Soğuk Savaşın sonlarına kadar kavganın, çıkar doğrultulu “reelpolitik” ile onu geriletme odaklı “morâlpolitik” arasında olduğu düşünülürdü. 1990’lardan başlayarak adım adım, “reelpolitik”in “morâlpolitik”i gerilettiğini gördük ve bunu çeşitli yazılarda dile getirdik. Ama gelinen aşamada bu ayırımlar artık yeterli olmuyor.

Morâlpolitik elbette bütün tematik boyutlarıyla varlığını sürdürüyor. Ama bağımsız bir değişken olarak çalışmıyor. Tam tersine, reelpolitik tarafından massedilmiş durumda. Yâni, belli bir çıkarın tâkibinde veyâ sürdürülmesinde  araçsal olarak kullanılıyor. Hegemonik güçler, Renkli Devrim Endüstrisinde görüldüğü üzere;  morâlpolitik organizasyonları bizzât kendisi kuruyor. İstediği yerde seferber ediyor. Bunu Türkiye’de Gezi Olayları sırasında gördük ve öğrendik. Bunun dışında ise terör başvurduğu yek diğer silâh.

Ama gidişât bununla da sınırlı değil. Son gelişmelerle berâber, reelpolitik çok daha fütursuz bir boyut kazandı. Düpedüz olarak kendisini ortaya koyuyor. Trump bunun başat figürü. Her defâsında, apaçık olarak moralpolitik’in kültürel-tematik dünyâsıyla alay eden, onu aşağılayan sert çekirdek bir söylemiyle zuhûr ediyor. J.Baudrillard, Reagan-Thatcher döneminde, İran ve Rusya’yı şeytanî odaklar olarak ilân eden Batı’nın çâresizliğini vurgulamıştı. Kabaca, eğer bir varlığı şeytanlaştırırsanız, onun elini rahatlatır; cârî ve muhtemel   her türlü şeytânî eylemine  teslim olursunuz, diye yazıyordu. Çünkü şeytânın kaybedecek bir şeyi olmaz. Şeytân daha kötü olamaz ki… Öyle bile olsa, bu; kendisine daha baştan yüklenen bir dizi niteliği pekiştirir. Melek rolü oynamasına da gerek kalmaz.  Ama bu meyânda “uygar”, “steril” Batı’nın  anjelik dünyâsı kırılganlaşır .

Bu tablo özellikle Avrupa için son derecede  geçerli. Terör Avrupa’yı  her vurduğunda, Avrupa ne yapabiliyor ki? Eski bir arkadaşımın çok yerinde benzetmesiyle,  “buzdolabına kaldırılmış duygular çıkarılıyor ve mikrodalga fırınlarda ısıtılarak” servis ediliyor. Mumlar yakılıyor. Ağıtlı cenâze törenleri düzenleniyor. Gözyaşları akıtılıyor. Konserler veriliyor. (Bunu da bir türlü anlayamam ya..). Mâtem konuşmalarında “ileri” Batı değerlerinin korunacağı ve önünde sonunda kazanacağına dâir bir ezberler ve kof imânlar  bıktırıcı bir şekilde tekrar ediliyor. Hâlbuki  süreç tersine işliyor. Terörün her yeni vuruşunda “uygar” Batı değerlerine olan güven, bizzât Avrupa’da çözülüyor. Bunu da ırkçılığın ve aşırı sağın yükselişinden anlıyoruz.

Avrupa târihsel büzüşmüşlüğünün içinde hâlâ “kuyruğu dik tutmak” peşinde. Ama, medeniyet komplekslerinden “nasibini almamış“ olan  kovboy ruhlu  ABD’de çok başka bir şey oluyor. Bilhassa Avrupa hissiyatlı demokrat  Obama sonrasında bu böyle. Trump tam da bu geçişi temsil ediyor. Sürecin çift ayağı var. İlk aşamada evrensel olarak tanımlanan  moral değerlerle bağını sert bir şekilde koparıyor. Hiçbir morâlpolitik vurgusu ve endişesi yok. Tam tersine; en azından mâkûl sayılan bir kamuoyunun ortak niyetlerini ifâde eden  kültürel çoğulculuk, çevre vb tematiklere açıktan savaş açmış durumda. ABD’nin “çıplak” çıkarlarının mâzeretsiz, kılıfsız sözcülüğünü yapıyor. “ABD vardır; gayrısı yalandır; ABD‘nin çıkarları için dünyâyı yakarım” diyor. Bu, aslında  yeni bir tür meydan okuma. Böylelikle belki “şeytanlaşmıyor”; ama “şeytana yakınlaşıyor.” Yâni, şeytandan “rol çalıyor”.. Böylelikle Baudrillard’ın 90’larda bahsettiği anjelik-diyabolik ayırımını kırdığını ve çemberin dışına çıktığını gösteriyor.  Artık reelpolitik kavramı bu gelişmeyi kesmez. Yine Baudrillard’dan mülhem olarak “hiper reelpolitik”in varlığından söz etmek daha manâlı olacaktır.

Sürecin diğer ayağında ise, terörün devletlerle özdeşleştirilmesine dayanan “Reaganpolitics”in tasfiyesi var. Terör cârî devletlerden ayrıştırılıyor ve  olanca uçuculuğu ile siber- globâl bir  kıvama getiriliyor. Uçucu ve nerede kimi vuracağı belli olmayan bir forma sokuluyor. Geçmodern siyâsal kültürün demonolojisinde başat figür hâline getirilmiş olan “İslâmcı Terör” , “Yalnız kurtlar” üzerinden kullanışlı bir malzeme olarak piyasaya sürülüyor. İstenmeyen  kim ve ne varsa ona sıvaştırılıyor. Terörist olmaktan çok daha beter olan durum, terörle işbirliği yapmak, ona destek vermek gibi suçlamaların konusu edilmek.

Katar’ın başına gelenler, hiper reelpolitik’in altın vuruşlarından birisi değilse nedir?…

  • Abone ol