Yalçın ERGÜNDOĞAN

yalcin.ergundogan@gmail.com



Bookmark and Share

Soğuk savaş yıllarında solun arkasında SSCB mi vardı?


31.10.2017 - Bu Yazı 1327 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ekim Devrimi, insanlık tarihinin en muazzam hak, adalet ve özgürlük arayışının hayata geçirilme kalkışması, devrim. Bu şekilde kayda geçen Ekim Devrimi’nin 100. yılında, tüm dünyada çeşitli muhasebeler yapılıyor. O dönem Rusya’da geçerli olan Jülyen takvimdeki tarihleme ile 25 Ekim 1917, tüm dünyada bu anın “Ekim Devrimi” olarak kayda geçirilmesini sağladı. Günümüzde kullandığımız Gregoryen (miladi) takvime göre ise; 7 Kasım’ı işaret eden o gün; Kışlık Saray’ın da Bolşeviklerce ele geçirmesi ile Rusya’da Çarlık rejiminin devrilmesine sahne oldu.

‘Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’, geçici olarak kurulu bulunan Kerenski Hükümeti'nin düştüğünü ve iktidarın tümüyle Sovyetler'e geçtiğini ilân etti.

Böylelikle, sınıflı toplumsal düzenlere geçildiğinden beri 1871 Paris Komünü ile yaşanan çok kısa süreli (72 gün) deneyimden sonra, ezilen alt sınıfların ülke düzeyinde toplumsal düzen kurma pozisyonuna erişmeleri ilk kez gerçekleşmiş oldu.

* * *

1989 yılında yaşadığımız Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin çözülüş ve yıkılışının üzerinden 28 yıl geçti. Fiili olarak yaşanan 72 yıllık sürecin sonlanış serüveninin başlangıcındaki arayış ise; varlığını tüm yakıcılığıyla sürdürüyor. O nedenle de, bugün kapitalizmin vardığı aşamada, sınıf çelişkilerinin had safhaya ulaşmasının yanı sıra; doğayla, tüm canlı yaşamıyla ve gezegenin geleceği ile yaşadığı büyük çelişki Paris Komünü gibi, Ekim Devrimi’ni de yaşanmış bir deney olarak canlı tutuyor.
Ekim Devrimi ve SSCB deneyimi o nedenle üzerinde çok daha fazla konuşulmayı, tartışılmayı gerekli kılıyor, bu yönde çabayı bekliyor.

Bu çerçeveden, önceki gün Gazete Duvar’da yayınlanan İrfan Aktan’ın, Ertuğrul Kürkçü ile Ekim Devrimi’ni konu alan, “Sovyetler Birliği yıkılmasa Marx yanılmış olurdu” başlıklı röportajını çok kıymetli buldum. 

Hamasetten uzak, ciddi değerlendirmeler barındıran bu röportajda Ertuğrul Kürkçü çok önemli noktalara temas ediyor.

Ben de, Ertuğrul Kürkçü’nün röportajda, Ekim Devrimi sonrası SSCB’nin Türkiye’deki sol, sosyalist hareketler üzerine yaklaşımını içeren bölüme, biraz da kendi deneyimlerimin ışığında eklemeler yapma gereğini hissettim.

Kürkçü söz konusu röportajda, (tarihi) Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Komintern, SSCB politikaları üzerine şunları ifade ediyor:

“Sovyet devletiyle Kemalist rejim arasındaki ilişkilerin işçi sınıfı siyasetine tercümesi bakımından Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin tutumu her zaman belirleyici oldu. Gerek Mustafa Suphi'lerin katli sırasında ve sonrasında Türkiye ve SSCB arasında sürüp giden ilişkiler, gerekse daha sonra faşizmle savaş dönemi politikaları açısından bakınca… Örneğin Sovyetler’in özellikle 1935’ten sonra Almanya’ya karşı tarafsızlaştırmayı ya da ittifak kurmayı umduğu ülkelerin desteğini sağlayabilmek için komünist partilerin bu ülkelerdeki muhalefetini ve etkinliğini minimize etme taktiği TKP’nin de geleceğini çok kuvvetle belirledi.” “…Komünistlerin rejimi desteklemesi çağrısında bulunuyor Komintern. Yeraltındaki partiyi kapatın, dağıtın ve CHP’nin kitle örgütleri içinde eriyin diyor!”

