Yargı ve demokrasi...

Yargısı bağımsız ve tarafsız olmayan, bir ülkede hukuk devletiolmaz.
Demokrasi olmaz.
Yargısı siyasal iktidara bağlanmış, biat etmiş bir ülkede hukuk devleti olmaz.
Demokrasi olmaz.
Alın size Türkiye'den bir örnek:
"FETÖ'nün medya yapılanması davası"nda 29 gazeteci yargılanmakta.
21 gazeteci 7 aydır hapis.
Aralarında meslektaşım Murat Aksoy ve Atilla Taş'ın bulunduğu bu gazeteciler hakkında geçen hafta gece vakti tahliye kararı çıktı.
21 gazeteci ve aileleri, yakınları bütün gece umutla tahliyeyi beklerken sabah vakti büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.
Çünkü bir başka mahkeme tahliye kararını bozdu, yeniden tutukladı 21 gazeteciyi...
İş bu kadarla da bitmedi.

 

HSYK'nın İkinci Dairesi hızla toplandı ve tahliye kararı veren ağır ceza mahkemesinin başkan ve üyelerini, savcıyı görevden aldı.
Yargıçları görevden alma kararında şu cümle dikkat çekiciydi:

 

...tahliye kararının
toplumda
infial uyandırdığı,
kamuoyu vicdanını
yaraladığı anlaşılmıştır.

Şimdi soruyorum.
Türkiye'de yargı bağımsız mı?
Tarafsız mı?
Türkiye'de hukuk devleti var mı?
Yoksa devletin iplerini elinde tutan siyasal iktidarın düdüğünü çalmaya özen gösteren bir yargı düzeni mi var?
Bugün Türkiye'de varolan budur. 

 Sevgili Baskın Oran'ın dediği gibi, "Vicdanlı ve cesur hâkimlerin oluşturduğu istisnalar kaideyi bozmaz." 

Türkiye'de yargının, 16 Nisan'da evet çıkarsa, tam anlamıyla iktidara bağımlı hale geleceği konusunda kuşkum yok.
Son sözü Saray söyleyecektir.
'Evet'le birlikte, böyle bir iktidara  biat etmiş bir yargı düzeni kurulacak.
Saray yargısı sağlam kazığa bağlanacak.
Her kritik kararda yasaya değil Saray'a dönüp bakılacak.
Tahliye olsun, tutuklama olsun, mahkûmiyet ya da beraat olsun, yargıçların gözü kulağı kendilerini seçen iktidar odağına dönük olacak.
Onlar tarihe hukukun değil, Saray'ın yargıçları, savcıları olarak geçecek.
Böyle bir yargı düzenini oturtanlara gelince... Tarihin kara sayfalarına hukuk ve özgürlük katili olarak yazılacak.
Bu açılardan Türkiye tek başına değil. Bugünün dünyasında demokrasi ve hukuk devleti açısından o kadar çok  kara örnek var ki.
Macaristan'da Victor Orban iktidarı şu günlerde yargı bağımsızlığını yok ederken, medyayı tümüyle kendi kontrolü altına alıyor.
Polonya'da da durum farklı değil.
Jarosław Kaczyński'nin Hukuk ve Adalet Partisi daha da ileri adımlar atıyor.
Yalnız yargıyla medyayı değil, Polonya ordusunu da kendi iktidar partisine tabi kılmanın, bir parti ordusu yaratmanın peşinde (*).

 Latin Amerika'dan da ilginç bir örnek var.

Bir zamanlar Hugo Chavez'in 'sol popülizmi'nin şahlandığı Venezuela'da demokrasi ve halk iradesi boğulmaya devam ediyor.
Bu ülkede bağımsızlığını tümüyle yitirmiş, iktidara biat etmiş yüksek yargı nisan ayı başında aldığı bir kararla parlamentonun yetkilerini sıfırladı (**).
Bize gelince...
Demokrasiyi, hukuku ve özgürlüğü savunmaya devam etmekten başka çare yok.
Gelecek pazar günü, 16 Nisan'da sandık başına gidip HAYIR oyu atmak,  çok ama çok önemli bir adım...  


Sławomir Sierakowski, Populism at the Barrel of a Gun, 6 Nisan 2017 tarihli  Project-Syndicate.

** 2 Nisan 2017 tarihli The New York Times'ın 10. sayfasındaki yorum ve haber.


  • Abone ol