Yirmi beş yıllık meslek hayatımda ilk kez bu kadar sayıda gazeteci arkadaşımın özgürlüklerinden, sevdiklerinden mahrum edildiklerine tanık oluyorum. Sadece ve sadece iktidarı eleştirdikleri için…

Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Şahin Alpay… İsmen tanıdıklarımın, tanımadıklarımın, ‘içerideki’gazetecilerin her birinin kendine özgü bir dramı, bir hikayesi var.

Ancak aralarından Murat Aksoy, beni en fazla acıtanlardan biri.

Geçtiğimiz günlerde ‘FETÖ’nün medya yapılanmasına ilişkin darbe soruşturması tamamlandı. Murat dahil 13 sanık hakkında iddianame yayınlandı. Haklarında ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen şüphelilerin ‘FETÖ’ye ait medya kuruluşlarında ‘görev yaptıkları’ ve ‘anayasal düzeni ortadan kalmaya teşebbüs’ ve ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ettikleri iddia edildi.

Benim uzun yıllardır tanıdığım Murat bir sineğe dahi dokunmayacak kadar iyi kalpli, vicdanlı ve efendi bir insan. Sol görüşlü, aydın ve onurlu bir demokrat. Murat Alevi.

‘Karşı mahalleyi’ anlamak, tanımak, önyargıları kırmak adına yıllarca Yeni Şafak gazetesinde emek verdi. ‘Başörtüsü – Türban, Batılılaşma – Modernleşme, Laiklik ve Örtünme’isminde bir kitaba imza attı.

Gezi sürecinde iktidarın acımasız tavrını eleştirince Yeni Şafak tarafından işinden uzaklaştırıldı. Ekonomik sıkıntıya boğuldu ve üstüne eşinin sağlık sorunları binince Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen, hakkında yakalama kararı bulunan iş adamı Akın İpek’in 2014 yılında kurduğu Millet gazetesinde köşe yazarlığı teklifini kabul etti.

Ağustos 2016 dan bu yana tutuklu bulunan Murat, 31 Mart’ta tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilecekken ikinci bir şok yaşadı. Kendisini dört gözle bekleyen eşi Şehriban, 10 yaşındaki kızı Zehra Duru ve iki buçuk yaşındaki oğlu Ali Emre’ye kavuşamadan apar topar yeniden cezaevine yollandı.

Murat bana Şehriban’dan bahsettiğinde, gözlerinin için gülerdi. Pazar günü Skype üzerinden görüştüğüm Şehriban tam da tarif ettiği gibi biri. Hayatın kirletemediği insanlardan. Sevgi ve cesaret dolu. Işık saçıyor. “Murat hayatında Fethullah Gülen ile görüşmedi. Ne alakamız olabilir. Her şeyimiz farklı. Artık kendimizi hangi cümlelerle anlatalım” diye söze başladı.

‘İddianameyi okuduktan sonra ikimiz de ferahladık’

Okmeydanı’nda, Berkin Elvan’ın vurulduğu sokakta yaşayan annesinin evinde ulaştığım Şehriban Aksoy anlattıklarıyla aynı zamanda Türkiye’de on binlerce ailenin yaşadığı bireysel dramlara tercüman oldu…

Böylesi bir felaketin başınıza gelmesini bekliyor muydunuz?

Darbeden sonra gözaltına alınacak gazetecilerin epey kalabalık bir listesi vardı. Sosyal medyada dolaşıyordu. Ama Murat’ın adı bayağı sonlara doğru yazılmıştı. Biz o kadar kendimizden eminiz ki. Hani ifadesi alınacak, sorgulanacak ama sonrasında bırakılacak diye düşündük tabii ki. O sırada pasaportlarımıza el konulmamıştı. Çıkış yasağı yoktu. Ama Türkiye’yi terk etmek hiçbir zaman aklımızdan geçmedi. Ama koca 10 ay oldu, çok uzadı. Ağustos sonuydu alındığında. Polisler geldi, “Murat bey misafirimiz olacak birkaç gün” dediler. Birkaç gün neredeyse bir yıl olacak. 290 gün oldu. Çocukların doğum günlerini, bütün özel günleri babamızdan ayrı geçirdik.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan ikinci iddianameyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bizler daha görmeden Sabah gazetesinde yer almasını son derece tuhaf buldum. İddianame sonunda elime geçti ve her okuduğumda bir ağlıyorum, bir gülüyorum. ‘Bunlar için mi, bu saçmalıklar için mi sizi on ay özgürlüğünüzden mahrum ettiler’ diyorum. ‘FETÖ’ye üye olmamakla beraber’ diye başladınız, tutuksuz yargılamaya karar verdiniz ve sonra bizi nerelere getirdiniz.

Yetmedi, iki de müebbet verdiniz… Murat o felaket gece çıkmış sanki, tankı kullanan o, elinde silahla insanları öldüren o. Murat sadece Halk TV’de darbeden aylar öncesi kulis haberi paylaştı canlı yayında. Darbe olabileceğine dair… Bu sosyal medyada çok konuşuldu. Murat’a gelmeden birçok kişi benzer şeyler yazmıştı. İddianameyi okuduktan sonra ikimiz de ferahladık. Çünkü elle tutulur bir kanıt yok.

‘Gezi’ye destek verdi, atıldı’

Murat uzun yıllar Yeni Şafak’ta çalıştı. İktidardakiler, iktidara yakın medya yöneticileri kendisini gayet iyi tanıyorlardır. Darbeyle ilgisi olamayacağını biliyorlardır herhalde?

Birincisi çok iyi bir şey yaptı Murat. O kadar uzun yıllar boyunca muhafazakar çevrelerde çalıştı ama hiçbir zaman dini kimliğini, Alevi kimliğini saklamadı. Cumaya gittiler, Murat gitmedi. Oruç tuttular, Murat tutmadı. Kendi orucunu da pek tutmadı. Tutmayız yani. Ben de Aleviyim. Sivaslıyım. Bazen şöyle yapıyoruz; perşembe günleri bizim için, Aleviler için kutsal gün. Kendimizi iyi hissederiz. Perşembe günleri oruç tutarız öylesine, içimizden gelir.

Yeni Şafak’tan neden ayrıldı?

Yeni Şafak’la ilişkisinin kesilme sebebi Gezi eylemleriydi. Murat destek verdi, atıldı.

Millet gazetesinde ne zaman ve neden başladı?

Tamamen ekonomik sebeplerden dolayı. 29 Eylül 2014’de Emre doğdu. Benim de çok ciddi sağlık sorunlarım çıkmıştı.

Neydi sağlık sorununuz?

Hamilelikte çok daha da artan görme bozukluğum vardı. Hamileliğimin son üç ayı daha yoğun hissetmeye başlamıştım.

Tabii ki o zamanda müdahale etmek mümkün değildi. Tomografiler, MR’lar gerekiyor… Ben doğurmak istedim ve ‘Doğumdan sonra ne olacaksa olsun’ dedim. Onun öncesinde ‘Hiçbir şey bilmek istemiyorum’ demiştim. Neyse ki Emremiz doğdu ve birkaç haftalık iken annemize bıraktık. Ve neredeyse İstanbul’da gitmediğimiz hastane kalmadı. Nihayetinde anlaşıldı ki; şahdamarımda güzel bir kitlem, bir tümörüm varmış. Damarda büyüyen, ağaç kökü gibi bir şey.

Murat’ın o sıralar geliri yok. Özel hastaneler vesaire, nasıl baş ettiniz?

Murat o kadar iyi bir insanmış ki, o kadar çevresi var ki, herkes yardım etmek istedi. ‘Getirin bakarız, elimizden geleni yaparız’diyen doktor dostlarımız çıktı. Allah razı olsun hepsinden. Çok zor günler geçirdik. Maddi olarak da yıkılıyorsunuz ama o tarafını bir kenara bırakıyorsunuz. ‘Hiç de önemli değil’diyorsunuz çünkü daha iki haftalık bebeğiniz var. Sezaryen ameliyat olmuşum, iki büklüm olmuşum. Sabahtan çıkıyoruz, doktor doktor geziyoruz. Ajitasyon yaratmak istemiyorum ama sorulunca söylüyorsunuz işte.

‘Murat çıkana kadar gitmeyeceğim’

Ne ajitasyonu anlatın lütfen…

Murat tümüyle maddi ihtiyaçtan ötürü Millet gazetesine başladı. İdeolojik herhangi bir bağ veya yakınlık yüzünden değil.

Murat bunu sorguda çok kez izah etti. ‘Ya ben burada yazdım ama şartlar beni buralara itti’ dedi. Çünkü işten atılmışsınız, başka bir geliriniz yok, bir bebeğiniz olmuş, iki çocuğunuz var. Bir anne var, hasta. Bir baba olarak çalsın mı, çırpsın mı, soygun mu yapsın? Ne yapabilir ki bu adam? Tek kalemi var… Ergun Babahan gibi farklı profildeki gazeteciler de yazdı orada. Madem sıkıntı, bu gazeteyi niye açtırdınız? Neden izin verdiniz? Sonrasında da insanları ‘şucu bucu’ diye tıktınız içeriye. Murat’ın maaşı da Akbank’a yatıyordu. Bank Asya’ya değil…

Şu an nasılsınız?

Lazerli ışın tedavisi gördüm. Gerçi buna karşı çıkan profesörler de oldu çünkü ışın tedavisinde beyindeki iyi hücreler de ölüyormuş. Tümörü ameliyatla tıraşlamak istediler ama nasıl yapacaksınız? Kocaman bir kitle, gözümün arkasındaki yerde. Sekiz saat sürecek ameliyat. Ağaç kökü gibi düşünün, her nefes aldığınızda o kök kurumadığı için tekrar büyüyebilir dendi. Işın tedavisini seçtim. Biraz zaman aldı düzelmem. İyiyim çok iyiyim. Kesinlikle ‘İyi değilim’ demeyeceğim.

Kontrollere gidiyor musunuz?

Şimdi iptal ettim. Hiçbirine gitmiyorum.

Neden?

Murat tutuklandıktan sonra gitmedim.

Neden?

Çünkü hiçbir şey duymak istemiyorum. Kötü bir şey duymak istemiyorum. Gerek yok. Hayattayım, iyiyim, hiçbir şeyim yok. Murat çıkana kadar gitmeyeceğim. Sonra akciğerimde bir kitle çıktı. O da sürpriz oldu bizim için. Onun da tabii rutin kontrolleri var. Aynen beyinde olduğu gibi. Üçüncü kontrolü geldi. Gitmedim.

‘Güzel bir kahveydi, seviyorum onu’

Çalışıyor musunuz?

Ben evlenmeden önce Marks and Spencer’ın Nişantaşı mağazasında çalışıyordum. Çok emek verdim. Deputy görevindeydim. İşimi çok seviyordum. Evlenince Murat‘Çalışma, biz geçiniriz, niye çalışacaksın’ dedi. Bıraktım.

Muratla nasıl tanıştınız?

Biz Okmeydanı’nın çocuğuyuz. Burada doğduk, burada büyüdük biz. Aynı sokakta oturuyoruz. Tanışıyoruz zaten. Saçlarımı kazıtmıştım. Beni görmüş, o zaman bir arkadaşın evindeyiz. Balkonda kahve içiyoruz. ‘Ya bu nasıl bir imaj?’ filan demeye başladı (gülüyor). ‘Çok yakışmış, kahve içelim’ dedi. İçtik. Güzel bir kahveydi. Seviyorum onu.

‘Kılıçdaroğlu’nun maddi manevi destekleri var’

Çevrenizden size destek geliyor mu?

Murat’ın çok seveni var. Güveniyorlar ona. ‘Murat’ın ne olduğunu zaten biliyoruz’ diyorlar. Murat hiçbir zaman ‘onun bunun talimatıyla’ bir yazı yazmadı. Ve ‘Keşke yazmasaydı’dediğimiz hiçbir şey yok. Mesela Suriye politikası. Ve Gezi. Zaten Gezi’den sonra Murat dışlandı. Yanlış yapan bizler değil onlardı. Bir sürü insan öldürdünüz. Sakat bıraktınız. Yine olsa yine yazardı Murat bunları.

Demokrasi ve adalet çok önemliymiş. Bunu çok iyi anladık. Hukuk tanımamazlık çok zor bir şeymiş. Bunu da bilmiyorduk. ‘Hepimize lazım olur’ diyorduk ya. Başınıza böyle bir felaket gelmeden anlayamazsınız. Adalet varmış gibi, hukuk varmış gibi, vicdan varmış gibi savunmamızı yapacağız. Tek suçumuz muhalif olmamız. Bunun dışında bir şey yok.

Murat tutuklanmadan önce Halk TV’de program yapıyordu. Aynı zamanda CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Kemal Bey sizi aradı mı?

Aradı, sağ olsun çok büyük destekleri var. Üzerimizde maddi manevi destekleri var. Çok sağ olsunlar. Murat hiç yalnız bırakılmadı. Ali Bayramoğlu mesela, hiçbir zaman desteğini esirgememiştir bizden. Keza Ruşen Çakır… Ve tabi avukatlarımız Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak, Sevgi Kalan ve Ali Deniz Ceylan… Ama Selçuk Şirin’e çok kırgınım. Murat çok severdi onu. Araları çok iyiydi. Murat ilk zamanlar çok sordu ‘Selçuk ağabey aradı mı?’ diye. Çok üzüldü. Kardeşi Çağdaş Şirin bir iki mesaj atıp selam gönderdi. Selçuk Şirin hiç aramadı, sormadı.

