Yıldız RAMAZANOĞLU

Karar Gazetesi



Bookmark and Share

Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..


28.11.2018 - Bu Yazı 468 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çok değil bundan dokuz yıl önce dönemin ABD Başkanı Obama 5 Nisan 2009’da Prag’da yaptığı bir konuşmada dünyanın nükleer silahlardan arındırılması için elinden geleni yapacağını söylemişti. Foreign Affairs’in Kasım-Aralık sayısına katkıda bulunan Nina Tannenwald’ın hatırlattığı gibi Obama Rusya ile nükleer silahların azaltılmasını içeren bir antlaşma dışında bu tür silahlardan tamamen kurtulmak için de bir küresel zirve sözü vermişti.

Çok geçmeden de BM Güvenlik Konseyi Obama’nın bu vizyonunu karar haline dönüştürmüş, dünyanın nükleer silahlardan arınması fikrini desteklemişti. Bu vizyonu sayesinde de Obama eyleme geçmeden, söz verdiklerini gerçekleştirmeden Nobel Ödülü alan ilk siyasetçi olmuştu. Nükleer silahı bir başkasına karşı kullanan ilk ülke böylece birkaç ilke daha imza atmış, hem nükleer silahlardan kurtulalım demiş, hem de Başkanı Nobel Barış Ödülü’nü almıştı. 

***

Ancak aradan geçen dokuz küsur yıl içinde çok şey değişti. Silahsızlanma, nükleer silahlardan arınma ve nükleer silahların yayılmasını önleme çabaları devam ederken, İran ile zorlu müzakerelerin ardından tam da bir antlaşmaya varılmışken ABD’de başkan değişti ve nükleer silahsızlanma fikri tamamen rafa kalktı, nükleer silahların yayılmasını önleyecek, emsal teşkil edebilecek önemli bir çok taraflı antlaşma da ABD tarafından ihlal edildi.

Ama hepsinden önemlisi nükleer silahların tehlikeli olduğu, bir kazanın bile dünyanın sonunu getirebileceği düşüncesi terk edilmeye başlandı. Şimdi artık tabu olan konular konuşuluyor, yazılıyor. Nükleer silahlardan o kadar da korkulmasına gerek olmadığı söyleniyor. Bu konunun önde gelen uzmanları nükleer silahların etkisi tartışmalı caydırıcılığının ötesinde kullanılabileceğine, kriz yönetimine destek olabileceğine okuyucularını inandırmaya çalışıyor.

Oysa nükleer silahlar tehlikeli. 1940’ların teknolojisiyle yapılan ve Hiroşima ile Nagazaki’ye atılan bombalar dahi yüzbinlerce insanın anında ölmesine, bir o kadarının da kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklardan yaşamını yitirmesine yol açmıştı. Bugünkü silahlarsa çok daha büyük yıkım gücüne sahip. Ortalama bir nükleer başlık Japonya’ya karşı kullanılanlardan 2 bin kat daha güçlü.

Başka bir deyişle tek bir nükleer başlığın dahi düşmesi, diyelim ki büyükçe bir şehrin üstünde patlaması, o şehirde yaşayan milyonlarca insanın patlama anında ölmesi, bir o kadarının çıkacak termal fırtınanın bin derecelik sıcaklığında kavrulması, muhtemelen çok daha fazlasının da yayılacak radyasyon neticesinde oluşacak hastalıklardan hayatını kaybetmesi demek. Kaldı ki binlerce füzenin aynı anda ateşleneceği bir ortamda yıkım çok daha büyük olacaktır.

En iyi hava savunma sisteminin bile yüzde yüz koruma sağlamayacağını dikkate almak, yüzlerce başlığın eş zamanlı olarak patlaması neticesinde sadece hedef ülkenin değil tüm dünyanın etkileneceğini hesaba katmak zorundayız. Çernobil’deki reaktör kazasının Türkiye’yi ne denli etkilediği düşündüğümüzde nükleer silah kullanmanın intihar anlamına geleceğini dikkate almak durumundayız.

Yayılmaması, kullanılmaması, dünyanın bu silahlardan arındırılması için elimizden geleni yapmamız sadece kendimize değil insanlığa ve insanlığın geleceğine de olan borcumuz. Rasyonalist varsayımlardan hareket ederek güvenliğimizi başka ülkelerin, başka ülkelerin liderlerinin vereceği kararlara emanet edemeyiz. Devlet olarak da, sivil toplum olarak da ana hedefimiz nükleer silahlardan kurtulmak olmalı.

Ama eğer herkes bu silahlardan ediniyorsa, İran şu veya bu nedenle nükleerleşecekse, Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde New York Times’ın yazdığı gibi nükleer silah sahibi olmak amacıyla 80 milyar dolarlık tesis kurarak bedava sayılacak fiyattan çıkarttığı petrol yerine elektriğini nükleer santrallerden elde edecekse, üstelik de nükleer yakıtını üretmek için ısrarcıysa, Türkiye’nin de artık farklı senaryolar üstünde düşünme vakti gelmiş olabilir.

***

NATO’nun giderek daha zayıfladığı, AB’nin ordu kurduğu, AB dışında kalma olasılığımızın güçlü olduğu, nükleer caydırıcılığımızın sadece ABD ile olan güven ilişkisine ve çift anahtarlı sisteme dayandığı, tarafı olmak istemeyeceğimiz krizlerin ve savaşların sayısının her geçen gün daha da arttığı bir dünyada Türkiye’nin resmi düzeyde değilse bile üniversitelerinde, düşünce kuruluşunda nükleer caydırıcılık konusunu tartışması gerekebilir.

Biliyorum konunun teknik, hukuki, siyasi ve ekonomik boyutları var. NPT geçerliliğini korurken nükleer silah sahibi olmak da çok zor. Dünyayla zaten bin tane sorunumuz varken bir de bu sorunla uğraşmamız anlamsız. Ama yine de üstünde düşünmek, egzersiz yapmak faydalı olabilir. Günü geldiğinde hazırlıksız yakalanmamak için de, bu konu üstünden başka alanlarda pazarlı yapabilmek için de, hatta belki AB ile yeni işbirliği modelleri geliştirebilmek için de… 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.06.2019
Suriyeliler, Kürtler ve oy hesapları
5.06.2019
Son Peygamber
29.05.2019
Eşref Kolçak anısına
22.05.2019
Melek Kayıtları
15.05.2019
Yeni insanın inancı
8.05.2019
Sûfi sinema mümkün mü?
1.05.2019
Güvercin Hırsızları
24.4.2019
Özgürlük mümkün mü?
17.4.2019
Adalet, ekmekten önce…
10.4.2019
‘Dünyaya neden geldim?’
3.4.2019
Aşk var mı?
27.3.2019
Mülteci meselesinde Gaziantep ışığı
20.3.2019
Beyaz bulutlar ülkesi Zelanda
6.3.2019
‘Çünkü insanız’
20.2.2019
Zeytin ağaçlarının arasında
6.2.2019
‘Çocukluğunu Yaşamamış İnsanlar Konfederasyonu’
30.1.2019
Godard: İnsan neden Faust değil de kral olmak ister?
23.1.2019
Rüzgarla savrulmayan Mert bir yazar
16.1.2019
Vize başvurusu
9.1.2019
Çok tartışılan bir film Roma
2.1.2019
Kadınların iç bahçesinden işaretler
26.12.2018
Dedem Akif’in başı yalnızca secdede eğilmişti
19.12.2018
Edebiyatın işlevi
12.12.2018
Yerel yönetici adaylarına mektuplar…
5.12.2018
Mahalle hakkında
28.11.2018
Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..
21.11.2018
Sevincimizi bulmak mümkün mü?
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Toprak
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
25.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
13.4.2017
Erzurumlu gençlerle kitap yolculuğu
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8.Net