“TBMM Böcek Komisyonu” gibi enteresan bir adla anılan, “Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu” önceki gün, MİT ve TÜBİTAK’tan uzmanları ağırladı. “Böcek uzmanları”, milletvekillerine şu ilginç bilgileri aktardı:


“En iyi böcek, enerjisini iyi kullanan ve tespit edilemeyen böcektir. Dünyanın herhangi bir yerine anında bilgi aktarabilir. Temin edilmesi ve kullanılması oldukça kolaydır. Hesap makinesi, küllük gibi farklı çeşitleri bulunuyor. Böcek konusu gerçekten ayağa düşmüş durumda. Herkesin kolayca kullanabileceği cihazlar...”
 (T24’ten, Hülya Karabağlı’nın haberinden alıntı.)

Böceklerden kesinkes kurtulmak için de, takip edilmesi istenmeyen görüşmeleri, “bodrum gibi camsız bir odada”, daha da iyisi, “deniz dibinde” yapmayı önerdiler.

Gerçekten, ne diyeceğimi bilmiyorum. Hayat mı saçmalıklarla dolu, bizler mi saçma hâle getiriyoruz, onu da...

Soğuk Savaş bittikten sonra, “paranoyasız” bir dünyada yaşayacaktık sözde. Şimdi, “ayağa düşmüş böceklerle”, tehdidin nereden geldiğini bilemez hâlde, herkes ve her şeyden şüphelenir tuhaf bir hâldeyiz.

Yunanistan’da, “radikal sol” olarak nitelenen (bence “su katılmamış sol” olarak da niteleyebileceğimiz) ilginç bir partiler koalisyonu, ana muhalefetteki SYRİZA. Bence, aşırı sağın yükselişine karşı çok dik durdukları için başlı başına önemli bir hareket bu.

Ancak, bunun dışında da, hem Yunanistan hem de Avrupa’nın yaşadığı derin sosyo-ekonomik bunalım için, ideolojik belkemiği sağlam politikalar üretmeye çalışıyorlar.


Kaosa adını veren ülke Yunanistan

Ülkede, iktidardaki koalisyonda yer alan Yeni Demokrasi Partisi’nin merkezine ocak ayı içinde kalaşnikof ile ateş edilmesi gibi olaylar birbiri ardına yaşanıyor. Muhafazakârlar, sosyal demokratlar ve küçük bir Komünist eğilimli partinin oluşturduğu hükümet ise, bu kaos ortamında iktidara ancak tutunabiliyor.

Bir yandan, ulaşımdan belediye hizmetlerine, ülke genelindeki grevler yaşamı felç ediyor. Öte yandan, kendine parlamentoda da yer edinen aşırı sağ Altın Şafak hareketinin “sokak kolları”, başta göçmenler olmak üzere, kendi görüşlerine ters bulduğu herkese resmen kan kusturuyor. Siyasetçilere yönelik şiddet olaylarının sayısı da az değil.

SYRİZA’nın lideri Alexis Tsipras, geçtiğimiz günlerde, bir konuşmasında, ülkede artan şiddet olaylarını yorumlarken, Yunanistan’da, 1970’lerde İtalya olduğuna benzer bir “gerilim stratejisi”izlendiğini öne sürdü.

Tsipras, konuşmasında, “1969’da, Milano’da Piazza Fontana’da patlayan bir bomba, 17 kişinin ölümüne yol açmıştı. Bu olay, aşırı sağ ve faşist grupların, İtalyan gizli servisleriyle tamamen işbirliği içinde oluşturduğu bir  ‘paralel devlet’‘devlet içinde bir devlet’ yapılanmasının marifetiydi. Bu aktörler, ‘gerilim stratejisi’ olarak adlandırdığımız süreci örgütledi. Bugün de, Avrupa aşırı sağının‘el kitapları’, Yunan hükümetinin akideleri hâline dönüştü” dedi.

İtalya’da, 1970’lerde, merkez sol hareketlerden daha sol kanatta kalan siyasi hareketleri zayıflatmak ve iktidara gelmelerini engellemek için “gerilim stratejisi” politikası izlendiği, bugün artık birçok veriyle desteklenen ve kabul gören bir vakıa.

Tsipras’ın bahsettiği Piazza Fontana bombalaması sonrası, olayla ilgili suçlanan bir anarşist, polis nezaretindeyken “intihar etmişti”. Daha sonra bu olayın cinayet olduğu, Piazza Fontana bombalamasını da, aşırı sağ örgütlerin gerçekleştirdiği ortaya çıktı.

1970’lerde İtalya’da, NATO’nun oluşturduğu paramiliter şebekeler, yani Gladio ile çeşitli gizli servislerin, ortaklaşa birçok karanlık iş gerçekleştirdiğini artık biliyoruz. O dönem ülkede, toplumu kutuplaşmaya sürükleyen birçok şiddet olayının arkasında, “derin devlet” adıyla anılan bu yapıların olduğunu da...


Komplo teorileri?

Yunanistan’da ocak ayında, dört anarşist, bir bankayı soymaya çalışırken yakalanmıştı. Bu dört kişi, polis tarafından yakalandıktan sonra, feci şekilde dövülmüştü. Bu olayı örtbas etmek için, zanlıların polis tarafından çekilen fotoğraflarına bilgisayarda rötuş yapıldığı da ortaya çıkmıştı.

Öte yandan, ülkede ne olduğu belirsiz, “Ateş Hücreleri Komplo Teorisi” adlı bir de terör örgütü türedi. Polis, bu grubun gömülü silah depolarını bulduğunu açıkladı ve bir dizi tutuklama yapıldı.

Tsipras’a göre, tüm bu tuhaf olaylardan Başbakan Samaras sorumlu. SYRİZA lideri, Yunanistan’daki hükümetin, 1974’te demokrasiye geçildiği dönemden bu yana başa gelen en “cuntavari” iktidar olduğunu da söylüyor. Ana muhalefet lideri, Başbakan Samaras’ın siyasi kutuplaşmayı arttırmak ve Yunan toplumu genelinde “korkular” yaratmak yoluyla, gücünü arttırmaya çalıştığını düşünüyor. Bu teze göre, “korku içindeki toplum”, ekonomiyi daha az düşünüyor ve dert ediniyor. Muhafazakâr kesimler de, toplumun korkularından güç alarak bir güç odağı hâline geliyorlar.

Türkiye’nin yanı başındaki Yunanistan, neo-Gladio kâbuslarıyla mücadele ediyor.

Ne gerçek, ne doğru?

Biz, “böcekler cenneti” Türkiye’de, daha mı şeffaf bir ortamda yaşıyoruz?


[email protected]

  • Abone ol