İslamcı siyasetin iktidarı İslamcı kitlelere maddi ya da manevi koruma sağladıkça, bu kitlelerin de bu siyaset içine hapsolması kaçınılmazdır. Burada bu kitlenin kendi içinde ne kadar heterojenleşmiş olduğunun ise bir önemi yoktur. Çünkü, siyasi İslamcı bir iktidarın iktidardan düşmesinin ima ettiği sonuçlar, bu kitle kendi içinde ne kadar heterojen olursa olsun, bu kitlenin insanlarını birbirine bağlayacak, aralarındaki dayanışma ruhunu ateşleyecek bir durum yaratacağı açıktır. Bu nedenle de bu kitlelerin yolsuzluklara rağmen AKP’yi desteklemeye devam ediyor olmaları, ne onların “cahillikleriyle” ve ne de onların “diktatör sever” bir karaktere sahip oldukları iddialarıyla ilgilidir.


Yukarıdaki satırlar Türkiye siyasetinin, tıpkı Türkiye sosyolojisi gibi kimlikler etrafında biçimlenmiş yapısının ürettiği parçalılığı görmeyen ve bu parçalılığın da toplumsal dokuyu daha da bozmakta olduğunu ve giderek de bir kutuplaşma ve çatışma ortamı yarattığını dikkate almayan bir bakış açısına karşı yazıldı.

Bir an için “kimlikleri” ifade etmek üzere “kabile” sözcüğünü kullanacak olursak, Türkiye’deki siyaset alanının, farklı kültürel kodları olan farklı büyüklükteki kabileleri arasında oluşmuş güç ilişkilerince biçimlenen bir alan olduğunu söyleyebiliriz. Siyasi partileri de bu kabilelerin taleplerini taşıyan örgütler olarak görürsek, siyasi partiler arasındaki siyasi çekişmeleri de aslında bu farklı kabilelerin farklı taleplerinin çekişmeleri olarak okuyabiliriz. Buradan bizdeki “demokrasi” ve “sandığın” anlamları üzerine çeşitli sonuçlar üretmek mümkündür. Örneğin, “sandık” (ya da “seçimler”), toplumdaki farklı kabilelerin “sayılmaları” anlamına geleceğine göre, demokrasi de her zaman, en geniş ve en yaygın kabilenin iktidarına işaret edecektir. Bunun da bu toplumun en yaygın ve en geniş kabilesi olarak “İslamcı” kabilenin iktidarına işaret edeceği açıktır.

Denebilir ki, eğer bizdeki durum bu ise neden eskiden “laik” partiler iktidarda olabildi? Ya da bu ülkede İslamcı kabile her zaman en geniş kabile olmuş olduğuna göre neden sandıktan daha önceleri onlar çıkmadılar? Doğrusu bu soruların cevapları da “vesayet rejimi” dediğimiz, askerin gölgesinin her daim üzerinde olduğu eski rejimin İslamcı siyaseti önlemek için kurgulanmış-üstelik de başından beri-bir rejim olmasıyla ilgilidir. Siyasi kabilenin en geniş kabile olduğu bilinciyle devlet her zaman “laiklik” kılıcıyla İslamcı siyasetin yükselmesini önlemiş ve önlemeye çalışmıştır. AKP iktidarı bu rejimi geriletince İslamcı siyasetin de önünü açmış ve böylelikle de en geniş kabilenin iktidarını sağlamlaştırmıştır.

Bütün yukarıda ifade ettiklerimden, AKP iktidarının dışında kimsenin bu İslamcı kabileye etki edemeyeceği gibi bir sonuç çıkardığımı düşünmesin. Böyle bir sonuç siyasetin doğasını ve toplumsal rolünü önemsememek ya da küçümsemek anlamına gelir. Çünkü siyaset “ikna etmekle” ilgili bir faaliyettir ve İslamcı kabilenin bireylerinin de ikna edilmeye ihtiyaçları vardır.

Demokrasi her hangi “bir” kabilenin iktidarını üreten bir sistem olamaz. Eğer bu ülkede demokrasinin gerçek bir anlamı olacaksa, o da, var olan kabilelerinin toplumsal yapıda renklerinin kaldığı ama siyaset alanında birbirleriyle eşitlendikleri ve böylelikle de birlikte yaşayabildikleri yeni bir yaşam ve yeni bir demokrasi üretmekle mümkündür ki HDP hariç böyle bir söylemi olan bir parti de yoktur.

Siyasi tercihlerini her hangi bir kabilenin iktidarına adamış aydınların içine düştükleri hata ise bu toplumun dokusunu Batı toplumlarıyla karıştırıyor olmalarıyla ilgilidir. Ya da en geniş kabilenin iktidarının kaçınılmaz olarak diğer kabilelerin de içinde eşit yer alacağı bir demokrasiyi kendi başına inşa edebileceğine inanmalardır. Bu inancın ise şu anda AKP iktidarının verdiği işaretlerle doğrulanmasının pek mümkün olmadığı ise açıktır.

  • Abone ol