Yetvart Danzikyan

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Parti-devlet rejiminden manzaralar


4.6.2018 - Bu Yazı 689 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir tür verili durum gibi oldu ne yazık ki. Televizyon kanallarının kapatılması, var olan kanalların iktidar güdümünden dışarıya çıkamayışı, muhalefetten birine söz verilmesinin ya da canlı yayına çıkarılmasının “olağanüstü haber” değer taşıması vs.

Bu tablo elbette ki normal karşılanmıyor ancak verili durum bu olduğundan tüm muhalefet de stratejisini buna göre kuruyor. Bir yandan da bu verili durumu teşhir ediyor, çünkü edilmeli. Ana akım kanalların iktidarın çizdiği çerçeve içinde hareket etmeleri kabul edilebilir olmasa da baskı rejiminin bir sonucu olarak belki “şartların gereği” denip geçilebilir ancak TRT’nin durumu böyle değil. TRT bir kamu kuruluşu. Burada önemli bir farka dikkat çekmek lazım, devlet kuruluşu değil, kamu kuruluşu. Yani bir devlet dairesi değil, toplumun tamamına seslenmek kaydıyla, toplumunun tamamının çıkarlarını gözeterek yayın yapması gereken bir kuruluş. O toplum kimlerden oluşuyorsa.

Elbette ki biliyoruz, TRT’nin bilhassa AKP döneminde hiç böyle dertleri olmadı. Hele ki son birkaç yıldır AKP’nin direksiyonu artık iyice Türkçü-İslamcı tarafa kırmasıyla yayına giren diziler seçim yayınları kadar önemlidir. Mesela Payitaht Abdülhamit dizisi her hafta Siyonist-Ermeni komplosundan bahseder durur, Erdoğan’ın argümanlarını Abdülhamit’e söyletir, neredeyse Abdülhamit’in karşısına Muharrem İnce’yi, Selahattin Demirtaş’ı çıkartacak kıvama gelir.

Seçim yayınları da öyle. Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlara ayırdıkları yer açısından değil. Tartışma programlarında da sabah akşam AKP ve Türkiye’nin dış politikası övülür.

Tüm bu tablo karşısında CHP lideri Muharrem İnce TRT ile uğraşmaya başladı. Bu artık bir zorunluluk haline geldi çünkü TRT’yi ana muhalefet lideri ya da ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı dışında denetleyecek bir kurum yok. RTÜK sadece öpüşme koklaşma işleri ile ilgileniyor. Oysa bir kamu kuruluşu olmanın birinci şartı aynı zamanda “denetlenebilir” olmaktır. AKP döneminde bu da ortadan kalktı biliyorsunuz, ne Sayıştay raporları var artık ortalıkta, ne de denetleme raporları.

İnce’nin eleştirilerine karşılık TRT çalışanları toplanıp bir bildiri okudular geçtiğimiz hafta. Saldırı altında olduklarını söylediler. “TRT’ye şiddet, basına ihanet” sloganları attılar. Eğer muhalefet kanadından gelen eleştirileri “saldırı” olarak anladılarsa üzülürüm. Olup biteni değerlendirme ve anlamlandırmada güçlük yaşıyorlar demektir. Yok eğer yöneticileri tarafından “Çıkıp bir bildiri okusanız iyi olur” gibisinden bir emrivaki ile karşı karşıya kaldılarsa o daha da üzücü. Çünkü madem böyle bir durum var o zaman o yöneticiler çıkıp bir açıklama yapsalar daha cesurca olurmuş.

Gelelim 2. Ordu Komutanı ile ilgili tartışmalara. Tartışma lafın gelişi tabii. Ortada pek tartışılacak bir durum yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan Malatya’da bir iftarda konuşuyor, iftarda 2. Ordu Komutanı İsmail Metin Temel de var. Erdoğan İnce’ye “sallarken” Korgeneral Temel de kameralara takılıyor. Korgeneral’in o anlarda neşeyle güldüğü ve Erdoğan’ı alkışladığı görülüyor. İnce bunun üzerine “Cumhurbaşkanı olduğumda 30 Ağustos’ta ilk emekliye ayıracağım general o olacaktır. Senin apoletlerini sökmezsem ben de Muharrem İnce değilim” diyor.

Buna karşılık iktidar cephesinden gelen yanıt şu: Zeytindalı harekatının kahraman komutanıdır,, PKK ile mücadelenin kahraman komutanıdır, dolayısıyla eğer İnce bu komutanın apoletlerini sökecekse demek ki teröristlerle birdir.

Parti-devletleşmenin en ileri aşamalarıdır artık bunlar. Devletin partileşmesi, partinin de devletleşmesi böyle olur. Eleştiren de olmadık suçlamalarla karşı karşıya kalır. Bakın AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ne diyor?

“Bu ülkede milli irade tepelenirken, birileri bu ülkenin seçilmiş Başbakanına küfrederken, birileri bu ülkenin seçilmiş Başbakanına hakaret ederken hiç sesinizi çıkarmadınız. Şimdi bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanıyla beraber bir iftara katılan Metin Temel Paşa'ya saldıracaksın, her türlü tehdit dilini kullanacaksın. Bunların bilinç altı faşist, bunların bilinç altı baskıcı."

28 Şubat’ı kastediyor Mahir Ünal. Kurduğu mantık şu: Kendilerinin beğenmeyerek ayrıldıkları Refah Partisi bir vakitler TSK’nın operasyonuna maruz kaldı diye artık tüm komutanlar AKP’li olmalı. Mantık bu.

Ancak gelin görün ki AKP durum öyle icap edince kendi komutanları da yargının önüne atıveriyor. Cumhuriyet’in 3 Haziran günkü manşetine bakalım. CHP lideri Kılıçdaroğlu kendisine “FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı” dedi diye Cumhurbaşkanı Erdoğan Kılıçdaroğlu aleyhine dava açmıştı. Bu davada Erdoğan mahkemeye dilekçe vermiş. FETÖ’cü subayların YAŞ’ta terfi ettirilmesinde kendisinin sorumluluğu olmadığını, teknik hazırlıkların askerler tarafından yapıldığını söylemiş. Yani topu şimdi yanından ayırmadığı komutanları bilhassa da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a atmış. Eh ne denir, parti-devlet olmak böyle bir şey işte.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
23.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
9.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
3.12.2018
Demirtaş'ı içeride tutmanın 101 yolu
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
31.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8.Net