Yusuf Kaplan

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Cemaatler, Ehl-i Sünnet omurga ve geleceğimiz


23.7.2018 - Bu Yazı 228 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Dünya küreselleşti. Küreselleşme süreci 1970’lerde ABD’de, 1980’lerde Avrupa’da, 2000’li yıllarda da bütün dünyada hissedilmeye, yaşanmaya başlandı.

Küreselleşme, sınırları ortadan kaldırdı; bu doğru. Ama öte yandan da ekonomik, kültürel ve entelektüel sınırların ortadan kalkması, beklenebileceği gibi, insanın, insanlığın ufkunu genişletmedi.

Aksine, berbat bir ufuk daralmasına yol açtı.

Özellikle ABD’de üretilen tek tip bir kültüre mahkûm ve mahpus etti bütün insanlığı.

Dünyayı tektipleştirdi, bütün farklılıkları düzleştirdi, yerle bir etti.

ABD’de, Los Angeles’ta üretilen film, müzik ve dijital kültür, ânında bütün dünyanın kültürüne dönüştü.

Ancak bu kültür, derinlikli Avrupa kültürü ya da bilge İslâm, Çin, Hint kültürleriyle karşılaştırılınca, son derece sığ, “pornografik” (insanın düşünme melekelerini iptal etmesi anlamında “pornografik”), dolayısıyla ayartıcı, baştan çıkarıcı tastamam ilkel, şehvetperest, ego-perest, çıkar-perest bir kültür.

Film, müzik, medya, spor endüstrisinin ve dijital dünyanın starları üzerinden hem kutsanan ayartıcı yeni idoller hem de din-dışı kutsallıklar üreten neo-pagan ve / veya tekno-pagan bir kültür.

En önemlisi de senktretik bir kültür bu.

SENKRETİZM VE NEO-PAGANİZMİN YÜKSELİŞİ...

Senkretizm meselesi, önemli ve meselenin püf noktası. Senkretizm meselesini yaklaşık 20 yıl önce yazmıştım. Demek ki, erken yazılmış yazılardı o yazılar. O zaman dikkat çektiğim tehlikeyi, şimdi hissetmeye, yaşamaya başladık ancak.

Sentretizm, bağdaştırmacılık demek. Postmodern dünyanın, içinde yaşadığımız çağın dini, din-dışı kutsallıklar üreten neo-paganizm hatta tekno-paganizmdir; neo-paganizmin kendini ifade biçimi ise senkretizmdir. Senkretizm üzerinden işleyen neo-paganizm, hakikat fikrinin yitirilmesi, postmodernliğin “anythin goes / her şey mübahtır” mottosu ile “Tanrı ile şeytanı eşitlemesi“dir.

Senkretizm üzerinden üretilen neo-paganizm dininin putları ise para, egoizm ve libido’dur (yani en hafif ifadeyle hazcılık, özellikle de cinsel hazcılıktır; din-dışı kutsallıklar üreten, insanın düşünme melekelerini öldüren, insanı dünyanın sorunlarına duyarsızlaştırarak egoizm kafesine tıkayan, bu anlamda yeni-barbalık biçimlerinin eşiğine fırlatan “pornografi”dir).

Senkretizm üzerinden işleyen neo-paganizm, bütün dinleri düzleştiriyor, bütün duyarlıkları, değerleri delik deşik ediyor, bütün kültürleri paçavraya dönüştürüyor, çöpe gönderiyor ve bütün dünyada mantar gibi new age dinlerinin bitmesine yol açıyor hızla, hazla ve tam gaz...

Senkretizm üzerinden işleyen neo-paganizm, bütün dünyayı nihilizmin eşiğine fırlatıyor...

NIETZSCHE, İKİ TÜR NİHİLİZM BİÇİMİ VE NEW AGE KÜLT’LERİ

Nietzsche, modernliğin kaskatı rasyonalist ve ruhsuz dünyasını yıkabilmek için başvurduğu, bir tür “isyan ahlâkı” olarak kullandığı nihilizmin, uzun vadede insanlığı büyük bir ontolojik yok oluş felaketinin eşiğine fırlatacağı uyarısında bulunmuş, pasif nihilizm ve aktif nihilizm olarak tanımladığı iki tür nihilizm (hiçleşme) tehlikesinden sözetmişti.

Kendi terimlerimi de katarak ifade edecek olursam, pasif nihilizm, hayatın inkârıdır: Kişinin, libido’daya sığınması, hayattan, hayatın sorunlarından kaçması ve nihayet dünyanın sorunlarına duyarsızlaşmasıyla sonuçlanır bu: Pasif nihilizm, kitleleri deizmin eşiğine fırlatır.

Aktif nihilizm, hakikatin inkârıdır: Kitleleri vardıracağı nihâî sonuç, ateizmdir.

ABD ve bütün dünya -hızla- pasif nihilizme, yani deizme doğru sürükleniyor...

Avrupa’da süreç, ateizm noktasına geldi dayandı: Din, bitti Avrupa’da.

Senkretizm biçimleri ile kendisini vareden neo-paganizm Endüstri 4.0’la birlikte, tastamam bir tekno-paganizm biçimine dönüşüyor süratle.

Şunu bilelim: Tekno-pagan dünya, dinleri yok saymıyor; din-dışıkutsallıklar üzerinden neo-pagan new age dinleri ya da kültleri icat ediyor. Amerika’da binlerce new age kültü var! Ve her geçen gün mantar gibi new age kültleri türüyor!

Bunların hepsi “şebekeler” anlamında “cemaatler” şeklinde varlıklarını sürdürüyor.

CEMAATLER, KENDİLERİNE ÇEKİ DÜZEN VERMELİDİR

İslâmî cemaatleri new age kült’leriyle karıştırmak ya cehaletin eseridir ya da cemaatleri hedef göstererek hem bu toplumun İslâm’dan, hem de İslâmî kesimlerin bu ülkenin yönetiminden uzaklaştırılmasını amaçlayan tehlikeli bir projeyi adım adım hayata geçirme çabasıdır.

Şunu açık açık söylüyorum: Cemaat-tarikat-siyaset-ticaret ilişkisi zıvanadan çıkmak üzeredir. Cemaatlerin ve tarikatlerin kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor âcilen.

Cemaatler, özellikle de tarikatler, iki eksen üzerinden yeniden yapılandırmalıdır kendilerini.

Dikey eksende, cemaatler, ülkenin, medeniyet coğrafyamızın önünü açacak yeni Gazâlîler, Yunus’lar, Sinan’lar, Itrîler yetiştirecek şekilde insan yetiştirme çabasını faaliyetlerinin merkezine almak zorundadır. Laik eğitim sisteminden -mevcut şartlarda- bu tür çaplı, öncü isimler yetiştirilmesini beklemek olmayacak duaya âmin demektir.

İkinci olarak, yatay eksende ise, cemiyeti korumak, cemiyete kol kanat germek, cemiyetin İslâmî duyarlıklarını pekiştirmek için gayret göstermekle mükelleftir cemaatler.

Devlete elbette ki, adam yetiştirmeli cemaatler. Ama sadece ehliyet, liyakat ilkeleriyle görev yapacak insanlar yetiştirmeli.

PEKİ, ASLINDA CEMAAT NEDİR, NE DEMEKTİR?

Peki, aslında cemaat nedir? Ne anlıyoruz ama gerçekte ne anlamalıyız “cemaat” denilince?

Her ne kadar günümüzde cemaatler, modern fenomenler olsa da, “cemaat” kavramı tertemiz, kökleri İslâm’ın kurucu kaynaklarına kadar giden önemli bir kavramdır. Tarih boyunca bütün müslüman toplumlar “İslâm cemaati”, diğer dinlere mensup topluluklarsa kimi zaman “cemaat”, kimi zaman “ümmet” olarak adlandırılmıştır. Bu anlamda cemaat kavramını en iyi tasavvufî cemaatlerin karşıladığını söyleyebiliriz. Cemaat, toplanmak demektir.

Cemaat, bütünleşmek demektir.

Cemaat, bir omurga inşa etmek demektir.

Cemaat, müşterek bir şuur yeşertmek, müşterek bir dünya kurmak demektir.

Cemaat, kişilik ve şahsiyet sahibi olmak, aidiyet bilincine, emanet bilincine ulaşmak demektir.

Emanet bilinci, kişinin yalnızca Allah’a iman etmesi, Allah’ın dışındaki bütün dünyevî, şehevî, kapitalistik, nefsanî putları elinin tersiyle itmesi ve kendinden, çevresinden başlayarak yeryüzünde dalga dalga emniyet, kardeşlik, adalet ve hakkaniyeti yayması, tesis etmesi demektir.

Cemaat, kişinin, “önce ben” değil, “önce hakikat” diyerek yola çıkmasıdır.

Cemaat, kişinin kendisini değil kardeşini, ötekini, bütün ötekileştirilenleri düşünmesi, kardeşine ve bütün ötekileştirilenlere kol kanat germesi demektir.

Cemaat, kişinin, ekmeğini kardeşiyle paylaşması demektir.

Cemaat, ümmet demektir.

Ümmet, hem her bir müminin hem de bütün müminlerin aynı anda adıdır. Hem her mümin, tek başına bir ümmettir, yani her şeyin anasıdır; hem de bütün müminler ümmettir, güvenilecek, sığınılacak, nefes alınacak yegâne limandır.

Bizim kendimizi her birimizi hem tek başına ümmet olarak görmemiz hem de hepimizi topyekûn ümmet olarak telakki etmemiz, narsizm değil midir, diye sorulabilir haklı olarak.

Elbette ki, değildir. Değildir; çünkü her ne kadar her birimizi teker teker ve hepimizi topyekûn ümmet olarak görsek de, cemaatte de, hele de tarikatte de -bütün davranış setlerini belirleyen ilke edep olduğu için-, kişi, “önce ben” demez, diyemez hiç bir zaman; “önce sen” der her zaman -nefs terbiyesi ve tezkiyesi cehdinin gereği olarak.

Bu böyledir.

“Önce sen”, diyebilmek, bütün insanlığı -Hz. Adem’in çocukları olması hasebiyle- kardeş bilmek, kardeş görmek, kardeş bellemek ve gereğini yerine getirebilmek demektir.

Meselenin özünden ve tarihçesinden bîhaber, Batı karşısında aşağılık kompleksi yaşadığı için zihni çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşen bazı zavallı insanlar (bazı profesör kişiler), özellikle tasavvuf ve tarikat denilince hemen uçma-kaçma hikâyeleri anlatmaya başlıyorlar.

Ne kadar acıklı duruma düşüyorlar, anlatamam!

Oysa bütün sahih İslâmî cemaatlerde, özellikle de tasavvufî cemaatlerde, öyle insan hikâyeleri, öyle kardeşlik hikâyeleri, öyle fedakârlık hikâyeleri yaşanır ki, kişinin kendini aşması demek olan bu hikâyeleri bu insanlar bir bilseler, bir görseler, yüzleri kızarır, yerin dibine girerler -herhalde.

Özellikle tasavvufî cemaatlere yöneltilen -ilk bakışta doğruymuş gibi gözüken- ayartıcı bir eleştiri var.

Bu cemaatler, kişinin kişiliğini yok ediyormuş, bireyi öldürüyormuş!

Aksine, kişinin yukarıda özetlediğim anlamda güçlü bir şahsiyet inşa etmesini mümkün kılıyor.

Gerçekte, kişinin kişiliğini yok eden, kişiyi kendisine de, dünyaya da yabancılaştıran bireyciliktir: Kişiyi, sadece kendi çıkarını düşünen, sadece kendi hazlarını düşünen, tüketim toplumunun, egoizminin kölesi hâline getiren içi boş bir ideolojidir bireycilik.

Kitlelerin içinde yapayalnızdır birey ve bireyin, egoizminin, nefsânî itkilerinin kafesine kapanması, özgürleşmesi değil, köleleşmesidir aslında.

Mesele çok boyutlu ve derin.

Bu meseleyi enine-boyuna yazmayı sürdüreceğim.

CEMAATLER, EHL-İ SÜNNET OMURGA VE GELECEĞİMİZ

Sadece şunu söylüyorum: Cemaatler kendilerine çeki düzen vermek zorundadır. Yapılan operasyonlar, hayırlı sonuçlara yol açar, cemaatlerin de köklü bir muhasebe yapmalarına yol açar inşallah.

Ama toplum da bazı fırsatperesetlerin televizyon televizyon dolaşarak cemaatlere / tarikatlere yaptıkları saldırının, bu toplumun Müslüman omurgasını çökertmeyi amaçladığını aslâ unutmamalıdır.

Özür dileyerek tarihe kayıt düşüyorum: Sahih cemaatler / tarikatler, Ehl-i Sünnet Omurga’nın sigortasıdır; Ehl-i Sünnet Omurga, İslâm’ın sigortasıdır; İslâm ise bu ülkenin, medeniyet coğrafyamızın sigortasıdır.

Eğer cemaatler / tarikatler çökerse, Ehl-i Sünnet Omurga çöker; Ehl-i Sünnet Omurga çökerse, İslâm’ın varlığı tehlikeye girer; İslâm’ın varlığı tehlikeye girerse, bu ülke paramparça olur, tarihten silinir, medeniyet coğrafyamızın umutları biter -Allah muhafaza.

Başka bir ifadeyle, eğer cemaatler, hele de tarikatler çökerse, kısa ve orta vadede deizm, hatta ateizm dalga dalga yayılır ve uzun vadede ise bu toplumda İslâm’dan eser kalmaz. Vesselâm.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.8.2018
Dalga-kuramazsak yok oluruz!
12.8.2018
Hiç kimse Türkiye’nin haydutlara boyun eğmesini beklemesin!
10.8.2018
Akılla bilirsin, kalple bulursun, ruhla olursun
5.8.2018
Emperyalist her yerde: İstikametin üzerinde titre! (1)
3.8.2018
Amerikan jeo-politiğinin İslâm’ın teo-politiğiyle savaşı
30.7.2018
Eğitimde devrim yapabilirsek tarihi biz yapmaya başlayabiliriz yeniden...
29.7.2018
Asya çağı’na doğru: Batı ekseni için sonun başlangıcı
23.7.2018
Cemaatler, Ehl-i Sünnet omurga ve geleceğimiz
22.7.2018
Batılıların yüzyıllık stratejisi:
20.7.2018
Tekvînî ve tenzîlî âyetler, dînî ve din-dışı “cemaatler”
16.7.2018
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ!
15.7.2018
15 Temmuz direnişi, diriliş ruhuna dönüştürülmeli
13.7.2018
Socrates’i öldürmeliyiz; yoksa metafiziksiz bilim, yok oluşa sürükleyecek hepimizi...
9.7.2018
Topçu’nun düşüncesi: İrade metafiziği ve postmodern krizi öngörmesi
6.7.2018
Eğitim, kültür ve medyada büyük atılımın beş şartı
24.6.2018
Tarihin nasıl yapılacağına karar vereceğiz...
18.6.2018
Çağ körleşmesi ve ruh üşümesi: Sûr’a üfleme vakti şimdi... (2)
17.6.2018
Çağ körleşmesi, ruh üşümesi ve ruh’un diriltici “sûr” üflemesi... (1)
15.6.2018
Ramazan, ümmîleşme seyrüseferi; bayram, ümmetleşme zaferi
11.6.2018
Hakikat neresi, siyaset nereye düşer?
8.6.2018
TİKA’ya ve Arifan’a saldırmanın dayanılmaz hafifliği!
4.6.2018
Süleymaniye, Sinan’ın ibadeti; senin ibadetin ne, peki?
3.6.2018
Şehir, oruç tutar mı? Hem de nasıl!
1.6.2018
Bin yıllık omurga: Ortak tarih şuuru ve medeniyet tasavvuru
28.5.2018
Ruh atılımı olmadan aslâ!
25.5.2018
Askerî darbe girişiminden sonra şimdi de ekonomik darbe...
21.5.2018
İngilizlerle Yahudileri çözmeden bir mesafe katedemeyiz!
18.5.2018
Yahudiler dünyayı esir aldılar: Dünyanın bir Yahudi Sorunu var
14.5.2018
Köklü sorunlara köklü çözümler gerekir...
11.5.2018
Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
6.5.2018
Anadolu’da fırtınaya direnen ve yeşeren tohumlar...
4.5.2018
Bir medeniyet meselesi olarak sinema
30.4.2018
Osmanlı ruhu ve modeli: İnsanlığın geleceği
29.4.2018
Hakikat şarkısı bitmesin diye uykuyu kendilerine haram edenler var olduğu sürece...
27.4.2018
Neden kader seçimi?
23.4.2018
Suud ve İran: İki püsküllü belâ!
20.4.2018
Kader seçimi
16.4.2018
Asıl hedef Türkiye!
15.4.2018
Suriye vuruluyor ama hedef Türkiye kuşatılmasıdır!
13.4.2018
İsrâ ve Mirac: “Lâ”dan “illâ”ya... İki “gece yolculuğu”…
9.4.2018
Deizmin kökleri ve nasıl önlenebileceği...
9.4.2018
İki büyük tehlike: Deizm ve ateizm dalgası
6.4.2018
Türkiye, yeni bir eksen oluşturamadığı sürece...
2.4.2018
Maddî bakımdan büyürken, İslâmî bakımdan kan kaybetmemizin önüne nasıl geçebiliriz?
1.4.2018
Yürüdüğün yol kadar değil, aldığın mesafe kadarsın...
30.3.2018
Hedef Mısır değil, İhvan!
26.3.2018
Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler!
25.3.2018
İşte bir maarif inkılabı taslağı...
23.3.2018
Üç Aylar’da bütün yollar yürek ülkesi’ne çıkar...
19.3.2018
Kur’ân’ın kuşatıcılığını, aklın sınırlayıcılığına hapsetmek!
16.3.2018
Hem çağ’ı tanıma! Hem de tefessüh etmiş bir çağa göre Kur’ân’ı yorumla! Felâket, bu!
12.3.2018
Müslümanların direniş, diriliş ve varoluş yolculuğu...
9.3.2018
İnsan yetiştirmeden ve dünyasını inşa etmeden aslâ (1)
5.3.2018
Arapça Kitap ve Kültür Günleri: Sessiz bir devrimin ayak sesleri...
2.3.2018
Bütün darbeler İslâm’a karşı yapılmıştır
26.2.2018
Türkiye’nin ve coğrafyamızın istiklâl ve istikbal mücadelesi...
25.2.2018
Yaşadıklarımız, büyük doğum’un sancılardır...
23.2.2018
Üç Turgut Cansever: Düşünür, Mimar, Bilge
19.2.2018
Direniş ve diriliş ruhuyla donanmadan aslâ!
16.2.2018
Afrin Harekâtı: Türkiye’nin kendini bulma ve tarih yapma yolculuğu...
12.2.2018
Suriye’de kurtlarla dansımız başladı...
11.2.2018
Üç Abdülhamid: Mü’min, Mürîd, Sultan
9.2.2018
Suriye ve Mısır’la ilişkiler gözden geçirilmeli vakit geç olmadan...
5.2.2018
Türkiye’nin yanında mısın, karşısında mı?
4.2.2018
Bu ülkeyi herkes için güven adası yapmak zorundayız...
2.2.2018
Çanlar, Amerika için çalıyor...
29.1.2018
Amerikan hegemonyasının yani Yahudi gücü’nün sonuna doğru...
28.1.2018
“Türk askeri İslâmlaşıyor!” diye şikâyet eden celladına âşık tasmalı çekirgeler var bu ülkede!
22.1.2018
Afrin operasyonu: Dönüm noktası...
15.1.2018
Sorun üreten değil sorun çözen âdil bir hukuk sistemi şart!
8.1.2018
Durduğunuz yer, bakışınızı da, akışınızı da belirler...
5.1.2018
İran’la ortaklaşa oynanan asırlık tehlikeli oyun!
25.12.2017
Tarih fânîdir, hafıza bâkî...
24.12.2017
Dünyanın, “Tanrı’yı kıyamete zorlayan” bir 'Yahudi sorunu' var
22.12.2017
28 Şubat darbesi ve yıkımı...
18.12.2017
Hakikatin şifreleri: Hayatı okuma ve dokuma hamleleri...
15.12.2017
Tarihî kriz ve krizi aşmanın yolları...
8.12.2017
Küresel bir İntifada başlatılmalı!
3.12.2017
Türkiye’ye diz çöktürmek için “engizisyon mahkemesi” kurdular!
27.11.2017
Diyanet için üç büyük atılım önerisi
26.11.2017
Balkanlar’ın umudu: Köklü bir gelecek tasavvuru
24.11.2017
Suudlar ateşle oynuyor!
20.11.2017
Önümüzü açacak bir eğitim sistemi önerisi
17.11.2017
Sistemi dönüştürmek mi, sistem tarafından dönüştürülmek mi?
13.11.2017
Gazâlî yıkıcı mı, kurucu mu?
12.11.2017
İslâm, tek vazgeçilemezimiz olmadığı sürece...
10.11.2017
Suudlara biçilen tehlikeli roller!
3.11.2017
“Şoför” müyüz, “taşıt” mı?
30.10.2017
Diyanet büyük düşünmeli, kendisini yıpratmamalı ve yıpratılmamalı
27.10.2017
Medine’den Medeniyet’e, İstiklâl’den İstikbal’e...
23.10.2017
İlerleme putu ve zihnî felçleşme
16.10.2017
Kervan’ın yolu niçin kesildi?
15.10.2017
Erdoğan’dan Saddam icat etmek istiyorlar!
13.10.2017
Türkiye’nin tam bağımsızlık yürüyüşü engellenemeyecek...
9.10.2017
İslâm, nasıl yeniden geleceğimiz olabilir?
2.10.2017
Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!
29.9.2017
Dünyanın üzerinde bir Avrupa hayaleti dolaşıyor...
22.9.2017
Hicret Ruhu: Diriliş umudu ve ufku
18.9.2017
Tarih, gücün değil, hakikatin kanatlarında yükselir…
17.9.2017
Çember daralıyor ama Türkiye herkesi şaşırtacak..
15.9.2017
Dünyayı çölleştiren, insanı tehdit eden tekno-paganizm çağına hoşgeldiniz!
11.9.2017
İnsansız şehir, şehirsiz insan…
8.9.2017
Gönül coğrafyamız, fokur fokur kaynıyor, bizi bekliyor…
4.9.2017
Kurban’ı “barbarlık” olarak görmek!
3.9.2017
Kurban’ın öğrettiği hakikat: Ölüm gerçeği’nden ölümsüzlük fikri’ne ulaşmak…
1.9.2017
Kevser ve ebter: Nahr günleri ve “intihar” günleri
28.8.2017
Dünya bizi bekliyor… İyi hazırlanmalıyız…
25.8.2017
Yarın, çok geç olabilir…
21.8.2017
Laiklik dogması ve sopası…
20.8.2017
Batı komada… Türkiye yola çıktı…
14.8.2017
Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…
13.8.2017
Önümüzü açacak bir millî kültür hamlesine doğru…
11.8.2017
1400 yıllık birikim “uydurulmuş din”, oryantalistlerin fikirleri “indirilmiş din”, öyle mi?
7.8.2017
İslâm’ın temel kaynaklarına yapılan saldırılara seyirci kalamayız!
6.8.2017
Eğer İslâm’ı kaybedersek, sadece biz değil, bütün insanlık kaybeder…
4.8.2017
Diyanet, Türkiye’nin önünü açacak tarihî rolünü oynamalı…
31.7.2017
Bu topraklardaki İslâmî varlığımız tehlikede… Oysa anahtar bizde!
30.7.2017
Medeniyetimizin ruhu Tarihî Yarımada ve hafızası Babıâlî ölüyor adım adım…
28.7.2017
Uyarıyorum: Devletleri çökerttiler… Cemaatler de çökerse, her şey biter…
24.7.2017
Kudüs, siyonist esaretinden kurtulmadıkça, dünya barış yüzü göremeyecek…
21.7.2017
Kudüs özgürleşmeden “özgürüm” deme!
17.7.2017
Dünya tükendi ve Türkiye’ye kilitlendi…
14.7.2017
15 Temmuz’un hedefi: Cemaatleri ve Ehl-i Sünnet Omurga’yı çökertmek
10.7.2017
Beşinci Cumhuriyet’e doğru…
7.7.2017
Gelen siyasî darbe: Kaos planı ve Türkiye’nin durdurulması
3.7.2017
Laiklik pompalanacak, 15 Temmuz ruhu bombalanacak, Alevî meselesi kaşınacak…
2.7.2017
Yol, sefasını sürenlerle değil, cefasını çekenlerle yürünür…
30.6.2017
İnsanlığın dekadansla ölüm dansı, çıkış yolu ve Türkiye’nin rolü
26.6.2017
Bayramın tatile dönüşmesi: İnsanın ve hayatın çölleşmesi…
23.6.2017
Kadir Gecesi takdir olunan iktidar ve kudret
18.6.2017
Kültürde kazanılamayan istiklâl mücadelesi, kaybedilmeye mahkûmdur…
16.6.2017
Kılıçdaroğlu, ateşle oynama!
12.6.2017
92 yaşındaki âlim Karadavi’yi terörist ilan etmek için çıldırmış olmak gerek!
11.6.2017
İngilizlerin 2 asırlık stratejisi: İslâm’sız Dünya, Türkiye’siz İslâm
9.6.2017
Devletleri ve bütün İslâmî hareketleri yok etmek istiyorlar!
5.6.2017
Hüznün gönül coğrafyası: Ramazan’ın diriltici sesleri ve renkleri
2.6.2017
Türkiye’nin küresel güç olmasının yolu Suriye’den değil Balkanlar’dan geçer...
29.5.2017
Balkanlar bizi bekler... Stratejik akıl şart!
28.5.2017
Osmanlı, Balkanlar’da yaşıyor: Kosova izlenimleri...
26.5.2017
Üç Akif Emre: Ahlâk anıtı, dava adamı ve fikir adamı
22.5.2017
Özlü bir medeniyet tasavvuru manifestosu
19.5.2017
Yeni bir dünya kurulacak, Türkiye, kurucu rol oynayacak...
15.5.2017
Türkiye’nin uzun soluklu medeniyet yürüyüşü: Osmanlı ruhunun dirilişi...
14.5.2017
Medeniyet krizi: Önümüzü açacak Maarif Modeli ve Siyer-i Nebî Projesi
12.5.2017
FETÖ zihniyeti’yle mücadele etmeden FETÖ’yle mücadele edilemez!
8.5.2017
Türkiye’siz yeni bir dünya kurulamaz...
7.5.2017
Gençlik dizileri, gençleri kurşuna diziyor!
5.5.2017
Yol, değerini bilenlerle yürünür...
1.5.2017
İslâmî entelektüel omurga olmadan aslâ!
30.4.2017
Balkanlar’ı kendi hâline terk edemeyiz!
28.4.2017
Anadolu ruhu, dirilişin mayasını karıyor adım adım...
24.4.2017
İki Gece Yolculuğu: “Lâ”dan “İllâ”ya...
23.4.2017
İslâmcılığı gösteriyorlar ama hedef İslâmî omurganın çökertilmesi!
21.4.2017
Asıl iş şimdi başlıyor... Taze bir heyecan dalgası şart!
17.4.2017
Erdoğan’a 20 öneri
16.4.2017
Milletin devletine ve 5 Millî Seferberliğe doğru...
14.4.2017
Çifte vesayet düzeni sona erdirilmedikçe...
10.4.2017
Kilise saldırıları: İhvan’ı bitirme tezgâhı...
9.4.2017
Türkiye’yi “boğmak” istiyorlar: Dışarda temkin, içerde teyakkuz şart!
7.4.2017
Türkiye "yeni Endülüs" olmayacak...
5.4.2017
Türkiye’nin Batı’yı rahatsız eden tarihî seçimi, asimetrik savaş ve teyakkuz
24.3.2017
Türkiye’yi vurmak için bahane arayacaklar... Teyakkuz ve tedbir şart!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8