Yetvart Danzikyan

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün


13.8.2018 - Bu Yazı 691 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 10 Ağustos Cuma günü Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dövizin zirve üzerine zirve yaptığı saatlerde işadamlarını toplamış yeni ekonomik yaklaşımı anlatacaktı. Toplantı sabah saatlerinde yapılacaktı ama son anda 14.30’a alındı. Damat Albayrak ve kadrosu toplantıya iyi hazırlanmıştı. Yani, ideolojik olarak. Bütün TÜSİAD çevresi toplantıya çağrılmıştı. Seküler burjuvazinin hem şöyle hafiften bir burnu sürtülecek, gerçek patronun kim olduğu hatırlatılacak, hem de damat vasıtasıyla “Biz de bu işlerden sizin kadar anlarız, nedir yani?” mesajı verilecekti. Ancak bir sorun vardı: Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın kayınbabası, yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tam da toplantının yapılacağı saatlerde Bayburt’ta konuşmaktaydı ve “Onların doları bizim de Allahımız var” demekteydi. Toplantı saati gelmiş olmasına rağmen Bayburt konuşması bitmediği için topluca bir saat kadar salonda beklemek gerekti. Ve sorun şuydu ki, Cumhurbaşkanı ekonomik yaklaşımı zaten açıklamıştı, artık damada kimsenin inanmayacağı bir saatlik sahte bir gösteri yapma işi kalmıştı.

Fakat birkaç sorun daha vardı. Madem seküler burjuvaziye patronun kim olduğu öğretilecekti, neden krizin tam da göbeğinde onların onayına ihtiyaç duyulmaktaydı? Ön sıralar niye Cengizlere Limaklara Nurollara ayrılmamıştı, neden kamera dinleyicilere her döndüğünde Sabancıları, Hüsnü Özyeğinleri, Tuncay Özilhanları, TÜSİAD Başkanını görüyorduk? İnşaatçılar neredeydi? Anlı şanlı muhafazakar burjuvazi neredeydi?

İkinci bir sorun daha vardı: Bu kriz işadamları ile devlet arasında diyalog kopukluğu olduğu için mi çıkmıştı? Pek değil. O vakit neden bu yeni ekonomik yaklaşım bu çevrelere anlatılıyordu? Ayrıca bu yeni ekonomik yaklaşım da neyin nesiydi?

Lise öğrencisi düzeyindeki powerpoint sunumlarla öğrendik ki yeni ekonomik yaklaşım artık daha kararlı olmaktı. Daha süratli karar alınacaktı. Merkez Bankası bağımsız olacaktı. Bütçe disiplini en temel dinamiklerden biri olacaktı. Berat Albayrak olsa da olmasa da (Böyle diyordu Berat Albayrak) dizayn edilen bu sistemin sürdürülebilir olması gerekiyordu. Sürdürelebilirlik çok önemliydi. Hassastı iktidar böyle konularda. Sermaye piyasalarının pasta içindeki payı büyütülecekti. Cari açığın düşürülmesiyle ilgili stratejik temellerin atıldığı çok önemli bir dönem olacaktı. Bunların nasıl yapılacağı net değildi, şimdiye kadar neden yapılmamıştı o da bilinmiyordu, ama yapılacaktı. En önemlisi ekonominin tüm paydaşlarıyla büyüyen ekonominin üreten bir formata dönmesi ile bu süreç ortaya konacaktı.

Evet paydaşlar. Paydaşlar çok önemliydi. Konuşmasında belki 30 kere 40 kere, bıktıracak düzeyde “paydaşlar” kelimesini kullandı Albayrak. PR şirketlerinin literatürümüze armağan ettiği bu kelimeyi kullanarak seküler burjuvazi ile aynı dili kullanmak istemişti belki bakan. Hani “Bu lafları biz de biliyoruz” havası. Ama kimdi bu paydaşlar ve paydaşlık ne demekti? PR dilinde “Aynı iş ortamında bulunan kişi ve kurumlar” gibi muğlak, ne manaya geldiği anlaşılmayan bir karşılığı vardı. Ama bir ülkenin ekonomisinde paydaşlık ne demekti ki?

Herhalde şu demekti: Beraber ihale, inşaat, medyacılık, bankacılık gibi işler çevirdiğimiz, bizimle uyumlu, Türkiye’de bağımsız bir iş dünyası varmış rolünü oynayacak ama biz ne dersek onu yapacak holdingler. Salonda toplananlara baktığımızda başka bir mana çıkmıyordu. Mesela bu paydaşlar içinde işçi sendikaları, odalar, meslek örgütleri, memur sendikaları yoktu. Onlar ekonominin paydaşları içinde değildi. Paydaşlık başka bir durumdu, biz bilemezdik.

Zaten Bakan Albayrak terler içinde kaldığı konuşması boyunca dinleyicilere de zaman zaman “Öyle değil mi Güler Hanım?”, Ne dersiniz Hüsnü bey? Ha, öyle mi yapalım?” gibi yarı had bildirme yarı takılma tonunda hitap etmekten geri durmadı. İki mesaj vermek istiyordu Albayrak, Fatih Terim’in basın toplantılarında spor muhabirleri ile ilişki kurma modelini taklit ederek. Bir, otorite kendisiydi ve herkesin ne yaptığını niye yaptığını iyi biliyordu. İki, herkesi tanıyordu, isterse samimi bir insan da olabilirdi.

Bütün bu çabalara rağmen sunum (dinleyicilerin de yüzünden okunduğu gibi) son derece amatörce ve hiçbir mesaj vermeden sona erdi. Zaten Albayrak da rahat görünme çabasına rağmen kürsüyü (nasıl desek) dolduramamıştı. Sunumu sadece Güler Sabancı beğenmişti, o da toplantı çıkışında yaptığı teatral açıklamayla seküler burjuvazinin bu dönemde devlete destek çıkacağını ilan etti. Burjuvazinin zaten başka yapacak bir şeyi yoktu, malumu ilan etti, ama jest ve mimikler çok şey anlattı.

Krize gelecek olursak. Erdoğan rejimi bunu bir “Rahip Brunson krizi” şeklinde sunmak istiyor ve hatta Türkiye’nin gerekirse dünyada yeni bir kamp içimde yer alabileceğine yönelik mesajlar da veriyor. Krizin tam göbeğinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmenin simgesel bir mesajı da var yani.

Ancak bu kriz, rejimin sıcak paraya, doğayı mahvedip inşaat projeleri yaratmaya, seçmenini sisteme göbekten bağlamaya, kamu imkanlarını iktidarı sürdürmek için kullanmaya, işsizliği absorbe etmek için devlet kadrolarını kendi seçmenleri ile doldurmaya, bütün bunları yaparken İslami imiş gibi görünen ama kimsenin anlamadığı bir para/faiz politikası yürütmeye dayalı sisteminin iflasıdır.

Erdoğan elbette bu meseleyi böyle tarif etmeyecek. Şimdiye kadar diğer krizlerde yaptığı gibi bunu Batı/Hıristiyan dünyası ile bir savaş gibi sunmaya çalışacak. Bunu inandıracağı bir kitlesi var mı, var. Bütün seçmenleri bu senaryoyu satın alır mı, hepsi değilse de, bir kısmı alır. Erdoğan da kitlesi de işin gerçeğinin ne olduğunu biliyor ama oyunu böyle oynamak işlerine geliyor. Peki muhalefet de bu senaryoyu alır mı, eh, alır. Akşener çoktan aldı bile. CHP’nin bir tık daha ilerde ama bahsettiğimiz çerçeve içinde kalan çıkışlarını da duymaktayız.

Ancak şu da var ki ekonomik krizler siyasi propagandayı pek takmıyor. Bildiğini okuyor. Yani muhtemelen “paydaş”lara pek bir şey olmayacak, olan yine halka, emekçilere, hem mavi hem de beyaz yakalılara olacak. Bu bilinç içinden konuşan bir hareket bakalım sesini duyurabilecek mi?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.06.2019
Yazınca oluyor: Ekümenik. Söyleyince oluyor: Kürdistan
4.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
23.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
9.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
3.12.2018
Demirtaş'ı içeride tutmanın 101 yolu
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
31.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive