Tam bir hafta önce bugün Can Paker'in evinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu'na verdiği sohbet yemeğine geç gelmişti Mehmet Ali Birand. Paker hemen yanı başındaki evde otuyordu. Gelir gelmez bakana 32. Gün usulü sorular sormaya başlamıştı. Sohbetin konusu 2015, Suriye, Ortadoğu, özelikle İmralı'da başlayan görüşmelerdi. Birand 'tedavi saatim' deyip masadan kalkana kadar ısrarla bakanın ağzından görüşmeleriyle ilgili laf almaya çalışmış, araya başka konu karıştıranlara manidar bakışlar atmıştı.

Bir gazetecinin resmi…

Birand hastanede ve hayat ipine tutunmaya çalışıyor.

Önemli bir gazetecidir Birand.

Henüz bu mesleğe başlamadığım, üniversitede genç bir asistan olduğum yıllarda, 32. Gün programının yayınlandığı akşamlar, gerçekten hiçbir yere randevu vermezdik.

O program çok kişi için dünyaya açılan bir pencereyi, üst düzey bir kaliteyi, her şeyden çok habercilik istikametinde cesareti ifade ederdi.

Bu özellikleriyle 32. Gün izleyici için bilgi ve haber almanın bir hak olduğunun idrakiydi. Bu idrak ve bu habercilik açtığı yeni meşruluk pistleriyle Türkiye'de demokrasinin gelişmesine katkılarda bulunmuştur. Buna hiç şüphe yok…

Kimsenin cesaret etmediği alan ve konulara el atmasıyla, örneğin Öcalan röportajıyla, örneğin askeri bünye üzerine yazdığı 'Emret Komutanım' adlı bu alandaki öncü kitabıyla, dünyanın üst düzey siyasetçi ve devlet adamlarına yönelik sıkıştıran ve cesur sorularıyla Birand, bu ülkede gazetecilik açısından bir okul olmuştur.

Bu nedenle bedel de ödemiştir.

28 Şubat'ın ünlü Andıç'ı bir yönüyle bir asker grubu ve zihniyetinin Birand'a karşı biriktirdiği kin ve öfkenin sonucuydu.

Hedef gösterilmiş, programı kaldırılmış, kalemi elinden alınmış, yalnız bırakılmıştı o dönemde Birand.

Herkes tarihte hakkettiği yeri alıyor ve alacak…

Birand da, Çevik Bir de…

***

Diyarbakır

Paris cenazeleri dün Diyarbakır'daydı.

Bilinir, çatışma ortamlarında, bu tür infazlardan sonra büyük toplumsal olay ve gösteriler kolay devreye girer. Kitlelerin ruh hali buna uygundur. Güvenlik güçleri ile kitle arasındaki karşılaşma zor ve risklidir. Örgütler için bu tür durumlar bir seferberlik aracıdır, dışa ve karşıya yönelik bir gövde gösterisi zeminidir. Kimileri için ise devreye girme vesilesidir.

Böyle olmadı…

Diyarbakırlılar, Kürtler, Kürt siyasi hareketinin aktörleri, BDP son derece olgun ve dikkatli davrandı.

Güvenlik güçleri cenaze alanını, o alanda alınan güvenlik tedbirleri dahil olmak üzere BDP'lilere bırakarak her tür tehlikeli sıcak temastan uzak durdu.

Tablo bir yanıyla şudur:

Türk kamuoyu, siyasi partiler, basın Kürt cenazelerine saygılı davrandı. Kürtler de karşı tarafa cenazeleri siyasi olarak kullanma duygusu vermedi. Tablonun bu yanı, toplumsal yanı özellikle önemlidir.

Zira silahların patlamasına son vermek demek, siyasi sayfanın tam açılması, her kesimin açık ve özgür olarak kamusal alanda boy göstermesi ve taleplerini dile getirmesi demektir, bunu mümkün kılan ana unsurlardan birisi toplumsal meşruiyettir.

Seyir bu yönde olacaktır.

Tablo öte yanıyla şudur:

Barış süreci, Kürt siyasi hareketinin parçalı yapısından ve İmralı'nın tecrit halinden ötürü, ilgili aktörlerin, örneğin BDP'nin konumu tam olarak tanımlayamama sorunu taşıyor. Tecrübeyle sabittir, Kürt aktörlerin bu süreçte oynayacağı role ilişkin soruları, öteki parçalara karşı doğal güvensizlikler üretir ve gelişmeleri baltalayabilir.

Dün Diyarbakır'daki cenaze töreni en azından BDP'nin bu oyuna etkili ve yönetici bir aktör olarak girmesinin, toplum-siyaset ilişkisindeki ana meşru karar katmanı olmasının bir işaretiydi.

Seyir bu yönde olmalıdır.

  • Abone ol