Fransa’daki CH dergisi baskını ve cinayetleri sonrasında ifade özgürlüğü tartışmaları iyice yoğunlaştı. Tartışmaları saldırganlığa dönüştürmeyip usulüne uygun fikir alışverişi ve tez ispatlama tez çürütme olarak yürütürsek bundan toplumsal fayda doğabilir. Tersi olursa herkes bildiği yolda daha da radikalleşerek ilerlemeye devam eder.

İfade özgürlüğünün önemi ve değeri hakkında bir şey söylemeye gerek yok. Hemen herkes bu hususta mutabık. İhtilâf ifade özgürlüğünün nerede başlayıp nerede biteceği ve küfür, hakaret ve şiddete teşvik gibi şeylerin ifade özgürlüğü kapsamında görülüp görülemeyeceği hakkında. Benim görebildiğim kadarıyla, ifade özgürlüğü meselesinde üç sebeple problemler var. İlki, ifade özgürlüğünün başka değerlerle, özellikle kişilik haklarıyla çatışması. İkincisi, kutsalların korunup korunmayacağı. Üçüncüsü, ulusal güvenlik.

İfade özgürlüğü uygar toplumun temel değeri, ancak tek değer değil. Bazı durumlarda başka değerlerle çatışması mümkün. Bunların başında kişilik hakları geliyor. Kişilere ait (meselâ cinsel hayatla, ticarî faaliyetlerle ilgili) mahrem bilgiler başkaları tarafından afişe edilebilir mi? Kişilerin şahsiyetlerine aşağılayıcı, hakaretamiz, küfürbaz ifadelerle saldırılması ifade özgürlüğüne girer mi? Kutsallar korunmalı mı? Korunacaksa, kutsallar nasıl tanımlanacak ve teşhis edilecek? Kutsallar dinî olduğu gibi seküler de olabilir mi? Ülkelerin güvenliği, devlete ait gizli bilgilerin açıklanması ve yayılması ifade özgürlüğü kapsamında görülmeli mi görülmemeli mi? Vatandaşların korunması ile bürokratik ve politik otorite makamlarının korunması birbirinden nasıl ayırt edilecek? Bunlar cevabı her durumda kolayca verilebilecek sorular değil. Zannederim ki her somut olayın kendi başına tartışılması ve değerlendirilmesi lâzım.

CH’nin İslam Peygamberini çirkin şekillerde tasvir eden karikatürlerinin ifade özgürlüğü kapsamına girmesi gerektiğini söylemek zor. Bunun sebebi, karikatürlerin eleştiri sınırlarını aşması, aşağılamaya ve hakarete yönelmesi. Bir karşılaştırma yaparak açıklayayım görüşümü. Bu dergi, sözgelimi, Hz. Muhammed’in Tanrı anlayışının çeşitli sebeplerle yanlış olduğunu ileri sürseydi bu bir eleştiri teşkil eder ve ifade özgürlüğüne girerdi. Bazı durumlarda alay ve tiye alma da ifade özgürlüğü kapsamında görülebilir, ancak bunları hakarete varmadan yapabilmek ince bir zekâ ve üstün bir hiciv yeteneği gerektirir, bunlar yoksa hiciv kolayca hakarete dönüşebilir. CH’nin Peygamber’i çıplak olarak secde etmiş gösteren ve mahrem yerlerini yıldızla örten karikatürü herhâlde bir fikir açıklaması veya  eleştiri değil. Bu tür hakaretlere yönelmeye, mizah dergileri, tabiatları icabı, daha yatkın. Çünkü, bu tür dergilerde yazıp çizenler, çoğu zaman, nihilist, değer tanımaz, insanların özeline saygı göstermeye ihtiyaç duymaz olmaya meyilli. Bunu söylerken, derginin basılmasının ve insanların öldürülmesinin meşru ve haklı olduğunu ima etmiyorum. Baskın ve cinayetler yanlıştır, suçtur. İsteyenlerin dergiyi barışçıl eylemlerle (meselâ imza kampanyaları açarak, protesto gösterileri yaparak vs.) protesto etmesi ve hukukî mevzuat uygunsa yargıya gitmesi, değilse bazı demokratik ülkelerde var olan kutsalı koruma kanunlarının Müslümanlığa karşı negatif ayrımcılık sona erecek şekilde değiştirilmesi için kampanya yürütmesi doğru olurdu.

Olayın Türkiye’deki yansımaları da çok ilginç. Cumhuriyet gazetesi ve Gülen medyası bu olay üzerine ifade özgürlüğü savunucusu kesildi. Gerçekten öyleler mi, test etmek çok kolay. CH yine münasebetsiz şekilde davranıp Hz. Muhammed’i değil de Atatürk’ü veya Gülen’i o karikatürlere malzeme yapsaydı, acaba ilgili yayın organlarının tepkileri yine aynı olur muydu? Olsaydı, bu çevreler ifade özgürlüğü konusundaki görüşlerinde gerçekten ilkeli ve tutarlı diyebilirdik. Ancak, öyle olmayacağını biliyoruz.

Bu ülkede, bir Yunanlının hazırladığı, Atatürk’ü eşcinsel gösteren bir video yüzünden youtube kapatıldı, bugün ifade özgürlüğü yok diye bağıranların bir kısmının hiç sesi çıkmadı bir kısmı kapatmayı teşvik ve tahrik etti. Bu satırların yazarı Kemalizm ve Atatürk heykelleri eleştirisi yüzünden başını Doğan grubunun çektiği bir güruh tarafından linç edilmek istendi, üniversitedeki görevinden açığa alındı, gönüllü sürgüne gitmek zorunda kaldı, yargılandı, 15 ay hapis cezasına mahkûm edildi. O günlerde Cumhuriyet gazetesi ve kafası bu vaka üzerinden ifade özgürlüğü savunusu yapmadı. Cumhuriyet 5816 yargılamalarını her zaman destekledi. Zaman ise daha iki yıl kadar önce aynı karikatürleri hakaret olarak kınayıp mahkûm eden haber ve yorumlara yer vermişti.

Batı ülkelerinin kusursuz ifade özgürlüğü şampiyonu gibi görünmesi de komik. CH Yahudi aleyhtarı yazıları yüzünden bir yazarını tasfiye etmiş ve özür dilemeye zorlamış. Bugün bazı Avrupa ülkelerinde Yahudi soykırımı olmadı demek kanunla yasak. Millî güvenlik gerekçesiyle Wikileaks ve NSA vakalarında polis yayın organlarını bastı, harddisklere el koydu ve onları imha etti. Suçlanan insanlar ya hapse atıldı ya da kaçak yaşamaya mahkûm edildi. İngiliz hükümeti Google ile anlaşarak youtube’da sansür yetkisi aldı. Daha yakınlarda Fransa onlarca kişiyi sosyal medyadaki mesajları yüzünden tutukladı...

İlkeli ve tutarlı olmak her konuda zor, ama ifade özgürlüğü alanında daha da zor.

  • Abone ol