Savaş, sadece insan hayatına doğrudan bir tehdit olmakla kalmıyor... Savaş ortamı, gerçeklerin üzerini örtmeye yarıyor,özgürlüklerin unutulmasına ve şiddetin yaygınlaşmasına sebep oluyor.

Silahların, tankların, füzelerin konuştuğu, insanların öldüğü, kitlelerin düşmanlaştığı bir ortamda herşey daha da keskinleşiyor. Kara, pis kokan bir örtü gibi, herşeyi boğuyor savaş.

2015 Temmuz’undan beri böyle... Abluka operasyonları, kentlerde canlı bomba saldırıları, derken darbe girişimi... Sonrasında daimileşen OHAL rejimi, zaten üç yıldır adı konmamış, giderek dozu artan bir savaş halinde yaşamak demek.

Adı üstünde, ‘olağanüstü hal’ bu. Gerçi mevcut OHAL hukukuna DA uyulmuyor. Kararnamelerle ülke yönetimi, giderek yükselen dozlarda keyfi uygulamaların aracı haline getiriliyor. Üzerine bir de sınırötesi harekat, Afrin operasyonu gibi aktif savaş hali binince, konuşulamayanlar, tartışılamayanlar daha da katmerleniyor.

Oysa konuşmamız gereken son derecede hayati meseleler var. Savaş, tam da buna yarıyor: Çocuk istismarından çevre kıyımına, işsizliğin yakıcı boyutlarından erkek sorununa; laiklikten, demokrasiden, haklardan gün be gün uzaklaşan rejimin yıkımı konuşulmuyor. Konuşulamıyor.

ÇOCUK İSTİSMARININ SIRADANLAŞMASI

Misal, İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’ndeki 115 hamile çocuk skandalı... Bir gün konuşuldu, olayı deşifre eden sağlık görevlisi işsiz bırakıldı, konu kapandı mı şimdi?

Muhafazakarından solcusuna, milliyetçisinden liberaline, istismarcı olmadığı sürece herkesin vicdanı sarsacak skandalın, toplumu ayağa kaldırması gerek.

Ama öylesine kutuplaşmışız ki tek tek sorsanız, aynı değerlere sahip çıkanlar dahi birbirini düşman bellemiş.İnsanlar, “çocuklar birarada oynamasın” diyecek kadar sirkeleşmiş.

Oysa konuşmak mümkün olmadıkça çözüm bulmak da mümkün değil.

HDP milletvekili Filiz Kerestecioğlu gibi çocuk istismarının, kadınlara yönelik şiddetin, insan haklarının takipçisi siyasetçi memlekette az bulunuyor. Kerestecioğlu, gazeteduvar’da Meltem Dağcı’ya verdiği röportajda, hastanedeki incelemelerini ve durumun vahametini şöyle anlatıyor:

“Önce bir suç şebekesinden endişe etsek de hekimlerle görüşmemiz neticesinde çocuk istismarının, çocuk gebeliklerinin ve çocuk yaşta evliliklerin ne kadar yaygın olduğunu ve ne kadar olağanlaştığını öğrendik.”

CİDDİ KAMUOYU BASKISI ŞART

Röportajda, devlet görevlilerinin çocuğun istismarı bildirimlerinin çok az olduğunu öğreniyoruz. Peki neden? Okullarda korku, hedef gösterilme, “aman kurumumuzun adı çıkmasın” çabası ağır basıyor. Hastanedeki son hadisede ise korkudan ziyade ihmalin öne çıktığını belirtiyor Kerestecioğlu:

Başhekim, Valilik ve Bakanlıkların ihmali.

Kimbilir böyle kaç tane vaka var... Savaş havasındayken bunların peşinde koşmak, takip etmek, hesap sormak her zamankinden daha da zor.

Unutmayın ki çocuk istismarcılarına af getirecek kanun tasarısı, ve kürtaj yasasının rafa kaldırılması, müftülere nikah kıyma yetkisi veren tasarının bazı maddelerinin değişmesi, Ensar Vakfı konusunda araştırma komisyonunun kurulması, muhalefet partilerinin çalışmaları –ve sivil toplumun ısrarcılığı- neticesinde mümkün oldu.

HDP vekili Kerestecioğlu, çocuk istismarını önlemek için bir dizi öneride bulunduklarını, bütünlüklü bir politika olmadan istismarın engellenemeyeceğini belirtiyor. Ancak hükümetin harekete geçmesinin tek yolu, ciddi bir kamuoyu baskısı yaratmak...

Çocuk istismarının bu kadar yaygınlaşmasına, unutturulmasına, sıradanlaştırılmasına izin vermeyelim.

HDP’li veya solcu olmanın neredeyse “suç” ilan edildiği, ömrünü insan sağlığına vakfetmiş hekime, haber yapan gazeteciye, şiddete karşı çıkan akademisyene gözdağı verilen bir ortamda, farklılıkları bir kenara bırakmak, tek çare.

Mesele bizim çocuklarımız, bizim geleceğimiz ve bizim vatanımız. Vatanseverlikse, buyrun buradan alalım sizi.

  • Abone ol