Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Kerbela’yı yâd etmek


20.9.2018 - Bu Yazı 148 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hicri 1440 yılının 10 Muharrem günündeyiz. Hicri takvimin sahibi İslam dünyası bin bir türlü problem içinde yoğruluyor. Bir tarafta savaşlar, ölümler, yeri-göğü tutan feryatlar, yoksulluk, açlık ve susuzlukla mücadele eden milyonlar. Diğer tarafta, zengin, müsrif, vurdumduymaz ve adeta iradesini şeytana teslim etmiş yığınlar. Bu yüzden bugün İslam dünyasında onlarca Kerbela yeniden yaşanıyor.

ÂH KERBELA

Bu manzara ortasında masumiyeti temsil eden Kerbela daha doğrusu Hz. Hüseyin’in katli, Kum (Şii İran uleması) ile Necef (Şii Arap uleması) arasında sıkışıp kaldı. Muharrem ayının girmesi ile her yıl yaşanan tartışma yeniden alevlendi. Her işe burnunu sokan ulema, bugünlerde Irak’ta hükümetin bir türlü kurulamaması, Basra’da halkın çilesi; İran’ın dibe vuran ekonomisi veya ABD ambargosu yüzünden yaşanacak yeni sorunlar ile ilgilenmiyorlar. Soçi’de Astana sürecini çuvala koymaya çalışan İran’ın siyaseti ile Suriye’de ölen milyonların acısıyla da ilgilenmiyorlar.

Onlar bugün, “yâd-ı Hüseyin”i, yani Hz. Hüseyin’in şehadet yıldönümünü nasıl hatırlayacaklarını; o acıyı nasıl hissedeceklerini, matemlerini nasıl tutacaklarını tartışıyorlar.

Normalde bundan daha tabii şey yoktur. İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in sevgili torunu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın ciğerpareleri Hz. Hüseyin’in zalimlerce hunharca katledilmesinin matemini tutmak, hem Müslüman olmanın hem de insan olmanın bir alâmetidir. İslam tarihi boyunca Müslümanlar arasındaki tefrikayı, ayrılığı, çatışmayı ve bugünkü mezhep savaşlarını doğurmuş olsa da Kerbela hadisesi, Şii-Sünni her Müslümanın kanayan yarasıdır. Bu yüzden her yıl 10 Muharrem’de bütün Müslümanlar yasta birleşir, katl-i Hüseyin’in hüznünü içinde hisseder ve mâtemini tutar.

Buradaki sorun mâtemin nasıl tutulacağıdır. Mâtem merasimlerinin nasıl tertip edileceği ve o meş’um hadisenin uyandırdığı derin hüznün vicdanlara nasıl kazınacağıdır.

MATEM MERASİMLERİ

Eskiden mâtem merasimleri, mahalli özellikler gösterirken, artık iletişim araçları ve naklen yayınlar aracılığıyla dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Ortaya çıkan manzara ise bir mâtem havasından çok, bir festivali, bir panayırı hatta zaman zaman -bazı Şiî müçtehitlerin ifadesiyle- ilkelliği ve vahşeti andırmaktadır. Özellikle İmamiye Şiası, Muharrem ayında Hz. Hüseyin’i anmayı onun için mâtem tutmayı bir ibadet olarak benimsemektedir. Nitekim bu merasimler; müntesiplerinin elinde halden-hale sokularak ilkel ibadet ritüellerine dönüşmüştür. Elbette bunlardan uzak sadece Ehl-i Beyt’in uğradığı zulmü içinde hissederek, mâtemlerini izhar edenlere bir sözümüz yoktur. Ancak mevcut manzarayı da yok saymak mümkün değildir.

En yaygın ve masum mâtem şekli, ritmik davul (tabl) sesinin eşliğinde göğsü döverek mersiyeler okumaktır. Davul sesi hızlanıp, yükseldikçe göğse inen darbeler de artmaktadır. Bununla yetinmeyenler, yine ritmik hareketler ile ellerindeki zincirleriyle sırtlarını dövmektedirler. Hızlı vuruşlar ve sırtın kanatılması ile sözde Hz. Hüseyin’e bağlılığın derecesi de sergilenmektedir. Daha fazla bağlılık daha fazla acı ile elde edilir diyenler, ya çamura yatarak bütün vücutlarını çamura bulayıp kendilerine işkence etmekte veya ateşte yürümektedirler. Ama bu merasimin zirvesine çıkmak isteyenler, kılıçla kafataslarını; hatta Kerbela’da ölen masum çocuklar adına kendi küçük çocuklarının kafalarını da yardırarak kan akıtmaktadırlar. Bu vahşi gösteriye de “şeccu’ re’s veya tetbîr” adı verilmektedir.

Maalesef bu sahneler bir korku filmine ait değildir. Bu günlerde İran ve Irak’ta hatta dünyanın her yerindeki Şiiler arasında görülen ve gösteriye dönüştürülen sahnelerdir. Necef uleması, bunların batıl olduğunu, Kafkas (Safevî) veya Hint kökenli âdetler olabileceğini ve Şii itikadı ile ilgisinin olmadığını söyleseler de bu uygulamalar gözlerinin önünde cereyan etmektedir. Kum uleması, meselenin hakikatini diğerleri gibi bilse de çoğunlukla sessiz kalarak mâtem merasimi adıyla bu vahşetin sergilenmesine göz yummaktadır. İran asıllı Hişam Dabaşi (Hisham Dabashi) Türkçeye de tercüme edilen kitabında, İran’ın kan dökmeyi mubah gören bu davranışı “farklılaşmak” adına kasıtlı bir biçimde desteklediğini ve bundan güç devşirdiğini ileri sürmektedir. Kim bilir, belki de Necef ulemasının, Kum ulemasından bu bid’atlere karşı bir duruş sergilemesini istemelerine rağmen, sessiz kalmaları da bundandır. Maalesef matemden uzaklaşıp eğlenceye ve vahşi ayinlere dönen bu davranışlar bütün dünyada yaygınlaşmakta ve İslam algısına olumsuz etki yapmaktadır.

10 Muharrem vesilesi ile masaya yatırdığımız bu meselenin benzeri zikir adı altında bazı Sünnî tarikatlarda da görülmektedir. Ayrı bir yazı konusu olsa da onların gözardı edilmemesi ve din gayreti adına masum davranışlar olarak değerlendirilmemesini hatırlatmak gerekmektedir.

Aslında niyetim Osmanlılar zamanında İstanbul’da yaşayan Şiilerin Beyazıt’ta Valide Han’dan başlayarak Üsküdar’daki Seyit Ahmet Deresi’ndeki Hüseyniye’de sonlandırdıkları ve herkesi ağlatan 10 Muharrem merasimini anlatmaktı ama yer kalmadı.

Öyleyse sözü ustasına, ömrünü Kerbelâ’ya ve Ehl-i Beyt sevdasına adayan büyük şaire, Fuzûlî’ye bırakalım:

Mâh-ı Muharrem oldu meserret haramdır

Mâtem bugün şeri’âte bir ihtiramdır

………..

Her medd-i âh kim çekilir Ehl-i Beyt için

Miftâh-ı bâb-ı ravza-i dâru’s-selâmdır

Şad olmasun bu vakı’adan şâd olan gönül

Bir dem belâ vü gussadan âzâd olan gönül

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8