Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

‘Erdoğan sistemi’nde yolun sonu mu, çözülme emareleri mi?


9.12.2020 - Bu Yazı 272 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugün sorulması gereken soru bu. Cevap da belli: Kesinlikle ikincisi, ilki değil. Yolun sonuna daha epey var. Başkan Erdoğan tek hakimi olacağı sistemi kurmak için az ter dökmedi, az takla atmadı, az ittifak değiştirmedi. Çok da zorlandığı söylenemez, muhalefetin bunca yıl maşallahı vardı çünkü, ama formül bir türlü tutmuyor.

Zira iş Türkiye’ye gelince siyaset mühendisliği ile, toplum ve diplomasi mühendisliği arasında kritik farklar var. Birincisi ile diğer ikisi arasındaki nüansları yerli yerine oturtacağım derken ölçüleri kaçırırsanız, iplerin ucu da kaçar. Otokratların şahı, reislerin reisi olacağım derken bir bakmışsınız, artık algılayamadığınız bir dünyada bağrınırken, sağın solun elinde oyuncak olmuşsunuz.

Dahası, tek adamlaşacağım testlerini dayandırdığınız deneme-yanılma (buna son zamanlarda yap-boz da deniyor) yöntemleri ile dış politikadaki blöfler ters teptiği ölçüde, giderek en kritik kişi ve karar vericilerin gözünde mümkün olan en kısa zamanda kurtulunması gereken bir “safra”ya dönüşmüş durumdasınız.

Bu kavramı şimdiden lanse etmiş olalım. Çünkü kimi korkudan, kimi ikbal derdinden, kimi de çevrede başka opsiyon görmediğinden bu kelimeyi dolaylı olarak bile dile getiremiyor. Ülke içinde önünü göremeyen. yolunu tam çizemediği için güven telkin etmeyen bir muhalefet var. Dışarıdaki Türkiye dostları ve geleneksel müttefikleri ise, bu durumdan hareketle, “safra atılırsa sonuçları ne olur, Libya’nın bin misli bir sosyal ve finansal felaket mi gelir?’ kaygısıyla akışı oluruna bırakmış durumda. Ama gidişat öyle ki, er veya geç Erdoğan ile safra kelimeleri birbirine kavuşacak.

Her ne kadar kudretli görünse de, Erdoğan son yıllarda öyle yanlışlar yaptı ki, kendisini öylesine yalnızlaştırdı ki, sistem krizinde gelinen kırmızı alarm hali çoktan mukadderdi. Üç yaşını dolduran Ahval’in arşivinde bir gezintiye çıkarsanız “kendim ettim kendim buldum” şarkısının çeşitli versiyonlarını ve analizlerini, gelmekte olanın öngörülerini ziyadesiyle bulacaksınız.

Arka planda Erdoğan’ın ülke için trajik sonuçlar üreten, bugünün krizini yaratan karanlık tercihi var. Şu:

Değişim ve normalleşme adına (üstelik hapiste yatma tecrübesini de taşıyarak) yola çıkıp, önce parti kurucusu arkadaşlarını sonra da reforma hazır olan kurumları ve sivil toplumun desteğini tasfiye eden Erdoğan, 2014’ten itibaren, kendisine diş bileyen militarist-milliyetçi kesimlerle ittifak kurmaya yönelerek siyasi hayatının en büyük - ve en uzun vadeli - kumarını oynadı. Bu kumarda, kendisinin yeni siyasi durumlara dair benzersiz uyum sağlama gücüne güvendi. 2015 seçimleri ardından şekillenen “sözleşme”de, şartlar da ortaya çıktı: İttifak için seçtiği güçler, Erdoğan’ın can düşmanı olarak gördüğü Gülencileri imha etme karşılığında, reform talepleriyle doğru orantılı büyüyen Kürt hareketinin tamamen felç edilmesini masaya koydular. Adı var kendisi yok gibi görünen bu sözleşmenin rengi kısa zamanda atılan adımlarla belli oldu: Biri küçük diğeri büyük iki sosyal grubun düşman ilan edilmesi. Buna kısa zaman sonra, yeni müttefikin nefret ettiği sol ve liberal reformistler de eklendi. Zulüm ve istikrarsızlık kapıları ardına kadar açıldı.

