Somut düşünenler için eksiksiz bir tablo: Havaalanı ve köprü gibi devletin devasa iki ihalesini alan kişiler veya firmalar, büyük bir medya kuruluşunu havuz oluşturup Hükümet namına devralmaya kalktıkları için takibata uğruyorlar ve sırf bu soruşturmayı durdurmak için devletin hukuk ve güvenlik düzeninin altı üstüne getiriliyor.

Sonra? Sonra aynı kişiler ve firmalar Marmara İlahiyat’ın kampüs ve cami inşaatını üstlenen hayırseverler olarak karşınıza çıkıyor. Aradaki bağlantıları ancak Hayrettin Karaman Hoca’nın fetvası ile kurabilirsiniz. Yaşarken geçtiğiniz köprüyü, kullandığınız yolu ve havaalanını, arkasında namaz kıldığınız imamın yetiştiği mektep binasına ve cenazenizin kaldırılacağı caminin musalla taşına bağlayan labirentlerden geçiyorsunuz. Bu labirenti aydınlatan tek ışık ise bir fetva. Karşımıza çıkan kirli tablonun istisnaî bir durum olmadığı anlaşılıyor. “Rant kollama”nın İslâmî bir meşruiyete dayandırıldığı ve AK Parti’nin “Fetva Eminleri”nin açtığı kapıdan bu yolla büyük servetler biriktiği ortada. Hayrettin Karaman’ın bu işin en masum ve iyi niyetli ortaklarından biri olarak şahsî hiçbir çıkar sağlamadığından emin olabilirsiniz. Onun duyduğu mânevî tatmin, bu yolla inşa edilen din eğitimi verecek binaların şaşaası ile sınırlıdır. Hoca dinî değil, siyasî endişelerle hareket ediyor; kendince maslahatta bulunuyor. Lakin rüşvet ile irtikap arasındaki farkı bilmeyen bir fakihin, muamelat ve ukubat fasıllarında fetva vermesi uygun düşmez.

Asıl problem daha vahim. İlk olarak hayır-hasenat işleri, devlet rantının yaratılması, ele geçirilmesi ve paylaştırılması sürecinin kılıfı olarak kullanılmış. Pay alanlar, içinden ayırdıkları bağışlarla kendilerine ve yaptıkları işe dinî meşruiyet sağlamışlar. Bu paylaşımın Hükümet’in siyasî tasarrufu olduğunu düşünebilirsiniz. İkincisi açıkça Beytülmal’den hırsızlık. Hayır işleri dahil, ne için olursa olsun bu rantı dağıtırken kayıt ve denetim dışı bir kaynak oluşturursanız sadece merî kanunlara göre suç işlemiş olmakla kalmazsınız; kendiliğinden bu rantın bir kısmının birilerinin cebine girmesine, yani siyasî yolsuzluğun her türüne kapıları sonuna kadar açmış olursunuz. İddialara göre Hükümet rantı oluşturmuş, paylaştırmış, bir kısmına hayır işleri ve kendi siyasetini finanse etmek için el koymuş, bu arada kayıt dışı trafikte bir kısmı da özel hesaplara geçmiş. Hayrettin Hoca, bu durumu bile “Toplamada, bir yerde korumada, aktarmada, kayıtta usulsüzlükler olabilir...” diye meşrulaştırmaya çalıştığına göre (Yeni Şafak, 29.12.2013) artık onun “rey”inin dışında hüküm vermeliyiz. Dikkat ederseniz Başbakan, soruşturmalar başladığında durumu “milletin, devletin parası değil ki” diye savunmaya çalışmıştı. Külliyen yanlış. Devlet iktidarına dayanarak tasarruf ettiğiniz her para “milletin ve devletin parasıdır”.

İktidarın kullandığı gerçek güç, devlet rantını dağıtma yeteneğinden kaynaklanıyor. Hükümet, bu yeteneği geliştirmek için 60 defa Kamu İhale Yasası’nı değiştirdi ve kent rantını vergilendiren basit bir kanun çıkarmaya yanaşmadı. Bu yetenek iktidara hükmederken, muhalefeti ve rakiplerinizi ezme ve yok etme araçları sağlıyor. Rant dağıtma gücü ile bir banka batırılmaya çalışılmadı mı? Hükümet arkasındaki medya desteği, büyük işadamlarının bu rant kaynakları ile kurdukları bağımlılık ilişkisinin eseri değil mi?

Devletin kullandığı rant dağıtma araçlarını kanunlarla ve kurumlarla denetlemediğiniz zaman iktidarlara, ülkenin tamamını özel-kamu ayırmadan kontrol altında tutacakları araçlar vermiş oluyorsunuz. Bu araçlar keyfince hükümetlerin elinde olmasa, siyasî rekabet bu kadar kıran kırana geçer mi? AK Parti’nin, bu araçların tamamını hayır-hasenat kılıfı altında taht-ı tasarrufuna aldığı anlaşılıyor. Bugün krizin rant kollama faaliyetlerinin doğal ürünü olan yolsuzluklar yüzünden patlaması, bu yüzden tesadüf değil. Demek ki hükümeti bitiren Hayrettin Hoca gibi İslamcı fakihlerin fetvaları olmuş. Bu karanlık labirentte kaybolan İslâmcı tezlerle son noktayı koyalım.

  • Abone ol