Türkiye, bu hafta siyaseti, diplomasisi ve eğitimi üstünde iz bırakmış üç önemli insanını kaybetti. İlki Hasan Celal Güzel’di. İlkeli duruşu, dürüstlüğü ve siyasette yaptıklarıyla bilindi ve öyle de anıldı. İkincisi yine iyi bir siyasetçi ama aynı zamanda iyi bir diplomattı.

Deniz Bölükbaşı Ege başta olmak üzere Türkiye dış politikasının pek çok sorununda referans noktasıydı. Son kaybımız Haluk Ülman’sa siyasi kimliğinin yanı sıra tam anlamıyla iyi bir hoca, uluslararası ilişkiler okuyan ve okutanlar için rol modeldi.

Güzel’i şahsen tanımadım, ancak diğer ikisi sadece Türkiye tarihinde değil benim hayatımda da iz bıraktı. Deniz Bölükbaşı’nı ilk kez 1974’de ODTÜ’de hazırlık okurken amcamın genç yaşta kaybettiğimiz oğlu Güray’ın arkadaşı olarak tanıdım.

Güray ona duruşu ve sanırım ailesi yüzünden “ekselans” derdi. Sonra yolumuz Bonn’da müsteşar olarak görev yaptığı yıllarda kesişti. Bir ara da Boğazlar Tüzüğü tartışılırken, daha sonra da Annan Planı müzakereleri sırasında karşılaştık ve konuştuk.

***

Bölükbaşı’yla aynı siyasi hassasiyeti ve diplomatik vizyonu paylaşmadım ancak görüşlerine her zaman saygı duydum. Ailesinin ve Türkiye’nin başı sağ olsun. Deniz Bölükbaşı bundan sonra yazdıkları ve yaptıklarıyla hatırlanacak.

Haluk Ülman da öyle. Siyaset ve diplomasi üstündeki etkisiyle, Kıbrıs sorununun yönetimine bulunduğu akademik ve diplomatik katkıyla anımsanacak. Eminim en çok da yetiştirdiği öğrencileri tarafından. Çünkü o çoğumuz için sadece dersini aldığımız bir hoca değil aynı zamanda “mentör”, yani yol göstericiydi.

Ben Haluk Hoca’yla Boğaziçi Üniversitesi’nde doktora yaparken tanıştım. Türkiye’nin dış politikasına ilişkin dersimize giriyordu, farklı tarzıyla bizleri etkiliyordu. Çok geçmeden yaşıtım genç hocalarla birlikte onun editörlüğünde bir şeyleri yazmaya başladık.

Daha sonra da Marmara Üniversitesi’nde kurduğu bölümde çalıştım. Derken politikaya girdi, ardından kendini emekli ilan etti. Bir süre sonra emekliliğe dayanamayıp Yedi Tepe Üniversitesi’ne döndü ve orada İletişim Fakültesi Dekanlığı yaptı.

Haluk Hoca’yı yıllardır görmedim. Ama hep aklımdaydı. Anlattıkları ve yazdıkları derslerimde kullandığım materyaller arasındaydı. Kaybını Cuma sabahı öğrendim. Aynı gün öğleden sonra YÖK’te Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Türkiye’nin güvenlik politikalarına ilişkin öğretim üyelerine verdiği konferansı dinlerken onu düşündüm.

Dün de çok istememe karşın katılamadığım cenaze töreninin ardından son yıllarını geçirdiği Bodrum’da toprağa verildi. Onu her zaman anlattıklarıyla, öğrettikleriyle ve iyi bir hoca olarak yarattığı emsalle hatırlayacağım. Ancak Haluk Ülman akademik kimliğinin yanı sıra bir siyasi kişilikti de. Özellikle CHP’nin tarihinde önemli bir yere sahipti.

Hoca 1931 yılında Üsküdar’da doğmuş, Galatasaray Lisesi’nde okumuş, 1955 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra akademik kariyere başlamıştı. 1961’de Columbia ve Stanford üniversitelerinde doktora sonrası çalışmalar yapmak için Amerika’ya gitmişti.

Birkaç yazısı zamanın önemli ve etkili dergilerinden YÖN’de çıkmasına rağmen hiçbir zaman YÖN’cü olmamış, TİP’in temsil ettiği sol anlayışın içinde de yer almamıştı. Buna rağmen Türkiye’nin Batı’ya endeksli dış politikasını ilk eleştirenlerdendi.

***

Haluk Ülman 1963 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, yani Mülkiye’de çalıştı, 1967 yılında da Turan Güneş’in teşvikiyle Deniz Baykal, Besim Üstünel ve Ahmet Yücekök’le birlikte aktif siyasete girdi.

Önce CHP Parti Meclisi’ne, ardından da Merkez Yönetim Kurulu’na seçildi. 1967-73 yılları arasında CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinin yöneticiliğini ve başyazarlığını üstlendi. 1973 seçimlerinde İstanbul Milletvekili oldu. CHP-MSP koalisyonu sırasında Başbakan Ecevit’in dış politika danışmanlığını yaptı.

1974 krizi sırasında Kıbrıs sorununun yönetiminde etkin rol oynadı. Ecevit’in yönetim anlayışıyla arasına mesafe koymak istediği için de bir süre politikadan uzaklaştı. 1992’de ise kurucusu olduğu bölümden ayrılıp CHP İstanbul İl Başkanlığı sorumluluğunu üstlendi.

O dönemde de siyasete mesafeliydi. Kendisini bir grup meslektaşımla birlikte Gümüşsuyu’ndaki ofisinde ziyaret ettiğimizde bize bunu hissettirmişti. Zaten çok geçmeden siyasetten ayrıldı, kısa bir molanın ardından yine akademik hayata, oradan da çok sevdiği Ege’ye döndü. Dolu dolu bir hayat yaşadı, ardında güzel anılar, okunacak kitaplar ve unutulmayacak dostluklar bıraktı…       

  • Abone ol