Aslında bu yazının başlığı şöyle olacaktı: „Türkiye’de devrim oluyor! Ey „devrimciler“-“solcular” neredesiniz!  Size sesleniyorum, kimse var mı orada!...Korkunç birşey değil mi! Bütün bir ömrünü “devrimci mücadeleye” adayacaksın, bu uğurda olmadık eziyetleri çekeceksin, ama öte yandan, günü gelipte ülke gerçekten devrimci bir dönüşümü yaşamaya başlayınca da, bırakınız en önde olmayı bir yana, şu ya da bu gerekçeyle,   bunun karşısında yer alacaksın!

 

Bizde “solcu” olmak için önce ya ateist olmak gerekir, ya da dinle-İslam’la araya bir mesafe koymak! “Sosyal demokrat” olmayla, yani “ılımlı solcu” olmayla “komünist” olmak arasındaki farkı belirleyen de özünde  budur aslında! Yani, İslamla olan aradaki mesafedir bu işin ölçüsü!. İttihatçı Kemalist kökenden gelen Türkiye  “sol”unun “solculuk” ve “laiklik” anlayışının özü  budur! Nasıl olur da bir “dindar” devrimci-demokrat olabilir diyerek Erdoğan’a saldırmalarının  altında yatan  anlayış  budur!. Çünkü, bizdeki “solcular”  müslümanların de-mokrat olduğu bir ortamda kendi “solcu”-“ilerici” kimliklerini kaybedeceklerini düşünürler! Niye mi diyorsunuz?   

 

Bu konuyu daha önceki çalışmalarda defalarca ele aldım aslında. Bütün mesele II.Mahmut’la birlikte başlayan Osmanlı’nın “batılılaşmak” süreciyle ilgili. Bir tür kültür ihtilali olayı yaşıyor  toplum bundan sonra.  Toplumun İslam’la özdeşleşen bilgi temeli  değiştirilmeye çalışılıyor. Sanki, bilgisayardan bir programı çıkarıp onun yerine  başka bir programı monte eder gibi birşey bu! Ve ne oluyor: O andan sonra, bu yeni bilgi temeline göre “yeni insanlar” yetiştirilmeye çalışılıyor. Yeni tipten bir devşirmecilik sistemi ortaya çıkıyor. Bütün o Jöntürkler’in İttihatçılar’ın ve daha sonra da Kemalistler’in ve de bugün ortalıkta dolaşan “solcu” ve “sağcıların” varoluş mekanizması budur.

 

Bu öyle bir süreç ki, bir yanda, sistemin   eskiden beri sahip olduğu bir  bilgi temeli-kültürü, gelenekleri, yaşam bilgileri-var, diğer yanda da, buna karşı “batıcılık” adı altında sisteme yukardan aşağıya doğru enjekte edilen yeni  yaşam bilgileri,  ve buna göre yetiştirilen insanlar. Toplumu zaman içinde ikiye bölüyor bu süreç. İki kültür, iki bilgi temeli ve biribirine yabancı, biribirini anlayamayan  iki ayrı insan tipi-paralel iki toplum çıkıyor ortaya!..Buna bağlı olarak da, ikiyüz yıldır süren bir çatışma.. Bir yanda, “herşeyi daha iyi bilen batıcılar”, diğer yanda ise, onların deyimiyle “cahil halk”, ya da “göbeğini kaşıyan adamlar”!. Bu nedenle, İslam bizde sadece bir din değildir. Toplumun, insanların  bu çatışma ortamı içinde kimliklerini oluşturdukları siyasallaş-mış bir bilgi temelidir-bir kalkandır da. Siyasallaşmış derken “laikçilerin” dediği gibi “şeriatçılıktan”  falan bahsetmiyorum tabi!! Kendilerini, kendi kimliklerini koruyabil-mek için insanların sarıldığı bir referans bu. Onu siyasallaştıran ise, topluma ve bu toplumun insanlarına karşı açılan ideolojik savaş oluyor. Olay özünde bir tür varoluş-kimlik mücadelesi yani.

