Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?


23.7.2018 - Bu Yazı 153 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir önceki yazımda, Trump’ın Filistin’e “asrın projesi “olarak pazarladığı plandan bahsetmiştim. Bunun, aslında başka projeleri örtmeyi amaçlayan bir Evanjelist-Siyonist plan olabileceğinden söz ederek, gözden kaçan bazı hususları sıralayıp yeni sürprizlere karşı uyarmıştım. Yazının yayımlandığı gün İsrail Meclisi, beni haklı çıkarırcasına yeni bir yasa ile İsrail’in bir “Yahudi Ulus Devleti” olduğunu tescillemiştir. Aslında İsrail’i kuranların hayali olan bu teklif, uzun zamandan beri Netanyahu ve partisi Likud’daki şahinlerin gündemindeydi. Daha önceki denemeleri zamansız olmuştu. Bu yüzden yeni teşebbüs için Trump’ın Kudüs’ü İsrail başkenti ilan eden ABD yasasının onaylanması beklendi. Nitekim önce fiili durum yaratıldı sonra da İsrail parlamentosu “başkenti Kudüs olan” ve diğer unsurları yok sayan Yahudi Ulus Devletini ilan etti. Yani, asrın projesi gölgesinde Yahudilerin “asırlık hayali” gerçekleşmiş oldu. İsrail Meclisi çıkardığı bu yasa ile yakın gelecekte Müslüman ve Hristiyan Araplar karşısında azınlığa düşme ve Siyonistlerin bu topraklardan çıkarılma korkusunu da resmen ilan etmiş oldu. Bu korku, beraberinde büyük bir çatışmayı getirecek ve Evanjelistlerin kıyameti hızlandırma ideallerine de hizmet edecektir. Belki Siyonist-Evanjelist işbirliği size abartılı veya hayali gelebilir. Fakat İsrail’in bu coğrafyaya yerleşmesine bu tür hayallerin vesile olduğu unutulmamalıdır.

Yeni yasanın getirdikleri çok tartışılacaktır, bu yüzden yazıyı bütünüyle o konuya ayırmak niyetinde değilim. Burada yazı başlığının cevabını bulmayacaksınız. Sadece bir belge ışığında, İsrail’in kuruluşuna giden yolda uygulanan taktiklerden birini okuyacaksınız.

SİYONİSTLERİN İLK PROJESİNE DAİR BİR BELGE

Yahudilerin Filistin’e göç etme ve yerleşmelerine dair çok şey yazıldı. Tekrar etmeyeceğim. Burada bu sürece nasıl gidildiğini, nasıl taktikler kullanıldığını, bilinmeyen bir belge üzerinden anlatacağım. “Filistin araştırma ekibim” ile Devlet Arşivlerinde yaptığımız araştırmalarda tespit ettiğimiz ve bugüne kadar hiç görülmemiş bir belgenin içeriğinden söz edeceğim. Anlatacağım hikaye, Siyonistlerin hayallerine nasıl adım adım ulaştıklarını gösterecektir.

Fransa ve Rusya başta olmak üzere Batı’da Yahudi düşmanlığının yükseldiği, ama Siyonist kongrelerin henüz başlamadığı; Theodor Herzl’in Yahudi Devleti kitabını da yayımlamadığı bir tarihte (1891) II. Abdülhamid’e bir proje sunulur. Projenin Fransızca başlığı Notice sur un Project de Colonisation en Palestine’dır. Türkçesi, Filistin’de bir Kolonizasyon Pprojesi Hakkında Nota’dır. Kim nasıl ayarladı ise; Sultana verilecek ve Bakanlar Kurulunda tartışılacak metni tercüme ederken; yukarıdaki başlık “Kudüs-i Şerif Havalisinde Muhacirin İskânı Tasavvuruna Dair Layihadır” şeklinde, daha yumuşak bir üslup ile tercüme edilip, ilk taktik, dosya üzerinde hayata geçirilir.

Her ne kadar o günlerde yoğun bir şekilde tartışılmıyorsa da, Sultan Abdülhamid’in Filistin’e Yahudi göçü konusundaki fikirleri ve genel olarak “talimat” tarzındaki ifadelere karşı hassasiyeti bilindiği için proje başlığının yumuşatıldığı anlaşılmaktadır. Proje, Batı’da mağdur olmuş Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmeleri için teklifler sunup, bunun nasıl yapılacağını anlatsa da Osmanlı Sarayı’na sunulan tercümede, Kudüs ve civarı denilerek hedef küçültülmektedir.

Uzun bulunur ve okunmaz endişesiyle proje, “Kudüs-i Şerif Havalisinde Muhacirin İskânı Tasavvuru Hakkında Mülahazat” başlığı ile de ayrıca özetlenmiştir. Ana projedeki talimatvari üslubun olmadığı özette; Filistin’e Yahudi yerleşiminin Osmanlı Devleti’ne sağlayacağı faydalar ikna edici bir dil ile sıralanmaktadır. Projede bu maksatla büyük sermayeli bir şirketin kurulacağından bahsedilmektedir. Özette ise bu şirketin ticari amaçlı değil, tamamen Osmanlı devletinin imarına dönük yararlı bir faaliyet olduğu anlatılarak, ayrıca Osmanlı devletinin politikasına da hizmet edeceğinden söz edilmektedir. Muhacirlerin kabulü ile devletin merhamet ve lütufkârlığa bina edilmiş olan siyasetinin de dünyaya ispat edilmiş olacağı söylenerek, adeta damardan giriş yapılmaktadır.

Proje sahiplerinin iddiasına göre; dışarıda her türlü hakarete uğrayıp göç etmek zorunda kalan Yahudilerin Osmanlı’ya kabul edilmesi ile yerleştirilecekleri çöl bölgesinde (Filistin) çalışacak ve memleket için ticaret ve sanayinin gelişmesine büyük katkı vereceklerdi.

Diğer taraftan daha hassas bir noktaya da vurgu yapılıyordu. Yahudilerin kabulü ile Batı’da Osmanlı devletinin ıslahat ve değişim istemediği veya ıslahata kabiliyeti olmadığı konusundaki propagandalar da ortadan kalkmış olacaktı. Zira gerçekten o sıralarda Avrupa’da Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamid hakkında ağır bir eleştiri yürütülüyordu. Bu yüzden proje sahipleri, devletin yumuşak karnı olarak gördükleri bu durumu kullanmaya kalkmışlardı. Tabi, kapalı ifadeler ile, devletin maliyesinin ıslahat yapmaya yeterli olmadığı ve bu boşluğu Yahudilerin dolduracağı imasıyla rüşvet teklif edilerek; devletin Rum ve Bulgarların dışında başka unsurlar ile de kalkınacağını ileri sürüyorlardı. Böylece devleti, o sıralarda sorunlar yaşanan Rum ve Bulgarlara karşı da kışkırtıyorlardı.

AYNI TAKTİKLER DEVREDE

Bu tafsilatlı proje konusunda kimin aracılık ettiği; Osmanlı başkentinde kimlerin Siyonistler ile işbirliği yaptığı hâlâ bilinmiyor. Fakat Belka-Ürdün Nehri arasında Yahudilerin yerleşeceği bir vilayet; ayrıca Hayfa-Taberiye arasında bir tren yolu yapılarak, kolonilerin kurulmasını öneren proje, özel bir komisyonda tartışılıp derhal reddedildi. Siyonistler, bu müracaatlarından sonra da geri durmadılar. Filistin’e türlü hileler ile yerleşmenin yanı sıra defalarca İstanbul’a müracaat ederek sistemi şaşırttılar, birbiriyle çelişen ve işlerini kolaylaştıran kanunlar çıkarttılar.

Bugün de benzeri cazip teklifler, siyasetler, tehdit içeren projeler, bıktıran uygulamalar gündemdedir. Filistin halkı yorulmuştur. Filistin yönetiminin İsrail karşısında eli kolu bağlıdır ve hatta yer yer işbirliği yapmaktadır. Arap dünyası ve İslâm âlemi kendini çaresiz hissetmektedir. Tarih ise bize dik durmayı öğretmektedir. Projenin reddedilmesi ile gösterilen dik duruş, belki bütün Filistin’i değil ama bugünkü Ürdün’ün bir bölümünü ve Batı Şeria’yı kurtarmıştır. Şimdi ilk proje yeniden devrededir. Bölge konusunda 1994 yılında yapılan Ürdün-İsrail anlaşmasının süresi 2019’da bitecektir. İslâm âlemi ya dik durarak yakın vadeyi en az zararla geçiştirip uzun vadede Filistin’i kurtaracak ya da tarihin kara listesinde yerini alacaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8