PKK ve BDP'nin son dönemdeki açıklamaları Kürtlere ve Kürt meselesine atıf yapmaktan çok, örgüte ve Öcalan'a atıf yapıyor. Bu çevrelerin sorun ve çözüm algısı örgütün amaçlarına ve Öcalan'ın geleceğine endekslenmiş durumda. Kürtlerin gerçek meselelerinin gözardı edilmesini BDP'li belediyelerin yönetim anlayışlarında da, BDP'nin ortaya koyduğu politikalarda da görebiliyoruz. BDP yönetimi, her söyleminde Öcalan'ı mevzu yapıyor, Öcalan'ı muhatap olarak gösteriyor, bütün meseleleri oraya getirip tıkıyor.

Doğrusu bu yolun çıkmaz yol olduğunu söylemek için kahin olmaya gerek yok. BDP çözüm sürecinde kendisini sahici bir aktör olarak konumlandırmak yerine, İmralı'yı adres göstererek kendisini anlamsızlaştırıyor.

Son dönemdeki tüm söylemler operasyonlardan PKK'yı kurtarmaya ve Öcalan'ın avukat görüşmelerine hasrediliyor. Öcalan'ın Ağustos ayında avukatlarıyla görüşme yapamamış olması, büyük bir hadiseye dönüştürülmeye çalışılıyor. Bir kısım şartların elverişsizliği sebebiyle görüşmelerin yapılamadığını geçmişte de gördük. Öcalan ne zaman başım ağrıyor dese, birileri kendisini ateşe veriyor, ne zaman uyuyamıyorum dese birileri sokağa dökülüyor. Bu asılsız şikayetlerin bir çoğu kitleyi canlı tutmak için kullanılıyor. Hatta 'zehirlenme' iddiaları uydurularak büyük kitle gösterileri yapıldığını da hatırlıyoruz. Öcalan'la avukat görüşmelerinin maksadını aştığı, farklı bir amaç için kullanıldığı ise aşikar...

Öcalan son görüşmelerinde yangına körükle gitmiş, PKK'yı açıkça eyleme davet etmişti. Hatta Silvan saldırısı sonrası BDP'liler sağduyu çağrısı yapacağını zannederken Öcalan şu tehditleri savurmuştu: "Yarın bunun on katı gelişebilir. Bir günde çok fazla kayıplar da yaşanabilir. Eskisi gibi sadece kırsalda da olmayabilir, şehirlerde de olabilir. Halk bir günde toplanıp Paris'te nasıl Bastil zindanına yürüdülerse Diyarbakır'da da işte o tutukluların olduğu yere yürürse ne yapacaksınız? Bütün bunlar olabilir. Öfke birikmesi var. İşte Muşlu kız bedenini ateşe vermiş. Bunlar küçük küçük kıvılcımlardır. Her an büyük patlamalara yol açabilir". BDP yönetimi, sanki Öcalan 'barış dili'ni kullanıyor ve sağduyu telkin ediyor gibi, bu sese kulak verilmesini istiyor. Oysa Öcalan KCK ile ilgili de benzer açıklamalarda bulunmuş, şehir merkezlerinde kaçırma ve yargılama yapmalarını istemişti.

Öcalan'ın canlı bomba eylemi yapan gençleri övmesi, KCK'yı şehir merkezlerinde baskı kurmaya teşvik etmesi, PKK'nın hem kırsalda hem şehirde eylemler yapmasını istemesi, kabul edilebilir bir durum değildir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir mahkum, cezaevinden tehditler yağdıramaz, terör örgütünü yönetmeye kalkamaz, terör eylemlerine yönelik talimatlar veremez. Avukat görüşmeleri, devam eden yargılamaya veya insani konulara yönelik olabilir. Bu hem açık bir hukuksuzluktur, hem de toplum vicdanında kabul edilebilir, izah edilebilir bir konu değildir.

Öcalan, kendi geleceğini garanti altına alabilmek ve elini güçlendirebilmek için terörün tırmanmasına çanak tutmuştur. Terör eylemleri üzerinden devleti baskı altına alma stratejisi her zaman duvara çarpmıştır.

Öcalan son görüşmelerinde 'çekiliyorum', 'yapacaklarım bitti' gibi laflar sarfetmiştir. Bu yakınma aynı zamanda örgüte yöneliktir. Çünkü Apo, 'Kandil beni taşeron olarak kullanıyor' gibi şikayetlerde de bulunmuştur.

BDP'lilerin Öcalan'la görüşerek onu aktör olarak sürece katmaya çalışması, kendi siyasi varlıklarını anlamsızlaştırmaktadır. PKK'nın psikolojik çöküntü yaşadığı bu dönemde BDP, Öcalan üzerinden kitleyi motive etmeye uğraşmaktadır. Bu da ayrı bir yanlıştır.

  • Abone ol