Ak Parti iktidarında, üniversitelerdeki başörtüsü yasağı fiilen oldukça geriledi. Ancak sona ermedi. Keyfî olarak başlayan bu yasağı, yine keyfî olarak devam ettirenler ne yazık ki hâlen mevcut.

Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bu hususta, üniversiteye kayıt sırasında başörtüsünden dolayı sorun yaşayabilecek öğrencileri bilgilendirmek amacıyla bu yazıyı kaleme alıyorum. Katkılarından dolayı Av. Fatma Benli'ye teşekkür ederek başlayalım:

Öncelikle ÖSYM'nin, 6 Temmuz 2011 tarihinde Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları kılavuzundaki "başı açık fotoğraf" şartını kaldırdığını bilmenizde yarar var. Eski kılavuzdaki "Son altı ay içinde önden, başı açık; adayı kolaylıkla tanıtabilecek şekilde çekilmiş 12 adet 4,5 cm X 6 cm boyutunda fotoğraf' ifadesi, yeni kılavuzda '12 adet 4,5 X 6 cm boyutunda fotoğraf' şeklinde yer alıyor. ÖSYM, bu değişikliği yaptıktan sonra, üniversitenin kendi kılavuzunda ne yazdığının hiçbir önemi yok!

Buna ek olarak, eski kılavuzdaki "Yükseköğretim öğrencileri kılık kıyafet ile ilgili olarak yüksek yargı organları tarafından verilmiş kararlarla oluşmuş bulunan hukuki mevzuata uymak zorundadırlar' ifadesi de kaldırıldığından başörtülü öğrencileri "köşeye sıkıştıracak" herhangi bir zorunluluk artık söz konusu değil. Bu yüzden henüz yasal düzenleme yapılmadığını savunarak yasakçılıkta ısrar edenlere mevzubahis değişiklikler üzerinden kanunsuz davrandıklarını itinayla hatırlatabilirsiniz. Kaydın yapılmaması gibi keyfî müdahalelerle karşılaşmanız halinde, durumu tutanakla tespit ettirerek önce üniversite rektörlüğüne, akabinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'na dilekçeyle başvurabilirsiniz. Bunun için [email protected] adresine dilekçe gönderebileceğiniz gibi, Mazlum-Der ve AK-DER gibi sivil toplum kuruluşlarını haberdar etmek suretiyle profesyonel hukuki yardım alabilirsiniz. Yani, yalnız değilsiniz...

Dersler başladıktan sonra karşılaşabileceğiniz gayri hukuki uygulamalarla nasıl mücadele edeceğiniz hakkında bilgilenmek için "Üniversitede sivil direniş rehberi" başlıklı yazımı; bu direnişin nasıl sonuçlara gebe olabileceğini görmek içinse "Direnişin zaferi" başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Unutmayın ki, kişi, derdine en başta kendisi sahip çıkmadıkça derman bulamaz. Ve hakkınızı aramak noktasındaki mücadeleniz, sadece kendiniz için değil, sizden sonra aynı sorunu yaşaması muhtemel öğrencilerin de önünü açmak içindir.

"Böyle gelmiş ama böyle gitmez" diyen başörtülü kardeşlerime son sözüm: Haklarınızın farkında olun, yılmayın, sabırla direnin; çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir...

Ankara Üniversitesi'nde neler oluyor?

Üç yakını Ankara Üniversitesi'nde öğrenci olan bir okurumdan aldığım şaşırtıcı bir mektubu paylaşmak istiyorum:

"Geçen yıl kuzenim Ankara Üniversitesi'ni kazandı. Kendisine katılımın zorunlu olduğu üç günlük bir seminerden bahsedilmiş. Seminerin son günü yapılacak olan Anıtkabir ziyaretinin de zorunlu olduğunu eklemişler. Bu ziyarete gelinmemesi durumunda, bunun ders durumuna yansıyacağı, Anıtkabir'i ziyaret etmeyen öğrencinin okulunu bitiremeyeceği ve mezun olamayacağı bildirilmiş...

Bu yıl da iki kardeşim, Ankara Üniversitesi'ni kazandı. Kayıttan sonra fakültelerinin öğrenci başkanları 17-18-19 Eylül'de eğitim semineri olduğunu ve katılımın zorunlu olduğunu söylemiş. 19 Eylül, yani seminerin son günü de zorunlu Anıtkabir ziyareti olacağını, gelmeyenlerin okullarından mezun olamayacaklarını söylemiş. "Bu sene katılmazsanız, seneye mecbur katılırsınız" denmiş. Bu ziyaretten not da veriliyormuş. Anladığım kadarıyla öğrencileri notla tehdit ederek bu ziyareti gerçekleştiriyorlar."

Yüksek öğrenim mezunu olma şartları arasında "Anıtkabir ziyareti" bulunmadığından, Ankara Üniversitesi yönetimine, ayrı bölümleri kazanmış üç öğrencilerinin maruz kaldığı bu emrivakinin ne demek olduğunu sormak da bana düşüyor. Cevaplarını bekliyorum.

  • Abone ol