Kemal Bey, Murat’ı ziyaret etti mi?

Kemal Bey hiçbir zaman Silivri’ye gitmedi diye biliyorum. Nedenini bilmiyorum. Evimize de gelmedi ama Kemal Bey’le çok kez görüştüm. Murat’ı biliyor. Birçok grup toplantısında Murat’ın ismini tekrar, tekrar söyledi. Murat’a güvendiğini, ve sadece muhalif olduğu için susturulmak istendiğini kürsüde söyledi.

Ama evet gitmesini isterdik Silivri’ye. Sadece Murat, Atilla Taş ve Cumhuriyet gazetesinden arkadaşlar için değil. O kadar çok mağdur var ki. Ali Bulaç’lar var, Şahin Alpay’lar var. Bir sürü insan var….

On aydır Silivri’ye gidip geliyoruz artık ailelerden çok dostumuz oldu. Tutuklu asker eşleriyle de tanıştık.

‘Pide yiyoruz diye çok seviniyorlar’

Hapishanedeki koşullar nasıl?

20 metre karelik bir koğuşta kalıyorlar. Üç kişiler. Murat, Atilla Taş ve Türk Solu dergisinden Gökçe Fırat Çulhaoğlu. Üst katta yataklar var. Alta katta bir plastik masa, tüplü küçük bir televizyon, ve bir küçük buzdolabı. Ve bir de küçük bir havalandırma var. Üstü açıktı, şimdi tel örgülerle sıkı sıkıya örttüler. Kettle yok. Bunlar da severler çay kahve içmeyi. Çok dandik bir marka veriyorlarmış, hemen bozuluyormuş. Ramazandan dolayı sıcak pide geliyormuş.

Pide yiyoruz diye çok seviniyorlar. Şükürler olsun biraz güneş görebiliyorlar. Güneş zaten girmiyor. Sekiz metre yükseklikteki duvardan nereden girecek güneş. Küçücük yer. Üstünü de kapattılar. Ama havalandırmanın üstündeki tellerin arasından güneş alıyorlarmış, saat 12 ile 14 arası. Biraz tenleri yanmış. Güneş görmek, sadece görmek, bunu anlatırken Murat’ı görmelisiniz.

Kâğıt kalem var mı?

Tutuklandıkları ilk ay yoktu. Hiçbir şey yoktu. Kütüphanelerinde binlerce kitap var. Bir tek kitap dahi vermediler. Ne yapsın bu adam, tespih çeken adam değil. Çok zor günler geçirdiler. Ama şimdiki halimize çok şükrediyorum. ‘Çok zenginiz biz artık’diyorum. İkinci tutuklamada dışarıdan kitap verebiliyoruz. 15 günde on kitap verebiliyoruz. Bu hafta dergi de verebildim. Bazılarını verirler mi, bilmiyorum. Bazılarının sayfalarını yırtıp atıyorlar, öyle veriyorlar.

‘Eliyle yazmaktan parmağının kemiği büyüdü’

Şu sıralar ne okuyor Murat?

Alevilik kitaplarını istedi. Alevilik üzerine kitap yazmak istiyordu. Bir taslak hazırlamıştı. Onu şimdi toparlıyor. Binlerce sayfa yazdı kalemle. Eliyle yazmaktan parmağının kemiği büyüdü.

Ne kadar sıklıkla görüşüyorsunuz?

Haftada bir gün. Cuma günleri görüşüyoruz. Sabah çıkıyoruz. Akşam dönüyoruz. Bir saat için bir günümüz gidiyor. Canı sağolsun Murat’ın. Hiç önemli değil tabii ki bu. Aramızda ses geçirmez cam var. Telefonla konuşuyoruz. Onun haricinde 15 günde bir, 10 dakikalığına beni telefonla arayabiliyor. Çocukları sadece açık görüş olduğunda götürüyorum. İki ayda bir. Hiç değilse babalarına sarılabiliyorlar. Murat o günler benimle neredeyse hiç konuşmuyor. Çocuklarıyla zaman geçiriyor. Onları kokluyor. Onlarla oynuyor. Bir saat on dakika gibi. Bu bayramda ne yaparlar bilemiyorum. Belki bir jest yaparlar…

Çocuklar nasıl baş ediyor?

Emre baya babasız büyüdü. Birbirlerine doyamadılar baba oğul. Ama yine de Murat’ın resmini görünce bir şeyler duyuyor. ‘Baba baba tuh’ yapıyor tükürüyor. Sonra ‘Baba cici’ yapıyor, resmini göğsüne tutup öpüyor. Emre çok hassaslaştı.

O bizi üzüyor Amberin hanım…

  • Abone ol