“Bu Sovyetler Birliği devleti için uygun bir taktik olabilir. Sovyet dış siyaseti açısından, Nazi yanlısı siyaset izlememesi için İsmet Paşa hükümetini ayakta tutmanın önemli olduğunu, bu yüzden Türkiyeli komünistlerin geri çekilmelerini sağlamanız gerektiğini düşünebilirsiniz. O zaman da TKP’yi desantralize etmeyi, açıktan faaliyet yürütmemesini, gidip CHP’nin kitle örgütleri içinde çalışmasını isteyebilirsiniz. Ama bu Türkiye’deki hareketin bağımsız gelişmesini de kötürümleştirmez mi? Sovyetler Birliği devleti için 'iyi' olan bu taktiğin Türkiye devrimi için 'kötü' olması onulmaz bir çelişki değil mi? Bu kötürümleşmenin etkilerini biz hâlâ Türkiye solu içinde görüyoruz.Tabii; Türkiye’deki komünist hareketi Kemalizmle zorla akrabalaştıran, onda bir cevher bulmaya sevk eden bir düzeyden bahsediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi iç çelişkilerinin yaratmış olduğu devrimci imkânlardan beslenmek yerine iki devlet arasındaki ilişkilerin yarattığı imkân ya da imkânsızlıklardan komünist hareketi sebeplendirme ya da mahrum bırakmaya yönlendiren bir düzey bu. Böyle bir uluslararası siyaset, Türkiye’de devrimci düşünüşü, komünist faaliyeti daha baştan sakatladı.”

SSCB ASLINDA ‘MİLLİ’ BİR DEVLETTİ…

Ertuğrul Kürkçü son derece haklı. Sosyalist siyasi hareket içinde yıllarını Sovyetik bir çizgide eylemlilik içinde (TKP’de) geçirmiş biri olarak olayların sıcaklığından çıkıp, soğukkanlı bir şekilde geçmişteki yaşanmışlıkları değerlendirdiğim yıllarda, pek çok gerçekle yüzleşmiştim. Halâ da sürdürüyorum. Enternasyonalizmin merkezi, odağı olarak gördüğümüz SSCB; (analizi başka yazıların konusu olacak diğer nedenlerle de) sandığımızın tersine aslında ‘milli’ bir devlet idi.

Marksist kuram doğrultusunda hareket ederek kurulmaya çalışılan yeni düzen, başarılı olabilmek için özünde bir dünya devrimini öngörmekteydi. K. Marx’ın hayattayken beklentisi de bu doğrultuda idi ve en gelişmiş kapitalist ülkelerden bu çözülüşün, devrimler zincirinin hayata geçeceği şeklindeydi. Ama devrim, kapitalizme yeni entegre olmaya başlamış köylü yığınları ülkesi olan Rusya’da patladı.

Aslında, Lenin kısa süren ömründe, kaleme aldığı bazı makalelerinde ve parti toplantılarındaki konuşmalarında kendilerini bekleyen tehlikenin altını çiziyordu. Kurulan 3. Enternasyonal’in (Komünist Enternasyonal) esas gayesi de bir dünya devriminin eşgüdümünü sağlamaktı. Marx’ın kapitalizm tahlili ve diğer analizlerindeki temel bulgu ve vurgu da “bir dünya sistemi haline gelmiş kapitalizm çökertilmeden, yerine yeni bir sistemin geçemeyeceği” yönünde idi.

Oysa ki, SSCB’yi büyük ölçüde sona götüren olgu da (başka etkenlerin yanı sıra) J. Stalin’in “tek ülkede de olsa ele geçirilen iktidarı korumak” şeklinde özetlenebilecek, “tek ülkede sosyalizmin batı kapitalizmi ile barış içinde yaşanarak korunabileceği” yaklaşımı ve çabası idi. Stalin sonrası, bu politika daha da temellendirilip, kapsamlaştırılarak N. Kruşçev ve uzun L. Brejnev dönemlerinde “barış içinde bir arada yaşama” şeklinde teorileştirilip formüle edilerek, hayata geçirilmeye çalışıldı.

TKP’NİN DEVRİME UZAK DURMASI SSCB’NİN POLİTİKASI

SSCB ile en uzun sınırı olan ülke konumundaki Türkiye’nin SSCB’nin bu politikasından en fazla etkilenen ülkelerin başında geldiğini söylemek abartılı olmaz sanıyorum. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman faşizminin çökertilmesinden sonra SSCB’nin ‘Batı’ ile girdiği uzlaşı pozisyonu, sanılanın tam tersine Türkiye’deki sol ve sosyalist hareketlere Sovyetler'den destek değil, tam tersini sağladı.

İzlenen ‘denge’ politikası ve SSCB’nin ‘milli’ varlığını koruma çabası, Türkiye’deki rejimin “solun arkasında SSCB var” şeklinde yürütülen sola dönük baskı ve sindirme operasyonlarının tamamen bir illüzyondan öteye değeri olmadığını bugün çok net ortaya çıkarıyor.

İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrası SSCB ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP), TKP’nin hiçbir zaman Türkiye’de bir rejim değişikliğine yönelik örgütlenmesine ne yeşil ışık yakmış, ne de katkı vermiştir. Bunu artık netlikle söyleyebiliriz.

Bugün, Ekim Devrimi’nin 100. yılında, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inananlar olarak arayışlarımızda, bu muazzam deneye büyük değer biçiyor ve saygı duyuyoruz elbette.

Bu nedenle, sorgulamalarımız ve deneyimlerimizin yerel ve evrensel ölçekte paylaşılması da büyük önem taşıyor. Ben de, Ekim Devrimi’nin 100. yılını vesile ederek, zaman zaman bu konuya devam etme niyetindeyim…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.12.2019
İzmir’de yeni bir ‘kent suçu’ işlenmek üzere…
26.11.2019
Saray da, Kılıçdaroğlu da memnun…
4.11.2019
Selanik, İzmir ve barışın kıymeti…
29.10.2019
‘Milli Mutabakat Hükümeti’ geliyor…
8.07.2019
Ergenekon: Savcısıyla avukatını birleştiren dava…
4.06.2019
‘Yaslı ada’ mı, ‘canına okunmuş ada’ mı?
5.2.2019
Rejimin payandası aslında MHP mi, CHP mi?
28.1.2019
Komünizm karşıtlığı yapan bir Komünist Parti olur mu?
21.1.2019
‘Milli mutabakat’la işlenen cinayet!
14.1.2019
İktidar koalisyonu çatırdıyor mu?
31.12.2018
Sonunun Allianoi’a benzememesi için!..
24.12.2018
İttihatçı yapı sadece devlette mi?
4.12.2018
‘Güzel İzmir’den, ‘beton İzmir’e mi?
26.11.2018
Sivil itaatsizlikle halkın rızasını kazanma başarısı…
1.10.2018
“İzmir’i İstanbul’a çevirme!..”
17.9.2018
Havaalanının adı Abdülhamit mi, Atatürk mü olsun derken…
10.9.2018
Annelere yasak koyan, Cumhuriyet’i ‘havuz’a iten güç…
27.8.2018
Cumartesi Anneleri’ne neden saldırıldı?
16.7.2018
Mevzubahis devletin bekası ise, gerisi teferruattır…
18.6.2018
‘Kuyudan adam çıkarmak’ mı, kendini kuyuya itmek mi?
11.6.2018
İnce neden iktidar koalisyonunun zayıf kanadına saldırıyor?..
4.6.2018
Siyasetin boğuculuğuna Ahlat Ağacı molası…
7.5.2018
“Devlet ittifakları”nın gözleri Kürt oylarında…
1.5.2018
‘Sanığı’nın gözünden 1 Mayıs 77’nin hatırlattıkları
30.4.2018
Tünelin ucundaki ışığa erişebilmek…
23.4.2018
Toplum olmamızı engelleyen ‘inkârcılık’ olmasın sakın?
16.4.2018
CHP yoksa iktidardaki koalisyonun ortağı mı?
19.3.2018
İktidardaki koalisyonun büyük ortağı kim?
13.3.2018
Kadınların isyanı Türkiye’de umudu ateşliyor…
19.2.2018
Otoriter rejimler kendi ‘mezar kazıcılarını’ mı yaratıyor?..
12.2.2018
Tarihe not: HDP kongresi ve Hacamatçıların protestosu…
6.2.2018
CHP tarih sahnesinden çekilirken…
29.1.2018
CHP içinden bir çıkış: Anti-faşist mücadele ve sol siyaset!
22.1.2018
Hz. Nuh’tan, Afrin’e saldırıya uzanan ‘Zeytin Dalı’…
15.1.2018
Artık “yepyeni” Türkiye’deyiz!..
8.1.2018
Aslında rejimin en sağlam dayanağı kim?
25.12.2017
Eyyy CEHAPE, hepsini alma, birazı kalsın bari…
18.12.2017
CHP’ye ‘ti borusu’ çaldırtan Saray korkusu…
11.12.2017
Ergenekon’un intikamı…
4.12.2017
Türkiye’de toplum, gereksizler sınıfına mı dönüştü?
27.11.2017
Yaşam savunucuları hedefte…
20.11.2017
TBKP: Sürece müdahalede hatırda tutulması gereken bir örnek…
6.11.2017
Ekim Devrimi: Devleti ele geçirmenin yetmediği kanıtlandı…
31.10.2017
Soğuk savaş yıllarında solun arkasında SSCB mi vardı?
23.10.2017
Bu kış İngiltere’ye mi uğrayacak yoksa?..
27.9.2017
“İşkenceyle tehdit ederlerse, elini ateşe sok da konuş…”
07.04.2014
AKIL TUTULMASI ve VİCDAN...
07.03.2014
Tarihi TKP'nin gizlilik koşullarındaki örgütçüsü A. Sipahi hayata veda etti
09.06.2013
İstanbul'da kediler, köpekler, kuşlar, tüm canlılar direnişe katıldı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive