tarihe, Cemal’in hakkı Cemal’e”
30.3.2018
ABD’de Şahinlerin Dönemi
24.3.2018
Afrin’in Ötesi
15.3.2018
Mehmet Altan kararı (*)
12.3.2018
“Paranız yoksa onurunuz var”
2.3.2018
Resmî ideolojinin gücü (4)
25.2.2018
HDP’nin Yeni Dönemi
8.2.2018
Resmî ideolojinin gücü (3)
29.1.2018
Resmî ideolojinin gücü (2)
12.1.2018
OHAL, nasıl bir hal (3) Zorunlu kıyafet
6.1.2018
Irak Kürtleri ve 2018*
3.1.2018
OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem
26.12.2017
ABD’nin denge siyaseti ve PYD (*)
17.12.2017
Kürdistan neresi?
16.12.2017
Trump'ın kuyuya attığı taş
12.12.2017
Sarraf vakasıyla yüzleşmek (*)
2.12.2017
Korku siyaseti kime yarar?
15.11.2017
Kişi kültü ve demokratik normalleşme
13.11.2017
“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”
11.11.2017
Kürdistn referandumu (7) Kürtlerin kaybı, Türkiye’nin kazancı mı?
6.11.2017
Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi
3.11.2017
Kürdistan referandumu (5) beş bin Ülkücü
20.10.2017
Kürdistan referandumu (4) beka meselesi
16.10.2017
Kürdistan referandumu (3) İkinci İsrail
10.10.2017
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
1.10.2017
“Bildiğin gibi değil”
24.9.2017
Hukuk ötesi SİHA
21.9.2017
Kürt anasını gömmesin
18.9.2017
“Ulus-devletçik”
15.9.2017
Masum olsan ne fayda?
9.9.2017
Suspus Meclis
2.9.2017
Meclisin ruhuna fatiha
26.8.2017
Rasyonel seçmen
26.8.2017
Uzun vâdeli mücadele
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
18.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
21.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
30.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
29.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
9.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
13.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
11.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
30.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
24.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
15.7.2015
Kabak tadı
9.7.2015
Gerçeğe dönüş
6.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
30.6.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
25.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
18.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
15.6.2015
Çözüm koalisyonu
11.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
8.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
16.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
11.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
3.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
23.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
14.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
7.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
02.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
23.03.2015
Barışın newrozu
20.03.2015
Barış cümleleri toplamak
15.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive