Türkiye’de haber çok ama algıda seçicilik yapacağım bugün (16 Temmuz 2019) yayınlanan vahim işsizlik haberi ile hukuk devleti ve demokrasiye ilişkin iki yine vahim haberi (son iki gün) birlikte değerlendirmeye gayret edeceğim.

Yazımın sonunda söyleyeceğimi hemen burada da anons edebilirim, hukuk devleti ve demokrasinin geldiği bu inanılmaz korkunç durumda işsizlik verilerinde bir yapısal iyileşme beklemek abesle iştigal.

Bir kez daha hatırlatalım, zaten artık herkes de görüyor, hukuk ve demokrasi olmadan büyüme yani işsizliğin azalması hayal.

Önce birincisinden yani işsizlik istatistiklerinden başlayalım.

İşsizlik oranı Nisan 2018 ve Nisan 2019 arasında yani tam bir yıl içinde yüzde 9.8’den yüzde 13.3’e yükselmiş, artış 3.5 puan, dünyada bir senede işsizlik oranı bu kadar artan başka gelişmiş ya da gelişmekte olan bir ülke yok.

Daha önemli ve gerçekçi bir işsizlik göstergesi olan tarım dışı işsizlik oranı Nisan 2018 ve Nisan 2019 arasında yüzde 11.4’den yüzde 15.1’e yükseliyor, artış tam dört puan ve bu durum Türkiye için gerçekten çok ama çok sevimsiz ve toplumsal dengeler açısından da büyük bir uyarı.

Genç nüfusun işsizlik oranı yine aynı dönemde yani Nisan 2018-Nisan 2019 arasında yüzde 16.9’dan yüzde 23.2’ye yükselmiş, artış bir senede 6.3 puan.

İşsiz sayısı bir senede üç milyon 86 binden dört milyon 202 bine gelmiş. 

Hem tarım istihdamı hem de tarım dışı istihdamda yani toplam istihdamda gerileme mevcut.

Üzerinde daha az durulan ama çok önemli başka bir olumsuz gelişme de kayıt dışı çalışanların oranının bir sene zarfında 0.9 puan artış göstermesi; kriz dönemlerinde bunu doğal karşılayabilirsiniz ama toplam çalışanların yüzde 34.2’sinin kayıt dışı çalıştığı bir ülke çok ama çok sorunlu bir ülke demektir.

İşsizlik verilerinin detaylarına girmeyeceğim, arzu eden Türkiye İstatistik Kurumunun (tuik.gov.tr) sitesinden detaylara ulaşabilir, düzgün sunulmuş istatistiklerdir.

Şimdi gelelim bu vahim işsizlik verilerini anlamaya, açıklamaya yönelik çok vahim demokrasi, hukuk devleti alanına.

14 Temmuz sabahı Cumhurbaşkanı ünvanını taşıyan Erdoğan İstanbul-Çengelköy Vahdettin Köşkünde gazetecilerle, genel yayın yönetmenleriyle uzun, basına kapalı bir toplantı gerçekleştiriyor.

İşin ilginç (vahim), çok ilginç (çok vahim) yanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bu toplantıyı sadece yandaş gazetecilerle gerçekleştiriyor ve ilgincin de ilginci bir açıklama ile bu toplantıyı “milli birlik” göstergesi olarak tanımlıyor.

İşin daha da vahim, gazetecilik mesleği için kara leke boyutu, “milli birlik” basına kapalı basın toplantısına Cumhuriyet, Sözcü, Evrensel, Artı Gerçek, Halk TV, çeşitli kürt basın organlarının çağırılmadığını gören yandaş gazeteciler arasından bu durumu eleştiren de, toplantıyı terk edecek medeni cesareti gösterecek de kimsenin çıkmaması; ben bu duruma toplu intihar girişimi derim doğrusu.

Bir parti başkanı isterse istediği gazetecilerle toplantı yapabilir, bundan hoşlanmam ama çok da eleştirmem, kendi tercihidir, eleştirileri göğüsler ama bir Cumhurbaşkanı bu skandalın altına imza atamaz.

Birileri Erdoğan’ın bu toplantıyı AKP Başkanı şapkasıyla yaptığını söyleyebilir, bu kadar hızlı şapka çıkarıp yenisini giymek ilginçtir ama bu aşamada da şunu sormak gerekebilir o takdirde: Ne zamandır Vahdettin Köşkü AKP’ye zimmetlenmiştir?

İkinci çok vahim konu, 15 Temmuz tarihli AKP çıkışlı, Erdoğan imzalı bir tweet.

Tweet aynen şöyle: “Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege konularında karşı tarafı haklı bulanların zihinleri iğfal edilmiş demektir.”

Bu açıklama birilerine normal gelebilir ama hiç de öyle değildir.

Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege konuları Türkiye’nin dış politika konularıdır, bu konuları burada tartışmayacağım ama burada önemli, belirleyici olan bu önemli konulara yönelik olarak Türkiye’nin tezlerinin ne olduğu, doğru ya da yanlış olduğu değil, vatandaşların bir bölümünün bu konularda resmi politikadan farklı görüş sahibi olabilme ve bu görüşünü açıklayabilme özgürlüğüdür.

Bu temel özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü kullanan birisine Cumhurbaşkanının (Cumhurun birliğini temsil eder değil mi?), İktidar Partisinin “zihinleri iğfal edilmiş birileri” olarak bakması inanılması çok güç bir hukuk ihlali, hatta faciasıdır.

                                                           xxx

Bu iki olay, Vahdettin Köşkü basın, demokrasi faciası ve “zihin iğfal” açıklaması iki güne sığmıştır.

Bu sevimsiz manzara AKP’nin nereden nereye geldiğini de çok net göstermektedir.

Ama, AKP’nin nereden nereye geldiğinden bağımsız olarak, bu iki vahim hukuk ve demokrasi ihlalinin iki günde yaşandığı bir ülkede işsizlik verilerinin geldiği yine vahim manzaraya (mevsimsel etkilerden arındırılmış tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16) şaşmamak gerekiyor.

İşsizliği düşürmek istiyorsanız yani iktisadi büyüme istiyorsanız hukuka saygılı olacaksınız, Cumhurbaşkanı sıfatıyla basının sadece bir bölümünü çağırmayacaksınız, dış politikada da sizden farklı düşünenlere “zihinleri iğfal edilmiş” demeyeceksiniz.

Hukuk aslında hukuk ihlalinden çok daha kolay.

  • Abone ol