27 Mayıs darbesi, bu ülkedeki ilk askeri darbedir. İlktir, zaten 1950 yılına kadar ülke tek parti ve askeri vesayetle yönetilmiştir. Askerler bir sivil iktidara sadece 10 yıl tahammül edebilmişler, dönemin başbakanı ve iki bakanını idam ederek kendileri için yeni bir sistem kurduktan sonra vesayetlerini sağlama almışlar, sonraki darbelerin kapılarını da açmışlardır.

Kemalizmin etkisi altındaki Türkiye solu, çok yakın bir zamana kadar 27 Mayıs darbesini ya –ilericilik adına- destekledi ya da "sağcı bir hükümetle" darbeciler arasında taraf olmayı reddetti. Özellikle Ergenekon ve son darbe teşebbüsü yargılamaları başladıktan sonra "ilerici darbe" söylemlerini dillendiremez oldular.

Hiçbir askeri darbe ilerici olamayacağı gibi, 27 Mayıs darbesi de gerici bir darbeydi. Çok kısa iki örnek vermek gerekirse; darbe bildirgesini radyolardan okuyan kişi, 70'li yıllardaki faşist hareketin önderi olacak olan Türkeş'ti. Darbe yapıldığında, aralarında Musa Anter'in de bulunduğu, tutuklu bulunan 49 Kürt aydını idamdan zor kurtulmuştu. Zaten ardından yapılan diğer tüm darbelerde en büyük pay Kürtlere ayrılacak, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar insanlık tarihinin kara sayfalarında yer alacaktır.

Darbeler mukadderat mıdır, nasıl önlenir?

Darbeler, kapitalist aç gözlülüğün yarattığı siyasi ve ekonomik güç kavgasının sonucudur. Kendi ekonomik ve siyasi ayrıcalıklarını; kendi dışında kalan emekçileri ve diğer sınıfları, diğer politik yapılanmaları etkisiz hâle getirerek sağlama alırlar. Ortada hiçbir demokratik hak ve örgütlenme kalmadığından, kendilerine direnebilecek tüm oluşumları en vahşi yöntemlerle imha ederler. İdam sehpaları, işkence odaları, toplu imhalar, kaybedilenler, sürgünler günlük hayatın parçası olur. Darbeler bir kez gerçekleştikten sonra, ona direnmek neredeyse imkansız hâle gelir.

1970'li yıllarda başta Şili olmak üzere Latin Amerika, Kıta Avrupa'sındaki Franko, Salazar ve Yunanistan albaylar darbesi, bunun yurtdışı örnekleridir. Bunların hepsi, büyük altüst oluşlardan sonra yıkılabilmiştir. Son Mısır darbesinin nasıl sonuçlanacağını ise henüz kimse bilmiyor.

Tüm darbeler bir iktidara karşı yapılır. Yani bir mevcut hükümet, çeşitli muhalefet parti ve örgütlenmeleri, bunların iktidara karşı bir mücadelesi vardır. Bir de bunu dikkatle izleyip "en uygun zamanı kollayan" darbeciler. Darbeciler için "en uygun zaman", iktidarın kitleler nezdinde güven kaybına uğraması, kitlelerin demokratik özlem ve taleplerine uygun adımlar atmaktan imtina etmesi, muhalefetin ise geniş kitlelerin demokrasi taleplerini birleşik bir cephede toplamakta etkisiz kalması, darbecilerle sivil muhalefetin sınır çizgilerini net bir şekilde ortaya koyup onları dışlayamamasıyla oluşur.

Yazıyı fazla uzatmamak için buna sadece ülkemizden iki örnek vermekle yetineceğim ama meraklıları tüm ülkelerdeki darbeleri incelerlerse bunu görecektir.

28 Şubat darbesi öncesi Susurluk'ta siyaset, derin devlet ve mafya ilişkisini ortaya çıkaran bir kaza yaşandığında, kitleler haklı olarak bu kirli ilişkiye karşı eylemlere başlamışlar, tepkilerini en yoğun bir şekilde ortaya koymaya başlamışlardı. 1 Şubat 1997'de "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi milyonları harekete geçirmiş, Türkiye genelinde bu eyleme 30 milyon kişi katılmıştı.

Kitleler mevcut hükümetten bu kirli ilişkiye duydukları haklı tepkinin anlaşılıp gereğinin yerine getirilmesini beklerken, Başbakan Erbakan'ın "bunlar fasa fiso", Adalet Bakanı Kazan'ın "bunlar mum söndü oynuyorlar" söylemiyle karşılaşmıştı.

İktidarın bu konudaki aczini iyi takip eden darbeciler, bir hafta gibi bir sürede, bu kirli ilişkiye duyulan öfkeyi, milyonlara yutturdukları "ne şeriat ne darbe" sloganına dönüştürmüşler, ardından da 28 Şubat POST MODERN darbeleriyle hükümeti devirmişlerdi.

CHP'nin tek parti diktatörlüğüne karşı demokrasi vaatleriyle iktidara gelen Menderes, özgürlükleri genişleteceğine baskıya yönelmiş, 4 Ağustos 1958'de sosyal yıkıma yol açan IMF ve Dünya Bankası programını uygulamış, bunun bedelini darbe ve hayatıyla ödemişti.

Darbelere karşı kitlelerin demokrasi taleplerini dikkate alıp genişletmekten başka bir yöntem henüz icat edilmedi, bunun dışında yazılan hiçbir reçete hastayı sağlığına kavuşturmadı. 27 Mayıs darbesinin yıl dönümünde bunu yeniden anımsamak, darbeler coğrafyasındaki hepimizin ortak ihtiyacıdır.

29 Mayıs Perşembe akşamı bu konuyu daha detaylı olarak bir televizyon kanalında tartışacağız.

  • Abone ol