Ormanda kaybolmayalım. Kısaca buradan şekillenen bazı çözülme emarelerine bakalım:

  • “Tek adam” olma hevesi, mutlak yalnızlaşmayı getirdi. Eğer dediğim dedikçi iseniz, üstelik dapdaracık bir dünya algınız varsa, cahilseniz, çevreniz ne kadar kalabalık olursa olsun, kimse size itiraz edemediği için, yapayalnız, algı bozukluğuyla, bir yanlıştan ötekine sürüklenirsiniz. 2020 modeli Erdoğan tam da budur. Ülkesinde olanlardan kopuk, kafası bir türlü vazgeçemediği geleceğe dair hayallerle meşgul, halkın hızla artan kesimlerini karşısında aldığının dahi farkında olmayan bir lider figürü. Vizyon ve vaat tezgahı artık bomboş. Orada olmayan ürünleri sanki varmış gibi satma amacıyla dile getirdiği cümleler karşılık bulmuyor.
  • Kendisine sadakat güçsüz mü? Hayır. Yüzde 40 dolayında bir kütle, onunla devam anlamındaki gelecek karşısında onsuz bir gelecekten daha çok korktukları için, korkudan arkasında duruyor. Ve bu kütlenin körü körüne bağlılığına güvendiği için yanlışlarda ısrar ediyor. Kumarının geri kalan kısmını “onlardan da destek alarak gitmeme” kartları üzerinden oynamakta sonuna dek kararlı olacaktır. Bu kumarda artık Türkiye’nin çıkarlarını korumayla ilgili bir boyut kalmamıştır, ama bu “sığınma” hali, başlı başına bir sıkışmanın, çare tükenmesinin işaretidir.
  • Son haftalarda hayli rötarlı olarak ortalığı saran “mafyalaşma” tartışmaları, çözülme emarelerinin en büyüğüdür. Erdoğan, 2014 sonrasında “karanlık ittifak”a kapıları açtığı andan itibaren, sebebiyet verdiği devlet içi ve çevresinde kilit noktalarda kadrolaşmanın kontrolünü bizzat - ve farkında olmadan - “siyasi mafya” odaklarına teslim etmişti. Sedat Peker çıkışlarıyla başlayıp Çakıcı ile sınırlanmayan bu süreçte asıl mesele, devlet katmanlarındaki Türk-İslam Sentezi ekseninde gerçekleşen kadrolaşmanın Erdoğan’ın siyasi sonunu getirip getirmeyeceği ile ilgili değil, ne zaman getireceği ile ilgilidir.
  • İki kere iki dörttür: Toplumu zulüm üzerinden iyice bölmeye kararlı bu aşırı milliyetçi kadrolar ne verilse doymayacaklardır, yerleştikleri koltuk ve makamlardan kolay kolay kalkmayacaklardır, ve Erdoğan’ın hala liderliğini yaptığı AKP’nin geleneksel tabanı ile kalıcı bir kimya uyumu sağlamaları da mümkün değildir.
  • Son altı-yedi yıldır Erdoğan’ın tek ciddi muhalifi (kısmen ama geçici düzeyde etkili olan HDP’yi saymazsak) ekonomi idi. Dinamiklerini anlamadığı ve asla anlayamacağı bu dünya, planlarını altüst etti. Uzun süre direndi, ama bu direnişin faturası, devlet kasasının tamamen boşalması oldu. Suriye’de olmayacak duaya amin der gibi “rejim değiştirici” olmaya kalkıştığında ülke ekonomisi fena değildi, ama son iki yılda bölgedeki ofansif hamleler ve askeri harcamalar sonunda, ekonomi yönetiminde artık ipleri elinden tamamen kaçırdığı konusunda şüphe yok.
  • Kurmak istediği aşırı merkeziyetçi sistemi sabote eden en önemli göstergelerden birisi de, devlet kurumlarını cüceleştirip, har vurup harman savururcasına mevcut dış ittifakların değer ve potansiyel nimetlerini heba etmesidir. Bunda da, kurduğu karanlık ittifakın diğer bileşenlerinin “iradi baskısı” belirleyicidir: Suriye, Irak, Mısır, Doğu Akdeniz, Ege ve Libya diplomatik fiyaskolar olarak tarihte yerini aldı. (Kafkasya’nın ne getireceği, kime ne sağlayacağı hala belirsiz.) AB ile itişme, onarımı kolay olmayacak bir yıkımın habercisi. AB ve ABD’den gelmesi muhtemel mali ve hukuksal baskı yöntemleri de Erdoğan’ın “safra” niteliğine dair görüşleri pekiştirecek, “siyasi sonunu” hızlandıracak unsurlar.
  • Son olarak, muhalefetten yükselen bazı emareler var: Her ne kadar Kemalist ve sol kesimin kısmi alerjisine maruz kalsa da DEVA lideri Ali Babacan’ın son yıllarda (Selahattin Demirtaş’tan beri) eşine rastlanmayan açıklıktaki çıkışları post-AKP’ye bakar hale gelen sağ kesimde bir şeylerin mayalandığını gösteriyor.
  • Bunun kadar önemli bir gelişme de, CHP’nin “munis” lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Çakıcı olayından sonra üslubunun alabildiğine keskin ve net bir boyuta geçmesi. CHP, gidişata laik bir tevekkülle bakmaktayken neden vites yükseltti? Belli ki, bürokraside ve yerel düzlemde, asalakların dışında kalan iş camiasında, yolun sonuna gelindiğine dair algı iyice güçlenmiş durumda.
  • TOBB ile bazı sendikaların birkaç gün evvel durduk yerde topluca Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı ziyaret etmeleri ve kurmay subaylarla görüşmeleri de işin baharatı. Ziyaretçiler, Akar’ın hem ABD başkentinde hem de NATO’da Türkiye adına neredeyse tek güven duyulan kişi olduğunu elbette biliyorlar.
.

Facebook Yorumları

Emlak8
24.01.2021
AKP-MHP ortaklığı çatlıyor mu, çatlar mı?
20.01.2021
Hrant’a mektup: Geri adım marş, 14 yıl...
6.01.2021
‘Muhalefet sorunu’ 2021’de de devam edecek mi?
26.12.2020
Tam teşekküllü faşizme doğru dörtnal denemesi
21.12.2020
Siyasi iktidar mı baş belası mı, hangisi?
19.12.2020
Siyasi iktidar mı baş belası mı, hangisi?
9.12.2020
‘Erdoğan sistemi’nde yolun sonu mu, çözülme emareleri mi?
8.09.2020
Bitmeyen melodi: Türk’ün Türk’e propagandası
2.06.2020
Bu cehennem, bu cinnet bizim
31.03.2020
Virüs hesapta yoktu: Erdoğan'ın despotizm kurgusu sallantıda
22.03.2020
Korona saatleri için şifa müzikleri
30.01.2020
BM Türkiye Raporu: Türkiye'den ümidi kesiyorlar mı?
22.01.2020
Ne Kanal ne Libya ne de işsizlik
13.12.2019
Erken seçim hayalleri
28.11.2019
Uyarılar haklı çıktı ve sıra CHP'ye geldi
23.11.2019
Devlet damgalı 'Siyasette Etnik Temizlik' stratejisi ve HDP
3.11.2019
Cesaret, bağımsızlık ve özgürlük serüveni: Ahval iki yaşında!
26.10.2019
Girdap
2.10.2019
İYİ Parti Saray'la anlaştı, CHP ise devletçiliğine yenilmek üzere
15.07.2019
Her yazın bir jazz'ı var: İşte Avrupa'nın festivalleri
26.06.2019
Erdoğan çıkmazı: Etme bulma dünyası
27.05.2019
Paris'te 'Kızıl' sergisi: Sovyet sanatının hüsranla biten yükselişi
14.05.2019
Erdoğan rahatça kazanabilir, işte sebebi…
1.3.2019
Beka ve konsolidasyon
11.2.2019
Selanik deyip geçmeyin, tadı damağınızda kalır!
4.12.2018
Deveye Türkiye'de gazeteciliği sormuşlar... (I)
12.10.2018
Oya Baydar 'Bize ne oldu?' diye soruyor, cevaplar belki burada
5.10.2018
Bu medya ve demokrasi: Erdoğan haklıdır
28.8.2018
Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı
15.8.2018
Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive