MALÛM, mecazî anlamdaki Putinleşmek deyimi çoktan evrensel lügate girdi.

Fakat Chavezleşmek fiili için aynı şeyi söyleyemeyiz. Daha nadir kullanılıyor.

Zaten de bütün paralelliklere rağmen ikisi arasında önemli bir fark var. Veya vardı.

Kabul, Hugo Chavez’in yaşarken benimsediği otoriter tarz, popülist lafazanlık ve anti-Batı söylemVladimir Putin’le çok benzeşiyordu ama yine de haksızlık yapmayalım.

Çünkü müteveffa Latin Amerika önderi ne Kremlin efendisi gibi bariz bir polisiye mekanizmayla donandı, ne de Moskova tipi mafyatik cinayetlere başvurdu.

Ömrü vefa etseydi işi oraya vardırır mıydı?

***

BİLMİYORUZ. Her türlü cevap da spekülasyon olmaktan öteye gitmez.

Kaldı ki Putin ultra-kapitalist nitelikli ve tekelci kimlikli bir oligarşiyle bütünleşiyor.

Oysa Venezuela’da böyle bir oligarşiden ziyade Chavez sayesinde palazlanan yeni burjuvaziden ve iktidar bağlantılı olarak yükselen bürokrasiden söz etmek gerekiyor.

Dolayısıyla Putinleşmek fiili ancak Chavezleşmek aşaması bittikten sonra ve tabii ki bu ikinciden çok daha beter bir deyim olarak kullanılabilir... Ve şükür, henüz orada değiliz!

Yani Başbakan Erdoğan’ın Chavezleştiğini söylersek tamı tamına doğru teşhisi yapmış oluruz amaPutinleştiğini iddia edersek, en azından şimdiki aşamada abartmış oluruz.

***

EVET evet, dinî retorik bir yana AKP önderi hanidir Chavezleşmek süreci yaşıyor!

Bunu da bütün Türkiye’ye empoze etmek tasavvuruyla yanıp tutuşuyor.

Venezuela liderinin mazideki pratiğiyle örtüşen benzerliklerden hangi birini sayayım?

***

HEM demokrasiyi bir çoğunluk tasallutu olarak algılamak ve sunmak; hem de popülist belagati halk dalkavukluğuna vardırarak ya aşk- ya nefret ikilemini dayatmak ortaklığını mı?

Külhanbeyi ağızla sindirmeye çalışmak hoyratlığını mı?

Yoksa medyaya ya gözdağı vererek, ya da maddeten kontrol altına alarak özgürlükleri sınırlamak; hukuk devleti kurallarını ise azami ölçüde hadım etmek girişimlerini mi?

Yahut iktidar ekseninde yaratılan ve yolsuzluklarla kayırılan yeni sınıfla bütünleşmek; kısmen oturmuş olan ve az çok liberal doku arzeden burjuvaziyi tasfiye etmek projelerini mi?

Tabii bunlara bir de, yok ŞİT üyeliği hezeyanları, yok uluslararası komplo teorileri, yok emperyalist tezgâh üfürmeleri falan, Recep Tayyip Erdoğan’ın şimdilerde yine müteveffa Latin Amerika önderi gibi diline doladığı ve bu yüzden artık ulusalcıları resmen yanına çektiği “Üçüncü Dünya açılımlarını” (!) eklemek gerekiyor.

Sanırsınız ki Ankara Okyanus’un öteki yakasına taşınıyor ve Türkiye başbakanı da Caracas’taki eski liderin yerini alıyor...

***

PEKİ de, “kabul Chavezleşiyor ama henüz Putinleşmedi” diye sevinelim mi?

Böyle bir evhen-i şerin lâfını etmek dahi zûldür! Uzlaşma ve teslimiyetin daniskasıdır!

Kaldı ki, Hugo Chavez de, Vladimir Putin de sebil niyetine fışkıran akaryakıt ve gaz sayesinde durumu iktisadi açıdan az çok idare ettiler ve ediyorlar. Ülkemizin bu lüksü yoktur.

Demokrasi rotasından sapacak bir Türkiye’nin, değil mazide kalmış otoriter kalkınma modellerine bel bağlaması, kısa-orta vadede bile derhal iflasa sürüklenmesi kaçınılmazdır.

Ne o Türkiye jeo-stratejik açıdan Venezuela’dır; ne çoğulculuk kültürümüz Karaip devleti kadar sathidir; ne de topraklarımız aynı Karaip Denizi’nin petrol yatakları üzerindedir.

Yani Erdoğan’ın Chavezleşmekte direnmesi yukarıdaki tropikal denizden çok daha tehlikeli olan Karadeniz’e kolektif biçimde atlamaya zorlanmamız anlamına gelecektir ki, eh akıl var, yakın var, herhalde intihar edecek değiliz!


[email protected]

  • Abone ol