Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif


1.7.2018 - Bu Yazı 604 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hayatın asırlardır farklı kültürlerden, dillerden süzülen hikayelerine, kendini sonsuz kez başka biçimlerde tekrar eden hareketlerin, tutkuların, sevmelerin, kaybolmaların, keşiflerin toplamından oluşan görünmez ağlara yaklaştığınızda “patika” kelimesinin manası berraklaşıyor.


Koca ya da kısacık bir ömrün içinde, unutulmuş bir mısranın peşine düşmek, binlerce kez yazılmış bir ayrılık hikayesini başka türlü yazmak, insanlığın müphem izlerini ürpertiyle takip etmek, bir hayvanı içtenlikle anlama isteği, nereye gideceğini bilmeden yürüme arzusu, yaşamı anlamlandırmak için yeni “yollar” keşfetmek, nesneler, insanlar ve tabiatın bütün varlıkları arasındaki akrabalığı görebilme çabası az bir şey değildir.

Patikalar ve Hikayeler

Bunu kavrayınca patika diye tarif edilen o daracık, tekinsiz yollar, ayakları bir yerden başka bir yere götüren yabanıl bir toprak parçası olmaktan çıkıyor. Kişinin kendini, bedenini, tarihini, derinliğini, sınırlarını, özgürlük arayışını yeniden düşündüren başka boyutlar kazanıyor. O vakit hareketin bizzat kendisi ve yürümek, nerede, hangi tercihler doğrultusunda yaşadığımız meselesinin önemini daha iyi gösteriyor.

Patikalar ve Hikayeler

Patikalar da diller ve hikayeler gibi. Götüreceği yer, daha önce oradan geçenlerin bıraktığı izlerin anlamı, ilk seferde kolay algılanamıyor. Zaman içinde biriken kültürel mirasla dönüşüyor. Başlangıcından itibaren onu inşa edenler var. Tıpkı yazmak, hikaye etmek gibi yaratıcı bir kurgu sürecine de ihtiyaç duyuyor aslında.

Patikalar ve Hikayeler

Eğer insan bir “hikayeler koleksiyonuysa” patikalar da o hikayelerin biriktiği belleği birbirine bağlayan yaşamsal yollar gibi göründü bana “Patikalar Üzerine”yi okurken. Gazeteci Richard Moor, ciddi araştırmalar da içeren bu kitabı, hevesini ve anlatma hazzını hakikat arayışıyla buluşturan bir tür bilgelikle yazmış. Doğrusu okurken yaşadığımız coğrafyada nadir görülen entellektüel bir merak dürtüsüne sahip olduğunu da düşündüm. Yıllarca bizzat yürüdüğü yollarda farklı disiplinlerden bilim insanlarıyla yaptığı görüşmeleri, kişisel tecrübelerini, izlenimlerini ve duygularını aktarma coşkusu kitabı özel bir konuma yerleştirmiş.

Patikalar ve Hikayeler

Değişik alanlarda patikaların etrafında şekillenen sorulara cevap arayan Moor, en başında yürüyüşe dair tutkusunu anlatıp, patikaların derininde yatan anlamlarını sorguluyor: “En başta canlı yaşam neden hareket etmeye başlamıştı? Herhangi bir canlı dünyayı anlamlandırmaya nasıl başlar? Neden bazıları önderlik eder de diğerleri onu takip eder? İnsanlar olarak gezegenimize şeklini nasıl verdik? Hayvanların denizden karaya sürünerek çıkmaya başladıkları yolculukları bir kıtadan diğerine uzanacak genişliğe nasıl ulaştı? Düzen kaostan nasıl çıktı”.

Moor, mikroskopla görülen hücrelerden fil sürülerine dek her canlının, çok fazla sayıdaki seçeneği tek bir güzergaha indirmek için patikalara bel bağladığını söylüyor. “Patikalar olmasaydı kaybolurduk” diyor. Yıllarca yaptığı araştırmalarda, yolların dinlerle, aydınlanmayla, kadim topluluklarla, kayıp kültürlerle, milyon yıllık fosillerle, böceklerle, karıncalarla, av hayvanlarıyla, teknoloji ve insanın sinir sistemiyle ilişkisini incelerken, bu tür metinleri okumaya alışkın olmayanları felsefi bir alana da davet ediyor.

Patikalar ve Hikayeler

Patikalar tıpkı hayatın kendisi gibi yüründükçe oluşan bağlarla şekilleniyor. Ona göre kullanım şekli patikaların işlevlerini de belirliyor: “Patikalar süreklilik gösterir, çünkü bir arzu noktasını diğerine bağlar; bir sığınağı bir tatlı su kaynağına, bir evi bir kuyuya, bir köyü bir meyve bahçesine. Kolektif arzuyu dışa vurdukları hem de tatmin ettiklerinden, arzu varolduğu sürece onlar da var olur; arzu bir kez zayıflamaya görsün, o zaman patikalar da solar gider”.

Bu doğaçlama patikalara “arzu patikaları” deniyormuş. Diyor ki Moor, “Anlaşılır bir biçimde, diktatörlük rejiminin mimarları da tıpkı diktatörlerin bizzat kendileri gibi arzu patikalarını küçük görür.

Benim gibi hayatın temel dürtülerinin ve davranış biçimlerinin esas itibarıyla “sevme-sevememe- sevilme- sevilmeme ve genel olarak arzu” meselesi etrafında döndüğünü düşünen acayipleri bile şaşırtacak bilgilerin patikaların “tinsel ve uçucu ve akışkan” ruhuyla buluşturabilme yeteneğine de hayran olduğumu itiraf etmeliyim.

Yolculuk hikayelerinin mitlerdeki ve edebiyattaki karşılığını anlatan yazarlara sık rastlıyorum. Onlar genellikle “eve dönüş” ve aidiyet etrafında dolaşır. Moore’un onlardan farkı, yerel halkların anlattıklarından ziyade hikayelerindeki “yerlere” olan bağlılıklarına dikkat çekmesi;

“Apaçi yaşlıları birine ders vermek istediğinde, genellikle bir yer hakkında bir hikaye anlatırdı; böylece sorun yaratan kişi o yerden her geçtiğinde, hatta oradan bahsedildiğini duyduğunda, bu dersi hatırlardı….Apaçi kültüründe yer bir başına var olamaz. Bilakis neredeyse bütün yerli kültürlerde olduğu gibi mekansal ve kavramsal bir matris içinde, bir yerin diğerine kavuşmasıyla birbirine bağlanır”. Bu soruları sormasına neden olan yazarın yıllarca okuduğu her şeyde - edebiyat, tarih, ekoloji, biyoloji, psikoloji, felsefe - patikaların izlerini takip etmek.

Yer isimlerinin geçtiği hikayelerden oluşan “zincir patikalar”, henüz gidilmemiş hayali yerleri de çağıyordu belki. O hikayelerin geçtiği yerlerdeki nehirler, dağlar, ormanlar, kayalar ve hayvanlar da geleceğe kalan yaratılan efsanelerin bir parçası oluyordu. Ve patikalar, bir süre sonra izlerin takip edilmesiyle keşfedilen yollar değil, düşünceleri buluşturan karmaşık ağlar haline geliyordu.

Patikalar ve Hikayeler

Tarih öncesi çağlardan bugüne uzanan milyon yıllık patika hikayelerinde, insan kaos karşısında hep aynı soruyla karşılaşıyor; Kendi yaşam patikamızı nasıl seçeriz? Tercihlerimizin doğruluğundan o tecrübeye sahip olmadan evvel emin olamıyorsak ne yapmalı? Bu aynı zamanda felsefenin ve edebiyatın da büyük sorusu ve malum somut bir cevabı da yok.

Moor, ailenin, toplumun ve türün bizden önce döşenmiş yollarını hatırlatıyor önce; ruhani yollar, kariyer yolları, felsefi yollar, sanatsal yollar, refaha giden yollar, erdeme giden yollar ve diğerleri. Bugün teknolojiyle birlikte hızla sürekli değişen yaşam biçimleri, karşılığı da olmayan böyle ayırımlar yapmaya müsaade etmiyor, tersine seçimleri daha da kaotik ve boğucu bir hale dönüştürüyor.

Yaşadıklarını hikaye etmeden kendini var edemeyen insan, hikaye uçurtmalarının iplerinden birini sıkıca tutar. Seçimleri belirleyen “hayat hikayesi” tam da orada başlar bana göre. Tercihlerin tedirginliği, farklı patikaların buluştuğu başlangıç noktasında, sonu görünmeyen, risklerle dolu, ağaç gölgeleriyle çevrili loş bir patikaya ilk adımı atmaya benzer. Ne olacağı tecrübe etmeden bilinemez. Kendi yolculuklarının ortasında hakikate yaklaşanlar, seçimlerinin bedelini bir biçimde öder. Hayatlarına başkalarının hikayeleri eklendikçe patikalar, damarlar misali birbirlerine bağlanır. İnsanlığın evrensel haritası her yeni eklenenle biraz daha genişler. “Aramak, sendelemek iyidir” diye yazmış Goethe, “Çünkü ancak arayarak ve sendeleyerek öğreniriz”.

Moor bazı felsefecilerden alıntılarla yazdığı son bölümde, iz bırakan insanın dünyayı bütünleyişine ve bilgeliğin patikalarla ilişkisine değiniyor. Ona göre bilgelik, zeka, akıl ya da ahlaki iyilik değil. Bize bilinmeyen şey içinde yol gösteren şey. Zaman içinde evrilen bir muhakeme biçimi. Etrafımıza yeterince yakından bakarsak, ağaçların, deniz yosunlarının, dağların, nehirlerin, gezegenlerin, ve yıldızların bilgeliğe sahip olduğunu görebileceğimize inanıyor. Ve insanı istediği yere götürebilen patikaların bilgeliğini anlatıyor:

“Bilim, teknoloji, hikaye anlatıcılığı, hepsi de patikaların kıvrak bilgeliğinden istifade eder. Dünyayı çok şekillerde anlama biçimimiz, karıncaların patika bilgeliğiyle müsemma sorun çözme yetisine çok benzerdir. Dünyanın karmaşıklığı karşısında pek çok kuramı, test ederiz ve sonra da en çok işe yarayanların peşinden gideriz. Çatallanan yollar dünyasında yönümüzü en etkili şekilde bulmamız işte bu patika bilgeliği yoluyla olur. Patikaların muhteşemliği dolanmalarımızı ve diğerlerinin dolanmalarının en verimli olanlarını muhafaza etmeleri gerçeğinden kaynaklanır, bu yollar izlendikçe bilgelikleri daha da genişler ve yayılır”.

Moor’un söylediği gibi, evet kaotik bir alanda dolanmak için doğduk ama büsbütün kaybolmamak için kendi patikalarımızı da keşfediyoruz. Bizden önce gelenlerin bıraktığı izleri itinayla takip ediyoruz.

Nietzsche, vaktiyle yazmış: “Eğer her insan eyleminin - yalnızca bir kitabın değil - öyle veya böyle diğer eylemlerinin, kararlarının, ve düşüncelerinin, nedeni olduğunu; gerçekleşen her şeyin, gerçekleşen her şeyle ayrılmaz bir biçimde ilişkili olduğunu göz önünde bulunduracak olursak, işte o zaman gerçek ölümsüzlüğü; bir kez harekete geçtiğinde bir parça kehribarın içindeki bir böcek gibi bütün varoluşun genel birliğinde kapanan ve ölümsüzleşen hareketin ölümsüzlüğünü farkederiz”.

Bazen bunu Moor gibi trilyonlarca canlının nakşettiği sonsuz bir yol olarak görebilirsiniz. Ya da bu bu kitapta hikayesini öğrendiğim, bin yıl evvel yaşamış Han Şan’ın 70 yıl inzivaya çekilip ağaçlara, kayalara, falezlere, binaların duvarlarına karaladığı binlerce şiirinden kalan bir parçaya rastladığınızda, patikaların, hikayelerin ve bizi birbirimize bağlayan yazının mucizesini ürpererek hissedersiniz.

Patikalar ve Hikayeler

* Patikalar Üzerine Bir Keşif - Robert Moor, Çev. Burcu Halaç / Kolektif Kitap

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8