 

Türkiye henüz daha bir geçiş aşamasında olduğu için bugün AK Parti’nin karşısında yer alan “muhalefet”de  Batı’da olduğu gibi normal bir burjuva düzen içinde belirli bir fonksiyonu olan  burjuva anlamda bir muhalefet değildir![1] Bu, hem sınıfsal, hem de kültürel anlamda bir karşı devrim direnişidir. AK Parti’nin rakipsiz bir iktidar partisi olarak görülmesinin nedeni de budur. AK Parti rakipsizdir, çünkü  onun bugünkü rakibi eski Devlet sınıfı ve  müttefikleridir. AK Partiye muhalefet edecek, ona rakip olacak (sağ, yada sol) modern bir muhalefet partisinin ortaya çıkabilmesi için önce yeni düzene geçişin tamamlanması gerekir.  Bu ise, Kürt Sorununun çözümünü de  içine alacak şekilde üzerinde uzlaşma sağlanacak olan  yeni bir anayasa ile birlikte mümkün hale gelecektir.

 

Şimdiye kadar TÜSİAD’cı Devletçi burjuvalar AK Parti’nin önüne hep “uzlaşma, uzlaşma” diye çıktılar!  “Uzlaşma” derken onların kastettikleri şeyin, kendilerini  Devlet sınıfıyla uzlaştırarak iğdiş etmek-kendi içlerinde eritmek olduğunu bilen AK Partili Anadolu burjuvaları da buna karşı çıktılar hep!. Devrimci bir tavırla arkalarına emekçi sınıfları da alarak Devletçi ittifakı iktidardan indirdiler

 

Buraya kadar tamam, peki ya bundan sonrası, yani devrimin ikinci aşaması nasıl gerçekleştirilecek, Kürt sorununu da içine alacak şekilde üzerinde uzlaşma sağlanacak yeni bir anayasa yapılarak  devrim nasıl taçlandırılacak?

 

Evet, nasıl başarılacak  bu iş, Türkiye böyle bir sıçramayı nasıl başaracak?

 

Sözü uzatmaya hiç gerek yok: Bu işin yolu burjuvazinin kendi içindeki birliği sağlamasından geçiyor! Burjuva devrimi bayrağını  elinde tutan AK Parti’nin ne yapıp edip, pratikte zaten aynı sürecin içinde oldukları TÜSİAD’cı-eski Devletçi-burjuvaları siyasi olarak da burjuva devriminin saflarına çekebilmesinden geçiyor. En azından, onların karşı devrimci Devletçi cepheden uzaklaştırılabilmesinden geçiyor.Bu da, AK Partili Anadolu burjuvalarının  duygusal-reaksiyoner-jakoben alt kimliklerinin etki ala-nından çıkarak rasyonel-bilişsel bir üst  kimlikle sürece el koyabilmeleriyle ilgili bir so-rundur.

 

Bakın bu konuda neler yazmışım daha önce[2]:

 

“Evet, Anadolu burjuvaları olarak devrimin lokomotif gücü  gene siz olun. Eğer sizin reaksiyoner-jakoben yanınız olmasaydı bugün bu noktalara kadar gelemezdi süreç zaten, bu doğrudur. Ama artık bir adım daha ileri gitmenin zamanıdır. Fakat, varılan bu noktadan sonra artık  sadece kendi sınırlı gücünüze bağlı kalarak ilerleyemezsiniz bunu da bilin[3]. Gene devrimci kalın, gene Erdoğan’ın kimliğinde ifadesini bulan o devrimci yanınız körelmesin, ama bu sefer daha kucaklayıcı olarak davranmanız gerekecektir. Unutmayınız ki bu işin başka yolu yoktur. Öyle, hep bana hep banayla daha ileri bir noktaya gidemezsiniz artık! İyi güzel, “faizler düşsün” falan ama, bu yönde adım atarken, büyük burjuvaziye hizmet ediyorlar diye bütün bir banka sistemini de karşınıza alamazsınız![4] O zaman onlar da gider Devletçi muhalefetin yanında saf tutarlar ve siz de avucunuzu yalarsınız! 

 

Ayrıca o “varlık vergisi” sevdasından da vazgeçin hemen! Bir yandan, global sermayeyi ülkeye çekmeye, “varlık barışı” yoluyla yurtdışındaki milyarlarca doları ülkeye getirmeye çalışırken, diğer yandan da “varlık vergisinden” falan bahsedi-yorsunuz!  Bu ne pehriz bu ne lahana turşusu! Biraz da solculara  ekmek bırakın canım! Sen İstanbul burjuvalarını mülksüzleştireceğim diyerek “varlık vergisi” falan koymaya kalkarsan niye gelsin ki o zaman global sermaye senin yanına! Yoksa, sermayenin dışardan gelenine varlık vergisi koymayacak mısınız! Bakın Fransa’da bile daha şimdiden sermaye ülke dışına kaçmaya başladı!.

 

Siz kendi işinize bakın, daha çok üreterek daha çok kazanmanın yollarını bulun. “Zenginden daha çok vergi almak” falan bunlar şu anın sorunu değildir, hele bir önce ayağınızı yere sağlam basmaya başlayın bakalım!.Hele bir önce o “zenginlerle” uzlaşarak burjuva anlamda demokratik bir anayasayı gerçekleştirin, Kürt sorunu bir yoluna girsin!. Böyle radikal, “solculuk” kokan  sloganlarla bir yere varamazsınız!! Bakın, köprü-otoyollar ihalesi iptal edildi bir grup medyanın tavrı hemen değişiverdi!. Önce ne güzel, “biz de destekliyoruz çözüm sürecini” falan diyorlardı, birden eski “muhalefet” havasını estirmeye başlayıverdiler gene!!.Hep Yiğit Bulut’u-S.Yaşar’ı dinlemek zorunda değilsiniz[5]!!..

 

Ama bu-yani burjuvazinin birliğinin sağlanması olayı- sadece AK Partili Anadolu burjuvalarının mı görevidir? Elbette ki  hayır! Bu, kültürel alt kimlikleri farklı olsa da, varoluş koşulları eski Devletçi düzenle birlikte ortaya çıkmış olsa da, bugün artık,  iç pazarı sömürmekle geçinen Devletçi burjuva kabuğunu kırarak  dışa-global pazarlara açılmış,  ihracata yönelik üretim yapar hale gelmiş bulunan İstanbul burjuvalarının da görevidir. Ne yani, bugünkü  kişilik bölünmesiyle nereye kadar gidebileceklerini sanıyor bunlar da! Kafan bir yerde, gövden başka bir yerde nereye kadar? Hem gövdenle  global zincirin bir parçası olarak işlev göreceksin, ama hem de kafanla Devletçi-ulusalcı cephenin içinde şu anki varoluş koşullarını inkâr eden bir yerde duracaksın! Bir an için sizin de katkınızla (zaten başka türlüsü mümkün olamazdı!) AK Parti’nin iktidardan düşürüldüğünü düşünün, bundan zarar gören sadece Anadolu burjuvaları olmayacaktır, siz de kalırsınız o enkazın altında! Bu nedenle, Ümit hanımın dediği gibi “eski kültürel kodlarınızın, bu zeminden kaynaklanan alt kimliğinizin işaret ettiği doğrultuda değil, bilişsel-rasyonel üst kimliğinizin işaret ettiği doğrultuda hareket etmeniz gerekir.[6]

 

Çok açık söylüyorum: Bu birlik sağlanmadan Türkiye’de ne Kürt Sorunu çözülebilir, ne de devrim yeni sivil bir anayasayla taçlandırılabilir.

 

Peki o zaman ne yapmak lazım?

 

Erdoğan’ın yerinde olsam ben hemen yarın  TÜSİAD yönetimini davet eder onlarla açık açık konuşurdum! Bakın, böyle böyle..neredeydik, bugün nerelere geldik..siz kendinizi biliyorsunuz biz de kendimizi!. Ortak yanlarımız şunlar. Gelin, şu şu konularda işbirliği yaparak yeni bir anayasa hazırlayalım ve bu iş bitsin, ne siz, ne biz, ne de Türkiye daha fazla zaman kaybetmeyelim. Bizim için dört temel nokta var üzerinde uzlaşmamız gereken (Erdoğan’ın ağzıyla konuşuyorum şimdi!). Birincisi, yeni anayasada Kemalizm dahil hiçbir ideolojiye yer vermeyelim-atıfta bulunmayalım. İkincisi, ırkı, dini  falan değil, anayasal vatandaşlığı esas alalım. Üçüncüsü, anayasadaki şu 42.maddeyi tamamen ortadan kaldıralım. Yani “Türkçeden başka anadilde öğrenim yapılmasını yasaklayan” anayasa hükmü kalmasın artık ortada. Dördüncüsü de, eğitim olayını merkezi koordinasyon altında olmak kaydıyla güçlendirilmiş mahalli yönetimlerin yetki alanına bırakalım. Yani, halkın seçtiği mahalli yönetim (güçlendirilmiş belediye başkanı, ya da vali) eğer talep varsa, örneğin Kürtçe eğitim veren okulların açılmasını da gündemine alabilsin. Bir de tabi,  kuvvetler ayrılığı adı altında Devlet sınıfının her işe burnunu sokmasını sağlayan hükümleri törpüleyelim. Kuvvetler ayrılığı gene olsun, ama bu, pratikte, atanmışların seçilmişleri engelleme, onları denetimleri altında tutma vasıtası olmasın.

 

Bitti! Eğer Anadolu burjuvaları-AK Partililer  böyle bir hamleyi gerçekleştirebilirlerse İstanbul’un TÜSİAD’lı burjuvalarının da buna hayır diyeceklerini sanmıyorum ben. Peki, “TÜSİAD evet dese ne olur, onların mecliste milletvekili yok ki” mi diyorsunuz! Ben size söyleyeyim, çok şey olur! Bakın göreceksiniz o zaman ortada ne Doğan Medya muhalefeti kalır, ne de “liberaller”in-“solcuların” o hırçın AK Parti düşmanı atakları! Ne “öğrenci” direnişi kalır ortada  ne birşey! Siz öyle TÜSİAD deyip geçmeyin!  Hem sonra, oturup Apo’yla PKK’yla görüşüyorsunuz, uzlaşmaya çalışıyorsunuz da TÜSİAD’la mı görüşmekte zorluk çekeceksiniz! Ayrıca, öyle İmralı’ya, ya da Oslo’ya falan gitmeye de gerek yok bunun için! Ha, bir nokta daha, bakın 1 Mayıs geliyor, TÜSİAD’la uzlaşma demenin DİSK’le  uzlaşma anlamına geleceğini de sakın unutma-yın!! 

 

AK Parti’den gelecek böyle bir adım Kürt tarafında da rezonans bulacak, o “hem ağlar hem giderim” havasının dağılmasına katkıda bulunacaktır!  Ayrıca, bu yeni ittifakın yaratacaçağı psikolojik ortamda çağırın bakalım  o CHP’yi  ve MHP’yi  de bir kere daha masaya, isterseniz basına da haber verin onlar da gelsinler!..Yeni ittifakın yarattığı psikolojik zeminde yukardaki önerileri onlara da tekrarlayın bir kere daha!..Buna rağmen gene de hayır mı diyorlar! O zaman halkın gözünde ak koyun kara koyun ne imiş daha iyi ortaya çıkacaktır..O zaman “sinei millete” dönerek ey halkım der başlarsınız!..Hadi durmayın hemen şimdi!..       

 

********************                        *************************************

[1] Türkiye toplumu kendi tarihsel gelişim sürecine özgü devrimci bir süreç yaşıyor bugün. Evet, bu da bir devrimdir, Türkiye toplumunun tarihsel gelişim diyalektiğine özgü bir burjuva devrimidir. Kapitalizm öncesi devletçi üretim ilişkilerinin yerini modern kapitalist ilişkilerin almaya başladığı bir burjuva devrimidir. Ama devrim deyince bundan  sadece Batı’daki örnekleri anlayanlar bütün bu olup bitenleri kavrayamıyorlar.  Ancak onlar-yani modern jöntürkler-  göremeseler de kapitalizm öncesi geleneksel toplumdan-Osmanlı’dan-demokratik cumhuriyete geçişin son perdesidir bugün   yaşanılanlar. Bu ne-denle, şu anki „muhalefet“ de demokratik cumhuriyetin kendi içindeki muhalefet değildir! Yani, AK Parti Batı’dakiler gibi „muhafazakar“ bir partidir de, CHP’de buna karşı muhalefet eden „sosyal demokrat“ bir parti değildir!..AK Parti’nin devrimci-sol, onun karşısındakilerin ise gerici-sağ olarak nitelendirilebileceği bir geçiş dönemini  yaşıyor Türkiye halâ..

[2]2011 Seçimlerine giden yolda 12 Eylül Referandumu ve Türkiye Toplumunun ken-dine özgü anatomisi” www.aktolga.de Makaleler

 

[3] Şunu hiç kimse unutmasın: Türkiye’deki sınıf mücadelesi sadece bir sınıf mücadelesi değildir! Burjuva devrimi de öyle Batı’da olduğu gibi bir yanda feodallerin, yada aristokrat bir elitin, diğer yanda ise burjuvazinin ve emekçi sınıfların yer aldığı tanıdık bildik bir mücadele değildir! Sınıf mücadelesiyle, yaşam tarzlarına ilişkin kültürel mücadeleler biribirinin içine girmiştir bizde. Bu böyledir, çünkü iki yüz yıldır beğenelim yada beğenmeyelim, “batılılaşma” adı altında bir kültür ihtilaline maruz kalmıştır bu ülke. Bu nedenle, öyle bir avuç eski Devletçi eliti iktidardan uzaklaştırmayla  bitmiyor bizde iş! Daha ötesi bir yana, özellikle yüz yıldır kendine uygun yeni insan tipleri yetiştirmeye çalışmış bu Devlet! Bu insanları birden yok edemezsiniz! Mecburuz biz bu insanlarla birarada yaşamaya. Aslında eğer olayı iyi kavrarsak bir zenginlik de  bu Türkiye için. Bir yanda İslam ve Doğu, diğer yanda ise, bununla içiçe Batı, batı kültürü. Batı kültürüyle yoğrularak yetiştirilen, devşirme de olsa bir insan kitlesi! Etle tırnak gibi olmuş bu iki kültür-ve yaşam tarzı bizde. Burası Müslüman ülkesidir diyerek bu insanları yok mu edeceksiniz!!.  Bu nedenle, bırakacaksınız herkes alt-duygusal-kültürel kimliğiyle kendini nasıl hissediyorsa öyle yaşasın. Bizi birleştirecek olan bilişsel üst kimliğimiz olacaktır.    

[4] Kaderin şu cilvesine bakın ki burjuvaziye akıl vermekte bize-bana diyelim- düştü!!..

[5] Sayın Y.Bulut ya da S.Yaşar yanlış anlamasınlar! Sadece jakoben-kulağa hoş gelen, hatta özünde doğru olan söylemlerle yürümez bu iş! Devrim bir ittifaklar meselesidir bir yerde. Hele hele Türkiye gibi bir ülkede burjuvazinin birliğini sağlamadan olmaz bu iş, bir yere gelir tıkanır kalırsınız!..

[6] Ümit Boyner’in Tüsiad’ın yayın organı Görüş dergisindeki makalesinden..Görüş’ün aynı sayısında Türkiye’de burjuvazinin tarihsel gelişimi üzerine  A.İnsel imzalı makaleyi de okumanızı öneririm..Her nasılsa A.İnsel de çok doğru tahliller yapmış bu makalede!!..

www.aktolga.de

  • Abone ol