Kutuplaşma ve akıl yitimi ileri safhada…

CHP'ye, örneğin Pavey'in tepeden konuşmasına, örneğin Sarıgül'ün adaylığının vahametine dair eleştiriler bile 'özerk' olarak ele alınamaz halde.

İsteniyor ki, CHP'nin yenileştiği ve değiştiği kabul edilsin. Aksi halde her söz kendi içinde bir CHP eleştirisi olarak değil, AK Parti savunusu olarak algılanıyor.

Acıklı, her aşırı siyallaşmanın, her 'tabula rasa' (sil baştan) halinin ürettiği gibi…

Tabula rasa sözünü boşuna kullanmıyoruz…

Kemal Karpat Cumhuriyet'in 90. yılıyla ilgili verdiği bir röportajda şunları söylüyordu:

'İki yüz seneden beri Türkiye, bugünkü refah ve gelişme seviyesine, hatta dünya gözünde hürmete hiç bu kadar nail olmamıştı. Ekonomi ile demokrasi arasında bağ kurmayı başaran Türkiye, daha büyük bir zenginliğe doğru yürüyor. Eğer bu trend sürerse demokrasi kültürü oluşur. Güçlü toplumu, sivilleşme yaratır. Bu da anlaşılmaya başlandı. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamak esastır.

Türkiye bu noktaya ulaştı…'

Aksaklık ve sorun elbet pek çok, acil ve vahim. Kim ne dersin iktidarın şahsileşmesi, kimlik siyasetinin geri dönüşü, hukuk ihlalleri Türkiye'nin birinci sınıf demokrasi olmasının önündeki ciddi engeller.

Hedef gelecekse, demokrasi erdemler üzerine oturuyorsa bunlara yönelik eleştiri ve bunlarla mücadele esas.

Ama tüm bunlar Kaprat'ın resmettiği tabloyu da ortadan kaldırmıyor.

'Tabula rasa' bir akıl yürütme aracı olamaz.

'Söylenmek' kolay ama esas soru şu: Bu sorunlarla kim, nasıl mücadele edecek?

Adres 'etik virüs taşıyıcısı' Sarıgül'müdür? Lideri 'Dağbaşını Duman Almış' ve 'Onuncu Yıl Marşı'nı' dilinden düşürmeyen, kendisi Silivri'yle özdeşleşen CHP midir?

Hiç olabilir mi?

Aktüel Dergisi'nin bu sayısına yazdım, iki farklı Cumhuriyet Bayramı kutlamasını (unutmayın Başbakan'ın 10 Kasım'ın anılmasını kabartan özel evler çıkışından önceydi):

'Ülkenin bir bölümü Boğaz'ı deniz altından birleştiren Marmaray'ı kutluyordu. Öte yanda ise Onuncu Yıl ve Dağ Başını Duman Almış marşlarıyla 'reaksiyon ve memnuniyetsizlik' kutlamaları yapıyordu.' Cumhuriyetin kuruluş değerlerinin elden gittiğini varsayan bu kitleler taşıdıkları ve işaret ettikleri sembollerle 'militer-otoriter' bir görüntü sunuyorlardı.

Acıklı olan ülkenin ana muhalefet partisinin ve liderinin bu 'zafiyet ve geçmişe dua' kutlamalarında başrol oynamasıydı.

Geleceğe yönelik güven karşısında geleceğe yönelik umutsuzluğu temsil ediyordu bu CHP.

Türk siyasi hayatında etkin rol oynayamayacağını, değişime kapalı olduğunu bir kez daha gösteriyordu…

'Yukarıda saydıklarımızın yanında, memleketin hala esas sorunlarından birisi böyle bir CHP'nin Türkiye'yi hakim tek parti düzenine hapsetmesi, demokrasinin gereği olan çoğulculuğu bu tavrıyla bizzat devre dışı bırakmasıdır.'

Şaşırtıcı değil…

CHP'nin tarihsel tabiatı kuruculuktur. Resmi ideolojinin kuruculuğu, koruyuculuğu, beyaz Türk hakimiyetinin temsilciliğidir. Elitist ve toplumsal değerlerle kavgalı bir duruşun timsali olmaktır.

Her ülkede solun kendine has bir özelliği varsa, İtalya'da, Fransa'da, Latin Amerika'da bu gelenek farklı tarihsel deneyimlerden besleniyorsa, bizde de 'resmi ya da ana sol' gerçek toplumla kavgalı muhayyel toplum peşinde koşan ve bunu tepeden denetimle sağlamaya çalışan, bu işe asker-sivil bürokrasiyle birlikte kalkışan, elist hükümranlığa işaret eden bir geleneğe sahiptir.

Böyle bir CHP nasıl değişir dersiniz?

Belki özgül ağırlığı yüksek bir liderle…

Ama bu yapı her koşulda oy getireceği varsayılan Sarıgül gibiler dışında böyle bir lidere müsaade eder mi dersiniz?

Pek zor…

O zaman serseri kurşun gibi dolaşan, başı boş ve kafası karışık muhalefete bir çift söz söylemeli:

Demokrasiyi, çoğulculuğu geniş alana yaymak gerek…

Ucuz siyasallaşmadan uzak durmak, vurmak kadar kurmak gerek…

Aksi takdirde kavga bir kez daha siyasi iktidar ile devlet iktidarı arasında olur…

Bu ülkede felaket hiç bir zaman çok uzak değildir…

  • Abone ol